İpek, doğanın insana sunduğu en zarif armağanlardan biridir. Ancak bu zarafetin ardında, pek çoğumuzun üzerinde düşünmediği bir yaşam mücadelesi vardır.
İpekböceğinin yaşamı, dişi kelebeğin bıraktığı yumurtalarla başlar. Uygun sıcaklık ve koşullarda yumurtadan çıkan küçük larvalar, halk arasında bildiğimiz adıyla tırtıllar, dut yapraklarıyla beslenerek büyürler. Yaklaşık 26-27 günlük gelişim sürecinde dört kez deri değiştirerek 7-8 santimetreye ulaşabilirler.
Böylece koza örme zamanı gelir.
İpekböceği, başının altındaki ipek bezlerinden salgıladığı fibroin ve serisin adlı proteinlerle incecik bir iplik üretir. Kendi etrafında dönerek bu ipliği örer ve kendisine bir koza oluşturur. Kozanın içinde pupa evresine geçer. Gelişimini tamamladığında bu kozadan, biz, her ne kadar ‘kelebek’ desek de aslında bir ipekböceği güvesi çıkar.
İnsanın ipek elde etmek için kurduğu düzende bu doğal döngünün tamamlanmasına izin verilmez. Kelebek kozayı delip çıkmadan önce koza yüksek sıcaklığı maruz bırakılır, içindeki pupa öldürülür. Böylece kesintisiz ipek ipliği elde edilir.
İnsanın, ihtiyacı için bir canlının yaşam döngüsüne müdahale etmesi… İşte, ipek üretiminin arkasındaki gerçek budur.
1970'li yıllarda ülkemizde de yaygın olarak yapılan ipekböcekçiliğini ve ipekböceğinden ipek iplik elde etmek için faaliyet gösteren mancınık işletmelerini çocukluğumdan hatırlıyorum. Dut ağaçlarının yapraklarıyla beslenen ipekböceklerinin başlı başına bir doğa mucizesi olan koza örmelerini izlemek müthiş bir deneyimdi. Bugün bu üretim biçiminin ne kadar zahmetli ve nasıl bir sonla tamamlandığını daha iyi anlıyoruz.
Gelelim bizim son dönem siyaset arenamızda örülen kozamıza…
1976 yılında Millî Selamet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasi yolculuğunun ilk adımlarını atıyordu. Böylece minicik bir yumurta siyaset arenasına düşmüş oluyordu…
1983 yılında Refah Partisinin kurulmasıyla fiilî siyasete geri dönen Erdoğan, 1984'te Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985'te İstanbul İl Başkanı oldu.
Tırtıl yumurtadan çıktı…
27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. İstanbul gibi büyük bir şehrin yönetimi, büyümesi ve güç kazanması için önüne yeni bir alan açmıştı. Dut yapraklarıyla beslenen ipekböceği gibi, siyasi hareket de kendisini büyütecek geniş bir zemine kavuşmuştu.
Tırtıl beslenmeye başlamıştı…
Ancak bu yolculuk kesintisiz devam etmedi.
12 Aralık 1997'de Siirt'te okuduğu şiir nedeniyle yargılandı ve hapis cezasına mahkûm edildi. Ceza kesinleşince İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi sona erdi. 26 Mart 1999'da cezaevine girdi ve 24 Temmuz 1999'da tahliye oldu.
İpekböceğinin gelişiminde olduğu gibi, siyasi yolculuğun da kendi içinde kesintileri, değişimleri ve dönüşümleri vardı.
14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu. 3 Kasım 2002 seçimlerinde partisi tek başına iktidara geldi. Hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle bu seçime milletvekili adayı olarak katılamadı. Yapılan yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki engel kalkınca 9 Mart 2003'te Siirt'te yenilenen seçimlerde milletvekili seçildi ve 15 Mart 2003'te başbakanlık görevini üstlendi.
Artık yalnızca bir siyasi hareketin büyümesinden söz etmiyorduk. Ülkenin yönetimini elinde bulunduran, yıllar içinde gücünü artıran bir iktidar vardı.
İpekböceği büyüdü… Büyüdü… Büyüdü…
Kendi kozasını örmeye başlamıştı.
1994'ten 24 Haziran 2018'e kadar geçen süreçte, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından başbakanlığa, oradan 2014 yılında halkın oylarıyla seçilen cumhurbaşkanlığına uzanan bir siyasi yolculuk yaşandı. Bu dönemde iktidar, kendi siyasi örgütlenmesini ve yönetim anlayışını oluşturdu; toplumun önemli bir kesiminin desteğiyle gücünü pekiştirdi.
Kozanın örülmesi de böyle bir şeydi.
İpekböceği, kozasını kendi salgıladığı iplikle, kendi hareketleriyle ve kendi çabasıyla örer. Dışarıdan bakıldığında küçücük bir canlının kendi etrafında oluşturduğu bu yapı, zamanla onu dış dünyadan ayıran bir örtüye dönüşür.
24 Haziran 2018 seçimleri ve sonrası 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin yürürlüğe girmesi ve beraberinde Erdoğan’ın yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasıyla Türkiye yeni bir yönetim dönemine geçti.
Bizim ipekböceğimiz de artık kozasını tamamlamış, kelebeğe dönüşme aşamasına gelmişti!
Peki, bundan sonra ne olacaktı?
İpek elde etmek isteyen insan, kelebeğin kozadan çıkmasını beklemez. Çünkü kelebeğin kozayı delerek çıkması, ipek ipliğinin bütünlüğünü bozar. İnsan, kendi çıkarı için bu doğal döngüye müdahale eder.
Siyasette ise durum farklıdır.
Bir toplum, kendi tercihleriyle büyüttüğü siyasi gücün geleceğine yine kendi iradesiyle müdahale edebilir. Bunun yolu, bir canlının yaşamına son vermek değil; demokratik denetim, hukuk, seçim ve hesap sorabilme hakkıdır.
Burada asıl sorgulanması gereken, yalnızca kozanın içindeki ipekböceği değildir. O kozanın örülmesine imkân veren, onu besleyen, büyüten ve her aşamada destekleyen toplumun da sorumluluğu vardır.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
Kelebek kozadan çıkabilecek mi? Çıkarsa nasıl bir yaşam döngüsü başlayacak? Yoksa kendi ördüğü kozanın içinde mi kalacak?
2027 ya da 2028 yılında yapılması muhtemel seçimler, bu soruların cevabını verecek önemli bir dönemeç olacak.
Bu coğrafyada ipekböcekçiliğinin geçmişi 552 yılına kadar uzanıyor. Yüzyıllardır sürdürülen bu üretim geleneği, bugün de ülkemizin bazı bölgelerinde yaşatılmaya devam ediyor.
Doğanın döngüsünü bilen, toprağın ve emeğin kıymetini tanıyan bir milletin, kendi siyasi geleceğini de doğru değerlendirecek ferasete sahip olduğuna inanmak istiyorum.
Elbette beklentilerim yüksek. Elbette yaşananlardan dolayı kaygılarım var. Ancak tarihimiz, milletimizin zor zamanlarda gösterdiği dayanışma ve mücadele gücüne ilişkin örneklerle dolu. Bazen toplumlar, kendi tercihlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeden gerçekleri göremiyor. Bazen de bıçak kemiğe dayandığında, bütün hesapları değiştirebilecek bir irade ortaya koyabiliyor.
Yumurta, tırtıl, koza ve kelebek…
Her aşamanın kendine özgü bir yaşam mücadelesi var.
Bizim yaşadığımız siyasi süreçte de yumurtadan çıkıştan kozanın örülmesine kadar pek çok kriz yaşandı. Son dönemde gündemimize giren fon krizi de bunlardan biri.
Dilerim bu, ülke insanımın yaşayacağı fon krizi, son krizi olur.
Kendi tercihlerimizle içine girdiğimiz bu krizlerden, yine kendi irademizle çıkmayı başarırız.
İpekböceği kozasını ördü.
Şimdi kelebeğin kozadan çıkıp çıkamayacağını bekliyoruz.
Ama bu kez mesele ipek elde etmek değil; kendi geleceğimizi yeniden kazanabilmek.
Elbet milletin kendi geleceğini yeniden kazanabilmek için bir hazırlığı var…
Yeni Parti, yeni lider ve binlerce yıllık tarihin birikimini taşıyan eski, kadim bir millet…
Yeni bir koza hikâyesi…
Peki, biz yeni bir yaşam mücadelesine hazır mıyız?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL TEKİN
KOZA..
İpek, doğanın insana sunduğu en zarif armağanlardan biridir. Ancak bu zarafetin ardında, pek çoğumuzun üzerinde düşünmediği bir yaşam mücadelesi vardır.
İpekböceğinin yaşamı, dişi kelebeğin bıraktığı yumurtalarla başlar. Uygun sıcaklık ve koşullarda yumurtadan çıkan küçük larvalar, halk arasında bildiğimiz adıyla tırtıllar, dut yapraklarıyla beslenerek büyürler. Yaklaşık 26-27 günlük gelişim sürecinde dört kez deri değiştirerek 7-8 santimetreye ulaşabilirler.
Böylece koza örme zamanı gelir.
İpekböceği, başının altındaki ipek bezlerinden salgıladığı fibroin ve serisin adlı proteinlerle incecik bir iplik üretir. Kendi etrafında dönerek bu ipliği örer ve kendisine bir koza oluşturur. Kozanın içinde pupa evresine geçer. Gelişimini tamamladığında bu kozadan, biz, her ne kadar ‘kelebek’ desek de aslında bir ipekböceği güvesi çıkar.
İnsanın ipek elde etmek için kurduğu düzende bu doğal döngünün tamamlanmasına izin verilmez. Kelebek kozayı delip çıkmadan önce koza yüksek sıcaklığı maruz bırakılır, içindeki pupa öldürülür. Böylece kesintisiz ipek ipliği elde edilir.
İnsanın, ihtiyacı için bir canlının yaşam döngüsüne müdahale etmesi… İşte, ipek üretiminin arkasındaki gerçek budur.
1970'li yıllarda ülkemizde de yaygın olarak yapılan ipekböcekçiliğini ve ipekböceğinden ipek iplik elde etmek için faaliyet gösteren mancınık işletmelerini çocukluğumdan hatırlıyorum. Dut ağaçlarının yapraklarıyla beslenen ipekböceklerinin başlı başına bir doğa mucizesi olan koza örmelerini izlemek müthiş bir deneyimdi. Bugün bu üretim biçiminin ne kadar zahmetli ve nasıl bir sonla tamamlandığını daha iyi anlıyoruz.
Gelelim bizim son dönem siyaset arenamızda örülen kozamıza…
1976 yılında Millî Selamet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasi yolculuğunun ilk adımlarını atıyordu. Böylece minicik bir yumurta siyaset arenasına düşmüş oluyordu…
1983 yılında Refah Partisinin kurulmasıyla fiilî siyasete geri dönen Erdoğan, 1984'te Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985'te İstanbul İl Başkanı oldu.
Tırtıl yumurtadan çıktı…
27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. İstanbul gibi büyük bir şehrin yönetimi, büyümesi ve güç kazanması için önüne yeni bir alan açmıştı. Dut yapraklarıyla beslenen ipekböceği gibi, siyasi hareket de kendisini büyütecek geniş bir zemine kavuşmuştu.
Tırtıl beslenmeye başlamıştı…
Ancak bu yolculuk kesintisiz devam etmedi.
12 Aralık 1997'de Siirt'te okuduğu şiir nedeniyle yargılandı ve hapis cezasına mahkûm edildi. Ceza kesinleşince İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi sona erdi. 26 Mart 1999'da cezaevine girdi ve 24 Temmuz 1999'da tahliye oldu.
İpekböceğinin gelişiminde olduğu gibi, siyasi yolculuğun da kendi içinde kesintileri, değişimleri ve dönüşümleri vardı.
14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu. 3 Kasım 2002 seçimlerinde partisi tek başına iktidara geldi. Hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle bu seçime milletvekili adayı olarak katılamadı. Yapılan yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki engel kalkınca 9 Mart 2003'te Siirt'te yenilenen seçimlerde milletvekili seçildi ve 15 Mart 2003'te başbakanlık görevini üstlendi.
Artık yalnızca bir siyasi hareketin büyümesinden söz etmiyorduk. Ülkenin yönetimini elinde bulunduran, yıllar içinde gücünü artıran bir iktidar vardı.
İpekböceği büyüdü… Büyüdü… Büyüdü…
Kendi kozasını örmeye başlamıştı.
1994'ten 24 Haziran 2018'e kadar geçen süreçte, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından başbakanlığa, oradan 2014 yılında halkın oylarıyla seçilen cumhurbaşkanlığına uzanan bir siyasi yolculuk yaşandı. Bu dönemde iktidar, kendi siyasi örgütlenmesini ve yönetim anlayışını oluşturdu; toplumun önemli bir kesiminin desteğiyle gücünü pekiştirdi.
Kozanın örülmesi de böyle bir şeydi.
İpekböceği, kozasını kendi salgıladığı iplikle, kendi hareketleriyle ve kendi çabasıyla örer. Dışarıdan bakıldığında küçücük bir canlının kendi etrafında oluşturduğu bu yapı, zamanla onu dış dünyadan ayıran bir örtüye dönüşür.
24 Haziran 2018 seçimleri ve sonrası 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin yürürlüğe girmesi ve beraberinde Erdoğan’ın yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasıyla Türkiye yeni bir yönetim dönemine geçti.
Bizim ipekböceğimiz de artık kozasını tamamlamış, kelebeğe dönüşme aşamasına gelmişti!
Peki, bundan sonra ne olacaktı?
İpek elde etmek isteyen insan, kelebeğin kozadan çıkmasını beklemez. Çünkü kelebeğin kozayı delerek çıkması, ipek ipliğinin bütünlüğünü bozar. İnsan, kendi çıkarı için bu doğal döngüye müdahale eder.
Siyasette ise durum farklıdır.
Bir toplum, kendi tercihleriyle büyüttüğü siyasi gücün geleceğine yine kendi iradesiyle müdahale edebilir. Bunun yolu, bir canlının yaşamına son vermek değil; demokratik denetim, hukuk, seçim ve hesap sorabilme hakkıdır.
Burada asıl sorgulanması gereken, yalnızca kozanın içindeki ipekböceği değildir. O kozanın örülmesine imkân veren, onu besleyen, büyüten ve her aşamada destekleyen toplumun da sorumluluğu vardır.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
Kelebek kozadan çıkabilecek mi? Çıkarsa nasıl bir yaşam döngüsü başlayacak? Yoksa kendi ördüğü kozanın içinde mi kalacak?
2027 ya da 2028 yılında yapılması muhtemel seçimler, bu soruların cevabını verecek önemli bir dönemeç olacak.
Bu coğrafyada ipekböcekçiliğinin geçmişi 552 yılına kadar uzanıyor. Yüzyıllardır sürdürülen bu üretim geleneği, bugün de ülkemizin bazı bölgelerinde yaşatılmaya devam ediyor.
Doğanın döngüsünü bilen, toprağın ve emeğin kıymetini tanıyan bir milletin, kendi siyasi geleceğini de doğru değerlendirecek ferasete sahip olduğuna inanmak istiyorum.
Elbette beklentilerim yüksek. Elbette yaşananlardan dolayı kaygılarım var. Ancak tarihimiz, milletimizin zor zamanlarda gösterdiği dayanışma ve mücadele gücüne ilişkin örneklerle dolu. Bazen toplumlar, kendi tercihlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeden gerçekleri göremiyor. Bazen de bıçak kemiğe dayandığında, bütün hesapları değiştirebilecek bir irade ortaya koyabiliyor.
Yumurta, tırtıl, koza ve kelebek…
Her aşamanın kendine özgü bir yaşam mücadelesi var.
Bizim yaşadığımız siyasi süreçte de yumurtadan çıkıştan kozanın örülmesine kadar pek çok kriz yaşandı. Son dönemde gündemimize giren fon krizi de bunlardan biri.
Dilerim bu, ülke insanımın yaşayacağı fon krizi, son krizi olur.
Kendi tercihlerimizle içine girdiğimiz bu krizlerden, yine kendi irademizle çıkmayı başarırız.
İpekböceği kozasını ördü.
Şimdi kelebeğin kozadan çıkıp çıkamayacağını bekliyoruz.
Ama bu kez mesele ipek elde etmek değil; kendi geleceğimizi yeniden kazanabilmek.
Elbet milletin kendi geleceğini yeniden kazanabilmek için bir hazırlığı var…
Yeni Parti, yeni lider ve binlerce yıllık tarihin birikimini taşıyan eski, kadim bir millet…
Yeni bir koza hikâyesi…
Peki, biz yeni bir yaşam mücadelesine hazır mıyız?