Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Aytaç Yıldız Bozkurt

bursaarena.com.tr - Aytaç Yıldız Bozkurt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aytaç Yıldız Bozkurt haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Raflardan İnen Değerler" Haber

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Raflardan İnen Değerler"

“Nasıl da kıymetliydim. Sahibim beni dikerken dualar etmişti. Büyüdüğümü görmeyi ve gölgemde dinlenmeyi, o çok sevdiği çayını yapraklarımla güneşin kovalamacasında yudumlamayı hayal etmişti. Büyüdüm. Kocaman dallarım oldu. Epey de gösterişliydim. Üstümde dans eden kelebeklere razıydım. Ancak kabuğuma sızmaya çalışan böceklerle uzun süre mücadele etti sahibim. Beni tertemiz yarınlara ulaştırmak için az çaba sarf etmedi. Ben güzelleşip serpildikçe o küçüldü, eğrildi. Eskiden şarkılar söylerken altımda, şimdi elinde baston “ah ve vah!” diyor. Ah bir anlığına konuşabilsem, teşekkür etsem, ellerinden öpsem, ne çok isterdim. Bir sabah sahibim gözyaşları içinde birkaç adama beni gösteriyordu. Ellerinde baltalar ve testereler vardı. “Olamaz!” dedim. “Bana bunu yapmaz, yapamaz!” Ama yaptı. İlk testerenin sesi inlemelerime karışırken o arkasını dönmüş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Evladını kendi elleriyle cellada teslim etmiş bir babanın ruh halindeydi, eminim. Can verirken son gördüğüm onun artık mecalsiz kalmış dizlerine acımasızca vurduğuydu. Kim demiş ağaçlar ruhsuz diye? “Ağaçlar ayakta ölür” Sonrasını da anlatayım. Dallarım yapraklarımdan arındırıldı. Kabuklarım soyuldu, çırılçıplak kaldım. Taşınabilecek boylarda kesildi bedenim. Sonra selüloz fabrikasına gönderildi. Küçük küçük doğrandı. Bir takım işlemlerden geçti. Daha çok ağaç ölmesin diye geri dönüşümle toplanan kâğıtlar eklenerek hamurdan sonra kocaman kâğıt rulolarına dönüşüp, matbaalara doğru yola çıktım. Bazen de farklı kullanımlar için farklı işletmelere gönderildim.” Ağacı bir evlat gibi büyüten sahibi onun yakılarak yok olmasına izin vermediği için veda ederken gözü arkada kalmadı. Bir zamanlar bulamadığı defter ve kitapları mutluluk içinde çantasına yerleştiren çocukların hayaliyle yumdu gözlerini eminim. Ayrıca onun ağacından yüzlerle ifade edilecek kitaplar, defterler çıkmıştı Ona hep “Ağaç dersem gönüllenme/Kırmızı gül ağaçtandır.” (Pir Sultan) derdi. Ağaç “sırdı” ona göre. Sonsuzluğa giderken son taht ağaçtı ve sırlıyordu bedeni. Serpildiği toprağa asla ihanet etmeden salardı köklerini. Suyu, karı, rüzgârı, tohumu, börtü böceği kısacası doğanın tüm yaratılmışlarını iyi tanırdı. Göğe yükseldikçe şükrü artar, salındıkça rüzgârla sevişirdi. Çünkü bilirdi ki onu olduran ve var edendeydi irade. Vakti saati gelince elbet bitecekti nefesi. Görevini yapmanın huzurunu bilir mi bilemem? Ağaç ve insanın hikâyesi benzerdir. İkisi de topraktan beslenir. Biri mineralleri alır, saklar, diğeri milli hafızayı. Her bir varlık gibi nereden gelip nereye gittiğini, nasıl bir geçmişi taşıdığını bilmeli insanoğlu. Ağaç aslı neyse öylece doğar ve öylece ölür. Adı neyse odur. Varlıkların bize taşıdığı değerler birer emanettir. Ağaç, hiçbir değeri bilinmeyen bu bahtsız vatanın en kıymetli hazinelerinin ana maddesidir. Maziden bize taşınan ne varsa hepsi ağaç sayesindedir. Dünyanın en güzel şehri İstanbul, gemilerin kaydırıldığı kütükler sayesinde Türk’ün olmuştur. Ağaç bir ülkenin nefesidir. Mürekkep kokmayan satırları sevmesek de dijitale taşınmış kayıtlar belki de ağaçların kurtuluşu olacak. Ancak kitabın tadını verecek mi, bilemem? Bütün bunlardan sonra nezaketsiz insanlar için kullandığımız “kütük” sözcüğü ağaca haksızlık gibi geliyor. Koç Topluluğu “Koç Gönüllüleri Kitap Paylaşım Projesi” kapsamında Anadolu'daki köy okulları için çocuk ve gençlik kitapları toplama kampanyası, beni bu duygu tüneline sürükledi. Sağ olsunlar. Ne yazık ki çok ses getirmeyen bu girişim, ayakta alkışlayabileceğim kadar değerli benim için.. Kim bilir raflarda çürümeye mahkûm ne değerli eserler hayat bulacak kitapseverlerin ellerinde. Bir kitabın okurun eline geçinceye kadarki serüvenini bilen biri olarak hayali bile çok mutlu etti beni. Ağaçların yanmadığı, bol oksijenli günler dilerim. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Oy Dereler Dereler" Haber

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Oy Dereler Dereler"

Çok sevdiğim bir Karadeniz türküsü beni çocukluğumun başköşesine oturan Etlik Çayı’na götürdü. Salkım söğütlerin gölgesinde nazlı nazlı akan arada kar suyuyla beslenip çağıldayan, çakıl taşlarını bize taşıyıp denize hasret bırakmayan o berrak sudan eser yok artık. Su hayattır ve kutsaldır. Sadece beden olarak değil ruh olarak da suya ihtiyacımız vardır. Su sesinin insana verdiği huzur, suyun akış ritminden doğan ahenk adeta bir beste gibidir. Deniz, nehir, çağlayan kenarında gözümüzü yumduğumuzda içimize dolan o mutluluk bedenimizdeki asıl maddenin dışa vurumu gibidir. Özün sese dönüşmüş halidir. Aç kalabilirsiniz uzun müddet ama susuz kalamazsınız. Canlının temel taşı sudur. Sadece insan ve hayvanlar için değil, doğa için de su hayattır. Bir devridaimin ana maddesidir de. Su buhar olur, sonra da yağmur, kar olarak geri döner. Yer ve gök arasındaki yaşamsal “akit” tir. Gökyüzüne uzanan zerreler, bulutların zamansız misafirleridir. İnsanlık tarihi su kenarında başlar. Tarihteki bilinen ilk savaşlar Sümerler zamanında Fırat ve Dicle ırmaklarının paylaşımı nedeniyle çıkmıştır. Türkler için de Orhun, Yenisey ırmakları ilk yazıtlarda önemle anlatılmıştır. Ve gelecekte de bu gidişle su savaşları kaçınılmaz olacaktır. Coğrafya derslerimizde ezberle ezberle bitmeyen nehir, göl, çay şimdilerde çoğu çölleştiği için haritalarda bile yer almıyor. Ve gelecekte de böyle giderse birçoğu yer almayacak ne yazık ki! Güzel ülkemin üç yanı denizlerle çevrili. Eşsiz bir boğaza sahibiz. Göller Bölgesi, Van Gölü, Tuz Gölü, Beyşehir Gölü, Eğirdir Gölü, İznik, Çıldır, Manyas, Salda… İnşallah asırları aşarlar ancak iklim meselesi birilerinin elinde silah olmaya devam ederse vay halimize. Hal böyleyken hangi akla hizmet dereleri ıslah etme projesiyle üstlerini örttünüz. Hain ve zalimsiniz. Çocukluğumuzda her kasaba köyde kurbağa taşladığımız, kunduzların mühendisliğini izlediğimiz, balıklarını yakalamaya çalıştığımız dereleri yok ettiler. Sanki ülkede toprak kalmamış gibi üstlerini örtüp kocaman binaları diktiler. Dereleri utanç kaynağıymış gibi gizlediler. Bir el “Kurtuluş Savaşı”nın intikamını sinsi sinsi alıyor gibi. Paranoyaya gerek yok diyenler lütfen ülkenin temel değerlerinin nasıl yok edildiğine, sadece doğamızın değil ruhumuzun da nasıl kısırlaştırıldığına biraz dikkat ederlerse haksız bulmayacaklar beni. Madenler, ormanlar, sular bir ülkenin doğal zenginlikleridir. Allah bu topraklara bereket vermiştir fazlasıyla. Ancak değer bilmezlerin elinde bir bir yok oluşuna şahit olduğumuz bu felaketi “mankurt” laştırılmış gibi duygusuz izliyoruz. Sosyal medya kalemşörlüğü ile vatan kurtarıyor, hükümet deviriyor, hayali mizansenler yaratıyoruz. Uyanalım desem öyle bir körlük yaşıyoruz ki hepimiz “Uyan kim?” diye sağa sola bakıyoruz. Korkarım ki çocukluğumun dereleri geri gelmeyecek. Nehirler, çaylar, dereler çağıl çağıl akmayacak. Sessiz ve karanlık bu zamanda, mavi ışık mahkûmları olarak bir bir hafızamızdan silinecek o muhteşem manzaralar. Su kenarında dans eden ateş böceklerini, söğütleri mesken tutmuş kuşları, küçücük balıkları, sabahtan akşama kadar konuşan bet sesli kurbağaları resimlerde göreceğiz. Bir türkü beni alıp götürürken belleğimde dolaşan manzaraları bir yerlere sabitlesem arzusuna kapılıyorum. Resimler asla gerçeği yansıtamaz çünkü onların sesi yoktur. Şimdi bana “Ya videolar?” diyeceksiniz ama orada bir şeyler izlerken dokunma hissetme arzunuz, iştahınız kabarmıyor mu? Tam da bu hissiyatla yazdım bu satırları. Şu cehennem sıcağında bir su kenarında olmak vardı şimdi. Kaybolmasın güzelliklerimiz, dileğiyle bol sulu günler dilerim. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Sivas Katmeri.." Haber

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Sivas Katmeri.."

Yörelerimize mal olmuş onların adıyla anılan ne çok yiyecek ve içeceğimiz var. Kendimizi bu konuda tam olarak tanıtamasak bile zengin mutfağımızın farkına varılıyor yavaş yavaş. Gastronomi alanında uzman olanlar farkı görüyor ve hakkı teslim ediyorlar. Bu sabah bir markette tanıtımı yapılırken rastladım Sivas katmerine. Katmerin Gaziantep’e ait olduğunu bilsem de adı beni çok eskilere götürdü. Sivas benim için Ata’mızın ulusumuzla beraber, vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığımız için kararlar aldığı tarihi kongrenin şehridir. Bu yüzden ayrı bir sempatim vardır. Büyük usta Aşık Veysel bu şehrin simgesidir aynı zamanda. Tarihi medreseler, Unesco miras listesindeki Divriği Ulu Camii, Kangal köpeği. Mekânlar, tatlar, resimler, müzikler bizim anı dağarcığımızın ögeleridir. Genç tezgâhtar katmeri tattırırken tam da oraya dokunduğunun farkında bile değildir. Siz o tat, o kokuyla, o görüntüyle özlediğiniz anılara uzanırsınız. Dostluk defalarca sınanan ve her defasında sınıfı geçmeyi başaran bir kavramdır. Nadirdir bu yüzden ve eşsizdir de. Sırlarınıza ortaklık etmek değildir bilinen anlamıyla. Dostluk, hiç olmadık bir zamanda rastladığınız bir şey burnunuzun direğini sızlatıp onu anımsatıyorsa, sesini duymak bile size nefes aldırıyor ve mutluluk denizine salıp “İyi ki var” dedirttiriyorsa dostluktur. İnsan, güven duygusuyla yaşar ve dost güven demektir. Kelimelere her duyguyu yükleyebiliriz ama gerçekte onlar söz olarak kalır ve eyleme dönüşmediği için bizi hayal kırıklığına uğratır bazen. Aşık Veysel “Benim sadık yarim kara topraktır” diyerek gerçek dostun “Yaradan” olduğunu vurgulamıştır. Söze inanmak noktasında yanılmak hep mümkün ama eylem size daima gerçeği gösterir. İnsan riyadan uzaklaşıp, gerçek kimliğine büründüğünde aynasını bulur. ”Dostluk” kavramından beklediklerimizle ilgilidir bence hakkındaki her tanım. Sivas katmerinden yola çıkarak neden buralara geldim? Dostum Sivaslı olduğu için elbette. Gerçek dostun Tanrı olduğu noktasında hemfikirdik. İnsan ilişkilerinin çıkar söz konusu olunca nasıl rezilleştiği noktasında da. Özele girmeden paylaşmanın erdemine inanmıştık. Mazimizdeki her ayrıntının bizi biz yapan değerler olduğu noktasında da. Utanmadan, gizlemeden, umarsız zamanı paylaştık. Yalnız kalmak arzumuza saygı gösterdik. Özlemeye fırsat verdik. Anadolu’nun gelenekçi ama aydın ailelerinin kızları olarak bize düşeni omuzladık. Öğretmenlik mesleğini şerefle taşıdık, onurla tamamladık. ”İyi” kavramının, ardından iyi konuşulacak eylemler bütünü olduğunu varsayarak, herkese ve her şeye sabrettik. Şimdi Sivas’tasın dostum. “Graham Belle minnetlerimle” Görüşebiliyor, sesimizi duyurabiliyoruz. Ketenin ve katmerin tadı gözlerimi yaşartıyor. Çünkü onlarda muhabbetimiz var. Sivas’ın değerlerini sende yoğunlaştırmak, özdeşleştirmek tüm bunlar nedeniyle özel. Dostumdan yola çıkarak dostluğa dair saptamalarım evrensel tanımı ile çok ters değildir sanırım. Mutlu bir anınızda yediğiniz sıradan bir şeyin tadı hiçbir zaman daha sonraki ile aynı olmuyor. Dostluk da sizde bıraktığı o tat duygusunun ta kendisidir. Küçük şeylerin peşine düşmek yerine, kocaman bir pencereden bakmak ve yollarımızın kesiştiği iyi insanlara sarılmak, zamanın kahredici rezillikleri içinde en hayırlısı bence. Katmer bahane, dostluk şahane diyelim mi? Bu vesile ile tat dolu nice güzel günler dilerim, olabildiğince tabii. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.