Yaşama bakışı temelde aydınlanmacı dünya görüşü ile şekillenmiş olan Atatürk, sol ve sağ siyasi düşünce kalıplarına indirgenemeyecek bir dizi politik gelişmelere imza atmış bir dehadır. Yaşadığı dönemin ve 21. YY ‘ın konjektüründe; Hem liberal, hem milliyetçi, hem de sosyalistliği pragmatik (faydacı) bir anlayışla özdeşleştirmesi de onun dehasıyla ilgiliydi. Bu yüzden Atatürk’çülüğün ilkeleri ” izm’li “siyasi ideolojilerde sabitlenmedi.
Liberalizm, nasyonalizm, sosyalizm ve komünizm gibi düşünsel ideolojilerin dogmatikliği, onun düşüncelerine ve insanın aydınlanma temellerine uygun değildi. Ama bu üç siyasi eğilime liberalizm, nasyonalizm ve sosyalizme yakın olmasına rağmen, onlara saplanmayan özgür bir ruhtu. Sanki yemeğe katılan tuz ve baharatlar gibi onlardan da yararlandı.
20. YY ‘ın diktatörlerinden Rus devlet başkanı Lenin, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti’ne silah ve cephane, mali destek ve diplomatik tanıma sağlayarak kritik bir yardımda bulunması önemliydi. Barışçıl siyasetin onurlu mücadelesiyle stratejik dengeleri ortak düşmanlara karşı satranç taşı gibi oynayıp kazanmasını biliyordu. Vladimir Lenin, Mustafa Kemal Atatürk için onun sosyalist olmadığını ancak ilerici bir lider, yetenekli bir komutan ve ulusal kurtuluş savaşı veren akıllı bir devlet adamı olduğunu söylemiştir.
Ulusalcıydı (milliyetçi) çünkü ülkesini ve milletini seviyordu. Ulusalcılık, Kemalist ve milliyetçi bir ideolojidir. Bir ülkenin bağımsızlığını, tam bağımsızlık ilkesini, laik yapısını ve ulusal çıkarlarını korumayı savunan bir düşünce akımıdır.
Atatürkçülük ise, Atatürk'ün düşüncelerini ve mirasını günlük yaşama veya pratik uygulamalara uyarlayan daha kapsayıcı bir halk tabiri olarak görülebilir.
Klasik Liberalizm (Sağ): Bireysel özgürlük, serbest piyasa ekonomisi, özel mülkiyet ve minimal devlet anlayışını savunur. Genellikle siyasi yelpazenin sağında yer alır.
Sosyal Liberalizm / Liberal Sol (Sol): Bireysel özgürlüğün yanı sıra sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve devletin piyasayı denetlemesi gerektiğini savunur. Merkez veya merkez sol olarak kabul edilir.
Atatürk; halkının zenginleşmesi ve devletin yükünü azaltmak için eşitlikçi, insan hak ve özgürlükleri koruyan, nitelikli insan yetiştirmek için Sosyal Liberalizme yeşil ışık yaktı. Cumhuriyet kurulduktan sonra kalkınma programlarını İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek başlattı. Türk halkının üretimden ve eğitimden gelen gücüyle, güçlü bir ekonomi yaratılmasının önünü açtı.
Siyasi görüşler dogmatik olmamasına rağmen katılaşırsa dogmatikleşir. Dogmatik, bir düşünceyi, kuralı veya inancı hiç sorgulamadan, araştırmadan ve kanıt aramadan kesin doğru olarak kabul eden ve değiştirmeye yanaşmayan demektir.
Dogmatik Eğilim Gösteren düşünce yapıları
Faşizm ve Milliyetçilik: Devletin veya ulusun kutsallığını sorgulatmaz, mutlak bir üstünlük ve itaat ister.
Köktendincilik (Teokratik Görüşler): Dinî kuralları siyasetin merkezine koyarak kuralları tartışmaya kapatır. Değişime açık değildir.
Katı Doktriner İdeolojiler: Bazı komünist veya kapitalist, uç ekonomik modeller teorilerini değişmez yasa gibi görür.
Bilim ise değişkendir. İnsan ve bilim bu değişkenlerin etkisini kullanarak gelişir. Dogmatik kelimesinin zıt anlamlıları akılcı (rasyonel), eleştirel ve şüpheci (septik) kelimeleridir.
Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisidir. Dogmatik ve değişmez kurallar bütünü olmaktan ziyade; akıl, bilim ve pragmatizmi (faydacı ) temel alan, çağdaşlaşmayı ve anti-emperyalizmi hedefleyen dinamik bir düşünce sistemidir. Kemalizm, ırk veya kan birliğine değil vatandaşlık bağına (kapsayıcı ve kültürel milliyetçiliğe) dayanır; Faşizm ve Nazizm ise ırkçı ve biyolojik üstünlük temellidir. Kemalizm kendi halkını yüceltebilir fakat hiçbir zaman faşizm gibi ırkçı ve kendi halkını mükemmelleştirmek için uç tavırlar sergileyen bir yöntem olmamıştır.
Türkiye’de birinci aydınlanma döneminden sonra gerçekleşecek ikinci bir aydınlanmanın gereği olan Türk Rönesans’ının taşları, yeni bir anlayış ve yeni bir insan modeliyle gerçekleşecektir.
Türk Rönesans’ıyla gelişecek yeni bir anlayış, insan modeli ve özgürlük kavramıyla Türkiye de birçok şeyi değiştirecektir. Türkiye’de siyasal ve sosyal bir kırılmanın yaşandığı bu dönemde Rönesans’ın anlamı çok değerli ve anlamlıdır. Çünkü Rönesans insanın kendi eylemiyle kendini gerçekleştiren, kendi tarihini yeniden kendi yapıp ettikleriyle oluşturan motivasyonal bir olgudur.
Her aydınlanma, yeni bir insan modeliyle toplumda kabul gören varlık modellerini yaratır. İnsan aklının rasyonelliği tek yol gösterici olarak kabul edilse de mevcut olumsuz koşulların iyileştirilmesi de büyük bir mücadeleyi kaçınılmaz kılmaktadır. Türk Rönesans’ı arayışında elbette bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, üretkenlik, laiklik, sosyal devlet, hukuk ve kuvvetler ayrılığı gibi toplumsal hiyerarşinin çağdaşlığa ulaşması gerekmektedir.
Bunların elde edilmesinde rol oynayacak “Türk Siyasi Hayatına ” yeni bir oluşum girmiştir. Atatürk‘ün ve devletin kurucu partisi CHP’den yeni bir çocuk dünyaya gelmiştir. Bu çocuk, elbette anne babasından getirdiği genleri taşıyacaktır ama artık o geleceğin çocuğu olmak zorundadır. Tüm Türkiye, yeni doğan çocuğa don biçme sevdasına girmemelidir.
Kurulan Yeni Parti, ikinci aydınlanma için yepyeni bir umuttur. Çocuğun doğum tebriğine gelenler, partinin program ve tüzüğündeki Atatürk ‘ün “Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.” sözüyle bütünleşenler için ittifak halinde olmaları kaçınılmazdır. Doğan çocuk, ancak o zaman herkesin geleceği için bir sigorta olabilir. Solcu, sağcı, yurtsever, demokrat, milliyetçi, muhafazakâr ve özgürlükçülerin aradığı temel nokta; bağımsız, özgür, üreten, insanca onurlu yaşamı hak eden, dünyada sözü geçen, saygın bir ülke olma noktasıdır.
31. 07.2026
(Yararlanılan kaynaklar: Atatürk Ansiklopedisi ve Ekşi Sözlük)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
LÜTFİYE KADER
Atatürk’ü Anlamak
Yaşama bakışı temelde aydınlanmacı dünya görüşü ile şekillenmiş olan Atatürk, sol ve sağ siyasi düşünce kalıplarına indirgenemeyecek bir dizi politik gelişmelere imza atmış bir dehadır. Yaşadığı dönemin ve 21. YY ‘ın konjektüründe; Hem liberal, hem milliyetçi, hem de sosyalistliği pragmatik (faydacı) bir anlayışla özdeşleştirmesi de onun dehasıyla ilgiliydi. Bu yüzden Atatürk’çülüğün ilkeleri ” izm’li “siyasi ideolojilerde sabitlenmedi.
Liberalizm, nasyonalizm, sosyalizm ve komünizm gibi düşünsel ideolojilerin dogmatikliği, onun düşüncelerine ve insanın aydınlanma temellerine uygun değildi. Ama bu üç siyasi eğilime liberalizm, nasyonalizm ve sosyalizme yakın olmasına rağmen, onlara saplanmayan özgür bir ruhtu. Sanki yemeğe katılan tuz ve baharatlar gibi onlardan da yararlandı.
20. YY ‘ın diktatörlerinden Rus devlet başkanı Lenin, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti’ne silah ve cephane, mali destek ve diplomatik tanıma sağlayarak kritik bir yardımda bulunması önemliydi. Barışçıl siyasetin onurlu mücadelesiyle stratejik dengeleri ortak düşmanlara karşı satranç taşı gibi oynayıp kazanmasını biliyordu. Vladimir Lenin, Mustafa Kemal Atatürk için onun sosyalist olmadığını ancak ilerici bir lider, yetenekli bir komutan ve ulusal kurtuluş savaşı veren akıllı bir devlet adamı olduğunu söylemiştir.
Ulusalcıydı (milliyetçi) çünkü ülkesini ve milletini seviyordu. Ulusalcılık, Kemalist ve milliyetçi bir ideolojidir. Bir ülkenin bağımsızlığını, tam bağımsızlık ilkesini, laik yapısını ve ulusal çıkarlarını korumayı savunan bir düşünce akımıdır.
Atatürkçülük ise, Atatürk'ün düşüncelerini ve mirasını günlük yaşama veya pratik uygulamalara uyarlayan daha kapsayıcı bir halk tabiri olarak görülebilir.
Klasik Liberalizm (Sağ): Bireysel özgürlük, serbest piyasa ekonomisi, özel mülkiyet ve minimal devlet anlayışını savunur. Genellikle siyasi yelpazenin sağında yer alır.
Sosyal Liberalizm / Liberal Sol (Sol): Bireysel özgürlüğün yanı sıra sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve devletin piyasayı denetlemesi gerektiğini savunur. Merkez veya merkez sol olarak kabul edilir.
Atatürk; halkının zenginleşmesi ve devletin yükünü azaltmak için eşitlikçi, insan hak ve özgürlükleri koruyan, nitelikli insan yetiştirmek için Sosyal Liberalizme yeşil ışık yaktı. Cumhuriyet kurulduktan sonra kalkınma programlarını İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek başlattı. Türk halkının üretimden ve eğitimden gelen gücüyle, güçlü bir ekonomi yaratılmasının önünü açtı.
Siyasi görüşler dogmatik olmamasına rağmen katılaşırsa dogmatikleşir. Dogmatik, bir düşünceyi, kuralı veya inancı hiç sorgulamadan, araştırmadan ve kanıt aramadan kesin doğru olarak kabul eden ve değiştirmeye yanaşmayan demektir.
Dogmatik Eğilim Gösteren düşünce yapıları
Faşizm ve Milliyetçilik: Devletin veya ulusun kutsallığını sorgulatmaz, mutlak bir üstünlük ve itaat ister.
Köktendincilik (Teokratik Görüşler): Dinî kuralları siyasetin merkezine koyarak kuralları tartışmaya kapatır. Değişime açık değildir.
Katı Doktriner İdeolojiler: Bazı komünist veya kapitalist, uç ekonomik modeller teorilerini değişmez yasa gibi görür.
Bilim ise değişkendir. İnsan ve bilim bu değişkenlerin etkisini kullanarak gelişir. Dogmatik kelimesinin zıt anlamlıları akılcı (rasyonel), eleştirel ve şüpheci (septik) kelimeleridir.
Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisidir. Dogmatik ve değişmez kurallar bütünü olmaktan ziyade; akıl, bilim ve pragmatizmi (faydacı ) temel alan, çağdaşlaşmayı ve anti-emperyalizmi hedefleyen dinamik bir düşünce sistemidir. Kemalizm, ırk veya kan birliğine değil vatandaşlık bağına (kapsayıcı ve kültürel milliyetçiliğe) dayanır; Faşizm ve Nazizm ise ırkçı ve biyolojik üstünlük temellidir. Kemalizm kendi halkını yüceltebilir fakat hiçbir zaman faşizm gibi ırkçı ve kendi halkını mükemmelleştirmek için uç tavırlar sergileyen bir yöntem olmamıştır.
Türkiye’de birinci aydınlanma döneminden sonra gerçekleşecek ikinci bir aydınlanmanın gereği olan Türk Rönesans’ının taşları, yeni bir anlayış ve yeni bir insan modeliyle gerçekleşecektir.
Türk Rönesans’ıyla gelişecek yeni bir anlayış, insan modeli ve özgürlük kavramıyla Türkiye de birçok şeyi değiştirecektir. Türkiye’de siyasal ve sosyal bir kırılmanın yaşandığı bu dönemde Rönesans’ın anlamı çok değerli ve anlamlıdır. Çünkü Rönesans insanın kendi eylemiyle kendini gerçekleştiren, kendi tarihini yeniden kendi yapıp ettikleriyle oluşturan motivasyonal bir olgudur.
Her aydınlanma, yeni bir insan modeliyle toplumda kabul gören varlık modellerini yaratır. İnsan aklının rasyonelliği tek yol gösterici olarak kabul edilse de mevcut olumsuz koşulların iyileştirilmesi de büyük bir mücadeleyi kaçınılmaz kılmaktadır. Türk Rönesans’ı arayışında elbette bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, üretkenlik, laiklik, sosyal devlet, hukuk ve kuvvetler ayrılığı gibi toplumsal hiyerarşinin çağdaşlığa ulaşması gerekmektedir.
Bunların elde edilmesinde rol oynayacak “Türk Siyasi Hayatına ” yeni bir oluşum girmiştir. Atatürk‘ün ve devletin kurucu partisi CHP’den yeni bir çocuk dünyaya gelmiştir. Bu çocuk, elbette anne babasından getirdiği genleri taşıyacaktır ama artık o geleceğin çocuğu olmak zorundadır. Tüm Türkiye, yeni doğan çocuğa don biçme sevdasına girmemelidir.
Kurulan Yeni Parti, ikinci aydınlanma için yepyeni bir umuttur. Çocuğun doğum tebriğine gelenler, partinin program ve tüzüğündeki Atatürk ‘ün “Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir.” sözüyle bütünleşenler için ittifak halinde olmaları kaçınılmazdır. Doğan çocuk, ancak o zaman herkesin geleceği için bir sigorta olabilir. Solcu, sağcı, yurtsever, demokrat, milliyetçi, muhafazakâr ve özgürlükçülerin aradığı temel nokta; bağımsız, özgür, üreten, insanca onurlu yaşamı hak eden, dünyada sözü geçen, saygın bir ülke olma noktasıdır.
31. 07.2026
(Yararlanılan kaynaklar: Atatürk Ansiklopedisi ve Ekşi Sözlük)