Vaaz verenlerin yığın yığın kelimelerin çok, fakat mânânın sığlaştığı, kalabalıkların arttığı, yalnızlığın derinleştiği bir fetret devri yaşıyoruz. Düşünmenin emek gerektirdiği, sorgulamanın insanı yorduğu bu iklimde, kitleler aklı kiraya vermenin sahte konforuna sığınmaktadır. Hakikatin sesinin dalkavukluk gürültüleriyle boğulmak istendiği yerde, haysiyetli bir duruş sergilemek, zülfüyâre dokunabilmeyi ve bedel ödemeyi göze almayı gerektirir.
İnsanın erdem ve haysiyeti, gösterişli iddialarında değil; samimiyetinde, ibadetindeki ehemmiyetinde ve ahlakındaki zarafetinde gizlidir. Müslümanlık yahut insanlık, süslü sloganlarla pazarlanacak bir değer değil; yaşayarak resmedilecek bir istikamet yolculuğudur.
Fakat ne yazık ki ahlaksızlığın kılıf değiştirip normalleştiği, gücün gür çıktığı diyarlarda aklıselimin sükûta çekildiği bir asrı yudumluyoruz. Çıplaklığın cesaret, faizin baz, yalanın siyaset, menfaatin ise sadakat diye yutturulduğu bu düzende, vicdanlarını Karunların hırsına ve İblis’in vesveselerine satanlar, amellerini nifak pazarlarında tüketmektedir.
Gazze'den Epstein karanlığına, Siyonizm’in küresel zulmünden konfor müptelası rejimlerin riyakârlığına kadar dünyada yaşanan tüm bu cinnet hali, fıtrattan kopuşun hazin bir sonucudur. İnfakı, merhameti ve helal lokmayı dert edinmeyen; sadece midelerinin bayramını düşünenlerin tarafgirliği, hakikat karşısında apaçık bir savrulmadır. Zira insanı küçülten veya büyüten ne soyudur ne mevkisi; ancak hakikat emrine amade kıldığı kalemi, duruşu ve amelleridir.
Mademki ömür bir nefeslik demden ibarettir ve ecel her an ensemizdedir; o halde alkışa müptela olan maskeli kalabalıklardan sıyrılmak ölüm kalım meselesidir. Yolun sonunda musalla vaazı ve kabristanın dehşetli sessizliği dururken; sahte övgülerle alçalarak yükselmenin bir hükmü yoktur.
Bize düşen; gamsızlar coğrafyasına sırt dönüp, vicdan, haya ve vera hamuruyla bezenmiş bir dille "El-Emîn" sıfatına talip olmaktır. Tek ciddi hakikatin ölüm olduğu bu fani âlemde; sözümüzü hakka bürümek, amelimizi ihlasla bezemek ve sonsuzluğa yürürken alnımızın akıyla musallaya baş koyabilmektir. Akledebilenlere selam olsun.
Taşa Çaldım
Bana derler neden yüzün gülmüyor
Mevsimi gelmeden söyleyemem ki
Kayboldu melekem gitti gelmiyor
Neyzenin neyiyle neyleyemem ki
Yapayalnız şiir yazdım hecesiz
Yankılandı sabah akşam gecesiz
Ben kimim ki paye şöhret yüce siz
Emeksiz benliği peyleyemem ki
İnsan nerede sadakat kim vefa ne
Hüküm geçmez hesap kaldı tufana Korkuyordum sensizliğe ah ana
Çileyi gülizâr eyleyemem ki
Taşa çaldım efkâr bilmez hilimi
Lâl eylesin Hak demezsem dilimi
Mizan var hesap var anla hâlimi
Riya berzahında oynayamam ki
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖMER EKİNCİ MİCİNGİRT (Şair)
Gamsızlar Coğrafyasına Şerh
Vaaz verenlerin yığın yığın kelimelerin çok, fakat mânânın sığlaştığı, kalabalıkların arttığı, yalnızlığın derinleştiği bir fetret devri yaşıyoruz. Düşünmenin emek gerektirdiği, sorgulamanın insanı yorduğu bu iklimde, kitleler aklı kiraya vermenin sahte konforuna sığınmaktadır. Hakikatin sesinin dalkavukluk gürültüleriyle boğulmak istendiği yerde, haysiyetli bir duruş sergilemek, zülfüyâre dokunabilmeyi ve bedel ödemeyi göze almayı gerektirir.
İnsanın erdem ve haysiyeti, gösterişli iddialarında değil; samimiyetinde, ibadetindeki ehemmiyetinde ve ahlakındaki zarafetinde gizlidir. Müslümanlık yahut insanlık, süslü sloganlarla pazarlanacak bir değer değil; yaşayarak resmedilecek bir istikamet yolculuğudur.
Fakat ne yazık ki ahlaksızlığın kılıf değiştirip normalleştiği, gücün gür çıktığı diyarlarda aklıselimin sükûta çekildiği bir asrı yudumluyoruz. Çıplaklığın cesaret, faizin baz, yalanın siyaset, menfaatin ise sadakat diye yutturulduğu bu düzende, vicdanlarını Karunların hırsına ve İblis’in vesveselerine satanlar, amellerini nifak pazarlarında tüketmektedir.
Gazze'den Epstein karanlığına, Siyonizm’in küresel zulmünden konfor müptelası rejimlerin riyakârlığına kadar dünyada yaşanan tüm bu cinnet hali, fıtrattan kopuşun hazin bir sonucudur. İnfakı, merhameti ve helal lokmayı dert edinmeyen; sadece midelerinin bayramını düşünenlerin tarafgirliği, hakikat karşısında apaçık bir savrulmadır. Zira insanı küçülten veya büyüten ne soyudur ne mevkisi; ancak hakikat emrine amade kıldığı kalemi, duruşu ve amelleridir.
Mademki ömür bir nefeslik demden ibarettir ve ecel her an ensemizdedir; o halde alkışa müptela olan maskeli kalabalıklardan sıyrılmak ölüm kalım meselesidir. Yolun sonunda musalla vaazı ve kabristanın dehşetli sessizliği dururken; sahte övgülerle alçalarak yükselmenin bir hükmü yoktur.
Bize düşen; gamsızlar coğrafyasına sırt dönüp, vicdan, haya ve vera hamuruyla bezenmiş bir dille "El-Emîn" sıfatına talip olmaktır. Tek ciddi hakikatin ölüm olduğu bu fani âlemde; sözümüzü hakka bürümek, amelimizi ihlasla bezemek ve sonsuzluğa yürürken alnımızın akıyla musallaya baş koyabilmektir. Akledebilenlere selam olsun.
Taşa Çaldım
Bana derler neden yüzün gülmüyor
Mevsimi gelmeden söyleyemem ki
Kayboldu melekem gitti gelmiyor
Neyzenin neyiyle neyleyemem ki
Yapayalnız şiir yazdım hecesiz
Yankılandı sabah akşam gecesiz
Ben kimim ki paye şöhret yüce siz
Emeksiz benliği peyleyemem ki
İnsan nerede sadakat kim vefa ne
Hüküm geçmez hesap kaldı tufana
Korkuyordum sensizliğe ah ana
Çileyi gülizâr eyleyemem ki
Taşa çaldım efkâr bilmez hilimi
Lâl eylesin Hak demezsem dilimi
Mizan var hesap var anla hâlimi
Riya berzahında oynayamam ki
Ömer Ekinci Micingirt