Hayrettin Barut 1999-2004 yılları arasında (MHP’den) Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı yaptı.
Ben o sırada Türk Dil Kurumu’nda (TDK) Basın Danışmanıydım.
Hayrettin Başkan, 2001 yılında, o zamanki TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ve kurum yöneticilerini, Afyonkarahisar’daki Dil Bayramı kutlamalarına davet etti.
Başkan Akalın’ın, düzenlenen törendeki konuşması, salonu tümüyle dolduran yurttaşlardan büyük alkış aldı. Bu davette, Belediye Başkanı sayın Hayrettin Barut’un il düzeyindeki değerli hizmetlerini yakından görme ve öğrenme imkanımız oldu.
MHP’den ayrılarak İyi Parti kurucuları arasında yer alan, daha sonra bu partiden de ayrılan ve halen herhangi bir siyasi partide aktif görevi bulunmayan Hayrettin Barut, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Yurdun değişik yerlerinde öğretmenlik ve eğitim yöneticiliği yapan Barut, öğretmenliği süresince edebiyat ve tarihle ilgilendi, özellikle Türklerin tarihi ve binlerce yıllık kültürel birikimi üzerine çeşitli araştırmalar ile derlemelere imza attı.
PARÇALANMIŞ RUHLAR HASTANESİ
İşte o Hayrettin BARUT, (affına sığınarak, çok uzun olduğu için özetlemek zorundakaldığım) ‘Parçalanmış Ruhlar Hastanesi’ başlıklı yazısında günümüz Türk toplumunun halini pek güzel hicvediyor.
Yazının özeti şöyle:
Şehrin dışında, tabelası uzaktan görülen bir hastane vardı: PARÇALANMIŞ RUHLAR HASTANESİ.
Hastanenin kapısında şöyle yazıyordu:
“Ahlakını kaybedenler,
Vicdanı iflas edenler,
Karakterini çıkarına satanlar ve insanlığını makam uğruna rehin bırakanlar kabul edilir.
Ancak, tedavi olmak isteyenlerin önce hasta olduklarını kabul etmeleri gerekir!”
BİRİNCİ serviste ikiyüzlüler yatıyordu. Doktor sordu:
- Şikâyetiniz nedir?
Hasta cevap verdi:
-Efendim, ben son derece dürüst bir insanım!
Doktor dosyasına baktı:
-Peki, neden buradasınız?
- Beni çekemeyenler şikâyet etmiş!
Doktor başını salladı:
-Anlaşıldı. Hastalık ilerlemiş. Hasta olduğunu inkâr ediyor, hastalığını başkalarının üzerine yıkıyor. Bu vakaya biz ileri derecede *karakter kaybı* diyoruz.
İKİNCİ serviste çıkar hastaları vardı. Doktor sordu:
-Dün savunduğunuz ilkelere ne oldu?
Hasta gayet sakin cevap verdi:
-Hocam, şartlar değişti!
Doktor itiraz etti:
-Şartlar mı değişti, siz mi?
Hasta gülümsedi:
-Aradaki farkı anlamayacak kadar saf değilsinizdir herhâlde!
Doktor reçeteye yazdı:
“Günde üç öğün ilke, ihtiyaç hâlinde iki doz omurga. Yan etkileri: Makam kaybı, menfaat azalması ve ani dürüstlük nöbetleri.”
ÜÇÜNCÜ serviste vicdanı körelmişler yatıyordu. Doktor sordu:
-Vicdanınız ne zaman sustu?
Hasta düşündü:
-İlk haksızlıkta biraz rahatsız oldum. İkincisinde alıştım. Üçüncüsünde sustum. Dördüncüsünde de bana bir makam verdiler.
Doktor şaşkınlıkla sordu:
-Peki, sonra?
Hasta göğsünü kabarttı:
-Sonra başkalarına vicdan dersi vermeye başladım!
Doktor kalemini bıraktı:
- Bunun tedavisi zor.
- Neden doktor bey?
- Çünkü siz hastalığınızı meslek edinmişsiniz!
DÖRDÜNCÜ servis, din ve ahlakı çıkarına alet edenlere ayrılmıştı.
Dillerinde dua, ceplerinde hesap; ağızlarında hak, ellerinde haksızlık vardı. Başkalarına ahlak anlatıyor, kendilerine gelince her türlü istisnayı kutsal bir gerekçeyle açıklıyorlardı.
Doktor sordu:
-İnandığınız değerlerle yaptıklarınız arasında hiç çelişki hissetmiyor musunuz?
Hasta hemen cevap verdi:
-Elbette hissediyorum. Ama insanın inancı başka, ticareti başka!
Doktor gözlüğünü çıkardı:
-Peki, insanlığınız nerede?
Hasta omuz silkti:
-Onu da şartlara göre kullanıyoruz!
Doktor dosyaya şu notu düştü:
“Değerler sisteminde ciddi arıza. Kişi ahlakı başkalarına uyguluyor, kendisine muafiyet tanıyor.”
BEŞİNCİ serviste üç maymun hastalığına yakalananlar vardı.
Görüyorlardı ama görmüyorlardı. Duyuyorlardı ama duymuyorlardı. Biliyorlardı ama bilmiyorlardı.
Doktor sordu:
-Memleketteki haksızlıkları görüyor musunuz?
Hasta cevap verdi:
- Görmedim.
- Duyuyor musunuz?
- Duymadım.
- Peki, biliyor musunuz?
- Bilmiyorum.
Doktor iç çekti:
-Peki, buraya nasıl geldiniz?
Hasta gururla cevap verdi:
-Bizi bu göreve bizzat onlar getirdi!
Doktor başını ellerinin arasına aldı.
-Siz hasta değilsiniz. Siz hastanenin yönetim kuruluna aday olmalısınız!
BAŞHEKİMİN DEĞERLENDİRMESİ
Hastanenin başhekimi bütün bu vakaları inceledikten sonra büyük bir toplantı düzenledi.
Mikrofonu eline aldı:
- Değerli hastalarımız! Hastanemizde ahlak, dürüstlük, vicdan ve karakter eksikliği had safhaya ulaşmıştır. Bu nedenle yeni bir tedavi programı başlatıyoruz.
Salondan bir ses yükseldi:
-Tedavi ne kadar sürecek?
Başhekim cevap verdi:
-Hastalar iyileşmeyi kabul ederse üç ay!
- Ya kabul etmezlerse?
Başhekim sustu. Sonra acı acı gülümsedi:
-O zaman hastaneyi kapatıp ülkenin yönetiminde görev isteyeceğiz. Çünkü burada öğrendiklerimizle her yerde iş bulabiliriz!
NETİCE ÇOK HAZİN
Acı gerçek şu ki: Bir toplumda vicdansızlık bulaşıcı hâle gelirse hastaneler yetmez. Çünkü bir süre sonra hastalar doktor, doktorlar hasta, reçeteler de çıkar sahiplerinin elinde propaganda broşürü olur.
O zaman geriye tek bir soru kalır:
Ruhunu kaybetmiş bir toplumu kim tedavi edecek; kendisini hasta kabul etmeyenler mi, yoksa bütün bu olup bitenlere alışıp susanlar mı?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
REMZİ DİLAN
HAFTALIK - Parçalanmış Ruhlar Hastanesi
Hayrettin Barut 1999-2004 yılları arasında (MHP’den) Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı yaptı.
Ben o sırada Türk Dil Kurumu’nda (TDK) Basın Danışmanıydım.
Hayrettin Başkan, 2001 yılında, o zamanki TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ve kurum yöneticilerini, Afyonkarahisar’daki Dil Bayramı kutlamalarına davet etti.
Başkan Akalın’ın, düzenlenen törendeki konuşması, salonu tümüyle dolduran yurttaşlardan büyük alkış aldı. Bu davette, Belediye Başkanı sayın Hayrettin Barut’un il düzeyindeki değerli hizmetlerini yakından görme ve öğrenme imkanımız oldu.
MHP’den ayrılarak İyi Parti kurucuları arasında yer alan, daha sonra bu partiden de ayrılan ve halen herhangi bir siyasi partide aktif görevi bulunmayan Hayrettin Barut, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Yurdun değişik yerlerinde öğretmenlik ve eğitim yöneticiliği yapan Barut, öğretmenliği süresince edebiyat ve tarihle ilgilendi, özellikle Türklerin tarihi ve binlerce yıllık kültürel birikimi üzerine çeşitli araştırmalar ile derlemelere imza attı.
PARÇALANMIŞ RUHLAR HASTANESİ
İşte o Hayrettin BARUT, (affına sığınarak, çok uzun olduğu için özetlemek zorunda kaldığım) ‘Parçalanmış Ruhlar Hastanesi’ başlıklı yazısında günümüz Türk toplumunun halini pek güzel hicvediyor.
Yazının özeti şöyle:
Şehrin dışında, tabelası uzaktan görülen bir hastane vardı: PARÇALANMIŞ RUHLAR HASTANESİ.
Hastanenin kapısında şöyle yazıyordu:
“Ahlakını kaybedenler,
Vicdanı iflas edenler,
Karakterini çıkarına satanlar ve insanlığını makam uğruna rehin bırakanlar kabul edilir.
Ancak, tedavi olmak isteyenlerin önce hasta olduklarını kabul etmeleri gerekir!”
BİRİNCİ serviste ikiyüzlüler yatıyordu. Doktor sordu:
- Şikâyetiniz nedir?
Hasta cevap verdi:
- Efendim, ben son derece dürüst bir insanım!
Doktor dosyasına baktı:
- Peki, neden buradasınız?
- Beni çekemeyenler şikâyet etmiş!
Doktor başını salladı:
- Anlaşıldı. Hastalık ilerlemiş. Hasta olduğunu inkâr ediyor, hastalığını başkalarının üzerine yıkıyor. Bu vakaya biz ileri derecede *karakter kaybı* diyoruz.
İKİNCİ serviste çıkar hastaları vardı. Doktor sordu:
- Dün savunduğunuz ilkelere ne oldu?
Hasta gayet sakin cevap verdi:
- Hocam, şartlar değişti!
Doktor itiraz etti:
- Şartlar mı değişti, siz mi?
Hasta gülümsedi:
- Aradaki farkı anlamayacak kadar saf değilsinizdir herhâlde!
Doktor reçeteye yazdı:
“Günde üç öğün ilke, ihtiyaç hâlinde iki doz omurga. Yan etkileri: Makam kaybı, menfaat azalması ve ani dürüstlük nöbetleri.”
ÜÇÜNCÜ serviste vicdanı körelmişler yatıyordu. Doktor sordu:
- Vicdanınız ne zaman sustu?
Hasta düşündü:
- İlk haksızlıkta biraz rahatsız oldum. İkincisinde alıştım. Üçüncüsünde sustum. Dördüncüsünde de bana bir makam verdiler.
Doktor şaşkınlıkla sordu:
- Peki, sonra?
Hasta göğsünü kabarttı:
- Sonra başkalarına vicdan dersi vermeye başladım!
Doktor kalemini bıraktı:
- Bunun tedavisi zor.
- Neden doktor bey?
- Çünkü siz hastalığınızı meslek edinmişsiniz!
DÖRDÜNCÜ servis, din ve ahlakı çıkarına alet edenlere ayrılmıştı.
Dillerinde dua, ceplerinde hesap; ağızlarında hak, ellerinde haksızlık vardı. Başkalarına ahlak anlatıyor, kendilerine gelince her türlü istisnayı kutsal bir gerekçeyle açıklıyorlardı.
Doktor sordu:
- İnandığınız değerlerle yaptıklarınız arasında hiç çelişki hissetmiyor musunuz?
Hasta hemen cevap verdi:
- Elbette hissediyorum. Ama insanın inancı başka, ticareti başka!
Doktor gözlüğünü çıkardı:
- Peki, insanlığınız nerede?
Hasta omuz silkti:
- Onu da şartlara göre kullanıyoruz!
Doktor dosyaya şu notu düştü:
“Değerler sisteminde ciddi arıza. Kişi ahlakı başkalarına uyguluyor, kendisine muafiyet tanıyor.”
BEŞİNCİ serviste üç maymun hastalığına yakalananlar vardı.
Görüyorlardı ama görmüyorlardı. Duyuyorlardı ama duymuyorlardı. Biliyorlardı ama bilmiyorlardı.
Doktor sordu:
- Memleketteki haksızlıkları görüyor musunuz?
Hasta cevap verdi:
- Görmedim.
- Duyuyor musunuz?
- Duymadım.
- Peki, biliyor musunuz?
- Bilmiyorum.
Doktor iç çekti:
- Peki, buraya nasıl geldiniz?
Hasta gururla cevap verdi:
- Bizi bu göreve bizzat onlar getirdi!
Doktor başını ellerinin arasına aldı.
- Siz hasta değilsiniz. Siz hastanenin yönetim kuruluna aday olmalısınız!
BAŞHEKİMİN DEĞERLENDİRMESİ
Hastanenin başhekimi bütün bu vakaları inceledikten sonra büyük bir toplantı düzenledi.
Mikrofonu eline aldı:
- Değerli hastalarımız! Hastanemizde ahlak, dürüstlük, vicdan ve karakter eksikliği had safhaya ulaşmıştır. Bu nedenle yeni bir tedavi programı başlatıyoruz.
Salondan bir ses yükseldi:
- Tedavi ne kadar sürecek?
Başhekim cevap verdi:
- Hastalar iyileşmeyi kabul ederse üç ay!
- Ya kabul etmezlerse?
Başhekim sustu. Sonra acı acı gülümsedi:
- O zaman hastaneyi kapatıp ülkenin yönetiminde görev isteyeceğiz. Çünkü burada öğrendiklerimizle her yerde iş bulabiliriz!
NETİCE ÇOK HAZİN
Acı gerçek şu ki: Bir toplumda vicdansızlık bulaşıcı hâle gelirse hastaneler yetmez. Çünkü bir süre sonra hastalar doktor, doktorlar hasta, reçeteler de çıkar sahiplerinin elinde propaganda broşürü olur.
O zaman geriye tek bir soru kalır:
Ruhunu kaybetmiş bir toplumu kim tedavi edecek; kendisini hasta kabul etmeyenler mi, yoksa bütün bu olup bitenlere alışıp susanlar mı?
---
İYİ HAFTALAR
remzidilan_48@hotmail.com