Toplumun canı yanmış, adalet bekliyor, çözüm bekliyor.
Ama ortada konuşulan yine aynı: din üzerinden siyaset, siyaset üzerinden duygu sömürüsü.
Neymiş efendim, “Çocuklar namaz kılsaymış bunlar olmayabilirmiş! Namazdan rahatsız olanlar varmış”…
Yapmayın efendim! Etmeyin! Eylemeyin!
Ortada gencecik çocukların hayatını yitirdiği bir şiddet sarmalı varken; meseleyi “namaz kılan-kılmayan” kavgasına sıkıştırmak, sadece ölenlerin değil, adaletin de kemiklerini sızlatır.
Failin kimliği üzerinden hamaset üretmek yerine, o suçu doğuran süreçleri konuşmak gerekir.
Ama yapılmıyor.
Bir başka zaman…
Dinî eğitim verdiği iddia edilen merdiven altı kurs ve yurtlarda olumsuz örnekler ortaya çıkınca bu sefer öteki başlar:
“Her eğitim yuvasını imam hatip yaptınız, ahlaksızlık buralardan türüyor!”
Hayırdır efendim?
Ne şiddetin kaynağı bir okul türüdur, ne de çözüm sadece şekli bir ibadettir.
Asıl sorun; olayın kendisini değil, dinin ya da dinsizliğin siyasetini konuşmaktır.
Sormak lazım:
Bu çocukları katil yapan süreçlerde sizin o “vitrin” siyasetinizin hiç mi payı yok?
Halkın derdi çocukların namazı ya da namazsızlığı değil.
Mesele, namazın neye dönüştürüldüğüdür.
İbadet; vicdanı keskinleştiren bir eylem olmaktan çıkıp kimlik rozetine indirgenmişse, orada çürüme başlamıştır.
İşte tablo:
Namaz var ama kul hakkı yok.
Oruç var ama merhamet yok.
Hac var ama adalet yok.
Dil “Allah” diyor ama düzen zulmü besliyor.
Böyle bir zeminde “çocuklar namaz kılıyor” diye sevinmek, yangın yerinde perde seçmeye benzer.
Bir yanda tarikat ve cemaat yapılarında askerî nizamla sokaklarda yürütülen çocuklar…
Diğer yanda ideolojik törenlere, mitinglere taşınan, sloganlarla şekillendirilen gençler…
Bu neyin eğitimi?
Bu neye hazırlık?
Sorun ne sadece dindarlık ne de sekülerlik.
Sorun; çocukların, gençlerin farklı ideolojik kalıplar içinde araçsallaştırılmasıdır.
Bugün tartışılan şey din değil; dinin temsili.
Ve en tehlikelisi şu:
Bu dil, eleştiriyi “dine saldırı” gibi göstererek kendini koruyor.
Oysa gerçek soru hâlâ ortada:
Bu ibadetler nasıl bir insan üretiyor?
Eğer sonuç; adaletsizlik, kibir ve riyakârlıksa, problem ibadetin kendisinde değil, içinin boşaltılmasındadır.
Çünkü ibadet insanı dönüştürür. Dönüştürmüyorsa ya yanlış anlaşılmıştır ya da bilinçli olarak şekle hapsedilmiştir.
Din; ahlak ve adalet ekseninden koparıldığında, insanı inşa eden bir güç olmaktan çıkar, onu meşrulaştıran bir aparata dönüşür.
Ve mesele hâlâ aynı yerde durur:
Hayatın kendisi ibadete dönüşmediği sürece, ritüelin çokluğu neyi değiştirir?
Çünkü mesele kaç vakit namaz kılındığı değil;
o namazın hayata kaç gram adalet, kaç damla merhamet kattığıdır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HÜSEYİN KOÇ
Hayatın Kendisi Namaz Olmadığı Sürece...
Okullarda çocuklar birbirini katlediyor.
Eylemin sorumlusu seküler bir yapıdan bir çocuk.
Toplumun canı yanmış, adalet bekliyor, çözüm bekliyor.
Ama ortada konuşulan yine aynı: din üzerinden siyaset, siyaset üzerinden duygu sömürüsü.
Neymiş efendim, “Çocuklar namaz kılsaymış bunlar olmayabilirmiş! Namazdan rahatsız olanlar varmış”…
Yapmayın efendim! Etmeyin! Eylemeyin!
Ortada gencecik çocukların hayatını yitirdiği bir şiddet sarmalı varken; meseleyi “namaz kılan-kılmayan” kavgasına sıkıştırmak, sadece ölenlerin değil, adaletin de kemiklerini sızlatır.
Failin kimliği üzerinden hamaset üretmek yerine, o suçu doğuran süreçleri konuşmak gerekir.
Ama yapılmıyor.
Bir başka zaman…
Dinî eğitim verdiği iddia edilen merdiven altı kurs ve yurtlarda olumsuz örnekler ortaya çıkınca bu sefer öteki başlar:
“Her eğitim yuvasını imam hatip yaptınız, ahlaksızlık buralardan türüyor!”
Hayırdır efendim?
Ne şiddetin kaynağı bir okul türüdur, ne de çözüm sadece şekli bir ibadettir.
Asıl sorun; olayın kendisini değil, dinin ya da dinsizliğin siyasetini konuşmaktır.
Sormak lazım:
Bu çocukları katil yapan süreçlerde sizin o “vitrin” siyasetinizin hiç mi payı yok?
Halkın derdi çocukların namazı ya da namazsızlığı değil.
Mesele, namazın neye dönüştürüldüğüdür.
İbadet; vicdanı keskinleştiren bir eylem olmaktan çıkıp kimlik rozetine indirgenmişse, orada çürüme başlamıştır.
İşte tablo:
Namaz var ama kul hakkı yok.
Oruç var ama merhamet yok.
Hac var ama adalet yok.
Dil “Allah” diyor ama düzen zulmü besliyor.
Böyle bir zeminde “çocuklar namaz kılıyor” diye sevinmek, yangın yerinde perde seçmeye benzer.
Bir yanda tarikat ve cemaat yapılarında askerî nizamla sokaklarda yürütülen çocuklar…
Diğer yanda ideolojik törenlere, mitinglere taşınan, sloganlarla şekillendirilen gençler…
Bu neyin eğitimi?
Bu neye hazırlık?
Sorun ne sadece dindarlık ne de sekülerlik.
Sorun; çocukların, gençlerin farklı ideolojik kalıplar içinde araçsallaştırılmasıdır.
Bugün tartışılan şey din değil; dinin temsili.
Ve en tehlikelisi şu:
Bu dil, eleştiriyi “dine saldırı” gibi göstererek kendini koruyor.
Oysa gerçek soru hâlâ ortada:
Bu ibadetler nasıl bir insan üretiyor?
Eğer sonuç; adaletsizlik, kibir ve riyakârlıksa, problem ibadetin kendisinde değil, içinin boşaltılmasındadır.
Çünkü ibadet insanı dönüştürür. Dönüştürmüyorsa ya yanlış anlaşılmıştır ya da bilinçli olarak şekle hapsedilmiştir.
Din; ahlak ve adalet ekseninden koparıldığında, insanı inşa eden bir güç olmaktan çıkar, onu meşrulaştıran bir aparata dönüşür.
Ve mesele hâlâ aynı yerde durur:
Hayatın kendisi ibadete dönüşmediği sürece, ritüelin çokluğu neyi değiştirir?
Çünkü mesele kaç vakit namaz kılındığı değil;
o namazın hayata kaç gram adalet, kaç damla merhamet kattığıdır.
Selametle.
Tüm dost ve arkadaşlara selam olsun.