Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Toprağın Altındaki Bağ

Yazının Giriş Tarihi: 20.08.2026 00:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.08.2026 00:36

Bilim, bazen insanı şaşırtmaz; çok eski bir bilgiyi başka bir dille yeniden anlatır ve hatırlatır sadece.

Kanadalı orman ekologu Suzanne Simard'ın yıllardır yaptığı çalışmalar da bunlardan biri.

Bu çalışma, ağaçların sandığımız gibi birbirinden bağımsız canlılar olmadıklarını gösterdi. Elde edilen sonuçlara göre toprağın altında, mantarların oluşturduğu miselyum ağı sayesinde birbirlerine karbon aktarabiliyor, besin paylaşabiliyor, kimi zaman da tehlike sinyalleri gönderebiliyorlar.

Kimin neye ihtiyacı varsa diğerine iletiyor.

Âşık Veysel’in “sadık yârim” dediği toprak yoluyla…

Ormanın sessizliğinde aslında büyük bir konuşma sürüyor.

Biz duyamıyoruz, göremiyoruz, algılayamıyoruz sadece.

Bilimin bugün "Wood Wide Web- Ormanın Dünya Çapındaki Ağı" adını verdiği bu ağ, çok daha eski bir düşünceyi, Türklerin kadim doğa anlayışını hatırlattı bana.

Bu anlayışın özünde yalın bir fikir var:

İnsan doğanın sahibi değil, onun bir parçasıdır.

Dağ yalnızca taş, ırmak yalnızca su, ağaç yalnızca bir parça odun değildir.

Her biri hayatın, o her şeyi kapsayan bütünün parçasıdır.

İşte tam da burada, modern bilimin bulgularıyla kadim düşüncenin yolları kesişmeye başlıyor.

Elbette eski Türkler mikroskoba sahip değillerdi. Mantar iplikçiklerinin karbon taşıdığını ispatlayacak laboratuvarları da yoktu.

Ama vizyon, inanış ve yaşama biçimleri, toprağın altındaki “dayanışma bağını” işaret ediyordu. Tabiatla hemhâl olmuşlardı. Kutsal saydıkları yaşlı ağaçlar, yalnızca gölge veren dev gövdeler değil, gökle yer arasında köprü kuran, yaşamı birbirine bağlayan sembollerdi.

Bugün Simard'ın "Mother Tree-Ana Ağaç" dediği yaşlı ağaçlar da benzer bir rol üstleniyor.

Araştırmalar, bu ağaçların yer altındaki ağın en güçlü düğümlerinden biri olduğunu gösteriyor. Genç fidanlarla bağlantı kuruyor, kimi zaman onlara karbon aktarıyor ve ormanın dayanıklılığına katkı sağlıyor.

Bilim bugün buna “ekolojik ağ” diyor.

Bunun adını koymamış olsalar da kadim Türklerin, hayatın ve varlığın bir bütün olduğunu sezdikleri ve bunu içselleştirdikleri görülüyor.

Şaşırtıcı, değil mi?

Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, doğayı sürekli rekabet üzerinden okumaktır.

Güçlü olan yaşar, zayıf olan elenir.

Oysa Simard'ın çalışmaları, iş birliğinin, dayanışmanın, eksik olanı tamamlamanın yaşamın temel kurallarından biri olduğunu gösteriyor.

Yani, her şey “yaşayarak yaşatmak” dolayısıyla “dayanışma” üzerine kurulu…

Bu arada…

Bu bilgileri öğrendikten sonra, bir insan olarak, üstünlük taslayacak kadar kibirli misin halen?

*****************************************************************************************************

Haftanın Notu:

Bütün mesele, ideoloji haline gelen inanç ya da inanç haline gelen ideoloji yoluyla benliğini kaybetmemekte… Kendi benliğini bilmezsen başına ne geleceğinin, hatta geldiğinin farkındasın değil mi?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.