Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Remzi Dilan

bursaarena.com.tr - Remzi Dilan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Remzi Dilan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

REMZİ DİLAN yazdı: "Ağustos Zaferler Ayı, Selam Dursun Alayı" Haber

REMZİ DİLAN yazdı: "Ağustos Zaferler Ayı, Selam Dursun Alayı"

Bazı aylar vardır ki, ulusların kaderlerini belirleyen dönüm noktalarıyla tarihe altın harflerle yazılır. Türk Ulusu için Ağustos, işte tam da böyle bir aydır. Takvim yaprakları Ağustos ayını gösterdiğinde, bu toprakların dört bir yanından kahramanlık destanlarının yankıları yükselir; geçmişin ihtişamı bugünün ruhuna ilham verir. Türk ulusunun yaşantısında Ağustos aylarında tarihin akışını değiştiren önemli olayları şöyle bir anımsayalım: 26 AĞUSTOS 1071 - MALAZGİRT ZAFERİ - Sultan Alpaslanın komutasında ordunun, Romen Diyojen komutasındaki Doğo Roma İmparatorluğu ordusunu yenmesiyle kazanılan bu zaferle Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış oldu. 11 AĞUSTOS 1473 - OTLUKBELİ ZAFERİ - Anadolu'da, Erzincan'ın Tercan Ovası'nda "Otlukbeli" denilen yerde savaş, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in komuta ettiği Osmanlı ordusuyla Akkoyunlu İmparatoru Uzun Hasan'ın komuta ettiği Akkoyunlu ordusu arasında yapıldı. Kazanılan zaferle, Osmanlılar, 40 yılı doğuya karşı rahat ve huzur içinde geçirirken, batıda, Avrupa'da da istedikleri gibi davranabilmişlerdi. 23 AĞUSTOS 1514 - ÇALDIRAN ZAFERİ - Van'ın 90 kilometre kuzey doğusundaki Çaldıran Ovası'nda yapılan ve her ikisi de Türk olan Osmanlı ile Safevi devletleri arasındaki yaşaan Çaldıran Savaşı ise Anadolu birliği yolunda atılmış önemli bir adım oldu.. 24 AĞUSTOS 1516 - MERCİDABIK ZAFERİ - Yavuz Sultan Selim'in başında bulunduğu Osmanlı Devleti ile Memlük Devleti arasında, Halep şehrinin kuzeyindeki Mercidabık’ta yapılan savaşta kazanılan zafer, Osmanlı Devleti'ne dini, siyasi, askeri, iktisadi pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı hanedanına geçmesinin yolunu açtı. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hakimiyetine girerken, Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu'nun zapt edilmesiyle de Anadolu Türk birliği tamamlandı. AĞUSTOS 1521 - BELGRAD'IN FETHİ - İkinci Murad'ın ve Fatih Sultan Mehmet'in ayrı ayrı gerçekleştirdikleri iki kuşatmaya rağmen Belgrad, 1521 yılında Kanuni'ye boyun eğdi. Belgrad'ın fethi, Türklerin artık Orta Avrupa'ya açıldığını gösterdiği için Avrupa'da büyük yankı uyandırdı. Belgrad, bu tarihten itibaren Avrupa seferlerinde en önemli üs konumuna geldi ve "Darü'l Cihad" adını aldı. 29 AĞUSTOS 1526 - MOHAÇ ZAFERİ - Osmanlı ordusu, Kanuni Sultan Süleyman'ın emir ve komutasında, birliklerini Macaristan'a doğru yöneltti. İki ordu Mohaç Meydanı'nda karşı karşıya geldi ve savaşı, iki saat gibi kısa sürede Osmanlı ordusu kazandı. Macaristan'ın başkenti Budapeşte ele geçirildi ve Macaristan, Osmanlı Devleti'ne bağımlı bir krallık haline geldi. 1 AĞUSTOS 157 - KIBRIS'IN FETHİ - Venediklilerin elindeki Doğu Akdeniz'in en büyük adası olan Kıbrıs, Osmanlılar için coğrafi konumu itibarıyla önem arz ediyordu. 1 Ağustos 1571 tarihinde, 2. Selim tarafından fethi istenen Kıbrıs, Lala Mustafa Paşa tarafından fethedildi. Bu fetih ile Osmanlı üstünlük kurdu ve böylece İnebahtı Deniz Savaşı'na da zemin sağlandı. 23 TEMMUZ- 7 AĞUSTOS - ERZURUM KONGRESİ - Kurtuluş Mücadelesi'nde izlenen çizgide önemli ölçüde belirleyici olan Erzurum Kongresi 23 Temmuz-7 Ağustos tarihlerinde yapıldı. Erzurum Kongresi'nde, manda ve himayenin reddedilmesi, ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi ve ilk kez "milli sınırlar"dan söz edilerek, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı anda Türk vatanı olan toprakların parçalanamayacağı gibi önemli maddeler yayımlandı. 10 AĞUSTOS 1920 - SEVR (zafer değil hezimet) ANTLAŞMASI - Birinci Dünya Savaşı’nda galip gelen Müttefik Kuvvetler ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ve savaş durumuna son veren antlaşmadır. Fransa’nın Sevr şehrinde 10 Ağustos 1920 tarihinde, bir porselen fabrikasında imzalandı. Orjinal hali Fransa’da saklanıyor. Osmanlı, bu antlaşmayla birçok toprağını kaybetmek zorunda kaldı. 23 AĞUSTOS 1921 - SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ - Mustafa Kemal Paşa, yeni bir savaş stratejisi uygulayarak ordularına, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz" emrini verdi. Türk askeri, bu emre uyarak vatanını canla başla savundu. Bu amansız mücadele, bütün şiddetiyle 22 gün 22 gece sürdü. Bütün cephe boyunca saldırıyı sürdüren Türk ordusu, 13 Eylül 1921'de Sakarya ırmağının doğusundan Yunan kuvvetlerini temizledi. Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı. 26- 30 AĞUSTOS - BÜYÜK TAARRUZ - Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordu, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. 30 Ağustos'a kadar çembere alınan düşman kuvvetleri, Dumlupınar'da aldığı darbe sonucu kaçmaya başladı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emrini verdi. Böylelikle, Yunan ordusu İzmir'e kadar takip edildi ve 9 Eylül 1922 tarihinde ise İzmir'den çıkartıldı. Akabindeki bağımsızlık mücadelesi kapsamında Sevr Antlaşması da yırtılıp çöpe atıldı. SEVR ANTLAŞMASININ YILDÖNÜMÜNDE TBMM ANCAK, SEVR ANTLAŞMASININ KABULÜNÜN YILDÖNÜMÜ OLAN 10 Ağustos 2026 GÜNÜ, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi ("Çerçeve Yasa / Süreç Yasası") TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. ALAYINIZ SELAM DURUN Bu toprakları bize vatan kılan, al kanlarıyla bayrağımıza renk veren ecdadımızın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. ​Ağustos ayı sadece geçmişte kalmış zaferlerin hatırası değil; aynı zamanda bu milletin birlik, beraberlik ve bağımsızlık iradesinin de en somut ifadesidir. ​O NEDENLE, BU MİLLETİN VE VATANIN BİRLİĞİNİ, DİRLİĞİNİ BOZACAK UYGULAMALARA GİRİŞENLER İÇİN DİYORUZ Kİ: "AĞUSTOS ZAFERLER AYI, SELAM DURSUN ALAYI" --- İYİ HAFTALAR remzidilan_48@hotmail.com ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

REMZİ DİLAN yazdı: "LÖSEMİ, LÖSEV, LÖSANTE: Biteviye Mücadele." Haber

REMZİ DİLAN yazdı: "LÖSEMİ, LÖSEV, LÖSANTE: Biteviye Mücadele."

Aşağıdaki fotoğraf size ne anlatıyor? İlk baktığımda ben de bir anlam veremedim. Uzaktan bakınca, yazılarla bölünmüş boş bir arazi sandım. Bir süre sonra park etmiş araçları ve araçların yanında bekleyen insanları fark ettim. Daha dikkatli bakınca, hepsinin yüzlerini aynı yöne çevirdiğini gördüm. Hastanenin üst katlarına doğru el sallıyor, kalp işaretleri yapıyor, sevgilerini uzaktan ulaştırmaya çalışıyorlardı. Merak ettim. Bulunduğum yer, Ankara İncek'teki LÖSANTE Hastanesi'nin bir penceresiydi. Hastane görevlilerine bu manzaranın nedenini sordum. Anlattıkları beni hem duygulandırdı hem de umutlandırdı. Meğer o insanlar, hastanede tedavi gören lösemili çocukların ve diğer hastaların yakınlarıymış. Tedavi sürecinde enfeksiyon riskini en aza indirmek için ziyaretçi kabul edilmiyormuş. Yakınları da hastanenin arka cephesindeki bu alanda toplanıyor; çocuklarına, eşlerine, kardeşlerine uzaktan el sallıyor, moral veriyor, "Yanındayız" mesajını iletmeye çalışıyormuş. Umutsuzluk Yok Lösemi artık eskisi kadar çaresiz bir hastalık değil. Edindiğim bilgilere göre, özellikle çocukluk çağı lösemilerinde uygun tedaviyle başarı oranı yüzde 90'ların üzerine, bazı hasta gruplarında ise yüzde 94'e kadar ulaşabiliyor. Bu oran, yalnızca tıbbın başarısını değil, umudun da ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. O nedenle hastane bahçesindeki insanlar sadece el sallamıyor; umut gönderiyorlar. LÖSANTE'NİN FARKI Ankara İncek’teki LÖSANTE Hastanesi yalnızca lösemi hastalarının tedavi edildiği bir merkez değil. Çocuk ve yetişkin sağlığında çok sayıda branşta hizmet veren, kadın hastalıkları ve doğumdan kardiyolojiye, ortopediden genel cerrahiye kadar kapsamlı sağlık hizmeti sunan modern bir hastane. Ben ve eşim, lösemiyle doğrudan bir ilgimiz olmadığı hâlde sağlık hizmeti almak için burayı tercih ettik. Bunda en önemli etken, hastanenin sağlık hizmetini yalnızca teşhis ve tedavi olarak görmemesi; insanı merkeze alan, güven veren ve ticari kaygının önüne etik değerleri koyan bir anlayışla hizmet vermesi oldu. BİR MUAYENE, BİR UMUT Biz zaten yıllardır LÖSEV'e elimizden geldiğince bağış yapmaya çalışıyoruz. Ancak hastanede öğrendiğim bir uygulama beni ayrıca etkiledi. LÖSANTE'de tedavi gören yetişkin hastaların oluşturduğu gelir, LÖSEV'in desteği ve yapılan bağışlarla birlikte lösemili ve kanserli çocukların tanı ve tedavi süreçlerinin tamamen ücretsiz yürütülmesine katkı sağlıyor. Başka bir ifadeyle... Siz kendi sağlığınız için muayene olurken, bir çocuğun ücretsiz tedavi almasına da katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Ne kadar anlamlı bir dayanışma... ÖZETLE Hastane penceresinden baktığımda gördüğüm o yazılar artık bana sadece bir fotoğraf karesi gibi görünmüyor. Orada umut var. Sabır var. Fedakârlık var. Anne-babaların, kardeşlerin, dedelerin, ninelerin uzaktan uzanan sevgisi var. Ve hepsinden önemlisi... Hayata sımsıkı tutunan çocuklar var. Bazen bir el sallamak bile ilaç kadar değerlidir. Belki de o yüzden, o hastanenin arka bahçesi bana, umudun hiçbir zaman karantinaya alınamayacağını öğretti. YETKİLİSİNDEN SON NOT Dr. İhsan Pelen: 2013 yılının sonlarında Ankara-İncek'te bulunan 17 dekarlık vakıf arazisinde Türkiye'de yine bir ilk olan "onkoloji kenti" kurulmuştur. Burada ayrıca yetişkin kanser hastalarının da bakılabileceği 400 yataklı bir hastane, lösemili çocukların eğitimlerini tedavi sırasında da sürdürebilmeleri için ek bir okul kompleksi ve oyun alanları ile yüksek kapasiteli bir otel ve konaklama alanları da bulunmaktadır. 2015 yılı Şubat ayı itibarıyla yapımı tamamlanan birim; 2016 yılı 10 Mayıs'ta açılmıştır. Yapının hizmete alınması ile kurum bünyesinde yetişkin kanser hastalarına da sosyal ve maddi yardımlar ulaştırılmaya başlamıştır. Lösemili çocuklara tamamen ücretsiz tedavi verilmektedir. --- İYİ HAFTALAR remzidilan_48@hotmail.com --- Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

REMZİ DİLAN yazdı: "Yaz Sıcağı da Gündem de Yakacak" Haber

REMZİ DİLAN yazdı: "Yaz Sıcağı da Gündem de Yakacak"

Bu yılın (2026) yaz aylarının ana başlıkları: Mutlak Butlan, NATO Zirvesi, Çerçeve Yasa ve Ekonomi... Mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar kapıyı çalarken, Türkiye her anlamda yüksek voltajlı bir yaza giriş yaptı diyebiliriz. Siyasetin koridorları, uluslararası diplomasinin masaları ve mutfağın yangını eşzamanlı olarak büyüyor. Önümüzdeki birkaç ay, sadece günü kurtarma çabalarının değil, ülkenin önündeki uzun yılların kaderini tayin edecek yapısal gelişmelere gebe. ANA MUHALEFETTE 'MUTLAK BUTLAN' GÖLGESİ Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türk siyasi tarihinin belki de en sıra dışı ve karmaşık hukuk krizlerinden birini yaşıyor. Bölge Adliye Mahkemesi'nin 38. Olağan Kurultay’a yönelik verdiği "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı, sadece bir parti içi çekişme değil; parti hukuku ve demokrasi ekseninde bir deprem yarattı. Özgür Özel yönetiminin meşruiyet savunması ve sivil direniş çağrılarına karşılık, Kemal Kılıçdaroğlu döneminin mahkeme kararıyla (tedbiren de olsa) yönetimi devralması, siyasetin kimyasını bozdu. Üstelik bu karar, zincirleme bir reaksiyonla sonraki olağanüstü kurultayları da hukuken boşa düşürme riski taşıyor. CHP’nin geleceğe yönelik adımları, Yargıtay’ın temyiz sürecinde vereceği kararla şekillenecek. Ancak, kesin olan bir şey var: Yargının siyasete bu denli müdahil olduğu bir iklimde, ana muhalefetin bu yaz boyunca kendi iç hukukuyla meşgul olması, iktidar karşısındaki pozisyonunu ve enerjisini ciddi şekilde test edecek. ANKARA'DA DİPLOMASİ VİTRİNİ: 36. NATO ZİRVESİ VE CENDERE İç politikada bu fırtına koparken, başkent Ankara tarihi bir uluslararası buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Başkentte gerçekleştirilecek olan NATO Liderler Zirvesi, Türkiye’nin küresel diplomasideki ağırlığını perçinleme fırsatı verecek mi?. Dünya liderleri Ankara’da toplanırken, masada Ukrayna-Rusya dengesi, Orta Doğu’daki güvenlik koridorları ve küresel savunma stratejileri olacak. İktidar bir yandan NATO Zirvesine yönelik altyapı çalışmalarıyla başkentin çehresini dünyaya sunarken, diğer yandan 'Doğu ile Batı arasında köprü olma' misyonunu bu zirveyle somutlaştırmayı hedefliyor. Ankara için bu zirve, küresel siyasetin kalbinin attığı merkez olurken, kurum ve kişilere yönelik getirilen geniş kısıtlamalar nedeniyle Başkenttekiler 8-10 gün cenderede kalacak. Özetle, 2026 yılının yaz ayları Türkiye için adeta bir satranç tahtası. Bir tarafta hukuki labirentlerde yönünü bulmaya çalışan bir muhalefet, diğer tarafta küresel güvenliğin mimarisini Ankara’da kuran ve içeride tarihi bir açılımla ilgili yasal reformu zorlayan bir iktidar blokajı var. Ve tüm bunların tam ortasında, cüzdanındaki yangının Temmuz zammıyla sönmesini bekleyen milyonlarca vatandaş... Havanın sıcaklığı geçici, ancak bu yaz atılacak siyasi, hukuki ve ekonomik adımların sıcaklığı uzun yıllar boyunca geçmeyecek. BANA ÖZEL BİR NOT Haziran ayının üçüncü Pazar günü BABALAR GÜNÜ olarak kutlandı. Tüm babaların bu özel günü (geride kalsa da) kutlu olsun. Babalar günü, bir baba olarak bana da yaradı. Kıdemli dizüstü bilgisayarım arızalanmıştı, tamire verdim. Bilgisayarcının işleri yoğun herhalde, epeydir bekliyordum ki, canım tek evladım Gizem, Babalar Günü'nde elinde bir paketle geldi. Hediyesi dizüstü bilgisayardan daha hafif, daha modern, klavyesi ve kalemi de olan bir tabletti. Çok duygulandım. Bu yazımı Babalar Günü hediyem olan tabletle yazdım. Tavır ve davranışları, bağlılıkları, sorumluluk taşımaları ve yüksek karekter sahibi olmaları nedeniyl babaları ve annelerinin gurur kaynağı tüm evlatlar ile çocukları daima var olsun, tanrım onları her türlü musibetten korusun. --- İYİ HAFTALAR remzidilan_48@hotmail.com remzidd178@gmail.com --- Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

REMZİ DİLAN: Nutuk'ta, Samsun Hazırlıkları ve 19 Mayıs Haber

REMZİ DİLAN: Nutuk'ta, Samsun Hazırlıkları ve 19 Mayıs

“1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.” Nutuk’un giriş kısmı bu ünlü cümleyle başlıyor. Mustafa Kemal, bu tarihte Osmanlı Devleti’nin durumunu, işgalleri, ordunun halini ve milletin içinde bulunduğu şartları ayrıntılı biçimde şöyle değerlendiriyor: “Vaziyet ve manzara-i umumîye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumî’de mağlûp olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Harb-i Umumî’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, mütereddit ve şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği denî tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine aciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, mütarekenamenin hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî kıtaatı, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi ajanları faaliyette. Nihayet, mevzuubahs tarihten dört gün evvel 15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin muvafakatiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor. Bundan başka memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açık, hususi emel ve maksatlarının teminine, devletin bir an evvel çökmesine çalışıyorlar. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifesi Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Nutuk’un bu bölümü, Türk Kurtuluş Savaşı’nın gerekçesini ve başlangıç düşüncesini açıklayan en önemli metinlerden biridir İSTANBUL’DAKİ HAZIRLIK ÇALIŞMALARI 1. Anadolu’ya Geçme Kararı Mustafa Kemal, İstanbul’da kalarak ülkenin kurtarılamayacağını düşünüyordu. İşgal altındaki başkentte gerçek çözümün Anadolu’da milletle birlikte bir direniş örgütlemek olduğuna karar verdi. 2. Devlet Adamları ve Askerlerle Görüşmeler İstanbul’da bulunduğu dönemde çeşitli askerî ve siyasî kişilerle temas kurdu. Görüştüğü çevreler arasında: Eski komutan arkadaşları, Güvendiği subaylar, Bazı devlet görevlileri ve Anadolu’daki kolordu komutanları vardı. 3. Şişli’deki Toplantılar Nutuk’a göre İstanbul’daki en önemli hazırlık merkezi Şişli’deki evdi. Nutuk’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’da Samsun’a gitmeden önce yaptığı hazırlıkları anlattığı bölüm oldukça uzun ve eser boyunca farklı sayfalara yayılı. İşte Nutuk’ta bu dönemi anlatan önemli bir bölüm: “İstanbul’dan çıkmak ve Anadolu’ya geçmek zarureti vardı. Çünkü İstanbul içinde bulunduğu şartlar itibarıyla artık serbest çalışmaya müsait değildi.” Şişli’de yapılan görüşmeler için: “Şişli’deki evimde, memleket ve milletin kurtuluşu için takip edilmesi uygun görülen kararlar hakkında arkadaşlarla görüşmeler yapılıyordu.” (Burada: Memleketin durumu, değerlendiriliyor, işgallere karşı ne yapılacağı konuşuluyor, Anadolu’ya geçiş planları yapılıyor, direnişin yöntemi tartışılıyordu. Bu toplantılara zaman zaman: Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy ve İsmet Bey (sonradan İsmet İnönü) katılıyordu.) Anadolu’ya geçiş görevi hakkında: “Samsun’a ve havalisine gönderilmem teklif edildi. Bu vazifenin unvanı Dokuzuncu Ordu Müfettişliği idi.” Görevin kapsamı için: “Bu vazifeye ait talimatnameyi tetkik ettim. Bana oldukça geniş salahiyet veriliyordu.” İstanbul’dan ayrılışı: “16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan ayrıldım.” Ve Samsun’a çıkışı: “1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.” 11 GÜNLÜK TAKVİM Mustafa Kemal’in 9- 19 Mayıs 1919 arasındaki 11 günlük takvimi, İstanbul’dan Samsun’a uzanan yolculuğun ve Milli Mücadele’nin fiilen başladığı kritik hazırlık sürecini kapsıyor. Bu dönemde Paşa, resmi görevlendirme ile yola çıkarken aynı zamanda Anadolu’da direnişi örgütleme planlarını gizlice şekillendiriyordu. 9 Mayıs 1919 İstanbul Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişliği görevine atanmasının ardından hazırlıklarını tamamladı. Anadolu’ya geçiş için resmi izin ve görev yazıları düzenlendi. 10- 12 Mayıs 1919 İstanbul Yaverleri ve kurmay heyeti ile birlikte yolculuk planı yapıldı. Paşa, yakın çevresine Anadolu’da milli direnişin örgütleneceğini ima etti. 13 Mayıs 1919 İstanbul Bandırma Vapuru’nun hazırlıkları tamamlandı. Paşa, İstanbul’daki son temaslarını yaptı; devlet ve ordu içindeki bazı isimlerle görüştü. 14 Mayıs 1919 İstanbul Yunan işgalinin İzmir’de gerçekleşeceği haberleri İstanbul’a ulaştı. Mustafa Kemal, bu işgalin Anadolu’da büyük bir direniş doğuracağını öngördü. 15 Mayıs 1919 İstanbul İzmir’in işgali gerçekleşti. Paşa, bu gelişmeyi Anadolu’ya geçiş planlarının aciliyetini artıran bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. 16 Mayıs 1919 İstanbul → Karadeniz Mustafa Kemal ve heyeti, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrıldı. Bu yolculuk, Milli Mücadele’nin fiili başlangıcı olarak kabul ediliyor. 17 Mayıs 1919 Karadeniz Bandırma Vapuru Karadeniz’de yol aldı. Paşa, yolculuk sırasında kurmaylarıyla Anadolu’daki direnişin nasıl örgütleneceğini tartıştı. 18 Mayıs 1919 Karadeniz’de yolculuk sürerken Paşa, Samsun’a varış öncesinde bölgedeki askeri ve siyasi duruma dair raporları inceledi. 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, Mıntıka Palas’a yerleşti. İlk günlerde bölgedeki asayiş raporlarını topladı, ardından telgrafla İstanbul’a ve Anadolu’daki komutanlara mesajlar gönderdi. TELGRAFHANE OLAYI (1919, SAMSUN) Telgraf memuru Ahmet Remzi (Coşkuner), Mustafa Kemal’in Samsun’a gelişinden kısa süre sonra yaşanan bir geceyi anlatır. Hava elektrik yüklü ve yağmurlu olduğu için telgraf telleri toprağa verilmişti. Paşa, buna rağmen “Bu konu vatanın kurtuluşu ile ilgilidir, muhakkak görüşeceğim” diyerek görüşmeyi zorunlu kıldı. Paşa, memurun elini tutarak “Ya ölürüz ya vatan kurtulur!” dedi. Böylece Havza ve Amasya ile şifreli telgraf görüşmeleri yapıldı. Görüşme sonrası Mustafa Kemal, “Oh, çok şükür vatan kurtuldu!” diyerek telgrafhaneden ayrıldı. Sadrazam Damat Ferid’e gönderdiği mesajda, İzmir’in işgalinin millet tarafından kabul edilmeyeceğini bildirdi. Ayrıca, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa ile de telgraf üzerinden bağlantı kurdu. Samsun telgrafhanesi, Milli Mücadele’nin iletişim merkezi olarak işlev gördü. Atatürk’ün burada yaptığı şifreli görüşmeler, Havza Genelgesi ve Amasya’daki hazırlıkların önünü açtı. Telgrafhane, Samsun’da Milli Mücadele’nin ilk kıvılcımının atıldığı mekânlardan biri olarak tarihe geçti. SAMSUN’DAN SONRA Nutuk’da, Mustafa Kemal’in, Samsun’a çıktıktan sonra, Anadolu’daki milli direnişi örgütlemek amacıyla gittiği il ve ilçeler ile yayınladığı genelgeler ve düzenlediği kongre/toplantılar kronolojik sıraya göre şöyle yer alıyor: 1. HAVZA (25 MAYIS 1919) - “HAVZA GENELGESİ” yayımlandı, İzmir’in işgaline karşı mitingler düzenlenmesi istendi. 2. AMASYA (12–22 HAZİRAN 1919) Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919) Milli Mücadele’nin ilk büyük programı kabul edildi. Genelgedeki Temel Kararlar “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” İstanbul Hükûmeti görevini yapamamaktadır. Sivas’ta ulusal kongre toplanacaktır. SİVAS KONGRESİ (4–11 EYLÜL 1919) Milli Mücadele’nin en önemli kongrelerinden biridir. Kararlar Tüm direniş cemiyetleri birleştirildi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Temsil Heyeti tüm vatanı temsil eder hâle geldi. Manda fikri kesin biçimde reddedildi. 5. ANKARA (27 ARALIK 1919) Ankara’nın Önemi Anadolu’nun merkezinde olması Demiryolu bağlantısı Batı Cephesi’ne yakınlık Yapılan Çalışmalar HEYET-İ TEMSİLİYE MERKEZİ ANKARA OLDU. Milletvekilleriyle görüşmeler yapıldı. TBMM’nin açılış hazırlıkları yürütüldü. 6. Ankara — TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN AÇILMASI (23 NİSAN 1920) TOPLANTI Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Sonuç Milli Mücadele artık millet adına yürütülmeye başlandı. Yeni devletin temeli atıldı. --- GENÇLER, BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN remzidilan_48@hotmail.com ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.