Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Gökova’nın Dünü Bugünü

Yazının Giriş Tarihi: 20.08.2026 00:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.08.2026 00:15

Beş yıldır çıkmıyordum dünya cenneti Gökova’ya. Orman yangınları, vahşi doğa katliamları, hele yarım asırdan fazla yaşadığım Karacasöğüt’teki inanılmaz değişiklikler, beni uzaklaştırdı yöreden…

Oysa ne güzel koruma kararları almış, Göcek’ten sonra Gökova’yı da özel çevre koruma alanına sokmuş, sürekli kontrollerle hem ormanların hem de kaçak yapılaşmanın ciddi ölçüde önüne geçmiştik.

Rahmetli Özal döneminde yapılan Gökova termik santralini bile, tam karşısında onardığım mütevazi bekçi evinde tatilini geçirirken yine Özal’a durdurtmuş, tarihi bir yanlışlığın kısa bir süre için bile olsa devamını engellemiştim. Hatta santralin çevre oteli olmasını, bacasına da döner bir restoran yapılmasını önermiş, önerim dünya basınında bile yer almıştı. Ancak Özal’ın vefatıyla santral yeniden çalıştırılmış, özel sektöre devredilmiş ve cennetin kalbine vurulan bu hançerin faaliyeti sürdürülmüştür. Günümüzde eskiyen diğer santraller gibi Gökova’nın da çalışması için gerekli linyit kömürü, bölgenin ormanları ve zeytinlikleri mahvedilerek elde ediliyor hala..

Neyse geçmişi kurcalamak ve hatıralarla yaşamak yerine, Gökova şimdi ne durumda, beş yılda neler olmuş, neler değişmiş bunlara bir bakalım.

Mavi yolculuğun ilk kitabı olan “Cennetin Rotası” nın yazarı, Ege ve Akdeniz’in şöhretli kadın kaptanı, Melike teknesinin sahibi, gazeteci- yazar- ressam- heykeltraş, takı ustası, gençliğinde Galatasaray Kürek ve basketbol takımının sporcusu, öğretmen, hangi birini sayayım, “on parmağında on marifeti olan” çocukluk arkadaşım Nükhet Anadol Tatari’nin daveti üzerine, birlikte açıldık Gökova’ya..

Büyük yangından sonra kele dönmüş Mazı’ya uğradık önce. Denizi de karası da panayır yeri gibiydi. Yapılaşma iyice artmış, tekneler üst üsteydi. Çökertme’ye çevirdik burnumuzu, zor da olsa demirleyecek bir yer bulabildik nihayet. Sahili Florya’ya dönmüş, eskilere yeni restoranlar eklenmiş, güneşlenme şezlongları deniz suyuna değiyordu. İstediğiniz kadar yasak deyin, istediğiniz kadar “sahiller milletindir” diye bağırıp çağırın aldıran yok. Çökertme’de yapılaşma iyice artmış. Hele gece yarısına kadar koyu çınlatan gürültülü müziğe ne demeli? Kimsenin sesi çıkmıyor, itiraz edemiyor korkudan, paranın ve rantın gücü kanunun gücünü burada da ezip geçmiş.

Uykusuz geçen geceden sonra, yangından mahvolmuş ormanları seyrederek Akbük’e gidiyoruz. Akbük yeşil, çıplak kayalar bile son yağışlarla yeşermiş ama sahilde yürümek zor. Her yer şemsiyelerle, şezlonglarla çevrilmiş, ağaçların arasında dağınık ve düzensiz çadırlar ve karavanlar, tam bir curcuna yani… Çökertme gibi yoğun, şekilsiz ve yüksek yapılar yok Akbük’te. Ağaçların arkasına gizlenmiş, çoğu yeşile boyanmış yapılar, minik otel ve pansiyonlar görülüyor. Tek yasal ve izinli yapı olan, bizim gazeteci Ertuğrul Özkök’ün evinin önündeki dalgaları kesen 35-40 santimlik duvar sorun olmuş. Yıkılacak onca yer varken, 40 sene önce evi önündeki duvarla satın alan Özkök’ün duvarını yıkacaklar şimdi. Pes doğrusu. Akbük’ün çevresi büyük motorbotlara yatak olmuş, koca koca dev tekneler demir atmış, denizin ve doğanın tadını çıkarıyorlardı.

Boş bir alana demir atalım dedik. Bir lastik bot yanaştı yanımıza. Kaptanı “Buraya demirlemeyin. Bakan beyin hanımı denize giriyor. Rahatsız edilmek ve herkes tarafından görülmek istemiyor” dedi. O dev yatın içinde hangi bakanın eşinin olduğunu öğrenemedik ama “Biz demirliyoruz. Sahil güvenliğe şikâyet edin” diyerek attık demirimizi. Bir ihbarda bulunayım, son zamanlarda yanlarına ve yakınlarına demir atılmasını istemeyenler, teknede bakan eşinin olduğunu söyleyip denizcileri korkutuyorlarmış. Bundan bakanların haberi ve günahı bile yok. Uyanık denizcilerin bulduğu bir formül bu. Benden tüm denizcilere izin, aldırmayın bunlara, korkmayın tehditlerden, demirinizi atın, kıçtan karaya bağlanın ve hemen sahil güvenlik’i arayın…

Bir şey dikkatimi çekti. Eskiden arıdan geçilmezdi Akbük ve Gökova’da. Şimdi yok olmuşlar neredeyse. Karasinek ve sivrisinek de yoktu. Ya arı ve sinekler turizm mevsiminde tatile çıkmışlar yada bölgeyi ilaçlayan görevliler hayvancıkları kaçırmışlardı.

Bir de kaptanların çoğu artık eskisi gibi teknelerini ağaçlara değil taşlara bağlıyorlar. Buna sevinmemek mümkün değil. Akbük’ten yarım asır yaşadığım Karacasöğüt’e çeviriyoruz rotamızı.

Denizin ortasında bir büyük harp gemisi, İngiliz koyunun girişinde yine dış devriye görevi yapan büyük sahil güvenlik teknesi, koyun içinde uzaktan göründüğü kadarıyla iki sahil güvenlik bir polis botu, kimseyi yaklaştırmıyor oralara. Oysa ne güzel koylar, demirleyecek ne kadar güzel yerler var içerde. Ama Cumhurbaşkanlığını koruyorlar şimdi.

Rahmetli Özal döneminde her yer serbestti. Teknelerin arasında yüzer, turistlerle konuşur, tatile çıkanların hatırlarını sorar, çaylarını içerdi Özal. Şimdi sarayın olduğu yerdeki benim onardığım bekçi kulübesinde yaşar, çevreyi dolaşır, köylülerle sohbet eder, balıkçı lokantalarında yemek yerdi. İç korumada 3 sivil polis, denizde mütevazi Muğla 1 botu ile kaptan süslü Celal ve yardımcısı bekçi Ali Osman.. Hepsi bu.. Bugün öyle mi? Özal da tehdit ediliyordu, hatta bir kongrede konuşurken vurulmuştu bile. Ama o korkmamış, “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır” demiş, tüm uyarılara ve önlem tekliflerine rağmen vatandaşı ile iç içe yaşamaya devam etmişti.

.....

Sonraki Yazı: Çatı- Mavikart- Marinalar

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.