Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mustafa Solak

bursaarena.com.tr - Mustafa Solak haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mustafa Solak haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Atatürk'ü Anlamak.." Haber

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Atatürk'ü Anlamak.."

Atatürk, bağımsız bir ülke kurarak üretime, bilime dayanan, çağdaş ilişkilerin yaşandığı bir toplumu, Türk milleti ile inşa eden kişidir. Atatürk, NUTUK’ta “Milletin gelişme yeteneğini milli bir sır gibi vicdanımda taşıyarak aşama aşama ilerlemek mecburiyetinde kaldım” der. Atatürk’ü anlamak mecburiyeti anlamak ve bu mecburiyete göre mücadelede sıralama yapmaktır. 1. Bağımsızlık ve vatan-millet bütünlüğü: Üretim, bilim, çağdaşlık (laiklik, kadın-erkek eşitliği, şeyhin müridi, ağanın marabası olmamak, vb) ancak vatan bağımsız olursa olanaklı olabilir. Atatürk Amasya Genelgesi’nde “padişahlığı kaldıracağım, laikliği sağlayacağım” demedi. Bunları sağlamak için Türk Milleti’ni milli mücadeleye sevk etmek üzere birleştirmesi gerekiyordu ve “vatanın bağımsızlığı, milletin birliği tehlikededir” dedi. Önce bağımsızlık savaşı kazanılmalıydı, sonra diğerlerine sıra gelecekti. Örnekle gösterelim. Lozan’da müzakereler sürüyordu. Bir gün, Vekiller Heyeti Reisi (Başbakan) Rauf Bey, Atatürk’ü akşam yemeğine davet etti. Gazi, Rauf Bey, Refet Paşa, Fuat Paşa, akşam sofrada biraraya geldiler. Rauf Bey günlerdir kendisini rahatsız eden kaygılarını dile getirdi: “Meclis senin Cumhuriyet kuracağından korkuyor. Dedikodular giderek yayılıyor, bazen o kadar abartıyorlar ki, eline bir fırsat geçerse, senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını söylüyorlar! Şimdi vatan kurtuldu. Bize göre emaneti sahibine iade etmenin zamanı geldi. Kemal, benim babam padişahın baş mabeyinliğini yaptı. Boğazında padişahın ekmeği var. Şimdi o ekmek benim gırtlağımda. Ben yediğim ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakıyet yönetimidir, Cumhuriyet değil.” Birlikte mücadele ettikleri arkadaşları böyle düşünüyordu. Yalnız sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy çekimser kalmıştı, birkaç gün süre istedi. O bile yanında durmadı. Ertesi gün Atatürk Meclis’te şunu söyledi: “Günü geldiğinde Padişahla ilgili kararı en yüce icraî organ olan TBMM verecektir. Bu sizi ve Meclisi tatmin eder mi? Bunu yarın çıkıp okursam, sizce Meclis tatmin olur mu?” “Olur” dediler. Atatürk orada padişahlığı kaldıracağını, kadınlara eşit miras payı getireceğini, çok eşliliğe son vereceğini söyleyemezdi. Ama yalan da söylemeyerek zamana bıraktı. 2. Üretim: Üretim de yabancılara satılan fabrikaları, tersaneleri geri almakla, fabrika kurmakla, madenleri işletmekle, bilime önem vermekle olur. 3. Çağdaş ilişkiler: Tevhidi Tedrisat (Öğretimin Birliği), Medeni, Borçlar, Ceza yasaları, tekke-zaviyeleri kapatmak, vb ile artık kocanın, şeyhin kölesi değil cumhuriyetin hukuki eşitliği hakim olacaktı. 4. Türk Milleti ile başarmak: Padişahı, halifeyi, şeyhleri emperyalizme değil Türk Milleti’ne yaslanarak tasfiye etti. 4. madde şunun için önemlidir. Muhalif olduklarımızı emperyalizmden medet umarak indirme anlayışı yanlıştır. Hatta 2016’dan önce iktidarın inmesi için FETÖ’yü öven açıklama yapanlar arasında Kemalistler, sosyalistler de vardı. FETÖ’nün Türkçeyi yaydığı belirtilmiş, Zaman Gazetesi’nin kuruluş yıldönümlerinde övgüler yapılmıştır. Ne yapacaksak milletimizi ikna ederek yapacağız. Milletimize güvenmeyen mücadeleyi bıraksın. Milletsiz kurtuluş olmaz. Emperyalizm iktidar vaat edebilir ama o iktidar ancak milletle sürdürülür. Dahası bugün size iktidar sunan, yarın, ona yaranmadığında muhalifinize de sunar. 5. “Milli egemenlik” kavramını anlamak: Atatürk 1 Mart 1923’te TBMM’yi açarken “özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir" demiştir. Milli egemenlik demek, Türk milletinin egemenliği demektir. "Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" derken egemenliğin padişaha, halifeye, şeyhlere, ağalara, etnik aidiyetlere olmadığını vurgular. Bu, halkın her dediğinin olacağını kabullenmez. Öyle olsa Atatürk "samimi ve meşru olmak kaydıyla her fikre hürmet ederiz" demezdi. Meşruiyetin ölçütü üniter ve laik devleti, Türk milletinin egemenliğini ortadan kaldırmamaktır. Atatürk'ün "Medeni Bilgiler" kitabını okursak iyi anlaşılır. Egemenlik etnik, dinsel unsurların, TC'yi bölmek isteyenlerin değil, Türk milletinindir. “Seyit Rıza, Şeyh Sait, Sakine Cansız gibi yapacağız” diyenler, aslında hilafetçi ve etnik bölücülüğe özgürlük, adalet istiyor. Dahası onlar gibi isyana teşvik ediyor. Bu özgürlük, adalet Türk milletinin egemenliğini ortadan kaldırır. Etnik, dinsel, mezhepsel aidiyetleri “Türk milleti” kavramının yerine geçirirseniz ortada Türk milleti değil halk kalır. Halk, topluluktur, millet siyasal kavramdır, etnik, biyolojik değil vatandaşlık bağıdır. Halk da aidiyet yoktur. Çünkü belli bir anda biraraya gelmiş insanlardan oluşur. Millet ise tasada, kıvançta, ortak gelecekte ortaklaşmış insanların birliğidir. Çeşitli etnik kökenden, dinden, mezhepten insanlarımızla hepimiz Türk milletiyiz. “Seyit Rıza, Şeyh Sait, Sakine Cansız gibi yapacağız” diyenler ise vatandaşlarımızı Türk milletinden kopararak yalnızlığa itmekte, emperyalizme karşı onları da güçsüz bırakmaktadır. Eşitlik, adalet, özgürlük, demokrasi, insan hakları kavramları ancak Türk milletinin birliğini, milli egemenliğini pekiştirdiği ölçüde kıymetlidir. Sonuç olarak Atatürk’ü anlamak, etnik, dinsel, feodal çözümler aramakla değil, emperyalist tehditlere (Ege, Kıbrıs, Suriye’den yönelen tehditler, emperyalizmin büyüttüğü PKK/PYD, FETÖ’ye, vb) karşı Türk milletinin birliğini, milli egemenliği pekiştirmektir. Bunun için yukarıdaki sıralamaya göre öncelik belirlenmelidir. Ekonomi, tek adam yönetimi, gayrimilli eğitim, laiklik karşıtı uygulamalar milletimizin genelin ortak istenci olan vatan, millet bütünlüğü üzerinden hareketle diğer sorunları çözmemiz gerekir. Yani 1. madde olan “bağımsızlık ve vatan, millet bütünlüğü” etrafında diğer sorunları gündemimize alırsak milletimizi ikna eder ve birleştirebiliriz. Not: Türk milletinin birliğini, milli egemenliği pekiştirmek yönünde Atatürkçü kesimin fikirleri üzerine fikirlerimi 100 soru üzerinden ele aldığım “Atatürkçülük 100 Soru/Yanıt” kitabımı değerlendirmenize sunarım. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Aldanmak Ezeli Şifadır!.." Haber

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Aldanmak Ezeli Şifadır!.."

Önce ilke gelir, yandaşlık veya karşıtlık üzerinden siyaset belirlenmez. İlkelere yaklaştığı ölçüde desteklenir, uzaklaştığı ölçüde eleştirilir. Temel ilkelerim: Türkiye’nin bağımsızlığı, üniter yapısı, milli egemenliği, laikliği, etnik, dinsel, mezhepsel yaklaşıma karşı Türk milleti kavramında birleşmek. Türk milletini Atatürk güzel tanımlamış: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Irkçı, biyolojik değil coğrafya ile tanımlı bir millet tanımı. Anayasamızda bu “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür” der. Çerçeve yasaya da bu temelde bakarım. PKK’yı emperyalizmin aparatı olmaktan kurtarıyor ve PKK mensupları Türk devleti ve Türk milleti kavramında, üniter devlet yapısında birleşiyorsa desteklerim ama yasada bunlar muğlak. Muğlaklık giderilmeden, toplumun tartışacağı zaman tanımadan desteklemem olanaklı değil. Kervan yolda düzülür diyerek yasa çıkarılmaz. Yasa net olur. TBMM Genel Kurul'da DEM’li Tuncer Bakırhan diyor ki: "Anayasada kimlikler üstü bir dil kullanabiliriz. Anadilde eğitimi güvence altına alabiliriz. Bu yasada yok diye; anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı güvence yaratır. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir.” Soruyorum. Kimlikler üstü bir dil ile Türk milleti tanımını kabul ediyor mu? Anadilde eğitim, asgari özerklikle olanaklıdır ve ayrı devletin önünü açar. Eşit yurttaşlıktan kastınız Türk milleti kavramında birleşmek olmadığı açık değil mi! Bakırhan'ın konuşmasını, MHP lideri Devlet Bahçeli de alkışlıyor. Oysa yazdıklarımı konuşması gerekirdi. Madem bu kadar güveniyordu da yıllarca neden insanları bölücülükle suçladı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de “Barışın önünde durmayacağız! Bu yasaya ‘Evet’ diyeceğiz” dedi. Dahası kendisi ve yönetici arkadaşlarının yasa tasarısına ‘evet”, milletvekillerinin seçildikleri bölgelerin taleplerine göre karar vereceklerini açıkladı. Buna parti denir mi! “İsteyen gülü, isteyen laleyi koklasın” der gibi hayati mesele de parti serbest bırakılmaz. Parti ortak karar alır, net olur. Demek ki ortak karar alsalar parti dağılacak. Nabza göre şerbet vererek ülke yönetilir mi! Siz kafanızda ülkeyi bölmüşsünüz demek ki. Vekiller milletin talebine göre karar verecek de siz neden millete göre karar vermeyeceksiniz? Demek ki başka hesaplarınız var. Özel şunları da söyledi: "Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukuk ve güven içinde yaşama meselesidir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Barışın önünde durmayacağız" dedi. Yıllardır sorduk, yine soralım: Kürt meselesi nedir? Eşit yurttaşlık nedir? Demokratik çözümün unsurları neler? Kimle barışın önünde durmayacaksınız? Yanıt yok. Yine afaki, nabza göre şerbet ifadeler. Şimdi Yeni Parti’ye ümit besleyenler de “sen de bizi kandırdın” demeye başladı. Bence önce ne YP’i, ne CHP’yi, AKP’yi ne başkasını sorgulayın! Kendinizi sorgulayın önce. Yukarıda yazdıklarımı, yıllardır yazdığım halde “şimdi sırası değil”, “ama AKP”, “ama CHP”, “onu değil şunu kastetmiştir” deyip beklenti içine girdiniz. Kimse size yalan söylemedi, siz onların cümlelerini işinize geldiği şekilde anlamak istediniz. Aldatmadılar. Siz aldandınız. Aldanmayı ezeli şifa gördünüz. Şair Tevfik Fikret, II. Abdülhamid döneminin baskının geride kalacağına yönelik ümitli beklentiyi doğru bulmaz ve oğlu Haluk’u uyarır: “İnan, Halûk ezelî bir şifadır aldanmak!” Külahı önünüze koyup ya ilkeler temelinde düşüneceksiniz ya da “ama” deyip aldanmaya, kendinizi aldatmaya devam edeceksiniz. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Cumhuriyet'ten Önce Osmanlı mı Vardı?.." Haber

MUSTAFA SOLAK yazdı: "Cumhuriyet'ten Önce Osmanlı mı Vardı?.."

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin diyor ki: "Kurtuluş Savaşı’ yerine artık ‘Milli Mücadele’ diyoruz. Neyden kurtulduk da Kurtuluş Savaşı diyoruz? Cumhuriyetten önce koskoca Osmanlı vardı." Meselenin basit bir kavram değişikliği olmadığını bakan böylece dile getirmiş oldu. "Osmanlı’dan kurtulmadık, devamıyız" mı demek istiyor? "Osmanlı mı Cumhuriyet mi?" tartışması mı başlatmak istiyor? Her ne niyetle söylediyse gereksiz ve toplumu kutuplaştıran bir söylem. Kurtuluş Savaşı da Milli Mücadele de deriz. O mu bu mu demeyi aklımıza getirmedik ama şimdi bunu gündeme getirirseniz iyi niyetle bakamayız. Dahası Osmanlı’nın devamı değiliz. Tarihimizin parçasıdır ama Osmanlı, hilafete, saltanata dayalıdır, kadın-erkek eşit değildir, laiklik yoktur. "Türkiye Cumhuriyeti'nden önce Osmanlı vardı" demekle sanki sadece işgalden kurtulmuşuz da devlet aynı kalmış, hatta bu kurtuluşu Osmanlı yöneticileri (Vahdettin) sağlamiş gibi algılatamazsınız. Türk milleti, emperyalizme ve işbirlikçi padişah Vahdettin'e karşı Kurtuluş Savaşı verdi ve 23 Nisan 1920'de TBMM'yi açarak devrim yaptı, vatanını işgalden kurtardı ve Osmanlı'yı yıkarak Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Sadece işgalden değil kapitülasyonlardan, ekonomik, adli, siyasi bağımlılıktan da kurtulduk, Türk milletine dayanan "milli devlet" de kurduk. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır Haber

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır

Sevgili Gençler, Kimler Nutuk okudu? Nutuk'un ilk cümlesi, “1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı, bağımsızlığın meşalesinin yakıldığı gündür. Onun için bugün sadece bir bayram kutlamıyoruz. Bugün, umudun ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesini hatırlıyoruz. Hatırlamanın da ötesinde geleceği kurmak için geçmişten güç almak için toplandık. Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinde ülkenin durumunu özetlerken ordunun elinden silâh ve cephanenin alındığını, zorla ve hile ile aziz vatanın, bütün kalelerinin zaptedildiğini, bütün tersanelerine girildiğini, bütün orduların dağıtıldığını, memleketin her köşesinin işgal edildiğini belirtiyordu. Amasya Genelgesi’nde belirtildiği “vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir” diyen Türk milleti Atatürk önderliğindeki ayaklanmıştı. Sevgili Gençler, 19 Mayıs sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Vatanın bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını sadece savaşla, sınırlarını korumakla sağlayamayız. Bu, diğer sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizde karşılaşacağımız durumdur. Düşünen, üreten, sorgulayan, Atatürk’ün ifadesiyle “bilimi, yol gösterici” alan ve vicdanlı, emeğe değer veren, paylaşmaktan, dayanışmada, hoşgörüde bulunan bireyler olmaktan mutlu olmalıyız. Ve şunu unutmayın: Atatürk “bütün ümidim gençliktedir” diyordu. Sizi seviyoruz ve size güveniyoruz. Bu sadece bizim bireysel insan sevgimizden gelmiyor. Mecburuz da. Bugünümüz, geleceğimiz birbirimize bağlı. Bu mecburiyetimizi yine Nutuk’a başvurarak göstereyim. Atatürk düşmanla mücadelede millet, meclis ve ordu olmak üzere üç kuvvetin tayin edici olduğunu söyler. Bu üç kuvvet iki cephede savaşır; 1. İç cephe 2. Dış cephe. Devamını Nutuk’tan okuyalım: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten “kaleyi içinden almak”, dışından zorlamaktan çok kolaydır.” Bu yüzden milli birliği güçlü tutmak, geleceği kurmak için önemli. - İki hususta dikkatinizi çekeyim: 1. Milli Birliğinizi perçinleyin: 2. Yılgınlığa, karamsarlığa düştüğünüzde Atatürk gibi düşünün. İşveç’te bir sözmüş. 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa garında düşman gemilerine bakıp dediği gibi “Geldikleri gibi giderler” deyin.. Siz dünyanın ilk bağımsızlık savaşını veren, bu sebeple de işgal altındaki mazlum ülkelerce örnek alınan insanların torunlarısınız. Tarih size bu haklı gururu ve gücü veriyor. Bundan 107 yıl önce dedeleriniz, neneleriniz nasıl ki düştüğü yerden ayağa kalktıysa, sizler de onlardan cesaret alacaksınız. Cesaretinizi hiçbir şeyin kırmasına izin vermeyin. İşte bu yüzden her 19 Mayıs’ta kendinize şunu deyin: “19 Mayıs sadece bir tarih değil; cesaretin adıdır.” 19 Mayıs Atatürk’ün Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.