Kurumun adı ve, hangi vilayette olduğu önemli değil.
Çünkü bu durum Türkiye’nin birçok şehrinde birçok kurumda devam etmektedir.
Bir kurumun müdürü görevden alınıyor. Alınırken de şöyle bir izafi laf ediyorlar. “Sen de çok dürüstsün birader. “
Bazı ifadelerin azı fazlası olmaz, ya vardır ya yoktur.
Bir adam doğru iş yapıyorsa dürüsttür. Fazla dürüst ya da eksik dürüst olmaz.
Bir adam yanlış iş yapıyorsa dürzüdür. Bunun da azı çoğu olmaz.
Bir adam hırsızsa hırsızdır. Az hırsız çok hırsız olmaz.
Bir adam imanlıysa buna Mümin denir. Dinden bihaber ise buna da imansız denir.
İmandan yoksunsa bu ya kâfirdir ya münafıktır. Az kâfir değilsin demek uygun düşmez.
İyi münafıksın demek ya da sende biraz münafıklık var demek uygun düşmez.
Kafir kafirdir, münafık münafıktır. Ve bunlar cehennemliktir.
Bu nedenle bu müdür çok dürüst bir adam değildi.
Sadece işini düzgün yapan bir insandı.
Yaptığı işlerde;
Allah’ın kitabının dışına çıkmazdı, Devletin kitabının dışına çıkmazdı.
Yani kurallara uyup kurallara göre iş yapan dürüst bir insandı.
Böyle bir insanı görevden aldılar.
Tabi bu insanı durup dururken almadılar. Bunun bir alt yapısı geçmişi var.
Bu olayın mazide kalmış bir devamı var.
Hani bir adam ünlü bir ressama bir portre yaptırmak istemiş.
Ressam da yaparım demiş.
Fakat fiyat çok pahalı buna rağmen adam kabul etmiş.
Ressam bu ara adamın portresi üzerinde günlerce çalışmış.
Yüzlerce resim yapmış.
Neticede adam karşısına geçip oturmuş.
Ressam hemen iki dakikada adamın portresini yapıp eline vermiş.
Tabi portresini yaptıran adam bu işe içerlemiş.
Ressama sitemle “Ayıp yahu iki dakikalık bir resim için bu kadar para alınır mı” demiş.
Ressam elinin altındaki çekmeceyi açarak, “Evet bu resmin bir geçmişi var, bir alt yapısı var” diyerek onlarca yaptığı resimleri göstermiş.….
Şimdi bu olayın da bir geçmişi var.
İl müdürlüğü bir gün bir ihale açıyor.
İhalenin adı bir çeşit hizmet alımı ihalesi.
Bu hizmete 60- TL teklif vermişler.
Olayı görüşmek üzere ilgili dürüst müdürü yanına çağırıyor.
İhale işinde işin uzmanı olan dürüst müdür 17 kuruş maliyeti çıkarıyor.
Eğer 3adet cihaz alınacak olsa dahi maliyet 21 kuruş olur, diyor.
Hem de kuruma cihaz kazandırmış oluruz. Diğer türlü bu kurumun parasını boştan yere harcamış oluruz, diyor.
Bu söz İl müdürünün hoşuna gitmiyor.
Neticede iş başlamadan bitiyor.
Aradan bir zaman geçiyor.
Bu sefer bir başka hizmet alım ihalesi açılıyor.
Yine davetiye usulü, yine teklif alma. Bu iş için firma 300- TL teklif veriyor.
Dürüst müdür ise bu işin 60- TL olacağını söylüyor.
Bu hizmet alımı da boşa çıkartıyor. Bu olay bardağı taşıran son damla oluyor.
Neticede bizim “Dürüst iş yapan” müdür görevden alınıyor.
Yerine başka bir görev yapan bir kişi getiriliyor.
Buradan şunu anlıyoruz.
Dürüst müdür onların dişine dokunuyordu.
Dolayısıyla devletin ve milletin hakkını koruyordu.
Onlar, işten anlamayan ve her işe “Olur “ diyecek adam arıyorlardı.
Neden, çünkü yapacaklarını rahat yapmak için.
Şimdi 60- lira maliyeti olan bir işi 300- liraya almışsanız burada bir kurum zararı var demektir.
Burada gayri meşru bir iş yapılmıştır demektir.
Bu yolla alınan para herkese zehir ve zıkkım olur.
Çünkü onun içinde tüyü bitmedik yetimin hakkı var.
Onda kul hakkı var.
Bu tür olaylar ülkede hızlı bir şekilde artmaya başladı.
Bir Yahudi felsefesi olan “Devletin malı deniz yemeyen domuz" ilkesi işler hale geldi.
Herkes bulunduğu yerden devleti tırtıklıyor.
Dolayısıyla bu işin vebali sade yapana yüklenmiyor.
Bu işi yapanların çocuklarına ve eşlerine de yükleniyor.
Zira aldığı parayı onlara da harcıyor olacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ALİ KAYBAL
Bir Görevden Alınma Hikayesi
Kurumun adı ve, hangi vilayette olduğu önemli değil.
Çünkü bu durum Türkiye’nin birçok şehrinde birçok kurumda devam etmektedir.
Bir kurumun müdürü görevden alınıyor. Alınırken de şöyle bir izafi laf ediyorlar. “Sen de çok dürüstsün birader. “
Bazı ifadelerin azı fazlası olmaz, ya vardır ya yoktur.
Bir adam doğru iş yapıyorsa dürüsttür. Fazla dürüst ya da eksik dürüst olmaz.
Bir adam yanlış iş yapıyorsa dürzüdür. Bunun da azı çoğu olmaz.
Bir adam hırsızsa hırsızdır. Az hırsız çok hırsız olmaz.
Bir adam imanlıysa buna Mümin denir. Dinden bihaber ise buna da imansız denir.
İmandan yoksunsa bu ya kâfirdir ya münafıktır. Az kâfir değilsin demek uygun düşmez.
İyi münafıksın demek ya da sende biraz münafıklık var demek uygun düşmez.
Kafir kafirdir, münafık münafıktır. Ve bunlar cehennemliktir.
Bu nedenle bu müdür çok dürüst bir adam değildi.
Sadece işini düzgün yapan bir insandı.
Yaptığı işlerde;
Allah’ın kitabının dışına çıkmazdı, Devletin kitabının dışına çıkmazdı.
Yani kurallara uyup kurallara göre iş yapan dürüst bir insandı.
Böyle bir insanı görevden aldılar.
Tabi bu insanı durup dururken almadılar. Bunun bir alt yapısı geçmişi var.
Bu olayın mazide kalmış bir devamı var.
Hani bir adam ünlü bir ressama bir portre yaptırmak istemiş.
Ressam da yaparım demiş.
Fakat fiyat çok pahalı buna rağmen adam kabul etmiş.
Ressam bu ara adamın portresi üzerinde günlerce çalışmış.
Yüzlerce resim yapmış.
Neticede adam karşısına geçip oturmuş.
Ressam hemen iki dakikada adamın portresini yapıp eline vermiş.
Tabi portresini yaptıran adam bu işe içerlemiş.
Ressama sitemle “Ayıp yahu iki dakikalık bir resim için bu kadar para alınır mı” demiş.
Ressam elinin altındaki çekmeceyi açarak, “Evet bu resmin bir geçmişi var, bir alt yapısı var” diyerek onlarca yaptığı resimleri göstermiş.….
Şimdi bu olayın da bir geçmişi var.
İl müdürlüğü bir gün bir ihale açıyor.
İhalenin adı bir çeşit hizmet alımı ihalesi.
Bu hizmete 60- TL teklif vermişler.
Olayı görüşmek üzere ilgili dürüst müdürü yanına çağırıyor.
İhale işinde işin uzmanı olan dürüst müdür 17 kuruş maliyeti çıkarıyor.
Eğer 3adet cihaz alınacak olsa dahi maliyet 21 kuruş olur, diyor.
Hem de kuruma cihaz kazandırmış oluruz. Diğer türlü bu kurumun parasını boştan yere harcamış oluruz, diyor.
Bu söz İl müdürünün hoşuna gitmiyor.
Neticede iş başlamadan bitiyor.
Aradan bir zaman geçiyor.
Bu sefer bir başka hizmet alım ihalesi açılıyor.
Yine davetiye usulü, yine teklif alma. Bu iş için firma 300- TL teklif veriyor.
Dürüst müdür ise bu işin 60- TL olacağını söylüyor.
Bu hizmet alımı da boşa çıkartıyor. Bu olay bardağı taşıran son damla oluyor.
Neticede bizim “Dürüst iş yapan” müdür görevden alınıyor.
Yerine başka bir görev yapan bir kişi getiriliyor.
Buradan şunu anlıyoruz.
Dürüst müdür onların dişine dokunuyordu.
Dolayısıyla devletin ve milletin hakkını koruyordu.
Onlar, işten anlamayan ve her işe “Olur “ diyecek adam arıyorlardı.
Neden, çünkü yapacaklarını rahat yapmak için.
Şimdi 60- lira maliyeti olan bir işi 300- liraya almışsanız burada bir kurum zararı var demektir.
Burada gayri meşru bir iş yapılmıştır demektir.
Bu yolla alınan para herkese zehir ve zıkkım olur.
Çünkü onun içinde tüyü bitmedik yetimin hakkı var.
Onda kul hakkı var.
Bu tür olaylar ülkede hızlı bir şekilde artmaya başladı.
Bir Yahudi felsefesi olan “Devletin malı deniz yemeyen domuz" ilkesi işler hale geldi.
Herkes bulunduğu yerden devleti tırtıklıyor.
Dolayısıyla bu işin vebali sade yapana yüklenmiyor.
Bu işi yapanların çocuklarına ve eşlerine de yükleniyor.
Zira aldığı parayı onlara da harcıyor olacak.