Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Eleştirel Akıl

Yazının Giriş Tarihi: 24.09.2026 00:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.09.2026 00:18

Üç haftadır aynı hikâyenin farklı perdelerinin arkasına bakmaya çalıştık.

Biat: Bireyin kendi iradesini bir başkasına teslim etmesi.

Tepkisizlik: Bir toplumun hayatta kalma moduna hapsedilerek donup kalması.

Sorumluluğu üstlenilmeyen hata, kabahat, suç: Kimsenin aynaya bakmadığı, herkesin bir başka yöne işaret ettiği o tanıdık sahne.

Üçü de aynı iki yerden besleniyor aslında: Düşünmemek ve kişisel çıkar.

İkincisi, “imam cemaat” meselesi. O yüzden biz tüm iyi niyetimizle “akıldan” devam edelim.

Biat eden sorgulamaz, tepkisiz olan artık sorgulayacak gücü bulamaz, suçu başkasına yükleyen ise sorgulamanın en can alıcı halini -kendine dönmeyi- reddeder. Eleştirel akıl, bu üç sosyal zehrin de evrensel ilacı.

Bir yanlışı ya da doğruyu kimin söylediğinden çok, o söylenen hatta hayata geçirilmeye çalışılanın doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgilensek keşke.

Ama bunun için öncelikle neyin doğru, neyin yanlış; neyin hayır neyin şer olduğunu, çıkarları öncelemeden değerlendirebilecek, analiz yapabilecek bir bilinç altyapısına sahip olmak gerekiyor.

İdeal olan bu bilinç düzeyine erişmek. Çünkü, olumsuzluklardan ağlanmak, değiştirmek için harekete geçilmedikçe eleştiri sayılamaz. Demokrasinin temelinde de bu var. Şikâyet, ilgili yerlerde yankı ve karşılık bulmazsa uzay boşluğunda kaybolur gider.

Şikâyetin yankı bulmasının yolu da aynı sorunu yaşayan insanların birlikte hareket etmelerinden geçiyor.

Bu da ayrı bir “bilinç” konusu…

Hatasını kabul etmeyen; yöneticisini, oy verdiğini sorgulamayan, “o ne yaparsa doğrudur” ya da “vardır bir bildiği” diyen bir toplum, kâğıt üzerinde özgür kalır. Bu da bizi şu soruya götürür:

Bağlılığımız değerler ve o değerlerle inşa edilmiş kurumlara mı, yoksa ölümlü insanlara mı?

Hesap sormanın da vermenin de kaçınılmaz bir bedeli olsa da kişisel ve toplumsal anlamda bazı eşiklerin geçilmesinden başka da yol yok gibi…

Şunu da belirtmek gerek: Eleştirel akıl, yalnızca başkalarına yöneltilen bir mercek de değil.

Asıl zor olan, kendi eylem ya da eylemsizliklerimize aynı mesafeden bakabilmek. "Ben neden sustum, ben neden bu kadar bağlandım, ben neden sadece suçladım?" gibi sorular, rahatsız edici ama özgürleştirici nitelikte.

Sözün özü, bir toplumu sorgusuz kabule, tepkisizliğe ve kabahat kaçkınlığına alıştırmanın yolu eleştirel aklı yok etmekten geçiyor.

Dünya sahnesinde özgürce var olabilmek için de tam tersi.

İnanç toplumu ile düşünce toplumu arasındaki devasa uçurum…

Düşünce ve akıl yukarıdaysa o uçuruma istismarcılar düşer.

Aksi durumda kimin nereye düştüğünü, düşürüldüğünü görüyoruz uzun zamandır.

Şunu da söylemeden geçmeyelim: Sorgulayan zihin, insanın kendi olmasını gerektirir.

Hiçbir çılgın da “zincir” vuramaz!

Mesele, her şeye boyun eğmek ya da her şeyi başkasına yıkmak değil; sorumluluğu, aklı ve iradeyi kendi elimizde tutabilmek.

Tabi egemenliği de…

Ne dersin?

*****************************************************************************************************

Haftanın Notu:

Bakanlar, siyasi propaganda yerine işlerini yapsalar keşke…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.