Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Obezite

bursaarena.com.tr - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor Haber

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor

Türkiye'de yılda yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, erken tanının hayat kurtardığını vurgulayarak düzenli kontrollerin önemine ve risk faktörlerine karşı dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekti. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha sık gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. “ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR” Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde en önemli hedefin henüz belirti vermeden erken evrede tanı koymak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Çakmakçı, “Benim hiçbir şikayetim yok” düşüncesinin düzenli kontrolleri aksatabildiğini belirterek, erken tanı ve tedavi şansının kaçırılmaması için kadınların kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT Prof. Dr. Çakmakçı, gelişen görüntüleme yöntemlerinin tanıyı kolaylaştırdığını belirterek; fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğini ifade etti. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmasının önemli olduğunu belirten Çakmakçı, risk grubundaki 40 yaş altı kadınlar için ultrasonografi ve MR, 40 yaş sonrası için ise yıllık ultrasonografi ve mamografi önerildiğini kaydetti. Çakmakçı, kampanya kapsamında meme kanserinin dikkat edilmesi gereken 7 önemli belirtisini şöyle sıraladı: Memede yeni ortaya çıkan kitle Memede şekil veya büyüklük değişikliği Meme derisinde çökme, çekilme veya kalınlaşma Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik Meme başından kendiliğinden gelen akıntı Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun” Haber

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun”

Kalp sağlığında düzenli hareket, dengeli beslenme ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çeken Özel Sağlık Hastanesi Başhekimi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, modern yaşamın getirdiği stres, hareketsizlik, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterolün kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri olduğunu söyledi. Kalp-damar hastalıkları açısından riskleri azaltmanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi uygulamakla sınırlı olmadığını belirten Biçeroğlu, yaşam tarzı alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kalp sağlığının temel unsurları olduğunu ifade eden Serdar Biçeroğlu, kalbin yaşam boyunca aralıksız çalışan hayati bir organ olduğuna dikkat çekti. Kalp sağlığı bir yaşam biçimidir Kalp sağlığının korunmasına ilişkin uluslararası bilimsel yaklaşımların temelinde hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin bulunduğunu belirten Biçeroğlu, şu değerlendirmede bulundu: “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerinde düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme önemli bir yere sahip. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, tansiyon ve kolesterol değerlerini kontrol altında tutmak da büyük önem taşıyor. Kalp sağlığını yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında gündeme gelen bir konu olarak görmemeliyiz. Kalp sağlığı aslında bir yaşam biçimidir.” Stres de kalbin risk haritasında Kalp-damar sağlığında yalnızca fiziksel risk faktörlerinin değil, psikososyal koşulların da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Serdar Biçeroğlu, kronik stres, yaşam koşulları ve çevresel faktörlerin de genel sağlık üzerinde etkili olabileceğini ifade etti. Modern yaşamın beraberinde getirdiği yoğun tempo ve stresin, düzensiz beslenme ve hareketsizlikle birleştiğinde sağlık açısından olumsuz bir tablo oluşturabileceğini alatan Biçeroğlu, özellikle masa başında geçirilen sürenin azaltılması ve günlük yaşamın daha hareketli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Kalp dostu beslenme mümkün Kalp sağlığında beslenmenin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, günlük beslenme düzeninde doğal ve dengeli seçeneklere ağırlık verilmesini önerdi. Serdar Biçeroğlu sözlerine şöyle devam etti: “Meyve ve sebzeler, tam tahıllar, bakliyatlar, zeytinyağı ve omega-3 açısından zengin balıkların dengeli bir beslenme düzeninde yer almasını öneriyoruz. Buna karşılık aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması gerekiyor. Burada önemli olan tek bir gıdayı mucizevi bir çözüm olarak görmek değil, genel beslenme düzenini sağlıklı hale getirmek.” Sigara kalp-damar sağlığı için önemli bir riskDr. Serdar Sigara kullanımının kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Biçeroğlu, kalp sağlığını korumak isteyen kişilerin sigaradan uzak durmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Serdar Biçeroğlu, düzenli egzersizin de kalp sağlığı açısından önemli bir koruyucu yaklaşım olduğunu belirterek, kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programının yaşamın parçası haline getirilmesini önerdi. Teknoloji tedavide önemli avantaj sağlıyor Kardiyoloji alanında teknolojinin gelişmesiyle birlikte tanı ve tedavi seçeneklerinin de önemli ölçüde ilerlediğini ifade eden Biçeroğlu, koroner damar hastalıklarının değerlendirilmesinde görüntüleme yöntemlerinin önemli imkanlar sunduğunu söyledi. Serdar Biçeroğlu şunları söyledi: Koroner anjiyografi, kalbi besleyen damarların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde ince, kıvrımlı veya tamamen tıkalı damarlara yönelik girişimsel tedaviler de daha etkin şekilde uygulanabiliyor. Balon ve stent teknolojilerindeki gelişmeler, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin genişlemesine katkı sağladı.” Stent teknolojisinin gelişmesinin yanı sıra; stent uygulanan hastalarda kullanılan ilaç tedavilerinin de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, tedavinin hastanın klinik durumuna ve damar hastalığının özelliklerine göre planlanması gerektiğini hatırlattı.

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor Haber

Alzheimer riski 20 yıl önceden başlıyor

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer riskini azaltmak için erken yaşlardan itibaren yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Son yıllarda yaşam süresinin uzamasıyla birlikte Alzheimer hastalığının görülme sıklığı artıyor. Türkiye’de yaklaşık 700 bin kişi Alzheimer ile mücadele ederken, bu sayının 2050 yılına kadar 2,5 katına çıkması bekleniyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın ilk belirtiler ortaya çıkmadan yaklaşık 20 yıl önce beyinde değişikliklerin başlayabildiğine dikkat çekti. Tuncer, yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen riskler olsa da yaşam tarzıyla ilişkili birçok faktörün kontrol altına alınabileceğini belirterek, beyin sağlığını korumaya yönelik önlemlere erken yaşlardan itibaren önem verilmesi gerektiğini söyledi. İLK BELİRTİLER HAFIZA KAYBIYLA BAŞLIYOR Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer hastalığının beyin hücrelerinin ilerleyici hasarıyla ortaya çıktığını, sadece hastayı değil ailesini ve yakın çevresini de derinden etkilediğini ifade etti. Hastalığın ilk evrelerinde genellikle yakın zamanda yaşanan olayların unutulması, aynı soruların tekrar sorulması ve tanıdık kelimelerin hatırlanamaması gibi belirtilerin görüldüğünü aktaran Tuncer, ilerleyen süreçte planlama becerisinin zayıfladığını, zaman ve mekân algısının bozulduğunu ve kişinin günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebildiğini söyledi. Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer’a zemin hazırlayan başlıca risk faktörlerini şöyle sıraladı: Düzenli egzersiz yapmamak Kontrolsüz tansiyon ve tedavi edilmeyen hipertansiyon Yüksek kolesterol Tedavi edilmeyen işitme kaybı Diyabet ve insülin direnci Obezite Sigara ve alkol kullanımı Sosyal izolasyon ve yalnızlık Yetersiz ve kalitesiz uyku Sağlıksız beslenme Depresyon Kafa travması öyküsü Hava kirliliğine maruz kalma ALZHEİMER RİSKİNİ AZALTAN 10 ÖNLEM Prof. Dr. Tuncer, Alzheimer riskini azaltmada etkili olan 10 önlemi de şöyle anlattı: 1. Düzenli egzersiz Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmasının, beynin bellek merkezi olan hipokampusu desteklediği ve bilişsel gerileme riskini azaltabildiği belirtildi. 2. Sağlıklı ve dengeli beslenme Özellikle Akdeniz tipi beslenmenin beyin ve damar sağlığı için koruyucu olduğu, işlenmiş gıdalar ile aşırı şeker ve trans yağdan uzak durulması gerektiği vurgulandı. 3. Kaliteli ve yeterli uyku Her gece 7-8 saat kesintisiz uyku alınmasının önemli olduğu, uyku apnesinin de ihmal edilmemesi gerektiği ifade edildi. 4. Beyni aktif tutmak Okuma, yeni beceriler edinme, dil öğrenme ve enstrüman çalma gibi aktivitelerin bilişsel rezervi güçlendirdiği belirtildi. 5. Sosyal bağları güçlü tutmak Aile, arkadaşlar ve sosyal etkinliklerle bağların sürdürülmesinin beyin sağlığına katkı sağladığı kaydedildi. 6. Tansiyon, kolesterol ve kan şekerini kontrol altında tutmak Kardiyometabolik risklerin düzenli takibinin ilerleyen yaşlarda bilişsel gerilemeyi azaltmada önemli olduğu ifade edildi. 7. Sağlıklı kiloyu korumak Fazla kilo ve obezitenin Alzheimer açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer aldığı belirtildi. 8. Sigara ve alkolden uzak durmak Sigara ve alkol kullanımından kaçınmanın beyin sağlığı açısından önemli olduğu vurgulandı. 9. İşitme kaybını ihmal etmemek İşitme kaybı fark edildiğinde gecikmeden değerlendirilmesi ve gerekiyorsa işitme cihazı kullanılması önerildi. 10. Kafa travması ve hava kirliliğinden korunmak Kafa travmalarından korunmanın ve hava kirliliğine maruziyeti azaltmanın da koruyucu önlemler arasında olduğu belirtildi.

Sağlık Bakanlığı'ndan kritik şeker uyarısı Haber

Sağlık Bakanlığı'ndan kritik şeker uyarısı

Sağlık Bakanlığı, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında yayımladığı açıklamayla aşırı şeker tüketiminin diyabet ve fazla kilo (obezite) riskini önemli ölçüde artırdığı konusunda kritik bir uyarıda bulundu. Sağlık Bakanlığı, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası dolayısıyla toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, aşırı şeker tüketiminin sağlıksız beslenme alışkanlıklarını beraberinde getirdiği ve başta diyabet olmak üzere çeşitli kronik hastalık risklerini artırdığı kaydedildi. Şekerle tatlandırılmış içeceklerin sık tüketilmesinin sıvı formda ek enerji alımına neden olduğu, bu durumun doğrudan fazla kilo ve obezite riskini yükselttiği ifade edildi. Aile hekimleri tarafından vatandaşlara yönelik fazla kilo ve diyabet taramalarının düzenli olarak yürütüldüğü, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ise beslenme ve fiziksel aktivite eğitimlerinin devam ettiği aktarıldı. "Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2025-2028)" kapsamında okul çağındaki çocukların sağlıklı gıdalara yönlendirilmesi için paydaş kurumlarla birlikte "Okul Gıdası Logosu" çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi. TÜKETİCİLERE YÖNELİK TAVSİYELER Sağlıklı beslenme kültürünün çocukluktan itibaren kazandırılması gerektiği vurgulanan açıklamada vatandaşlara şu tavsiyelerde bulunuldu: Şekerle tatlandırılmış içecekler yerine su veya şekersiz alternatifler tercih edilmelidir. Meyve suyu tüketimi yerine meyvenin kendisi yenilmelidir. Tatlı ve şekerli gıdalar daha küçük porsiyonlarda ve daha seyrek tüketilmelidir. Ambalajlı ürün alırken gıda etiketleri okunarak şeker oranı düşük seçeneklere yönelinmelidir.

Türk kahvesini asla böyle içmeyin: Bilmeden yıllarca zehir içmişiz Haber

Türk kahvesini asla böyle içmeyin: Bilmeden yıllarca zehir içmişiz

Milyonların vazgeçilmezi olan Türk kahvesi, yanlış pişirme ve tüketim alışkanlıkları yüzünden faydalı olmaktan çıkıp sağlığa zararlı bir boyuta ulaşabiliyor. Uzmanların yaptığı uyarılar ve araştırmalar, kahve tüketiminde dikkat edilmesi gereken kritik detayları gözler önüne seriyor. Milyonların vazgeçilmezi olan Türk kahvesi tutkunlarını üzecek bir gelişme yaşandı. Sevilen bu içeceği hazırlarken düşülen yaygın bir hata, kahvenin tüm olumlu etkilerini ortadan kaldırmakla birlikte vücut için zararlı bir boyuta taşıyor. Sözcü'de yer alan habere göre, geleneksel kültürümüzün en özel lezzetleri arasında yer alan ve vücuda pek çok yararı bulunan Türk kahvesi, hatalı pişirme ve tüketim tarzı yüzünden sağlığa zararlı hale gelebiliyor. Uzman isimler, kahvenin mucizevi yönlerini tamamen ortadan kaldıran en büyük yanlışın içerisine ‘şeker ilave etmek’ olduğunu vurguluyor. Dünyanın en zararlı maddelerinden biri olarak kabul edilen rafine şeker, kahveye eklendiğinde içeceğin tüm antioksidan ve koruyucu özelliklerini nötrlüyor. Uzmanlar, Türk kahvesinden tam verim alabilmek ve vücuda fayda sağlamak için mutlaka sade (şekersiz) olarak tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. İtalyan bilim insanlarının 18-45 yaş arasındaki 1.180 yüksek tansiyon hastası üzerinde yürüttüğü 6 yıllık kapsamlı araştırma, dikkat çeken sonuçlar ortaya koydu: Bu 4 kız kardeş her yıl aynı fotoğrafı çektirerek 40 yıl boyunca hayatlarını belgeledi. Bu etkileyici görsel günlük, zamanın ve kardeşliğin gücünü gösteriyor. Genetik Faktör ve Tansiyon: Kahveyi yavaş metabolize eden ve yüksek tansiyonu bulunan bireylerde, günde 3 fincandan fazla tüketim Tip 2 diyabet (gizli şeker) riskini ciddi oranda artırıyor. Obezite Faktörü: Aşırı kilo problemi olan bireylerde bu risk çok daha yüksek seviyelere ulaşıyor.

GLP-1 ilaçları pankreas kanseri riskini azaltabilir... Uzmandan 'umut verici ama erken' uyarısı Haber

GLP-1 ilaçları pankreas kanseri riskini azaltabilir... Uzmandan 'umut verici ama erken' uyarısı

ASCO GI 2026'da sunulan yaklaşık 95 bin kronik pankreatit hastasını kapsayan araştırmada, GLP-1 kullanan bireylerde pankreas kanseri gelişme riskinin yaklaşık yüzde 50 daha düşük olduğu bildirildi. Uzmanlar ise bulguların umut verici olmakla birlikte, henüz tedavi uygulamalarını değiştirecek düzeyde olmadığını vurguluyor. İSTANBUL (İGFA) - Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, ASCO GI 2026 Kongresi'nde paylaşılan yeni araştırma sonuçlarının, GLP-1 grubu ilaçların pankreas kanseri riskini azaltabileceğine işaret ettiğini söyledi. Yaklaşık 95 bin kronik pankreatit hastasının değerlendirildiği çalışmada, GLP-1 kullanan bireylerde pankreas kanseri gelişme riskinin kullanmayanlara göre yaklaşık yüzde 50 daha düşük bulunduğunu belirten Yıldırım, pankreas kanserinin halen en ölümcül kanser türlerinden biri olduğunu hatırlattı. Ancak araştırmanın retrospektif, yani geçmiş hasta kayıtlarının incelendiği gözlemsel bir çalışma olduğunun altını çizen Yıldırım, "Bu nedenle GLP-1 ilaçlarının pankreas kanserini doğrudan önlediğini söylemek için henüz erken. Bulgular umut verici olsa da klinik uygulamayı değiştirecek düzeyde değil" dedi. RİSK YÜKSEK OLAN HASTALARDA DİKKAT ÇEKİCİ SONUÇ Prof. Dr. Yıldırım, kronik pankreatit ve tip 2 diyabet hastalarının pankreas kanseri açısından yüksek risk grubunda yer aldığını belirterek, araştırmada risk azalmasının özellikle bu gruplarda görülmesinin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti. Kronik pankreatitte uzun süreli iltihaplanmanın, tip 2 diyabette ise insülin direnci ve kronik inflamasyonun kanser gelişimine zemin hazırlayabildiğini dile getiren Yıldırım, GLP-1 ilaçlarının bu süreçleri olumlu yönde etkileyebileceğinin değerlendirildiğini söyledi. OBEZİTE VE İNFLAMASYON ETKİSİ ARAŞTIRILIYOR GLP-1 ilaçlarının olası koruyucu etkisinin henüz kesinleşmediğini belirten Yıldırım, araştırmacıların özellikle obezitenin azaltılması, insülin direncinin düzeltilmesi ve kronik inflamasyonun baskılanması üzerinde durduğunu kaydetti. Özellikle kronik inflamasyonun azaltılmasının pankreas kanseri riskinde rol oynayabileceği değerlendiriliyor. ASCO 2026 Kongresi'nde sunulan diğer analizlerde de GLP-1 agonistlerinin yalnızca pankreas kanseri değil, obeziteyle ilişkili bazı kanser türlerinde metastatik hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceğine ilişkin ön bulguların paylaşıldığını aktaran Yıldırım, bu ilaçların artık sadece diyabet ve obezite tedavisinde değil, kanser biyolojisi açısından da yakından incelendiğini söyledi. Mevcut kanıtların büyük bölümünün gözlemsel çalışmalardan elde edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, farklı ülkelerde yapılacak uzun süreli, prospektif ve randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguladı. Bugün için pankreas kanserinden korunmanın en etkili yolunun sigarayı bırakmak, sağlıklı kiloyu korumak, diyabeti kontrol altında tutmak ve kronik pankreatit gibi hastalıkların düzenli takibini yaptırmak olduğunu belirten Yıldırım, ailesinde pankreas kanseri öyküsü bulunan veya genetik risk taşıyan kişilerin de uzman merkezlerde değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Yıldırım, "GLP-1 ilaçları bugün için pankreas kanserinden korunma amacıyla kullanılmamalı. Ancak ilk kez, yaygın kullanılan metabolik bir tedavinin bu ölümcül kanser türünde koruyucu rol oynayabileceğine dair güçlü bilimsel sinyaller görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor Haber

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, çocuklarda artan kalp hastalıklarına karşı uyarıda bulundu. Hatalı beslenme, hareketsizlik ve obezite gibi risklere dikkat çeken Uzm. Dr. Şahin; nefes darlığı ve çarpıntı gibi belirtilerde vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini belirtti. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye'de son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” dedi. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. HAZIR VE PAKETLİ GIDALARIN AŞIRI TÜKETİMİ Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır. Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir. Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır. AŞIRI TUZ TÜKETİMİ Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor. Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.