Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Vahiy mi, İmparatorluk Parafı mı?

Yazının Giriş Tarihi: 08.08.2026 00:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.08.2026 00:12

Günümüzde dini yorumlar arasında “gerçek Ehli Sünnet” dışında daha makul bir yorum yok gibi görünse de maalesef ortada tek bir Ehli Sünnet de yok! Özellikle tasavvuf ve tarikatların İslam anlayışına entegre edilmesi ve buna tepki olarak Selefiliğin dogmasıyla birlikte, tarihsel Ehli Sünnet çizgisi kendi özgün Sünnilik niteliğini kaybetmiştir. Bunu öncelikle tespit etmek gerekir.

İkinci ve asıl büyük sorun ise; bu tarihsel görüşü İslam’ın %100 kendisi zanneden devasa bir çoğunluğun bulunmasıdır. Bu kitle, takip ettiği çizgiyi Allah Resulü’nün birebir bıraktığı miras zannediyor. Oysa bugün “Ehli Sünnet” adıyla sunulan anlayış, Peygamberimizin vefatından yaklaşık iki asır sonra, Emevi mirası üzerine Abbasi döneminde sistemleştirilmiş siyasi, fıkhi ve itikadi bir yorumdur. Ne Kur’an-ı Kerim’de ne de Peygamberimizin sağlığında bu isimle kurumsallaşmış bir yapı veya mezhep vardı. İnsan üretimi bir yorumun, sanki bizzat vahyin kendisiymiş gibi kesin ve sorgulanamaz hükümlerle sunulması, bu anlayışın en temel problemidir.

Peki, Peygamberimiz ile bu doktrinin kurumsallaşması arasındaki 200 yıllık boşlukta ne yaşandı?

Peygamberimiz vefat eder etmez iktidar ve otorite kavgası başladı. Bu sürecin bilançosu çok ağır oldu. Dört halifeden üçü; Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali suikastlar ve iç çatışmalar sonucu öldürüldü. Cemel ve Sıffin savaşlarında karşıya gelip kılıç çekenler, birbirinin kanını dökenler yine sahabenin kendisiydi. Yani Kur’an’ın nüzulüne tanıklık etmiş nesil, siyasi güç uğruna birbirine savaş açtı.

Ardından Hz. Hüseyin ve 72 yakını, Kerbela’da Emevi ordusu tarafından acımasızca katledildi. Sonrasında Yezid’in talimatıyla Medine şehri Harre Vakası’nda üç gün boyunca yağmalandı. Mescid-i Nebevi kirletildi; Peygamberin son arkadaşları, Bedir gazileri katledildi, kadınlara tecavüz edildi. Hemen ardından Mekke kuşatıldı, Kâbe mancınıklarla taşa tutularak yakıldı.

Tüm bu katliamları, yağmaları ve yıkımları Bizans ordusu mu yaptı? Hayır. Bunları yapanların tamamı Müslümandı ve birçoğu doğrudan sahabe veya sahabe çocuklarından oluşan siyasi güçlerdi.

İşte bu kan, kin ve iktidar mücadelesi iki asır boyunca sürdü. Daha sonra Abbasi yönetimi, toplumsal kontrolü sağlamak ve kendi meşruiyetini kurmak adına alimleri bir araya getirdi. Bu sistemleşme tesadüf değildi. Elbette 2 asır sonra kaosun ortasında bir sistem ihtiyacı vardı. Ama ihtiyaç, onu vahyin yerine koymayı meşru kılmaz. Abbasi devleti, Emevilerden devraldığı geniş coğrafyayı tek bir merkezden yönetebilmek için "resmi bir din anlayışına" ihtiyaç duyuyordu. Farklı şehirlerde farklı fıkıh, farklı akaid olursa devlet zayıflardı. Bu yüzden Bağdat’ta saray alimleri toplandı, hadisler tasnif edildi, dört fıkıh mezhebi ve Maturidi-Eşari akaidi devletin resmi çizgisi ilan edildi. Yani mesele sadece din değildi, aynı zamanda bir imparatorluk inşasıydı.

Bugün "Ehli Sünnet" olarak adlandırılan fıkıh mezhepleri, hadis külliyatları ve akaid metinleri bu tarihsel iklimde şekillendi. Daha da önemlisi bu yorumlar sunulurken "Kur’an ve Sünnet" adı altında sunuldu. Oysa kullanılan "Sünnet"in büyük kısmı, 200 yıl sonra Buhari, Müslim, Tirmizi gibi isimler tarafından derlenen rivayetlerdi. Rivayetleri eleme kriterleri de yine o dönemin alimleri tarafından konuldu. Böylece iki asırlık insan tarihi, siyasi tercihler ve içtihatlar zinciri, "Peygamber dedi ki" rivayetleriyle Kur’an’ın yanına oturtuldu ve tartışılmaz hale getirildi.

Problem tam olarak şurada: O iki asırlık insan tarihi; siyasi çekişmeler, iç savaşlar ve dönemin güç dengelerine göre yapılan içtihatlar toplanıp "Peygamberimizin diniymiş gibi" paketlendi. İnsan yorumlarının, tarihsel hataların ve siyasi tercihlerin karışımı olan bu yapı, Kur’an’ın önüne geçirildi.

İmam Malik, İmam Şafiî, İmam Ahmet... Hepsi 'Benim sözüm hata olabilir' dedi. Çünkü onlar da biliyordu: Biz insanız. Hata yaparız. Sorun, 2 asır sonra onların insani içtihatlarını 'din budur' diye mühürlememizde. Oysa onlar mühürletmek istemezdi.

Bu yüzden, tarihsel süreçte oluşmuş "Sünnilik" veya "Ehli Sünnet" yaşam biçimini doğrudan Peygamberimize yamamayı bırakmak elzemdir. Din başkadır, Müslümanların tarihi başkadır.
Ölçü nettir: Ana kaynak Kur’an’dır. Gerisi; iktidar mücadelelerinin, siyasi içtihatların ve insani yorumların tarihsel izdüşümüdür.
Alimlere saygısızlık değil bu. Tam tersi. Onların 'ben yanılabilirim' dediği yerde, biz 'sen yanılmazsın' demeyelim. İlahlık da vermeden, çöpe de atmadan.

Tüm okur dost ve arkadaşlara selam olsun.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.