Fon vurgunu veya fon soygunu her ne derseniz deyin öyle böyle soygun değil! Bu milletin sırtına insafsızca vurulmak istenen bir yük ve bir bakıma da “hırsızlıktır”
Bu meseleyi bu şekilde ortaya koyduktan sonra,
Birkaç hususu ifade etmek isterim.
Bir, öncelikle bu konuda partisine konumuna kimliğine bakılmadan kimin ihmali ve kimin soygun/vurguna iştiraki varsa gözünün yaşına bakılmadan gereği yapılmalı bir daha böyle organizeleri kimsenin aklının ucundan geçiremeyeceği ders verilmelidir.
İki, fon skandal soygununu fırsata çevirmek için toplumda dürüstlüğü ahlakı ve çalışkanlıkları ile tebarüz etmiş şahsiyetlere de iftira atılması bu kıymetli şahsiyetleri “tutmazsa izi kalır” mantığı ile yıpratmaya çalışmak da bir insan için “şahsiyetin rencide edilmesi” sebebi ile gon hırsızlığı kadar ahlaksızca bir durumdur.
Fon skandalı sonrası gerek iş adamları gerek siyasetçiler arasından birtakım isimler zikredilmiştir.
Zikredilen isimlerden bazılarının ilgisiz insanlar olması hedef şaşırtmak işi sulandırmaktan öteye gitmez!
Ancak bunların arasında çok değerli iki şahsiyet vardır ki, ismi ilk önce ortaya atılan çok değerli Ticaret Bakanımız Sayın Prof Dr Ömer Bolat Beyefendi sonrasında ise, Aile ve Sosyal İşler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş Hanımefendi olmuştur.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim her iki değerli şahsiyetin kimsenin kefilliğine ihtiyaçları yoktur. Ayrıca da kendileri bu konuda çok açık olarak kamuoyunu bilgilendirmişlerdir.
Ancak kendilerini yakından tanıyan birisi olarak şahsen benim uğradıkları haksızlık karşısında susmamak gibi tamamen insani bir sorumluluğumun ve dostluğumuza ve yakinen tanımamıza binaen kendileri ile ilgili gerçeği ifade etme ihtiyacımız vardır.
Sayın Bakanımız Prof Dr Ömer Bolat’ı çok uzun zamandır tanırım. Bakan olarak görevlendirildiğinde de ülkemize çok önemli ve başarılı hizmetleri olacağı inancımı kamuoyu ile paylaştım. Bu inancımı doğrulayan başarılı çalışmalarına her yeni gün yenisini ekleyerek sürdürmektedir. Kendisinin gerçekten Müslüman Türk aile yapısının örnek davranışları ile ilgili bilgilerimi kendisini izni olmadan anlatmak istemem. Ancak iftihar edilesi örnek bir “aile/evlat” ilişkisine sahiptir.
Sayın Aile Bakanımız Mahinur Hanımefendiye gelince kendilerini ve muhterem ailesini yakından tanırım.
Mahinur Hanımefendi ülkemizi dışarda ve içerde başarılı bir şekilde temsil etmiş, ülkemize hizmeti geçmiş bir hanımefendidir. Muhterem babaları milli ve manevi değerleri önceleyen çok değerli bir anadolu insanıdır.
Siyaset yapacağız diyerek fırsat bu fırsat kurt dumanlı havayı sever misali ülkenin yetiştirdiği ve önemli hizmetler yapan insanları yıpratmak morallerini bozmak ahlaklı bir insanın tevessül edeceği bir durum değildir.
Müfteri durumuna düşenlerin içine düştükleri çirkinlik karşısında sessiz kalmak da ahlaki zaafiyet olmakla, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatap olmak anlamına gelecektir.
Üçüncü husus ise, geçen hafta yazdığım,
“Burası Patagonya Olur Böyle Şeyler” başlıklı makalemde de ifade ettiğim gibi, sadece vatandaşlarımızın sofrasına uzanılmamış, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız da bu olay karşısında maalesef bazı yakın çalışma arkadaşları tarafından “sınanmaya” sokulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız ve devletin ilgili kurumları başta İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda hiç zaman kaybetmeden gereğini yapacaklarına inancımızı koruyoruz. Bu haksızlıktan ülkemizi kurtarmalı hem de başta Sayın Cumhurbaşkanımızdan vatandaşlarımızın beklentilerini de yerine getirmelidirler.
Sayın Cumhurbaşkanımız fon skandalına katılanlar için “yolumuzu ayırır yolumuza devam ederiz” demiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletimizin beklentisi organize vurgunda adı geçenlerle sadece yollarını ayırması değildir. Bu şahısların adalet önünde de hesap vermelerinin yolunu açmasıdır. Aksi halde fon skandalı Türkiye’de maddi manevi tahribat yapmaya devam edecektir. Ayrıca çok açık olarak soruyorum. TBMM’de fon skandalı araştırma önergesi neden reddedilmiştir? Bu konu muhalefetin iktidarı yıpratma atraksiyonu gerekçesi ile reddedilmesi doğrusu tatminkar bir yaklaşım değildir. Fon soygunu yapılan açıklamalara göre milletimizin, devletimizin sırtına yüklenen çok ağır ve haksız bir yüktür. Her ne kadar fon zararının devlet bütçesinden karşılanmayacağı açıklanmış olsa da milletin cebi devletin cebi, devletin cebi milletin cebidir! Hasılı yapılan soygun sadece fon mağdurlarını değil her vatandaşı ilgilendiren bir soygundur. Onun için araştırma önermesinin TBMM’de reddedilmesi sade vatandaşlar için anlaşılır ve izah edilebilir bir gelişme olmamıştır. Hiç zaman kaybedilmeden fırsatçılara kapı aralayan uygulamalara da derhal son verilmelidir.
Türkiye bu yükü maddi manevi taşıyamaz!
Ülkemiz bu karanlık çirkin soygun operasyonundan kurtarılmalıdır.
Yapanın yaptığı yanına kalmamalı, hak yerini bulmalıdır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİS ÖZDEMİR
Haksızlık Karşısında Susmak ve Yandaş Davranmak
Fon vurgunu veya fon soygunu her ne derseniz deyin öyle böyle soygun değil! Bu milletin sırtına insafsızca vurulmak istenen bir yük ve bir bakıma da “hırsızlıktır”
Bu meseleyi bu şekilde ortaya koyduktan sonra,
Birkaç hususu ifade etmek isterim.
Bir, öncelikle bu konuda partisine konumuna kimliğine bakılmadan kimin ihmali ve kimin soygun/vurguna iştiraki varsa gözünün yaşına bakılmadan gereği yapılmalı bir daha böyle organizeleri kimsenin aklının ucundan geçiremeyeceği ders verilmelidir.
İki, fon skandal soygununu fırsata çevirmek için toplumda dürüstlüğü ahlakı ve çalışkanlıkları ile tebarüz etmiş şahsiyetlere de iftira atılması bu kıymetli şahsiyetleri “tutmazsa izi kalır” mantığı ile yıpratmaya çalışmak da bir insan için “şahsiyetin rencide edilmesi” sebebi ile gon hırsızlığı kadar ahlaksızca bir durumdur.
Fon skandalı sonrası gerek iş adamları gerek siyasetçiler arasından birtakım isimler zikredilmiştir.
Zikredilen isimlerden bazılarının ilgisiz insanlar olması hedef şaşırtmak işi sulandırmaktan öteye gitmez!
Ancak bunların arasında çok değerli iki şahsiyet vardır ki, ismi ilk önce ortaya atılan çok değerli Ticaret Bakanımız Sayın Prof Dr Ömer Bolat Beyefendi sonrasında ise, Aile ve Sosyal İşler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş Hanımefendi olmuştur.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim her iki değerli şahsiyetin kimsenin kefilliğine ihtiyaçları yoktur. Ayrıca da kendileri bu konuda çok açık olarak kamuoyunu bilgilendirmişlerdir.
Ancak kendilerini yakından tanıyan birisi olarak şahsen benim uğradıkları haksızlık karşısında susmamak gibi tamamen insani bir sorumluluğumun ve dostluğumuza ve yakinen tanımamıza binaen kendileri ile ilgili gerçeği ifade etme ihtiyacımız vardır.
Sayın Bakanımız Prof Dr Ömer Bolat’ı çok uzun zamandır tanırım. Bakan olarak görevlendirildiğinde de ülkemize çok önemli ve başarılı hizmetleri olacağı inancımı kamuoyu ile paylaştım. Bu inancımı doğrulayan başarılı çalışmalarına her yeni gün yenisini ekleyerek sürdürmektedir. Kendisinin gerçekten Müslüman Türk aile yapısının örnek davranışları ile ilgili bilgilerimi kendisini izni olmadan anlatmak istemem. Ancak iftihar edilesi örnek bir “aile/evlat” ilişkisine sahiptir.
Sayın Aile Bakanımız Mahinur Hanımefendiye gelince kendilerini ve muhterem ailesini yakından tanırım.
Mahinur Hanımefendi ülkemizi dışarda ve içerde başarılı bir şekilde temsil etmiş, ülkemize hizmeti geçmiş bir hanımefendidir. Muhterem babaları milli ve manevi değerleri önceleyen çok değerli bir anadolu insanıdır.
Siyaset yapacağız diyerek fırsat bu fırsat kurt dumanlı havayı sever misali ülkenin yetiştirdiği ve önemli hizmetler yapan insanları yıpratmak morallerini bozmak ahlaklı bir insanın tevessül edeceği bir durum değildir.
Müfteri durumuna düşenlerin içine düştükleri çirkinlik karşısında sessiz kalmak da ahlaki zaafiyet olmakla, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatap olmak anlamına gelecektir.
Üçüncü husus ise, geçen hafta yazdığım,
“Burası Patagonya Olur Böyle Şeyler” başlıklı makalemde de ifade ettiğim gibi, sadece vatandaşlarımızın sofrasına uzanılmamış, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız da bu olay karşısında maalesef bazı yakın çalışma arkadaşları tarafından “sınanmaya” sokulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız ve devletin ilgili kurumları başta İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda hiç zaman kaybetmeden gereğini yapacaklarına inancımızı koruyoruz. Bu haksızlıktan ülkemizi kurtarmalı hem de başta Sayın Cumhurbaşkanımızdan vatandaşlarımızın beklentilerini de yerine getirmelidirler.
Sayın Cumhurbaşkanımız fon skandalına katılanlar için “yolumuzu ayırır yolumuza devam ederiz” demiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletimizin beklentisi organize vurgunda adı geçenlerle sadece yollarını ayırması değildir. Bu şahısların adalet önünde de hesap vermelerinin yolunu açmasıdır. Aksi halde fon skandalı Türkiye’de maddi manevi tahribat yapmaya devam edecektir. Ayrıca çok açık olarak soruyorum. TBMM’de fon skandalı araştırma önergesi neden reddedilmiştir? Bu konu muhalefetin iktidarı yıpratma atraksiyonu gerekçesi ile reddedilmesi doğrusu tatminkar bir yaklaşım değildir. Fon soygunu yapılan açıklamalara göre milletimizin, devletimizin sırtına yüklenen çok ağır ve haksız bir yüktür. Her ne kadar fon zararının devlet bütçesinden karşılanmayacağı açıklanmış olsa da milletin cebi devletin cebi, devletin cebi milletin cebidir! Hasılı yapılan soygun sadece fon mağdurlarını değil her vatandaşı ilgilendiren bir soygundur. Onun için araştırma önermesinin TBMM’de reddedilmesi sade vatandaşlar için anlaşılır ve izah edilebilir bir gelişme olmamıştır. Hiç zaman kaybedilmeden fırsatçılara kapı aralayan uygulamalara da derhal son verilmelidir.
Türkiye bu yükü maddi manevi taşıyamaz!
Ülkemiz bu karanlık çirkin soygun operasyonundan kurtarılmalıdır.
Yapanın yaptığı yanına kalmamalı, hak yerini bulmalıdır.
Vesselam