Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Stres

bursaarena.com.tr - Stres haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Stres haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun” Haber

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun”

Kalp sağlığında düzenli hareket, dengeli beslenme ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çeken Özel Sağlık Hastanesi Başhekimi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, modern yaşamın getirdiği stres, hareketsizlik, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterolün kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri olduğunu söyledi. Kalp-damar hastalıkları açısından riskleri azaltmanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi uygulamakla sınırlı olmadığını belirten Biçeroğlu, yaşam tarzı alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kalp sağlığının temel unsurları olduğunu ifade eden Serdar Biçeroğlu, kalbin yaşam boyunca aralıksız çalışan hayati bir organ olduğuna dikkat çekti. Kalp sağlığı bir yaşam biçimidir Kalp sağlığının korunmasına ilişkin uluslararası bilimsel yaklaşımların temelinde hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin bulunduğunu belirten Biçeroğlu, şu değerlendirmede bulundu: “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerinde düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme önemli bir yere sahip. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, tansiyon ve kolesterol değerlerini kontrol altında tutmak da büyük önem taşıyor. Kalp sağlığını yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında gündeme gelen bir konu olarak görmemeliyiz. Kalp sağlığı aslında bir yaşam biçimidir.” Stres de kalbin risk haritasında Kalp-damar sağlığında yalnızca fiziksel risk faktörlerinin değil, psikososyal koşulların da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Serdar Biçeroğlu, kronik stres, yaşam koşulları ve çevresel faktörlerin de genel sağlık üzerinde etkili olabileceğini ifade etti. Modern yaşamın beraberinde getirdiği yoğun tempo ve stresin, düzensiz beslenme ve hareketsizlikle birleştiğinde sağlık açısından olumsuz bir tablo oluşturabileceğini alatan Biçeroğlu, özellikle masa başında geçirilen sürenin azaltılması ve günlük yaşamın daha hareketli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Kalp dostu beslenme mümkün Kalp sağlığında beslenmenin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, günlük beslenme düzeninde doğal ve dengeli seçeneklere ağırlık verilmesini önerdi. Serdar Biçeroğlu sözlerine şöyle devam etti: “Meyve ve sebzeler, tam tahıllar, bakliyatlar, zeytinyağı ve omega-3 açısından zengin balıkların dengeli bir beslenme düzeninde yer almasını öneriyoruz. Buna karşılık aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması gerekiyor. Burada önemli olan tek bir gıdayı mucizevi bir çözüm olarak görmek değil, genel beslenme düzenini sağlıklı hale getirmek.” Sigara kalp-damar sağlığı için önemli bir riskDr. Serdar Sigara kullanımının kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Biçeroğlu, kalp sağlığını korumak isteyen kişilerin sigaradan uzak durmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Serdar Biçeroğlu, düzenli egzersizin de kalp sağlığı açısından önemli bir koruyucu yaklaşım olduğunu belirterek, kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programının yaşamın parçası haline getirilmesini önerdi. Teknoloji tedavide önemli avantaj sağlıyor Kardiyoloji alanında teknolojinin gelişmesiyle birlikte tanı ve tedavi seçeneklerinin de önemli ölçüde ilerlediğini ifade eden Biçeroğlu, koroner damar hastalıklarının değerlendirilmesinde görüntüleme yöntemlerinin önemli imkanlar sunduğunu söyledi. Serdar Biçeroğlu şunları söyledi: Koroner anjiyografi, kalbi besleyen damarların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde ince, kıvrımlı veya tamamen tıkalı damarlara yönelik girişimsel tedaviler de daha etkin şekilde uygulanabiliyor. Balon ve stent teknolojilerindeki gelişmeler, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin genişlemesine katkı sağladı.” Stent teknolojisinin gelişmesinin yanı sıra; stent uygulanan hastalarda kullanılan ilaç tedavilerinin de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, tedavinin hastanın klinik durumuna ve damar hastalığının özelliklerine göre planlanması gerektiğini hatırlattı.

Diş sıkanların oranı giderek artıyor, peki ne yapmalı? Haber

Diş sıkanların oranı giderek artıyor, peki ne yapmalı?

Ella, geceleri dişlerini sıkmaya (gıcırdatmaya) ne zaman başladığını hatırlamıyor, ancak dayanılmaz çene ve baş ağrıları çektiğini, kendisine azı dişlerinin yokolmaya başladığının söylendiğini hatırlıyor. "Çok acı çekiyordum. Yüzümün şekli değişiyordu ve dişlerim kırılma riskiyle karşı karşıyaydı. Bununla ilgili bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum" diyor. 31 yaşındaki kadın, düzenli ve genellikle şiddetli diş sıkmaya neden olabilen bruksizm rahatsızlığı yaşadığını ancak yakın zamanda gördüğü tedavinin hayatını "şüphesiz" değiştirdiğini söylüyor. Diş sıkma, Ella gibi İngiltere genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. Bazı çalışmalar, yaklaşık her dört kişiden birinin bu rahatsızlığı yaşadığını öne sürüyor ancak birçok kişi belirtiler ortaya çıkana kadar farkına varmayabiliyor. İngiliz Diş Hekimleri Birliği'ne göre, diş sıkmanın giderek daha yaygın hale geldiğine dair bazı kanıtlar var, ancak somut sayılar yok. Bununla birlikte, bazı diş hekimleri BBC'ye, sürekli diş sıkmanın neden olduğu diş sorunlarıyla karşılaşan gençlerin sayısının artmasından endişe duyduklarını söyledi. "Kesinlikle artış gösteriyor" diyor İngiliz Diş ve Uyku Tıbbı Derneği (BSDSM) Başkanı Dr. Aditi Desai. "Ve günümüzde hayatın bu kadar stresli olabildiği düşünüldüğünde bu hiç de şaşırtıcı değil." Kaynak,Ella Ella, sürekli diş sıkmasının çene kaslarını büyüttüğünü ve çenesini genişlettiğini söylüyor (soldaki resim tedavi öncesi, sağdaki resim ise tedavi sonrası halini gösteriyor). Araştırmalar, diş sıkmalarının çoğunun stres nedeniyle olduğunu gösteriyor. Peki neden çenelerimiz günlük hayatımızın yükünü taşıyor? Bu konuda ne yapabiliriz? Ve bazı durumlarda bu iyi bir şey olabilir mi? Bruksizm, çenenin dört farklı hareketini (diş sıkma, gıcırdatma, diş germe ve diş itme) bir araya getiren genel bir terim. Kimisi gece, kimisi gündüz diş sıkıyor. Kimisi yaptıklarının farkına bile varmıyor, kimisi ise ağız koruyucularını bile parçalayacak kadar şiddetli diş sıkarak en derin uykudaki yatak arkadaşlarını bile uyandırabiliyor. Peki bunu yapıp yapmadığınızı nasıl anlayabilirsiniz? İşte dikkat etmeniz gereken işaretler: Aşınmış, kırılmış veya düzleşmiş dişler Sabahları baş ağrısı veya yüz ağrısı Çene sertliği Uyku bozukluğu ve gündüz yorgunluğu Artmış diş hassasiyeti Kulak ağrısı veya enfeksiyon olmaksızın şakak bölgesinde ağrı İngiliz Danışmanlık ve Psikoterapi Birliği'ne göre, diş gıcırdatma da terapide daha sık dile getirilen bir konu; çünkü günümüzde insanlar ruh sağlıklarının vücutlarını nasıl etkilediğinin daha çok farkındalar. Psikoterapist Rahi Popat, özellikle genç danışanlarının daha fazlasının, kendilerinin veya bir başkasının dişlerini gıcırdattıklarını fark ettiğini ve bunu genellikle hayatlarındaki gerçekten stresli bir döneme bağlayarak diş gıcırdatmalarının o zaman arttığını veya hatta başladığını fark ettiklerini söylüyor. 'Stresi biraz olsun azaltmanın bir yolu' Travma ve stres sizi "savaş ya da kaç" moduna sokabilir; bu durumda kalp atış hızınız artar, adrenalin salgılanır ve kaslarınız gerilir, böylece vücut dış bir tehdide karşı hazırlanır. Ve çene ile sinir sistemi, ana kranial sinirler aracılığıyla çok yakından bağlantılı olduğundan, kaslarımız tetiklenir ve dişlerimizi sıkarız ve gıcırdatırız. Popat, "Bunu gece boyunca yaparsak vücudumuzun gün boyunca hissetmiş olabileceğimiz stresi ve gerginliği bir nebze de olsa serbest bırakmasının bir yolu olur" diye açıklıyor. Ella için, uykusunda dişlerini gıcırdatmak, uyanıkken biriken gerginliği atma yöntemi haline gelmişti. "Bunun stres seviyemle ilgili olduğunu biliyorum" diyor Ella. "Yüksek işlevli kaygı bozukluğum var. Çok meşgulüm ve bunu gizlemek için sık sık dışarı çıkıyorum." Yirmili yaşlarında acıya "katlandığını" söylüyor. Ancak birkaç yıl sonra diş hekimi dişlerinin risk altında olduğunu söyleyince Ella tedavi olmaya karar verdi. Ella, diş hekiminin çene kaslarına Botox enjekte etmesinin ardından uyku ve ruh sağlığının iyileştiğini söylüyor. İngiliz Ulusal Sağlık Sistemi NHS'de rutin olarak sunulmasa da, Ella çenesini kontrol eden masseter kaslarına Botox enjekte ettirmek için diş hekimine para ödemeye karar verdi. İşlem kasları gevşetti ve yüzündeki gerginliği azalttı; etkisinin üç ila dört ay sürmesi bekleniyor. "Son birkaç aydır düzgün uyuyabiliyorum" diyor. "Sabahları çok daha enerjik oluyorum, ağrılarım azaldı ve yüzüm eskisi kadar kare değil." Diş hekimi Dr. Simon Cove, diş gıcırdatmanın dişlerimiz üzerindeki fiziksel etkisinin çok büyük olabileceğini söylüyor. Hastalarının dişlerini değerlendirmek için üç boyutlu tarayıcı kullanıyor ve zaman içindeki aşınmayı görebiliyor. "Çoğu zaman insanlar bunu yaptıklarının farkında bile olmuyorlar, ama sonra hasarı görüyoruz" diyor. "Dişler bu kadar aşınmışsa, tedavi son derece karmaşık ve çok maliyetli olabilir." Ancak bu tür vakaların nispeten nadir olduğunu ve gelişmesinin yıllar alabileceğini söylüyor. Kaynak, Simon Cove 3 boyutlu tarama, diş gıcırdatanların dişlerine verdikleri zararı ortaya çıkarabilir. Diş ve uyku uzmanı Dr. Aditi Desai'ye göre, belirtileri tedavi edebilseniz de (örneğin ağız koruyucu kullanarak) diş gıcırdatmanın nedenini bulmak da aynı derecede önemli. "Çoğu zaman diş hekimleri nedenini kontrol etmeden ağız koruyucu veriyorlar. "Uyku apnesi (OSA) gibi ciddi, altta yatan rahatsızlıkların dikkate alınması hayati önem taşıyor" diyor. OSA, tıkalı bir hava yolundan kaynaklanır, bu nedenle hasta tekrar nefes alabilmek için tıkanıklığı gidermek amacıyla dişlerini gıcırdatabilir. "Bu, diş gıcırdatmanın sizi hayatta tutabileceğinin çok iyi bir örneği" diyor bu rahatsızlık üzerine önde gelen araştırmacılardan Prof. Frank Lobbezoo. Bruksizmin olumsuz yanları olsa da (diş hasarı, uyku bozukluğu, çene ağrısı, bunlardan sadece birkaçı), her zaman "kötü adam" olmadığını açıklıyor. Lobbezoo, "Diş gıcırdatma, tükürük üretimi için de önemlidir" diyor ve ekliyor: "Çene kaslarının hareket ettirilmesi büyük tükürük bezlerini harekete geçirir. Ağzı temizler, dişleri korur ve sindirim için hayati öneme sahiptir." Bazı araştırmalar çiğnemenin bilişsel işlevlere yardımcı olabileceğini de öne sürüyor. "Bunu hayvanlarda biliyoruz ve ön araştırmalarımız insanlarda da aynı sonucu gösteriyor. Çene kaslarımızı çalıştırarak beyne giden kan akışını uyarıyoruz." Ancak diş gıcırdatma kronik ağrıya da neden olabilir ve bu da günlük yaşamınızı büyük ölçüde etkileyebilir. Diş sıkmanın tedavisi nedir? Diş hekimi Riaz Yar, protez uzmanı olarak, şiddetli diş gıcırdatmasının etkileriyle mücadele eden hastaları tedavi ediyor. Bu etkiler arasında aşınmış, çatlamış ve kırılmış dişler ve sürekli başarısız olan diş tedavileri yer alıyor. Yar, birçok hastanın kronik çene veya yüz ağrısı ve uyku sorunlarıyla da geldiğini, bunların hepsinin sadece diş sıkmaya bağlanmak yerine kendi başlarına değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Yar'ın belirttiğine göre, geçmişte diş sıkma sadece çenenin mekanik bir problemi olarak kabul ediliyordu, ancak şimdi bunun çok daha karmaşık bir durum olduğuna dair güçlü kanıtlar var. Ona göre bu, beyin ve sinir sistemi tarafından yönlendirilen ve kişinin bütününü şekillendiren bir "biyopsikososyal sorun". "Uyku düzenlerini, beslenmelerini, kilolarını, egzersiz miktarlarını, kullandıkları ilaçları dikkate alıyoruz ve uyku bozukluğu belirtilerini değerlendiriyoruz" diyor. "Birçok faktör hastanın dişlerini gıcırdatmasına katkıda bulunabilir, bu nedenle durumun ele alınması çok disiplinli bir yaklaşım gerektirir." Bu sorunla en iyi nasıl başa çıkılır? İşte bazı öneriler yardımcı olabilir: Dişlerinizi korumak için gece takılan ağız koruyucu Uyku apnesiyle bağlantılıysa, hava yolunun açık kalmasına yardımcı olmak için CPAP cihazı veya mandibular ilerletme cihazı (MAD) gibi cihazlar FizyoterapiBilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi konuşma terapileri Stresi azaltmaya ve uykuyu iyileştirmeye yardımcı olacak yaşam tarzı değişiklikleri arasında egzersiz yapmak, Alkol tüketimini azaltmak, sigarayı bırakmak ve daha sağlıklı beslenmek bulunuyor. Ciddi vakalar için Botox bir seçenek Ella, kas gevşetici iğnelerin yanı sıra kaygısını azaltmak ve sürekli taşıdığı gerginlikten kurtulmak için meditasyon yaptığını söylüyor. Ella, "Tedavi hayatımı değiştirdi. Şimdi de asıl nedeni bulmaya çalışmak istiyorum."

Hafta sonu uykusu için ideal süre bulundu: Kalbe iyi geliyor Haber

Hafta sonu uykusu için ideal süre bulundu: Kalbe iyi geliyor

Fiziksel açıdan aktif olmayan katılımcılar daha da büyük fayda gördü. Yeni bir araştırmaya göre, hafta sonu uyku eksikliğini gidermek daha iyi kalp sağlığı ve daha düşük hipertansiyon riskiyle bağlantılı. Kore Üniversitesi'nden bilim insanları, 7 yıl boyunca yaklaşık 41 bin katılımcıyı inceledi ve bulgularını geçen hafta sonu Münih'te düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Derneği konferansında sundu. Araştırmada, "Genel nüfusta hafta sonu telafi uykusunun daha düşük hipertansiyon olasılığıyla bağlantılı olduğu görüldü" dendi. Uykusuzluğa karşı 20 dakikalık şaşırtıcı çözüm Kaliteli bir uyku için akşam yemeği ne zaman yenmeli? Ünlü doktor öğle yemeğinden sonra ağırlık çökmesinin sebebini açıkladı Araştırmada ayrıca, "hafta sonu uykuyu bir miktar (yaklaşık 2 saat) telafi etmenin" yüksek tansiyon riskini azaltmakla ilişkilendirildiği belirtildi. Araştırmada, "Fiziksel aktivite rahatsızlığı önlemede ana etken olmayı sürdürürken, hafta sonu uykuyu bir miktar telafi etmek, yeterince aktivite yapamayanlara ek faydalar sağlayabilir" dendi. Araştırmanın The Times'a konuşan yazarlarından, Kore Üniversitesi'nden Dr. Nawton Lee "Yeterince uyumamak vücuda fazladan stres bindirir" dedi. Kalple damarların daha fazla çalışmasına yol açar ve tansiyonu yükseltebilir. Hafta sonu biraz daha fazla uyumak, vücuda toparlanma şansı verip bu stresi azaltabilir. Çalışmada, yetersiz uyku ve fiziksel hareketsizliğin kalp sağlığı açısından yaygın risk faktörleri olmayı sürdürdüğü, hafta sonu telafi uykusunun ise hafta içi oluşan uyku açığını kapatabileceği belirtildi. Fiziksel açıdan hareketsiz katılımcılarda daha büyük bir fayda görüldü: Bu grubun hipertansiyon riski yüzde 6,9 daha düşüktü. Çalışma, bir saat 27 dakika fazladan uykunun tansiyon üzerinde en büyük faydayı gösterdiğini ve yüksek tansiyon olasılığında yüzde 9'luk bir azalmayla bağlantılı olduğunu buldu. Ancak ek uyku süresi 4 saati geçenlerin yüksek tansiyon riski arttı. Bu yıl British Journal of Sports Medicine adlı akademik dergide yayımlanan bir araştırma, yüksek tansiyonunu daha sağlıklı seviyelere indirmek isteyen bireylere yüksek yoğunluklu aralıklı antrenmanın (HIIT) önerilebileceğini bulmuştu. Brezilya'dan uzmanların yüksek tansiyon ve egzersiz üzerine 31 çalışmadan elde edilen verileri bir araya getirdiği raporda, hem HIIT hem de kombine antrenmanın tansiyonu etkili bir şekilde düşürdüğü tespit edilmişti. Rapor ayrıca, koşu, bisiklet sürme veya yüzme gibi aerobik egzersizlerin hipertansiyon yönetimindeki faydalarının altını çizmişti. Ancak araştırmacılar, yoga, pilates ve eğlence amaçlı sporların tansiyon üzerindeki etkilerini değerlendirmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini belirterek, bu sporlara ilişkin kanıtların "sınırlı ve yetersiz" kaldığını vurgulamıştı. independent.co.uk/news/uk/home-news

Aort yırtılması nedir, neden olur? Haber

Aort yırtılması nedir, neden olur?

Türk Kardiyoloji Derneği'ne göre aort diseksiyonu olarak adlandırılan aort yırtılmasının toplumda görülme sıklığı yüz binde iki ila yüz binde dört kadar düşük. Ancak akut ve acil olarak tanımlanan oldukça riskli bir durum. BBC Türkçe'ye konuşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı'nda Doç. Dr. Ömer Faruk Baycan, riskli gruplar arasında, halihazırda aort anevrizması olarak bilinen aort genişlemesi olanlar, tansiyon hastaları ve hamileleri sayıyor. Aort hastalıkları gelişmesi riski ilerleyen yaşlarda artıyor. BBC Türkçe'ye konuşan Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Bülent Mutlu, "Tüm popülasyona baktığınız zaman mesela yüzde 1 oranında gözükürken, 65-70 yaş üstünde bu oran yüzde 10'lara çıkıyor" diyor. Bu yaş grubundaki erkeklerde aort anevrizmaları görülme sıklığının kadınlara göre dört kat fazla olduğunu aktarıyor. Bunlarla birlikte genetik, sigara kullanımı, stres, diyabet, sağlıksız beslenme ve durağan yaşam gibi etmenler de risk faktörleri arasında. Mutlu'nun "öngörmesi zor bir hastalık" olarak nitelendirdiği aort yırtılmalarının önceden tespiti için risk gruplarında düzenli taramalar yapılması gerekiyor. Doç Dr. Ömer Faruk Baycan, ailesinde böyle bir durum olan kişilerin kontrol edilmesini istediklerini belirterek "Bunu basit ultrasonografik yöntemlerle yapabiliyoruz" diyor. Sırrı Süreyya Önder kimdir?Sırrı Süreyya Önder 'tedaviye iyi yanıt veriyor'Sanat ve siyaset dünyasından Sırrı Süreyya Önder için geçmiş olsun mesajlarıAort nedir, neden önemli? Kalp vücuttan gelen kirli kanı temizleyen ve temiz kanı vücuda pompalayan hayati bir organ. Aort damarı, kalpten çıkan temiz kanı tüm vücuda taşıyan en büyük atar damar olmasıyla oldukça kritik bir öneme sahip. Kaynak,Getty Images Damarın içindeki tabakaların yırtılması buradan beslenen başta kalbin kendisi, beyin ve diğer iç organları riske atıyor. Aort damarı kalpten çıktığı andan itibaren ilk olarak kalbi besleyen dallara ayrılıyor. Koroner arterler adı verilen damarlardan sonra kolları ve beyni besleyen damarlar yukarı doğru çıkıyor. Aşağıya doğru karın bölgesinde, karaciğer, pankreasa ve diğer organlara ulaşıyor. Prof. Dr. Bülent Mutlu, "Aortu neredeyse bütün organlarımızın beslenmesini sağlayan ana bir yol gibi düşünebiliriz" diyor. 'Kalp damar cerrahisinin en büyük ameliyatı' Mutlu, bazı durumlarda yırtıkların tüm bu bölümlere yayılabildiğini bazı durumlarda da sadece damarın başlangıcını etkileyebildiğini belirtiyor. "Tüm bu arterlerdeki yırtık bölgelerinin tamiri, kalp damar cerrahisinin en büyük, ağır ve en uzun süren ameliyatıdır" diyor. Bazı nadir görülen durumlarda aortun tamamen yırtılıp vücut içine doğru patlayabildiğini aktarıyor. Bunun görülebilecek en ağır vakalardan biri olduğunu söylüyor. Tıbbi müdahale aorttan itibaren hangi bölgenin ya da bölgelerin yırtıldığına göre değişebiliyor. Prof. Dr. Bülent Mutlu, tümünde, aortun içinde ayrılan katmanın aslında geriye doğru tekrar yapışmasının ve yırtık bölgesinin tamirinin sağlanmasının amaçlandığını belirtiyor. "Fakat çok sayıda birkaç yerden yırtık varsa bunların tamiri bazen greftle bazen de o yırtıkların tamiriyle başarılı olabiliyor" diye ekliyor. Yırtığın hayati sonuçlar doğurabilmesinin iç organlara etkisinden kaynaklandığını belirten Mutlu, "Örneğin kalp ya da beyin beslenmesi bozulabiliyor, beyinde, kollarda ya da karında iskemi oluşturabiliyor. Böbrek damarlarımızı bile tıkayabiliyor" diyor. İskemi, dokulara yeterli miktarda kan akışının sağlanamaması sonucunda, oksijen ve besin eksikliği nedeniyle hücrelerin zarar görmesi durumudur.

'Menopoz yaşı 40'lı yaşlara kadar düştü' Haber

'Menopoz yaşı 40'lı yaşlara kadar düştü'

KADINLARDA doğurganlık oranlarının giderek düşmesi ve menopoz yaşının geçmiş yıllara kıyasla çok daha erken yaşlara kaydığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen; bu tehlikeli tablonun yalnızca genetik kodlarla değil, yoğun stres, hatalı beslenme ve çevresel faktörlerle de doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, 'Eskiden 47-48 yaşlarında gördüğümüz menopoz, artık 40-45 yaş aralığında daha sık karşımıza çıkabiliyor. Bunun arkasında stres, beslenme alışkanlıkları, genetik ve çevresel faktörler yer alıyor' dedi. Menopoz yaşının giderek gerilediğine dikkat çeken Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen, kadınların üreme sağlığına ve doğurganlık yönetimine dair önemli uyarılarda bulundu. Anten tamiri için çatıya çıktı martıların saldırısına uğradı 'MENOPOZ YAŞI GERİLİYOR' Prof. Dr. Ergen, kadınlarda menopoz yaşının geçmişe göre daha erken dönemlere çekildiğini belirterek, 'Eskiden 47-48 yaşlarında gördüğümüz menopoz, artık 40-45 yaş aralığında daha sık karşımıza çıkabiliyor. Bunun arkasında stres, beslenme alışkanlıkları, genetik ve çevresel faktörler yer alıyor' dedi. Doğurganlık değerlendirmesinde sıkça kullanılan AMH testine değinen Prof. Dr. Ergen, 'AMH bir fikir verir ancak tek başına yeterli değildir. En doğru değerlendirme, deneyimli bir jinekoloğun yaptığı yumurta sayımı ile mümkündür' diye konuştu. Kadınların düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Gelişen teknoloji sayesinde doğurganlığın yönetilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Ergen, 'Kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemek istediklerinde yumurta dondurma gibi yöntemlerle doğurganlıklarını koruyabilir. Bu sayede ilerleyen yaşlarda da anne olma şansı artırılabilir' diye konuştu. Doğurganlık açısından bazı yaş aralıklarının kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergen, '37, 40 ve 42 yaş bizim için önemli eşikler. Bu nedenle kadınların her yıl düzenli kontrole giderek yumurtalık rezervlerini takip ettirmesi büyük önem taşıyor' ifadelerini kullandı. (DHA)

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi? Haber

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi?

Serotoninin "mutluluk hormonu" olarak adlandırıldığını duymuş olabilirsiniz. Ancak ruh halimizi desteklemenin çok ötesinde işlevleri var. Serotonin, vücudun bağırsaklarında, beyninde ve diğer bölgelerinde bulunan bir kimyasal haberci ya da bilimsel adıyla bir nörotransmiter. Uyku kalitesi, iştah, hafıza, duygular ve ruh hali gibi alanlarda rol oynuyor. Imperial College London'da nöropsikofarmakoloji profesörü David Nutt, "Serotonin, bize dayanıklılık kazandıran ve stresi azaltan koruyucu bir etkiye sahip" diyor. Ancak Nutt hangi serotonin seviyelerinin olumlu bir ruh sağlığıyla bağlantılı olduğunu ölçmenin oldukça zor olduğunu söylüyor. Ve ona göre bu epey önemli bir mesele. Serotonin seviyenizi artırabilir misiniz? Nutt'a göre bazı antidepresanlar düşük serotonin seviyelerini artırabiliyor. Ancak bu tür bir tedaviye başlamak mutlaka aile hekiminizle görüşmeyi gerektirir. Yiyeceklerin depresyon ve stres üzerinde etkili olabileceği fikri ise temel bir amino aside dayanıyor: Triptofan. Nutt bunu, "Sindirildikten sonra triptofan kana karışır ve beyne taşınır; burada serotonine dönüştürülür" diye açıklıyor. Detoks nasıl yapılır, işe yarar mı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin Hangi yiyecekler triptofan içerir? Proteinin yapı taşlarından biri olan Triptofan (ya da L-triptofan) sağlıklı kalmak için yalnızca küçük miktarlarda gerekli. Vücut bunu kendi başına üretemediği için beslenme yoluyla almamız gerekiyor. Neyse ki günlük hayatta sıkça tüketilen birçok besinde bulunur: Tavuk Biftek Somon Yumurta Çedar peyniri Tam yağlı inek sütü Sert tofu Chia tohumu Ay çekirdeği Kaju Antep fıstığı Çiğ ıspanak Yulaf Kaynak, BBC Food Uzmanlara göre tek bir besin mucize yaratmıyor; dengeli beslenme ve sağlıklı bağırsak sistemi ruh hali üzerinde daha belirleyici rol oynuyorTriptofan ruh halini nasıl etkiler? Bazı araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin triptofan seviyelerinin düşük olduğunu ve bu kişilerin normal seviyelere sahip olanlara göre daha fazla panik ve kaygı yaşayabildiğini gösteriyor. Ayrıca, tüketilen triptofanın tamamı beyne ulaşmasa da triptofan açısından zengin besinleri artıran bazı kişiler daha az depresyon belirtisi yaşadıklarını ve ruh hallerinin iyileştiğini bildirdi. Yine de bu bir "mucize çözüm" değil. Nutt'un vurguladığı gibi, tek başına triptofan depresyonu ortadan kaldıramaz. "Ancak özellikle depresyona yatkın kişilerde önlemeye yardımcı olabilir." Psikiyatri uzmanı Dr. Nick Walsh da bu görüşe katılıyor ve triptofanın etkili olabilmesi için diğer besin ögeleri, vitaminler ve minerallerle birlikte çalışması gerektiğini söylüyor. Walsh, işlenmemiş ve doğal haliyle triptofan içeren gıdaların tüketilmesini, rafine şekerin azaltılmasını ve bağırsak sağlığına dikkat edilmesini öneriyor ve "Serotonin seviyenizi artırmak için sağlıklı ve dengeli bir beslenmeye uygun değişiklikler yapmak iyi bir şey" diyor. Depresyon tedavisinde sanal yöntemler işe yarar mı?Triptofan tüketmek gerçekten ruh halini iyileştirir mi? Keşke bu kadar basit olsaydı. Tüm uzmanlar düşük serotonin seviyelerinin doğrudan depresyona yol açtığı konusunda hemfikir değil. Hatta University College London'daki bilim insanları, serotonin seviyeleri ya da serotonin aktivitesinin depresyonun nedeni olduğuna dair net bir kanıt bulunmadığını söylüyor. Ruh sağlığını iyileştirmek için triptofan açısından zengin besin tüketimini artırma konusunda da güçlü bilimsel kanıtların olmadığını savunanlar var. King's College London'daki Duygudurum Bozuklukları Merkezi'nin direktörü Prof. Allan Young, triptofanın bazı kişilerde antidepresan etkisi gösterebileceğini, ancak bunun gıdalar yoluyla alındığında etkisine dair araştırma bulunmadığını belirtiyor. Young çalışmaların besinlerle alınabilecek miktarın çok üzerinde dozlarda kullanılan takviyelerle yapıldığını söylüyor. Kaynak,BBC Food Triptofan içeren besinler serotonin üretimine katkı sağlayabilir, ancak tek başına yeterli değil Melbourne'daki Deakin Üniversitesi Gıda ve Ruh Hali Merkezi direktörü Prof. Felice Jacka ise konuya farklı bir boyut ekliyor. Jacka'ya göre triptofanın kandan beyne taşınması için belirli aminoasitler gerekiyor. Ancak triptofan, tükettiğimiz diğer proteinlerle bu taşınma sürecinde rekabet etmek zorunda kalıyor ve bu durum beyne ulaşan miktarı sınırlıyor. Jacka, "Yiyeceklerdeki çok küçük miktarda protein bile triptofan artışını engelleyebilir" diyor. Buna karşılık, triptofan açısından zengin besinlerle birlikte karbonhidrat tüketmek, beyne ulaşan triptofan miktarını artırabilir. Jacka'ya göre karbonhidratlar tek başına da beyindeki serotonin seviyelerini artırabilir. Bunun nedeni, karbonhidratların insülin salgılanmasını tetiklemesi; insülinin de bu "taşıma rekabetini" azaltarak daha fazla triptofanın beyne ulaşmasına izin vermesi. Peki ne yapmalısınız? Serotonin bilimi hâlâ gelişmeye devam ediyor. Ancak Walsh'a göre kesin olarak bildiğimiz bir şey var: "Bağırsak mikrobiyomunu destekleyen ve tüm besin ögelerini içeren dengeli bir beslenme düzeni sürdürmek önemli." BBC News / Sue Quinn

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.