Sabah namazından sonra Arafat'a geçilir. Öğle vaktinden güneş batımına kadar Arafat'ta durulur (vakfe yapılır). Öğle ve ikindi namazları birleştirilip (cem-i takdim) kılınır. Gün boyu dua, tövbe ve zikir yapılır.
Arafat, Mekke'nin yaklaşık 25 kilometre güneydoğusunda yer alan ve hac ibadetinin en önemli şartı olan vakfenin yapıldığı kutsal bir dağ ve düz alandır. Arafat adı, bilmek, tanımak, anlamak ve fark etmek anlamlarıyla ilişkilendirilir. Geleneksel anlatıyla, Hz. Âdem ile Hz. Havva yeryüzüne indirildikten sonra burada buluşup birbirlerini tanıdıkları için bu adı almıştır.
Mikât yerinde, kendisini şirk ve emmarede tutan eylem ve söylemlerinin yanında, ortamlardan, yaşamdan, arkadaşlıklardan kısaca hayat tarzından uzaklaşarak tövbe edildi. Rahmanî vasıfları, şeriatı giyinerek ihrama girildi. Devamında, sabah namazı samimiyetle zahiri yönüyle kılındı. Beraberinde, eşyayı, parayı, makamı, dünyalıkları, egosunu sevip zikretmekten, Allah’ı zikretmeye, sevmeye yönelerek, batınî yönüyle de kılındıktan sonra, Arafat’a çıkar. Arafat zahiren bir dağ olduğu gibi insanın kendisindeki karşılığı, farkındalığa ermiş bilinçtir. Daha önceki küfür yaşantısında, kendi varlığının kontrolünü emmaresine verdiği için yaşamındaki değer verdikleri, öncelik yaptıkları, önemsedikleri, sevdikleri, zikredip muhabbet ettikleri, hizmet ettikleri, istekleri gibi insanî durumları gelip geçici, ölünce ardında kalacak olan mal, mülk, mevki, makam, para, altın, şan ve şöhret yani emmarenin sevdiği ve talep ettikleriydi. Yaşam, bunları elde etmek ve arttırmak üzerine hırsla, kinle, öfkeyle, hasetle, nefretle, cimrilikle, zulümle, emmareye köle olarak kör ve sağır bir şekilde koşturmakla geçiyordu. Asıl değerin, önemli olanın, yaşamın gayesinin, Allah’ın, kendisinin, kulluğun, imanın ve imanî değerlerin farkında değildi. İşte, farkındalığına girdiği şey tam olarak bu oldu. Artık neyin değerli olduğu ve ne için yaşaması gerektiğini fark ederek, hayatının içine alarak hayatında öncelik yapmaya başladı yani Arafat’a çıkılmış oldu.
Artık bu farkındalıkta kalması gerekmektedir. Neden, sadece fark etmek yeterli değil mi? Hayır yeterli değil çünkü, bu farkındalığa erene kadar yaşadığı hayattan eylemleri ve söylemleri üzerine edindiği alışkanlıklar, öğretiler, yorumlamalar, görmek ve işitmek kendisinde mevcut olarak duruyor. Tövbe etti diye yok olmadılar. Yılların birikimi olan nefsaniyete dönük yaşamın oluşturduğu hâller onda hâlâ var. Tövbe, geçmiş alışkanlıkların bir anda bütün izleriyle ortadan kalkması değildir; insanın o hâllere yeniden düşmemek için sürekli dikkat ve gayret içinde olmasıdır. Bizler o hâller üzerine olmaktan sabırla, samimiyetle, gayretle uzak kalacağız. Bu sebeple Arafat’a çıkmak ve vakfede durmak hac için farz olduğu gibi, insanın Arafat’ın kendisindeki karşılığı olan kulluk farkındalığında kalması da “Hacı” olmanın gereğidir. İnsan, Allah’ın kulu olması gerektiğinin farkındalığını asla elden bırakmadan, tövbe ettiği hâllerden uzak durup, şeriatın dışına çıkmadan kalmalıdır. Alışkanlıklarını terk ettiği gibi o alışkanlıklara tekrar düşmemek için dikkatli olmalı, özen göstermeli, Arafat’a çıkmakla, Rabbine verdiği, “Artık Senin kulun olarak yaşayacağım” sözünde sadakatle kalmalıdır.
Ne zamana kadar?
Eski anlayış ve yaşam tarzının eylem ve söylemleri kendisinde yeniden ortaya çıkmasın diye, Allah’a kulluk yaşamı kendi hayatında süreklilik kazanıncaya kadar. Arafat’tan inilse de aslında terkedilmiş olunmaz. Arafat'tan fizikî olarak inmek mümkündür; fakat Arafat'taki farkındalıktan inmemek gerekir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖZKAN GÜNAL
Hac?
Arafat Vakfesi
Sabah namazından sonra Arafat'a geçilir. Öğle vaktinden güneş batımına kadar Arafat'ta durulur (vakfe yapılır). Öğle ve ikindi namazları birleştirilip (cem-i takdim) kılınır. Gün boyu dua, tövbe ve zikir yapılır.
Arafat, Mekke'nin yaklaşık 25 kilometre güneydoğusunda yer alan ve hac ibadetinin en önemli şartı olan vakfenin yapıldığı kutsal bir dağ ve düz alandır. Arafat adı, bilmek, tanımak, anlamak ve fark etmek anlamlarıyla ilişkilendirilir. Geleneksel anlatıyla, Hz. Âdem ile Hz. Havva yeryüzüne indirildikten sonra burada buluşup birbirlerini tanıdıkları için bu adı almıştır.
Mikât yerinde, kendisini şirk ve emmarede tutan eylem ve söylemlerinin yanında, ortamlardan, yaşamdan, arkadaşlıklardan kısaca hayat tarzından uzaklaşarak tövbe edildi. Rahmanî vasıfları, şeriatı giyinerek ihrama girildi. Devamında, sabah namazı samimiyetle zahiri yönüyle kılındı. Beraberinde, eşyayı, parayı, makamı, dünyalıkları, egosunu sevip zikretmekten, Allah’ı zikretmeye, sevmeye yönelerek, batınî yönüyle de kılındıktan sonra, Arafat’a çıkar. Arafat zahiren bir dağ olduğu gibi insanın kendisindeki karşılığı, farkındalığa ermiş bilinçtir. Daha önceki küfür yaşantısında, kendi varlığının kontrolünü emmaresine verdiği için yaşamındaki değer verdikleri, öncelik yaptıkları, önemsedikleri, sevdikleri, zikredip muhabbet ettikleri, hizmet ettikleri, istekleri gibi insanî durumları gelip geçici, ölünce ardında kalacak olan mal, mülk, mevki, makam, para, altın, şan ve şöhret yani emmarenin sevdiği ve talep ettikleriydi. Yaşam, bunları elde etmek ve arttırmak üzerine hırsla, kinle, öfkeyle, hasetle, nefretle, cimrilikle, zulümle, emmareye köle olarak kör ve sağır bir şekilde koşturmakla geçiyordu. Asıl değerin, önemli olanın, yaşamın gayesinin, Allah’ın, kendisinin, kulluğun, imanın ve imanî değerlerin farkında değildi. İşte, farkındalığına girdiği şey tam olarak bu oldu. Artık neyin değerli olduğu ve ne için yaşaması gerektiğini fark ederek, hayatının içine alarak hayatında öncelik yapmaya başladı yani Arafat’a çıkılmış oldu.
Artık bu farkındalıkta kalması gerekmektedir. Neden, sadece fark etmek yeterli değil mi? Hayır yeterli değil çünkü, bu farkındalığa erene kadar yaşadığı hayattan eylemleri ve söylemleri üzerine edindiği alışkanlıklar, öğretiler, yorumlamalar, görmek ve işitmek kendisinde mevcut olarak duruyor. Tövbe etti diye yok olmadılar. Yılların birikimi olan nefsaniyete dönük yaşamın oluşturduğu hâller onda hâlâ var. Tövbe, geçmiş alışkanlıkların bir anda bütün izleriyle ortadan kalkması değildir; insanın o hâllere yeniden düşmemek için sürekli dikkat ve gayret içinde olmasıdır. Bizler o hâller üzerine olmaktan sabırla, samimiyetle, gayretle uzak kalacağız. Bu sebeple Arafat’a çıkmak ve vakfede durmak hac için farz olduğu gibi, insanın Arafat’ın kendisindeki karşılığı olan kulluk farkındalığında kalması da “Hacı” olmanın gereğidir. İnsan, Allah’ın kulu olması gerektiğinin farkındalığını asla elden bırakmadan, tövbe ettiği hâllerden uzak durup, şeriatın dışına çıkmadan kalmalıdır. Alışkanlıklarını terk ettiği gibi o alışkanlıklara tekrar düşmemek için dikkatli olmalı, özen göstermeli, Arafat’a çıkmakla, Rabbine verdiği, “Artık Senin kulun olarak yaşayacağım” sözünde sadakatle kalmalıdır.
Ne zamana kadar?
Eski anlayış ve yaşam tarzının eylem ve söylemleri kendisinde yeniden ortaya çıkmasın diye, Allah’a kulluk yaşamı kendi hayatında süreklilik kazanıncaya kadar. Arafat’tan inilse de aslında terkedilmiş olunmaz. Arafat'tan fizikî olarak inmek mümkündür; fakat Arafat'taki farkındalıktan inmemek gerekir.