Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Protein

bursaarena.com.tr - Protein haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Protein haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” Haber

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın”

Dünya Süt Günü nedeniyle açıklama yapan uzmanlar tüketicileri sokak sütüne karşı uyardı, “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” mesajını verdi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte açıkta satılan ve kaynağı belirsiz süt ürünleri yeniden gündeme gelirken, uzmanlar 1 Haziran Dünya Süt Günü kapsamında yaptığı açıklamada, özellikle sıcak havalarda kontrolsüz koşullarda ve hiçbir denetime tabi olmadan satılan süt ve süt ürünlerinin ciddi halk sağlığı riskleri taşıdığına dikkat çekti. “Sokak sütü kabul edilebilir bir yöntem değil” Ankara Üniversitesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ufuk Tansel Şireli, özellikle yaz döneminde, açıkta satılan süt ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik ve gıda zehirlenmesi risklerinin ciddi şekilde arttığını belirtti. Şireli, “Yaz ve sıcak havalar geliyor. Ülkemizin birçok yerinde, hiçbir kayıt ve denetime tabi olmayan sütlerin satıldığını görüyoruz. Kapınıza ve sokağınıza gelen sütün kaynağı ne? Çiftlikten size ulaşana kadar, havaların ısındığı bu dönemde hangi sıcaklıkta taşınıyor? Ne kadar süre güneşte, açıkta bekliyor? Hangi koşullarda muhafaza ediliyor? Tüketicinin bu hususları mutlaka sorgulaması gerekiyor. Veteriner gıda hijyeni uzmanı olarak, açık ve kayıtsı z şekilde satılan sokak sütünün halk sağlığı açısından kabul edilebilir bir yöntem olmadığını açıkça söylemem gerekir. Kaynağı, üretim koşulları, hijyen uygulamaları ve soğuk zinciri denetlenemeyen bir ürünün tüketiciye güvenli şekilde ulaştığını varsayamayız” dedi. Açıkta satılan sütlerde soğuk zincirin korunmasının çoğu zaman mümkün olmadığını belirten Şireli, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çiğ süt uygun sıcaklıkta muhafaza edilmediğinde mikroorganizmalar çok hızlı çoğalabilir. Özellikle yaz aylarında bu süreç hızlanır ve açıkta satılan sütlerdeki mikrop sayısı hızla artar. Kayıtlı üretim yapan ve am balajlı ürün satan işletmelerde ise süt; çiftlikten fabrikaya kadar kontrollü sıcaklıkta taşınır. Burada önce birçok yönden analiz edilir, uygun olan süt işlenir ve denetlenir. Ambalaj, aslında ürünün garanti belgesidir.” Şireli, içme sütlerine uygulanan pastörizasyon ve UHT işlemlerinin gıda güvenliği açısından kritik olduğuna dikkat çekerek, tüketicilerin kaynağı belirsiz ürünler yerine izlenebilir ve denetlenebilir ürünleri tercih etmeleri gerektiğini ifade etti, “Kapınıza gelen sütün sadece fiyatını değil, hikâyesini de sorgulayın” dedi. “Süt yaşlandırıyor” iddiaları bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ankara Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ebru Şenel Özkan ise son dönemde sosyal medyada yer alan “süt yaşlandırıyor” iddialarının bilimsel zeminden uzak yorumlandığını belirtti. Şenel Özkan, özellikle süt tüketimi ile IGF-1 hormonu ve galaktoz üzerinden kurulan bazı iddiaların bağlamından koparıldığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bilimsel çalışmalar süt ve süt ürünlerinin; kaliteli protein, süt yağı, kalsiyum, fosfor, B vitaminleri ve birçok temel besin öğesi açısından önemli bir kaynak olduğunu açık şekilde göstermektedir. Sosyal medyada dolaşan bazı iddialar ise bilimsel olguların yanlış yorumlanmasına dayanıyor.” IGF-1 ile ilgili tartışmalara da değinen Özkan, insan vücudunun zaten doğal olarak IGF-1 (Insulin-like GrowthFactor-1) hormonu ürettiğini söyledi, “IGF-1 kemik sağlığı, kas yapımı ve onarımı için gereklidir. Düşük IGF-1 seviyeleri, özellikle yaşlılarda daha yüksek kırık riskiyle ilişkilidir. Yani IGF-1’i doğrudan ‘zararlı bir hormon’ olarak nitelendirmek bilimsel açıdan doğru değildir” dedi. Galaktoz iddialarıyla ilgili olarak da Özkan, bazı deneysel çalışmaların günlük beslenme koşullarındaki süt tüketimiyle doğrudan ilişkilendirilemeyeceğini belirterek, “Evet, laboratuvar ortamında farelere çok yüksek dozda saf galaktoz v erilerek yapay bir ‘yaşlanma modeli’ oluşturulabiliyor. Ancak burada kritik fark şu; laboratuvarda kullanılan dozlar, normal beslenme ile alınan miktarların çok üzerindedir. Sütte galaktoz tek başına değil; laktozun bir bileşeni olarak ve birçok besin öğesiyle birlikte tüketilmektedir. Güncel bilimsel verilere bakıldığında, insanlarda normal düzeyde süt tüketiminin yaşlanmayı hızlandırdığına dair güçlü klinik kanıt yoktur” dedi. Özkan, “Bugün süt ve süt ürünleri, geçmişte olduğu gibi, dünya genelindeki beslenme rehberlerinde dengeli beslenmenin önemli bir parçası olarak yer almaya devam ediyor” diyerek sözlerini noktaladı.

İyi bir uyku için ne yemeli, ne içmeli, nelerden uzak durmalı? Haber

İyi bir uyku için ne yemeli, ne içmeli, nelerden uzak durmalı?

Fiziksel ve zihinsel işlevlerimiz için hayati önem taşıyan uyku, elde edilmesi zor bir şey olabilir. Ne kadar çok uğraşırsanız o kadar ulaşılmaz hale gelebilir. Gecelerinizin sadece yarısında iyi bir uyku çektiğinizi düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. 2025'te yapılan bir çalışma, ortalama bir yetişkinin haftada yaklaşık üç gece iyi uyuduğunu ortaya koydu. Peki, tüm taktiklerimizi doğru uyguluyor muyuz? Yediğiniz ve içtiğiniz şeylerle de dinlendirici uykuya ulaşma ihtimaliniz yüksek. Reklam Hızlı ipuçları: Denenmesi gerekenlerKarbonhidrat, protein ve triptofan bulunan besinlerKivi, papatya çayı ve vişne suyuKafein, alkol, şeker ve ağır/baharatlı yemeklerden kaçınınYatmadan 2-3 saat önce yemeyi bırakınYatmadan 6-9 saat önce kafein tüketimini sınırlayınYatmadan önce yenecek en iyi gıdalar Triptofan, yalnızca besinlerden elde edilebilen temel bir amino asit. Serotonin ve melatonin (uykuyu düzenlemeye yardımcı olan kimyasallar) üretiminde rol oynadığı için uykuyu etkilediği düşünülüyor. Kümes hayvanları ve yumurta gibi besinlerde bulunuyor. Bazı araştırmalar, triptofan açısından zengin besinleri karbonhidratlarla birleştirmenin vücudun bu maddeyi daha etkili bir şekilde emmesine yardımcı olabileceğini söylüyor ama bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç var. Süt ve yoğurtta az miktarda triptofan olduğu için kahvaltıda gevrekler veya yulaf ezmesiyle yenilebilir; protein ve karbonhidrat kombinasyonu uyumanıza yardımcı olabilir. 'Bilişsel karıştırma' yöntemiyle nasıl uykuya dalabilirsiniz?Saat icat edilmeden önce insanlar nasıl uyanırdı? Muz ve fıstık ezmesinde de daha küçük miktarlarda olsa da triptofan var. Bu nedenle, uykuya yardımcı olacak bir atıştırmalık istiyorsanız, bunlardan biriyle (veya her ikisiyle) küçük bir dilim tam tahıllı tost faydalı olabilir. Triptofanın yanı sıra, yatmadan bir saat önce iki kivi yemenin uykuyu iyileştirebileceğine dair bazı kanıtlar da var. Kivide yüksek oranda serotonin, C vitamini, polifenoller, folat ve B vitaminleri bulunuyor ve bunların birleşiminin uyku kalitesini artırdığı söyleniyor. Ancak çalışmaların nispeten küçük ölçekli olduğunu ve besinlerden alınan serotoninin beyindeki seviyeleri doğrudan etkilemediğini belirtmekte fayda var. Bilinenin aksine, ekranınızdaki mavi ışık uykunuzu mahvetmiyorBeynimiz uykuda bize mesaj gönderebilir mi? Kaynak,Getty Images // Bir araştırma, şekerin uyku kalitesini düşürdüğünü ortaya koydu. Uyku için en iyi içecekler Yatmadan önce bir bardak ılık süt içmek klişe gibi gelebilir ama sütte aslında uykuya dalma isteğini artırmaya yardımcı melatonin hormonundan az bir miktarda var. Fakat vücudumuzdaki melatonin seviyelerini gerçekten etkileyip etkilemediği konusunda henüz net bir bilimsel kanıt yok. "Uyku çayları" diye adlandırılan içeceklerde genellikle papatya, kediotu ve çarkıfelek bulunuyor ve bazıları bunların uykuya dalmalarına yardımcı olduğunu söylüyor. Papatya, vücuttaki glisin (sinir gevşetici) seviyesini artırmaya yardımcı olabilir ve bazı çalışmalar uyku kalitesini iyileştirebileceğini gösteriyor. Kediotu ile ilgili kanıtlar net değil. Bazı çalışmalarda fayda görüldü, bazılarında çok az etki tespit edildi. Çarkıfelek, stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir ve bu da daha iyi bir gece uykusu verebilir. Vişne suyu ile ilgili çok sayıda çalışma, içecekte triptofan, melatonin ve antioksidan olması sayesinde uyku kalitesini iyileştirdiğini gösterdi. Uyku depolamak mümkün mü?'Askeri uyku yöntemi' ile iki dakikada uyuyabilir misiniz? Ancak her birey bu bileşenlere farklı tepkiler veriyor. Yapılan çalışmalar da küçük çaplı veya içeceklerden ziyade takviyelere odaklıydı. Bu nedenle, yatmadan önce dikkatlice seçilmiş bir içecek denemeye değer olsa da, az bir etki yaratırsa şaşırmayın. İçecekler konusunda kesin olan bir şey var. Sürekli tuvalete kalkmanız gerekiyorsa veya susuz kalmışsanız kesinlikle iyi uyuyamazsınız. Bu nedenle gün içinde yeterince su içtiğinizden emin olun ve yatmadan önce su tüketimini azaltın. Yatmadan önce nelerden kaçınmalı? Kafeinin, uzak durulması gereken içecekler listesinde yer alması hiç de şaşırtıcı değil. Çok fazla kafein, uykuya dalmayı, uyku süresini ve uyku kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Son araştırmaların bir analizi, iyi bir gece uykusu isteyenlerin yatmadan yaklaşık dokuz saat önce kahve içmeyi bırakmaları gerektiğini söylüyor. Alkol uykuya dalmanıza yardımcı olabilir ama REM uykusunda (ruh hali, hafıza ve öğrenme için önemli bir uyku evresi) geçirdiğiniz süreyi de azaltıyor. Gece boyunca uyanmanıza ve horlamanıza neden olabilir. Ara sıra içilen bir gece içkisi size fazla zarar vermese de alışkanlık haline gelirse uykusuzluğa yol açabilir. Şeker de uyku söz konusu olduğunda pek yararlı değil. Bir araştırma, şekerin uyku kalitesini düşürdüğünü ortaya koydu. Yatmadan önce çok fazla tatlı ve şekerli içecek tüketiyorsanız, muhtemelen ani bir enerji artışı yaşarsınız ki bu ideal değildir. Acılı yiyeceklerin termojenik (vücut ısısını yükselten) olduğu ve hazımsızlığa yol açabileceği düşünülüyor. Bunların ikisi de uyku için kötü. Serinlemek istiyorsanız, yatmadan birkaç saat önce ılık bir banyo veya duş (yaklaşık 40°C) işe yarayabilir çünkü duştan çıktıktan sonra vücut ısınız düşer ve bu da uyku zamanının geldiğini gösterir. Gece ne yememeli? Araştırmalar, daha geç ve daha sık yemek yemenin uykunuzu ve uyku ritminizi etkileyebileceğini gösteriyor. Çalışmalar, gün içinde yaklaşık 12 saatlik bir yemek yeme aralığı tavsiye ediyor ve yatmadan birkaç saat önce yemeği bitirmenizi söylüyor. Başka bir çalışma ise uyku zamanlamanızın da ne zaman yemek yemeyi sevdiğinizi etkileyebileceğini ortaya koydu. Sabah erken kalkan insanlar neredeyse hep uyandıktan sonraki yarım saat içinde kahvaltı yaparken, "gece kuşları" kahvaltıyı atlayıpakşamları geç saatlerde yemek yemeye daha yatkın. Charlotte Stirling-Reed / BBC Food

Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi önemli Haber

Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi önemli

ANKARA (İGFA) - Türk Kanser Derneği gönüllü diyetisyeni Selin Zingin, Kurban Bayramı döneminde artan kırmızı et tüketimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Zingin, kırmızı etin yüksek protein, demir, çinko ve B12 vitamini açısından değerli bir besin kaynağı olduğunu ancak tüketim kadar saklama, çözdürme ve pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından kritik olduğunu vurguladı. Yeni kesilen etin ilk saatlerde sert bir yapıya sahip olduğunu belirten Zingin, bu durumun sindirimi zorlaştırabileceğini ve özellikle mide-bağırsak hassasiyeti olan kişilerde şişkinlik ve hazımsızlığa yol açabileceğini ifade etti. Etin tüketilmeden önce buzdolabında dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Etin saklama ve çözdürme koşullarına da dikkat çeken Zingin, yanlış çözdürme yöntemlerinin bakteriyel üremeyi artırabileceğini belirterek, etin en güvenli şekilde buzdolabında yavaş çözdürülmesi gerektiğini kaydetti. Çözdürülen etin tekrar dondurulmaması gerektiğini vurgulayan Zingin, acil durumlarda sızdırmaz ambalaj içinde soğuk suyla çözdürme yönteminin tercih edilebileceğini aktardı. Pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından önemine değinen Zingin, etin yüksek ateşte veya doğrudan alevde pişirilmesinin risk oluşturabileceğini, yanmış ve kömürleşmiş bölümlerin ise kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Haşlama, fırında pişirme ve kısık–orta ateşte pişirme yöntemlerinin daha güvenli olduğunu ifade etti. Kanser tedavisi gören bireylerde beslenmenin kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Zingin, bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların yalnızca tam pişmiş ve güvenli şekilde hazırlanmış etleri tüketmesi gerektiğini vurguladı. Çiğ ve pişmiş gıdaların temasının önlenmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin enfeksiyon riskini azaltmada kritik rol oynadığını ifade etti.

Sağlığımız İçin Doğru Beslenmenin Önemi.. Haber

Sağlığımız İçin Doğru Beslenmenin Önemi..

Ülkemizde birçok konuda olduğu gibi, beslenme konusunda da alabildiğince bilgi kirliliği mevcuttur. Çünkü sağlık konusunda olduğu gibi, beslenme konusu da parça parça ele alınıp incelenmektedir. Genellikle gıda maddeleri küçücük biyokimyasal parçalarına kadar araştırılarak, buradan beslenme ve sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili, kapsamlı ve kesin sonuçlara varmaya çalışılıyor. Neticede çok çelişkili sonuçlar elde edilerek, “aynı konuda taban tabana zıt bilgileri” aynı eğitime ve kültüre sahip, aynı unvanı taşıyan iki bilim insanının ağzından sık sık duymamız mümkün olabiliyor. Bunlara birde “satacakları mamulün besin değerinden ziyade raf ömrü, görüntüsü, pazar durumu ve satılabilirlik” gibi özellikleri daha önemli olan, gıda üreticilerinin “yanıltıcı reklamları” ile diyetisyenler hatta doktorlar tarafından verilen “tutarsız, birbiri ile çelişen tavsiye ve diyet programlarını” eklediğimiz vakit, tüketicinin şaşkın ve bıkkın olması çok da anormal gelmiyor. Günümüzde; yiyeceklerin sindirim sisteminde hazmı ve emilimi ile, buna bağlı olarak beslenme çeşitliliği ve şekli konusunda, birbiriyle taban tabana zıt çok çeşitli görüşler ve tavsiyeler vardır. Konunun uzmanı olduğu iddia edilen birçok bilim insanından, bazıları tek tip beslenmeyi, bazıları üç öğünü tavsiye ederken, bazıları ara öğünlerle birlikte sekiz öğünü tavsiye ediyor. Hazırlanan diyet programlarının bir kısmı sadece protein ağırlıklı beslenmeyi önerirken, bir kısmı karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi öneriyor. Kimisi sadece günlük alınacak kalori miktarından yola çıkarken, kimisi yağı sınırlandırarak, yağın cinsini ve kalitesini dikkate almadan bütün yağları yasaklıyor. Gıda maddelerini ve sindirim sistemini parça parça ele aldığımız vakit, bu çıkarımların doğruları da vardır, yanlış tarafları da vardır ve tamamı da “çok büyük bir bütünün, çok küçük parçalarıdır.” Ancak buradaki en büyük yanlış, bilim adına uzmanlaşma etiketi arkasına takılarak, muazzam bir bütünlük içerisinde çalışan insan vücudunun ve sindirim sisteminin, “binlerce parçaya ayrılarak incelenmesi,” her bir parçanın ayrı ayrı değerlendirilmesi ve asıl önemlisi de “tek yaratıcımız olan Allah’ın insan vücuduna (hücrelerine kadar) yüklediği, sayısız program ve yeteneğin göz ardı edilmesidir.” Çorba, salata, ana yemek, tatlı ve yanında içeceklerden oluşan bir tek öğünde bile; farklı şekillerde farklı besinlerle bağlantılı binlerce biyokimyasal alırız. Lokmayı ağzımıza aldığımız andan itibaren, “sonsuz derecede karmaşık kimyasal bir süreç başlar.” Aldığımız besin kimyasallarının her birisi, diğer besin kimyasalları ve vücudumuz da salgılanan (sadece tükürük bezi ile salgılandığı tespit edilen aktif madde sayısı 300 civarındadır) kimyasallarla, sağlıklı olmamız için en büyük faydayı sağlayacak şekilde, sayısız reaksiyonlara girer. Bu reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan kimyasallar, (hücrelerimize kadar) tüm vücudumuz da çok karmaşık kontrollerden geçirilerek dikkatlice tasnif edilir. Bu tasnif sonucu, her bir mikro gıda maddesinden nereye ne kadar ihtiyaç olduğuna ve ne zaman ulaştırılması gerektiğine karar verilir. Lokmayı ağzımıza aldığımız andan itibaren çok itinalı bir şekilde gerçekleşmeye başlayan, sonsuz derecede karmaşık biyokimyasal sürecin nasıl gerçekleştiği bugüne kadar çözülememiştir ve bugünden sonrada çözülebilmesi mümkün değildir. Genel sağlığımız ve sindirim sistemi üzerinde, bilimsellik adına sürdürülen çalışmaların tamamı “Materyalist bir görüş ve düşünceyle yapılır. Yaratıcı ve yaratılmışlık kavramları tamamen saf dışıdır ve hiç dikkate alınmaz.” Halbuki “en küçük zerreden tüm evrene kadar,” akıl almaz derecede karmaşık ve sayısız yaratık, muazzam bir düzen içerisinde, belirli bir süre varlığını sürdürür ve (insanlar tarafından bir müdahale olmaması şartıyla) var olduğu sürece de bu düzen hiç bozulmaz. Ben sindirim sisteminin de böyle bir düzen içerisinde çalıştığına inanıyorum. Midemizi gereksiz yere boş rafine ürünlerle tıka basa doldurmadan, İhtiyacımız olan gıda maddelerini, (makro ve mikro gıdaları) belirli bir denge içerisinde yeterince almamız halinde, sindirim sistemimizin hiç problemsiz bir şekilde çalışacağından eminim. Çünkü bütün diyet programlarının temelini teşkil eden, hiçbir gıda maddesi “proteinler, karbonhidratlar, yağlar, nişastalar ya da lifler olarak” tek başlarına bulunmazlar. Doğal olarak yetiştirilmiş ya da üretilmiş binlerce çeşit yiyecek ve içecekten hangilerini yersek yiyelim, bunları ağzımıza aldığımız (sindirimin başladığı) andan itibaren, “karbonhidratlar, proteinler, yağlar ve toksinler” olarak dört sınıfta toplanır. “Tek başına bir tek kuru fasulyeyi bile hap gibi yutsak” (çok farklı oranlarda da olsa) proteinleri, karbonhidratları ve yağları birlikte almış oluruz… (Devam edecek) Yeni haftanın yeni umutlara, iyilik ve güzelliklere vesile olması dileğiyle… ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi? Haber

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi?

Serotoninin "mutluluk hormonu" olarak adlandırıldığını duymuş olabilirsiniz. Ancak ruh halimizi desteklemenin çok ötesinde işlevleri var. Serotonin, vücudun bağırsaklarında, beyninde ve diğer bölgelerinde bulunan bir kimyasal haberci ya da bilimsel adıyla bir nörotransmiter. Uyku kalitesi, iştah, hafıza, duygular ve ruh hali gibi alanlarda rol oynuyor. Imperial College London'da nöropsikofarmakoloji profesörü David Nutt, "Serotonin, bize dayanıklılık kazandıran ve stresi azaltan koruyucu bir etkiye sahip" diyor. Ancak Nutt hangi serotonin seviyelerinin olumlu bir ruh sağlığıyla bağlantılı olduğunu ölçmenin oldukça zor olduğunu söylüyor. Ve ona göre bu epey önemli bir mesele. Serotonin seviyenizi artırabilir misiniz? Nutt'a göre bazı antidepresanlar düşük serotonin seviyelerini artırabiliyor. Ancak bu tür bir tedaviye başlamak mutlaka aile hekiminizle görüşmeyi gerektirir. Yiyeceklerin depresyon ve stres üzerinde etkili olabileceği fikri ise temel bir amino aside dayanıyor: Triptofan. Nutt bunu, "Sindirildikten sonra triptofan kana karışır ve beyne taşınır; burada serotonine dönüştürülür" diye açıklıyor. Detoks nasıl yapılır, işe yarar mı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin Hangi yiyecekler triptofan içerir? Proteinin yapı taşlarından biri olan Triptofan (ya da L-triptofan) sağlıklı kalmak için yalnızca küçük miktarlarda gerekli. Vücut bunu kendi başına üretemediği için beslenme yoluyla almamız gerekiyor. Neyse ki günlük hayatta sıkça tüketilen birçok besinde bulunur: Tavuk Biftek Somon Yumurta Çedar peyniri Tam yağlı inek sütü Sert tofu Chia tohumu Ay çekirdeği Kaju Antep fıstığı Çiğ ıspanak Yulaf Kaynak, BBC Food Uzmanlara göre tek bir besin mucize yaratmıyor; dengeli beslenme ve sağlıklı bağırsak sistemi ruh hali üzerinde daha belirleyici rol oynuyorTriptofan ruh halini nasıl etkiler? Bazı araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin triptofan seviyelerinin düşük olduğunu ve bu kişilerin normal seviyelere sahip olanlara göre daha fazla panik ve kaygı yaşayabildiğini gösteriyor. Ayrıca, tüketilen triptofanın tamamı beyne ulaşmasa da triptofan açısından zengin besinleri artıran bazı kişiler daha az depresyon belirtisi yaşadıklarını ve ruh hallerinin iyileştiğini bildirdi. Yine de bu bir "mucize çözüm" değil. Nutt'un vurguladığı gibi, tek başına triptofan depresyonu ortadan kaldıramaz. "Ancak özellikle depresyona yatkın kişilerde önlemeye yardımcı olabilir." Psikiyatri uzmanı Dr. Nick Walsh da bu görüşe katılıyor ve triptofanın etkili olabilmesi için diğer besin ögeleri, vitaminler ve minerallerle birlikte çalışması gerektiğini söylüyor. Walsh, işlenmemiş ve doğal haliyle triptofan içeren gıdaların tüketilmesini, rafine şekerin azaltılmasını ve bağırsak sağlığına dikkat edilmesini öneriyor ve "Serotonin seviyenizi artırmak için sağlıklı ve dengeli bir beslenmeye uygun değişiklikler yapmak iyi bir şey" diyor. Depresyon tedavisinde sanal yöntemler işe yarar mı?Triptofan tüketmek gerçekten ruh halini iyileştirir mi? Keşke bu kadar basit olsaydı. Tüm uzmanlar düşük serotonin seviyelerinin doğrudan depresyona yol açtığı konusunda hemfikir değil. Hatta University College London'daki bilim insanları, serotonin seviyeleri ya da serotonin aktivitesinin depresyonun nedeni olduğuna dair net bir kanıt bulunmadığını söylüyor. Ruh sağlığını iyileştirmek için triptofan açısından zengin besin tüketimini artırma konusunda da güçlü bilimsel kanıtların olmadığını savunanlar var. King's College London'daki Duygudurum Bozuklukları Merkezi'nin direktörü Prof. Allan Young, triptofanın bazı kişilerde antidepresan etkisi gösterebileceğini, ancak bunun gıdalar yoluyla alındığında etkisine dair araştırma bulunmadığını belirtiyor. Young çalışmaların besinlerle alınabilecek miktarın çok üzerinde dozlarda kullanılan takviyelerle yapıldığını söylüyor. Kaynak,BBC Food Triptofan içeren besinler serotonin üretimine katkı sağlayabilir, ancak tek başına yeterli değil Melbourne'daki Deakin Üniversitesi Gıda ve Ruh Hali Merkezi direktörü Prof. Felice Jacka ise konuya farklı bir boyut ekliyor. Jacka'ya göre triptofanın kandan beyne taşınması için belirli aminoasitler gerekiyor. Ancak triptofan, tükettiğimiz diğer proteinlerle bu taşınma sürecinde rekabet etmek zorunda kalıyor ve bu durum beyne ulaşan miktarı sınırlıyor. Jacka, "Yiyeceklerdeki çok küçük miktarda protein bile triptofan artışını engelleyebilir" diyor. Buna karşılık, triptofan açısından zengin besinlerle birlikte karbonhidrat tüketmek, beyne ulaşan triptofan miktarını artırabilir. Jacka'ya göre karbonhidratlar tek başına da beyindeki serotonin seviyelerini artırabilir. Bunun nedeni, karbonhidratların insülin salgılanmasını tetiklemesi; insülinin de bu "taşıma rekabetini" azaltarak daha fazla triptofanın beyne ulaşmasına izin vermesi. Peki ne yapmalısınız? Serotonin bilimi hâlâ gelişmeye devam ediyor. Ancak Walsh'a göre kesin olarak bildiğimiz bir şey var: "Bağırsak mikrobiyomunu destekleyen ve tüm besin ögelerini içeren dengeli bir beslenme düzeni sürdürmek önemli." BBC News / Sue Quinn

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.