Basit anlamda barış, insanların problemlerini çözmeleri, adalet esaslarına saygı göstermeleri, insan haklarına önem vermeleri, her türlü ayrımcılık ve önyargıdan kaçınmaları ve insan onuruna saygı göstermeleri için var olan bir kavramdır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri dünyadaki hangi devletler ile kavga içinde yaşamıştır?
Yedi düveli yendiğimiz devletlerle barış içinde onurlu ve saygın bir yerde durarak her zaman “Yurtta Barış, Dünyada Barış “diyen örnek bir devlettir Türkiye Cumhuriyeti.
13 Temmuz 1930’dan beri Van’ın Erciş ilçesine bağlı vadisinde, Zilan Katliamını hafızasında tutanlar, şimdi ülkemizde barışı, etnik kimlikleri ve eşitliği sorguluyor! Binlerce yıldır aynı coğrafyada yaşayan ama Dünya’da kendine devlet kuramamış bir toplumun bugünlere gelip; yaşadığı, büyüdüğü, ürediği, geliştiği bu ülkede yani Türkiye Cumhuriyeti’nde ayrı bir devlet kurmak istiyor.
Aslında Kürtlerin bir devlet kuramamalarının en önemli nedenlerinden birisi 1. Dünya savaşıdır. Dünya Savaşını kim başlattı ve sonuçları ne oldu?
Savaşın fitilini 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya-Macaristan veliahttı Arşidük Franz Ferdinand'ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi ateşledi. Devletlerarası gizli ittifaklar, sömürge rekabeti ve silahlanma yarışı bu suikastı küresel bir savaşa dönüştürdü. Sömürge arayışı, ham madde rekabeti, milliyetçilik akımları ve devletlerarasındaki bloklaşma savaşın nedenleriydi.
I. Dünya Savaşı sonrasında Orta Doğu'da çizilen sınırlar, Kürt nüfusunu Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölmüştür.
Bu bölünme Kürtlerin bir arada yaşamalarına engel olmuştur. Bu harita şimdi Kürtler kullanılarak yeniden değiştirilmek isteniyor. Yıllarca (40 yıl) terörist eylemlerde bulunan bölücü PKK terör örgütü, bu defa Kürtlerin birleştirilmesi yalanıyla Türkiye’yi bölmek istiyor. Doğu’daki masum Kürt vatandaşlarının da hamiliğini üstlenerek Kürt’lerine devlet kuramamasının müsebbibi olan sömürgeci(ABD -AB ) ülkelerinin yarattığı bu durumu şimdi emperyalist devletler yeniden dizayn için BOP projesini Kürtler ve Arap ülkeleri sayesinde hayata geçiriyorlar.
PKK ve onun meclisteki temsilcisi DEM, MHP ve İktidar, Doğu ve Güney Doğu’da yaşayan vatanına, milletine bayrağına sahip çıkan Kürt vatandaşlarımıza da ne yazık ki esaret prangası taktırıyor.
Diyelim ki, Kürtlere bir devlet kurdurdular. Kürdistan olarak parçalı bir yapıdaki Kürtler, İran, Irak, Suriye, Afganistan, Arabistan’a yani Orta Doğuya giderler mi? Türkiye’de yaşayan Kürtler, Ortadoğulu olmak isterler mi?
Gitmezlerse Orta Doğu’dan gelen Kürtlerle geçinebilirler mi? Bu sefer aralarında yıllarca süren İran- Irak savaşı gibi savaşırlar. Buradan kim kazanır? Bunlara silah veren bunlara her türlü gıda, sağlık malzemeleri satan ABD ve AB kazanır. Ellerindeki toprağa, suya madenlerine hakim olurlar. O zaman kafa tutacak insanı ve toplumunu koruyan Türkiye Cumhuriyetini çok ararlar. Türkiye Cumhuriyeti de bütünlüğünü, gücünü korumakta zorlanır.
Orta Doğu ülkelerinin kaderlerini çizen ABD, AB ve özellikle İngiltere’nin genlerinden gelen sömürgeci iştahları, her zamankinden daha fazla kabararak bugün Türkiye’ye özgürlük, barış ve insan hakları adı altında salyaları akarak düşmanlık tohumları ekerek yaklaşıyor.
“Zilan İsyanı’ nın” ana tomurcuk nedeni Ağrı ayaklanmalarına dayanır.
1930'daki Zilan olaylarının zeminini hazırlayan en önemli tarihsel kırılma “Şeyh Sait” isyanıyla olmuştur. Şeyh Sait, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı ayaklanma başlattığı, rejim ve laiklik karşıtı eylemlerde bulunduğu ve bağımsız bir devlet kurmayı amaçladığı için İstiklal Mahkemesi kararıyla 29 Haziran 1925'te idam edilmiştir.(Wikipedi )
1930'da Ağrı ve Zilan bölgesinde başlayan yeni dalga, devlet tarafından "Şeyh Said'in yarım kalan hareketinin devamı" olarak algılandı. Bu algı, Zilan bölgesindeki askeri operasyonların son derece sert, tavizsiz ve yıkıcı olmasına yol açtı. Zilan Deresi Vadisinde isyana kalkışması ve orada yeni Türkiye Cumhuriyetini yaşatıp korumak kollamak adına o günkü iktidarın kolluk kuvvetleriyle isyanı engelleyip sönümlemesi sonucu, masum Kürt vatandaşları da çok zarar görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nin erken dönem ulus-devlet inşa sürecindeki en sancılı dönem olmuştur. (Dergi park)
Kürtlerin ileri sürdükleri mağduriyetler, bugün Anayasada belirlenen hangi eşitlik kavramına uymamaktadır. Bugün karşı çıkılması gereken şeyler, Doğu ve Güney Doğu Anadolu ‘daki feodal yapı ve kendilerine yıllardır devlet kurma fırsatı yaratmayan emperyalist güçlerdir. Bu güçler Kürt’lere havuç göstererek onları kullanmaktan çekinmiyorlar. Kendi kaynaklarını tükettiler. Atatürk ‘ün 100 yıllık planlarını bozduğu için Doğu bölgemizdeki Kürt’leri ateşleyip yeraltı yer üstü ve su kaynaklarımızı ele geçirerek, şimdi rövanşı oynuyorlar. Umarım sağduyulu Kürt vatandaşlarımız bu oyunu görürler ve bu oyuna gelmezler.
Mustafa Kemal Atatürk, Ocak 1923’teki İzmit Basın Toplantısı’nda, Kürtler için ayrı bir ulusal ya da etnik sınır çizmenin imkânsız olduğunu, ancak 1921 Anayasası gereğince halkın kendi mahallî idarelerinde (liva/sancak düzeyinde) kendi kendilerini seçilmiş muhtarlarla idare edebileceğini belirtmiştir.
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Kürtlere ayrı bir etnik veya siyasi özerklik sözü verilmemiştir. Ancak 1921 Anayasası’nda tüm yerel yönetimler için öngörülen idari özerklik (muhtariyet) sistemi, dönemin şartlarında Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeleri de kapsayan bir yerel yönetim modeli olarak tartışılmıştır.
1924 Anayasası kuvvetler birliği ilkesiyle Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet inşa sürecinde önemlidir.1961 Anayasasının kuvvetler ayrılığı ilkesiyle ülke cumhuriyet döneminde birçok kazanımlar elde etmiştir. 1960 darbesinden sonra hazırlanan anayasa ise, en özgürlükçü ve demokratik olarak kabul edilen bir anayasadır.1961 anayasasında; İnsan Hakları, hukuk ve özgürlükler laiklik ilkesiyle korunmuş güvence altına alınmıştır. Bunun içindir ki, bugün Orta Doğu ülkelerindeki bataklığa son on beş yıl hariç hiç düşmedik,
Büyükelçi Bilal Şimşir’in kaleminden anlatımına göre: İsmet İnönü, Lozan’da Musul vilayetini isterken, Kürtlerin Turan soyundan olduğunu savunmuş. Resmi tutanakta Paşa’nın şöyle bir savunması var. Kürt halkının İran kökenli olduğu öne sürülmüştür; oysa, bu iddiayı, Kürtlerin Turan kökenli olduğunu kabul eden ,Encyclopedia Britannica yalanlamaktadır.
Büyükelçi Bilal Şimşir kendisinden bu konu üzerine araştırma yapması istenince şunu görmüş. Kürtlerin Turan soyundan oldukları, Encyclopedia Britannica’nın dokuzuncu edisyonunda (1875- 1889) yayınlanmış olan “Kürdistan“ maddesinde yer almıştır. Bu maddeyi kaleme alan kişi asker, diplomat ve Asuri uzmanı (çivi yazısını okuyan) İngiliz Sir Henry Creswicke (1810-1895 ) İran’da Irak’ta Türkiye’de uzun yıllar çalışmış 16 kitabı yayınlanmış, kazılardan çıkan kayalara kazınmış olan Asur belgelerine dayanarak Kürtlerin Turan kökenli bir halk olduğunu savunmuştur.
1875- 1911 yılları arasında İngiliz ansiklopedisi sürekli Kürtlerin Turan kökenli olduklarını ama 1911’den sonra ise İngilizler Kürtleri İran kökenli saymaktadır? Ne olmuş da Kürtler “Turanlı “ iken “İranlı “ oluvermişler? Çok ilginç değil mi?
Barışçıl bir isimle ne terörü engelleyebilirsiniz ne de ülkeyi geliştirebilirsiniz.
Suç örgütü terörist PKK ve türevleri, ABD tarafından beslenip, büyütülmüştür. Kürtlerin temsilcisi değildir. Onlar ABD, AB ve İngiltere’nin kullandığı maşadır. Tarihli, ispatlı, bilimsel gerçekler ortada iken “Barış süreci çerçeve yasa teklifleri” Turan kökenli Kürtlere barış getirmez boyunduruk getirir. Tarih, doğa ve insanlık da bu sömürücüleri affedemez. Kürt vatandaşlarımız için eğitim alanında ve vatandaşlık bağlarını kuvvetlendirecek köklü reformlar yapılmalı, feodal yapıdan kurtarılmalı. Yeter ki hepimiz “Tam Bağımsız Türkiye” saflarında olalım.
Evrensel değerler, İnsan Hakları ve özgürlüklerin kaynağı, ahlak temelli olduğu için yazımın başlığını Türk Filozoflarından Ulus Baker’in “Ahlakiliğin Ön Şartı Özgürlüktür.” sözünü seçtim. Anısına saygıyla…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
LÜTFİYE KADER
Ahlakiliğin Ön Şartı Özgürlüktür
Basit anlamda barış, insanların problemlerini çözmeleri, adalet esaslarına saygı göstermeleri, insan haklarına önem vermeleri, her türlü ayrımcılık ve önyargıdan kaçınmaları ve insan onuruna saygı göstermeleri için var olan bir kavramdır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri dünyadaki hangi devletler ile kavga içinde yaşamıştır?
Yedi düveli yendiğimiz devletlerle barış içinde onurlu ve saygın bir yerde durarak her zaman “Yurtta Barış, Dünyada Barış “diyen örnek bir devlettir Türkiye Cumhuriyeti.
13 Temmuz 1930’dan beri Van’ın Erciş ilçesine bağlı vadisinde, Zilan Katliamını hafızasında tutanlar, şimdi ülkemizde barışı, etnik kimlikleri ve eşitliği sorguluyor! Binlerce yıldır aynı coğrafyada yaşayan ama Dünya’da kendine devlet kuramamış bir toplumun bugünlere gelip; yaşadığı, büyüdüğü, ürediği, geliştiği bu ülkede yani Türkiye Cumhuriyeti’nde ayrı bir devlet kurmak istiyor.
Aslında Kürtlerin bir devlet kuramamalarının en önemli nedenlerinden birisi 1. Dünya savaşıdır. Dünya Savaşını kim başlattı ve sonuçları ne oldu?
Savaşın fitilini 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya-Macaristan veliahttı Arşidük Franz Ferdinand'ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi ateşledi. Devletlerarası gizli ittifaklar, sömürge rekabeti ve silahlanma yarışı bu suikastı küresel bir savaşa dönüştürdü. Sömürge arayışı, ham madde rekabeti, milliyetçilik akımları ve devletlerarasındaki bloklaşma savaşın nedenleriydi.
I. Dünya Savaşı sonrasında Orta Doğu'da çizilen sınırlar, Kürt nüfusunu Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölmüştür.
Bu bölünme Kürtlerin bir arada yaşamalarına engel olmuştur. Bu harita şimdi Kürtler kullanılarak yeniden değiştirilmek isteniyor. Yıllarca (40 yıl) terörist eylemlerde bulunan bölücü PKK terör örgütü, bu defa Kürtlerin birleştirilmesi yalanıyla Türkiye’yi bölmek istiyor. Doğu’daki masum Kürt vatandaşlarının da hamiliğini üstlenerek Kürt’lerine devlet kuramamasının müsebbibi olan sömürgeci(ABD -AB ) ülkelerinin yarattığı bu durumu şimdi emperyalist devletler yeniden dizayn için BOP projesini Kürtler ve Arap ülkeleri sayesinde hayata geçiriyorlar.
PKK ve onun meclisteki temsilcisi DEM, MHP ve İktidar, Doğu ve Güney Doğu’da yaşayan vatanına, milletine bayrağına sahip çıkan Kürt vatandaşlarımıza da ne yazık ki esaret prangası taktırıyor.
Diyelim ki, Kürtlere bir devlet kurdurdular. Kürdistan olarak parçalı bir yapıdaki Kürtler, İran, Irak, Suriye, Afganistan, Arabistan’a yani Orta Doğuya giderler mi? Türkiye’de yaşayan Kürtler, Ortadoğulu olmak isterler mi?
Gitmezlerse Orta Doğu’dan gelen Kürtlerle geçinebilirler mi? Bu sefer aralarında yıllarca süren İran- Irak savaşı gibi savaşırlar. Buradan kim kazanır? Bunlara silah veren bunlara her türlü gıda, sağlık malzemeleri satan ABD ve AB kazanır. Ellerindeki toprağa, suya madenlerine hakim olurlar. O zaman kafa tutacak insanı ve toplumunu koruyan Türkiye Cumhuriyetini çok ararlar. Türkiye Cumhuriyeti de bütünlüğünü, gücünü korumakta zorlanır.
Orta Doğu ülkelerinin kaderlerini çizen ABD, AB ve özellikle İngiltere’nin genlerinden gelen sömürgeci iştahları, her zamankinden daha fazla kabararak bugün Türkiye’ye özgürlük, barış ve insan hakları adı altında salyaları akarak düşmanlık tohumları ekerek yaklaşıyor.
“Zilan İsyanı’ nın” ana tomurcuk nedeni Ağrı ayaklanmalarına dayanır.
1930'daki Zilan olaylarının zeminini hazırlayan en önemli tarihsel kırılma “Şeyh Sait” isyanıyla olmuştur. Şeyh Sait, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı ayaklanma başlattığı, rejim ve laiklik karşıtı eylemlerde bulunduğu ve bağımsız bir devlet kurmayı amaçladığı için İstiklal Mahkemesi kararıyla 29 Haziran 1925'te idam edilmiştir.(Wikipedi )
1930'da Ağrı ve Zilan bölgesinde başlayan yeni dalga, devlet tarafından "Şeyh Said'in yarım kalan hareketinin devamı" olarak algılandı. Bu algı, Zilan bölgesindeki askeri operasyonların son derece sert, tavizsiz ve yıkıcı olmasına yol açtı. Zilan Deresi Vadisinde isyana kalkışması ve orada yeni Türkiye Cumhuriyetini yaşatıp korumak kollamak adına o günkü iktidarın kolluk kuvvetleriyle isyanı engelleyip sönümlemesi sonucu, masum Kürt vatandaşları da çok zarar görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nin erken dönem ulus-devlet inşa sürecindeki en sancılı dönem olmuştur. (Dergi park)
Kürtlerin ileri sürdükleri mağduriyetler, bugün Anayasada belirlenen hangi eşitlik kavramına uymamaktadır. Bugün karşı çıkılması gereken şeyler, Doğu ve Güney Doğu Anadolu ‘daki feodal yapı ve kendilerine yıllardır devlet kurma fırsatı yaratmayan emperyalist güçlerdir. Bu güçler Kürt’lere havuç göstererek onları kullanmaktan çekinmiyorlar. Kendi kaynaklarını tükettiler. Atatürk ‘ün 100 yıllık planlarını bozduğu için Doğu bölgemizdeki Kürt’leri ateşleyip yeraltı yer üstü ve su kaynaklarımızı ele geçirerek, şimdi rövanşı oynuyorlar. Umarım sağduyulu Kürt vatandaşlarımız bu oyunu görürler ve bu oyuna gelmezler.
Mustafa Kemal Atatürk, Ocak 1923’teki İzmit Basın Toplantısı’nda, Kürtler için ayrı bir ulusal ya da etnik sınır çizmenin imkânsız olduğunu, ancak 1921 Anayasası gereğince halkın kendi mahallî idarelerinde (liva/sancak düzeyinde) kendi kendilerini seçilmiş muhtarlarla idare edebileceğini belirtmiştir.
Cumhuriyetin kuruluş sürecinde ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Kürtlere ayrı bir etnik veya siyasi özerklik sözü verilmemiştir. Ancak 1921 Anayasası’nda tüm yerel yönetimler için öngörülen idari özerklik (muhtariyet) sistemi, dönemin şartlarında Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeleri de kapsayan bir yerel yönetim modeli olarak tartışılmıştır.
1924 Anayasası kuvvetler birliği ilkesiyle Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet inşa sürecinde önemlidir.1961 Anayasasının kuvvetler ayrılığı ilkesiyle ülke cumhuriyet döneminde birçok kazanımlar elde etmiştir. 1960 darbesinden sonra hazırlanan anayasa ise, en özgürlükçü ve demokratik olarak kabul edilen bir anayasadır.1961 anayasasında; İnsan Hakları, hukuk ve özgürlükler laiklik ilkesiyle korunmuş güvence altına alınmıştır. Bunun içindir ki, bugün Orta Doğu ülkelerindeki bataklığa son on beş yıl hariç hiç düşmedik,
Büyükelçi Bilal Şimşir’in kaleminden anlatımına göre: İsmet İnönü, Lozan’da Musul vilayetini isterken, Kürtlerin Turan soyundan olduğunu savunmuş. Resmi tutanakta Paşa’nın şöyle bir savunması var. Kürt halkının İran kökenli olduğu öne sürülmüştür; oysa, bu iddiayı, Kürtlerin Turan kökenli olduğunu kabul eden ,Encyclopedia Britannica yalanlamaktadır.
Büyükelçi Bilal Şimşir kendisinden bu konu üzerine araştırma yapması istenince şunu görmüş. Kürtlerin Turan soyundan oldukları, Encyclopedia Britannica’nın dokuzuncu edisyonunda (1875- 1889) yayınlanmış olan “Kürdistan“ maddesinde yer almıştır. Bu maddeyi kaleme alan kişi asker, diplomat ve Asuri uzmanı (çivi yazısını okuyan) İngiliz Sir Henry Creswicke (1810-1895 ) İran’da Irak’ta Türkiye’de uzun yıllar çalışmış 16 kitabı yayınlanmış, kazılardan çıkan kayalara kazınmış olan Asur belgelerine dayanarak Kürtlerin Turan kökenli bir halk olduğunu savunmuştur.
1875- 1911 yılları arasında İngiliz ansiklopedisi sürekli Kürtlerin Turan kökenli olduklarını ama 1911’den sonra ise İngilizler Kürtleri İran kökenli saymaktadır? Ne olmuş da Kürtler “Turanlı “ iken “İranlı “ oluvermişler? Çok ilginç değil mi?
Barışçıl bir isimle ne terörü engelleyebilirsiniz ne de ülkeyi geliştirebilirsiniz.
Suç örgütü terörist PKK ve türevleri, ABD tarafından beslenip, büyütülmüştür. Kürtlerin temsilcisi değildir. Onlar ABD, AB ve İngiltere’nin kullandığı maşadır. Tarihli, ispatlı, bilimsel gerçekler ortada iken “Barış süreci çerçeve yasa teklifleri” Turan kökenli Kürtlere barış getirmez boyunduruk getirir. Tarih, doğa ve insanlık da bu sömürücüleri affedemez. Kürt vatandaşlarımız için eğitim alanında ve vatandaşlık bağlarını kuvvetlendirecek köklü reformlar yapılmalı, feodal yapıdan kurtarılmalı. Yeter ki hepimiz “Tam Bağımsız Türkiye” saflarında olalım.
Evrensel değerler, İnsan Hakları ve özgürlüklerin kaynağı, ahlak temelli olduğu için yazımın başlığını Türk Filozoflarından Ulus Baker’in “Ahlakiliğin Ön Şartı Özgürlüktür.” sözünü seçtim. Anısına saygıyla…