Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ben Kimim?

Yazının Giriş Tarihi: 10.10.2026 01:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.10.2026 01:11

Yeni eğitim öğretim yılının başladığı şu günlerde daha önce rastlamadığımız bir sürü üzücü olayla karşılaştık. Çocuk toplumun aynasıdır.

Belli merkezlerden belli amaçlarla kuşatılmış çocuklarımızı kaybettiğimizde önce ailemizi, şehrimizi ve maalesef vatanımızı da kaybederiz. Abartıyorum gibi gelebilir ama lütfen sokak röportajlarını bir izleyin.

Çocuklarımıza bilimle donatılmış bir ortam sunmadan önce, kendi iç dünyalarını tanımalarını öğretmeliyiz. Ne kadar değerli ve özel olduklarını da. Her insan ona özel değerlerle donatılarak doğar. Sonra gördüklerinin, duyduklarının, ona söylenenlerin, yapması istenilenlerin ortaklığında bir şekil alır. Çocuğun kendi öz değerlerinin ne olduğu konusunda hiçbir öngörüsü yoktur. Ona kendisini tanımayı, eğitim öğretecektir. Yani okul. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bu zaman diliminde eğitim öncelenmelidir. Kendi öz değerlerinin yolunda yürüyen bir bireyin hem kendisi mutlu olacak hem de topluma daha çok katkı sunacaktır.

Yeteneklerini içinde baskılatıp, toplumda itibar gören mesleklere zorlanan çocuklar zoraki bir yaşamın içinde perişan oluyorlar. Kendisiyle özdeş olmayan hedeflere zorlanıyorlar. Birkaç saatle sınırlı sınavlar onları kaygı ve depresyona sokuyor. Ailede, çevrede, alkışlanmayacak olmanın baskısı uykularını kaçırıyor, genç olmanın getirdiği gel gitler de cabası. Sonra zorlayarak seçilmiş üniversitelerden binbir emekle mezun olup, mesleğine katkı sunmak yerine günü tüketiyorlar.

Batı toplumları yeteneği hep öncelemiştir. Çünkü kendi yeteneğini zorlayanlar yenilikçidir ve zirveye tırmanırlar. Tanrı her insanı farklı yaratıp, farklı değerlerle donatırken bunu murad etmiştir inancındayım. Neden biri dahi zekada? Birisi müziğin, birisi tuvalin, birisi metalin ve daha pek çok farklı alanların ustası olmuştur?

Gençlere “Ben kimim?” sorusunu ne kadar erken sordurabilirsek o kadar erken yüzleşir kendisi ile. Mutluluk yolunda yanlış örnek aldığı modellere ulaşmak için yorulmaz. Bu uğurda bir ömrü tüketen insanlar az değildir.

Çok genç bir saat tamircisine rastlamıştım. Ustası “O saatle uyur, saatle uyanır, aşıktır saatlere ve tamir etmeden elinden bırakmaz.” demişti. Yüzündeki o mutluluk ve huzur ifadesini hiç unutmam.

“Sevgili gençler! Siz teksiniz. Kendi değerlerinizle topluma katılacaksınız. Öncekiler eskidir, siz yenisiniz ve aynı olanların yenisi olmaz bunu bilmelisiniz. Toplumun yanlış değerlendirmelerinin mahkûmu olmayın. Elbette yaşamınızı sürdürecek, ihtiyaçlarınızı karşılayacak bir mesleğiniz olmalı. Ama o meslek sizin değer ve mutluluğunuzla örtüşmeli. Sizi zorlamak yerine, siz mesleği zorlamalısınız. Seçimlerinizi, kendi yapabileceklerinizle, başarabileceklerinizle doğru orantılı seçmelisiniz” demeliyiz.

Peki, tam bu noktada devreye girmesi gereken eğitim, öğretim yani okul değil midir?

Okul binalarını yenilemekle, ders saatlerini uzatmakla, nitelikli öğretmen atamakla olmuyor, olmadı, üzgünüm olmayacak da.

Dünya küçüldü ve bir ekrana sığdı. Şimdi her şey dünyanın en uç noktaları ile erişim kolaylığında. Onları bir tuşla yönlendirmek çok kolay ve aynı zamanda çok korkunç. İnsanları ve özellikle gençlerin ruhlarını emip klavye mahkûmu haline getiren güçler başardılar. Dinledikleri müzik, hayran oldukları “idol” ler birer proje. Yaratmak istedikleri dünyaya elbette gençlerle başlayacaklar. Değerlere sadakat, aidiyetle ilgilidir. Gençler kendilerini bu ülkeye ait hissetmiyorlar. Yeni dünyanın birer bireyi olma yarışındalar. Çünkü o dünyanın eriştiği düzeye ulaşmak istiyorlar. Oraya ait olmak istiyorlar. O zaman değer göreceklerine inanıyorlar. Çünkü onların sunduğu her şey geleceklerini hedefliyor.

Zamanın ruhu deyip geçelim mi? Zamanın getirdiği tüm yeniliklerden zararlı olsa da kaçamazsınız. Öyleyse kar ve zarar hesabını iyi yapmak gerekir. Mesela; yapay zekâ işlerinizi kolaylaştırırken, yönlendirici olarak kullanırsanız dehşet verici zararları olan bir uygulama. Zamanla daha iyi anlayacağız.

Peki, ne yapmalıyız?

Çocuklarımıza anaokulundan başlayarak kendi değerlerini keşfetme olanağını sunmalıyız. Bireyi en çok mutlu eden şey başarma duygusudur. Ve toplumda itibar görmek, sayılmaktır. Onlara, “Yol senin, o yola ne kadar senin gölgen düşerse o yol o kadar engelsiz olur.” demeliyiz. Demek yetmez elbette, o yolları engelsiz yürümelerine imkân vermeliyiz. Çocuklarımızın değerlerini keşfetmek ailenin, kendi yollarında, kendi güçlerini kullanmayı, kendi değerlerinin sınırlarını zorlamayı öğretmek de eğitimin işi yani okulun, öğretmenin işi.

Okul aile ilişkilerini en üst düzeye taşıyıp, çocuklarımızın öz değerleri ile eğitim alabilecekleri okulları hayata geçirmeliyiz. Aile, arkadaş, toplum ve zaman zorlamasının dışında, hem hayatlarını sürdürecekleri hem de mutlu olacakları imkânlar sunan, donanımlı okullar sunmalıyız. Okul bitince işleri hazır, kaygısız bir gençlik yaratmalıyız. İşte o zaman aidiyet oluşacaktır. Yoksa pırıl pırıl gençlerimizi ihraç etmeye devam ederiz maalesef.

Gelecek kaygısı olmayan gençlerin, sporda, sanatta, bilimde başarılı olmuş gençlerin mutsuz olup, bunalıma girip birisinin canını yakması mümkün olabilir mi?

Kaybettiğimiz yavrularımıza rahmet, okullarımızda da bir daha böyle acıların yaşanmamasını tüm kalbimle diliyorum…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.