Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ley Sabah

bursaarena.com.tr - Ley Sabah haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ley Sabah haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LEY SABAH yazdı: "İstanbul'da Deniz Tatili" Haber

LEY SABAH yazdı: "İstanbul'da Deniz Tatili"

Bu yaz İstanbul'da bir ayımı geçirmek istedim ve birkaç tane hikaye birikti. Yeşilköy sahili özellikle sabah tercih ettiğim mekân oldu. Ve maalesef bir yıllık küfürü bir günde duymuş oldum. Konuşmaya küfürle başlanılıyormuş! Bir gün kalabalık bir aile yanımdaydı. Beyefendi deniz gözlüğümü istedi, verdim. Daha sonra çok küfür yaptığı için gözlüğümü geri istedim. Hanımı, -Şimdi sen küfür yaptığı için mi gözlüğü geri aldın? dedi. -Evet.. Yaklaştım genç ve güzel kadına: -Senin de rahatsız olman gerekmez mi bu cümlelerden, dedim. Gülümsedi sonra kocasına döndü, -Yap yiğidim küfür yap! dedi. Bundan sonra uzun süre hep beraber bağıra bağıra özellikle küfürlerle konuştular. Sanki başka bir yerde başka bir zamanda idim, insanların içinde ansızın insansızlaştım. Ve yalnızlığımın devasal güzelliğini bana hatırlattılar. Teşekkürler. Başka bir gün iki kadın iki çocukla geldi denize. Biri küçük biri büyük. Üç yaşlarında filan küçüğü. Konuşmalarında "şekerin çıkacak, şunu da ye bunu da yap yoksa babana söylerim" gibi cümleler duyuyorum. Daha sonra "orada yılan olur gitme, burada taş olur basma düşersin" gibi anlamsız konuşmalar sürdü. -Ya, bu kadar az bilip nasıl bu kadar çok konuşuyoruz? Kadın döndü bana: - Sen bana cahil mi demek istiyorsun? dedi. -Yaklaş,. Kaç kitap okuduğunu söyle bana.. dedim ve aldığım yanıt; - Ben kitap okumam.. -O zaman ne diyeyim sana, dedim ve “Ben on yedi yaşımda iken üç kütüphane bitirmiştim” diye de ekledim. -Çocuğa niye şeker hastası gibi davranıyorsunuz, dedim. Meğer çocuk doğuştan şeker hastasıymış ve bu durumda cahil olan benmişim! Teşekkürler! Kadın benden okuması için kitap ismi istedi ama sanırım ona ilkokul kitapları uygundu! Bu olayı da dün yaşadım. Bir kadın iki çocuk kendinin iki çocuk da başkasının denize geldi. Şemsiyesini ve masasını kurdu. Bu arada babaların devamlı telefon ediyor "fotoğrafını çekin arabanın, hasar çok mu büyük" diye onları sıkıştırıyordu. Kadın da "ojeyle düzeltiriz çok az" diyor. Arabayı kullanan kızın sonunda gidip hasarın fotoğrafını çekmesi gerektiği anlaşıldı. Şortlu kadın ayakları denizde çocuğunu yedirirken diğer iki çocuk denizin içindeydi. Ben de yemeğimi yiyordum o sırada ve onlara bakıyorum. Dokuz yaşlarında olan çocuk on adım ilerideki dubalara tutulmuş eğleniyordu. Ama çocuğun yere basmadığını ve ipin etrafında dönüp durduğunu fark ettim, batıp batıp çıkıyordu. Bunu kadın da fark etti ve arkaya dönüp yardım bakışıyla baktı. Anladım ki o da denize giremiyordu. Hemen fırladım dizime kadar olay yere gidip çocuğu koltuk altında tuttum ve yukarı kaldırdım çocuk ipi öyle sarılmıştı ki bırakmıyordu. Çocuğa, - Bana sarıl nefes al, lütfen nefes al, çocuğum.. dedim. Çocuk nefes aldı ve ipi bıraktı bu arada, onu denize getiren şortlu kadın da geldi. Biz çocuğu öksüre öksüre dışarı çıkardık. İki dakika içinde çocuk boğulabilirdi. Aile arabadaki minik çizikle uğraşırken sorumlu oldukları çocuk gidiyordu. Senkronize olan bu işlem dikkat edildiği zaman bize ders veriyor. Gece tekrar bu olayın heyecanı ile uyanıp kalktım. Çocuk gözümüzün önünde gidiyordu. Eğer yemek yemeseydim, uzanmış olacak ve görmeyecektim. Yani hayatımız ince bir ipliğe, anlık olaylara bağlı. Biz bu olaylarda ihtiyacımız olan, hangi detayları kaçırıyoruz, kimbilir. Hayatın bakış açımızın yansıması olduğunu tekrar tekrar algılıyoruz, teşekkürler. Çevreye çöp atanları onaylamıyoruz ama onlara kızıp beddua edenleri de onaylamıyoruz. Onlar da sözleriyle tüm evrene çöp atıyorlar. Yerleştiğim bölgede çöp toplayarak tatmin hissi uyandırdıkları için çöp atanlara da teşekkürler. Evet, İstanbul'da deniz tatilim her gün yeni hikâyelerle devam ediyor. Kaosun içindeki düzene teşekkürler.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

LEY SABAH yazdı: "İran mı Kazandı?.." Haber

LEY SABAH yazdı: "İran mı Kazandı?.."

Sevgili okuyucular, Tüm politik olayların bir görünen, bir gösterilen bir de görünmeyen tarafları vardır. Sizlerle bu sefer aldığımız duyumlara göre İran savaşının görünmeyen tarafını paylaşmaya çalışacağız. İran'ın resmi ismi İran İslam Cumhuriyeti'dir. İslam devleti, cumhuriyetle değil, şeriat kanunlarına göre yönetilir. Şeriat kanunlarında, cumhuriyetin getirdiği özgür seçimler yoktur ve medeni kanunları farklıdır. İran konusunda ilk dikkatimizi çeken bu isim çarpıklığıdır. İkinci dikkatimizi çeken durum ise, İran'ın ekonomik olarak kazandığı söylenen, Amerika ile yaptığı son savaştır. Oysa İran savaştan önce en az bize söylenenin bin katı ileri görüşlü halkını yok etmiştir. Resmi kayıtlar bu ölüm sayılarını tam olarak vermemiştir. Ölülerini almak için para vermek zorunda kalan İranlılar parayı bulamayınca, ölenler devrim muhafızı olarak sayılmış. Böylece öldürülen kişi sayısına eklenmemiş. O dönemde internet bağlantısının tamamen kesilmiş olduğunu da hatırlıyoruz. Artık İran'ın gelişmiş bir medeniyet olma durumu bizce yıllar alacaktır. Tek lider desteklenmiştir. Hatta babasını öldürerek, oğlu Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak atayabilmişlerdir. Bu olayın içinde de bir çarpıklık seziliyor değil mi? Ekonominin iyi olması tüm tek liderin olduğu ülkelerde az bir kısım insanlara yarayacak, halk ise oldukça fakirleşecektir. İran halkının ahlak konusunda iyice çökmüş bir yaşama itildiği söylenmektedir. Bir örnek vermek istersek, kanunlarına göre evli bir erkeğin karısından boşanması için ona "MEHİR" epeyce altın vermesi gerekmektedir. Şeriat kanunlarına göre düğün sırasında geline takılan altın ve takılar doğrudan kadının şahsi malıdır ve boşanma anında ona aittir. Fakirleşen erkek bu altını veremediği için eşini boşayamıyor ve yapılan tüm ahlaksızlığı kabul etmek zorunda kalıyormuş. Emperyalizmin, halklarını çağdaş bir düzeye taşımak için gelmediği Irak, Suriye, Afganistan ülkelerinde yaşanılan saçmalıkları net bir şekilde hepimiz görüyoruz. Tanımı da bunu açıkça ortaya koyuyor: Emperyalizm; güçlü devletlerin, çıkarları doğrultusunda diğer milletleri ve ülkeleri ekonomik, siyasi, askeri ya da kültürel yönden kontrol altına alarak kendi egemenliği altında yayılması ve sömürmesi politikasıdır. Bu sistemde emperyalist güçler yıllardır sömürüyü en kolay "inanç politikası"yla işleme koymuşlardır. Bize göre kutsal kitaplarının halkların kendi dillerinde okunmaması bu konuda yapılan en mükemmel taktiktir. Oysa inanç sisteminde beklenen en önemli özellik nefsin eğitilmesidir. Ne kıyafet ne ibadet önce nefis eğitilmeli! O zaman bilinç seviyesi artacaktır ve varoluş nedenimiz gerçekleşecektir. Hakikate varan bir insan, tüm varoluşun zaten bir olduğunu ve ona saygı duyması gerektiğini doğal olarak kavrar. Bilinçlenmek: kişinin bunu kabul etmesi ve ruhun genişlemesi doğrultusunda, yaşamın varoluş amacının oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bu gelişmeyi, çok bilinçli bir şekilde engellenmiş olarak görüyoruz. Hatta özdeyiş olarak evlere asılan şu sözler de dikkatimizi çekiyor: "şükret, dua et, sabret".. Bu sözler "düşünme, hareket etme, öylece bekle" anlamını içermiyor mu?.. Hep sormuşumdur bu kadar gelişmiş beynimizin nasıl çok azını kullanıyoruz? Ve neden verileni hak edildiği miktarda kullanamıyoruz? Yolculuğumuzun epeyce uzun olduğu anlaşılıyor. Ali Şeriati, eserlerinde modern dünyadaki bağnazlığı, cehaleti ve "tek tipleşmiş" düşünce yapılarını eleştiren bir İranlı sosyologdur. Yazımızı bu düşünürden alıntılarla bitirelim: "Okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor." Thomas Aquinas "Bir kitabı tam olarak okuyandan korkarım. Onun düşünce yapısı etkindir." diyor. Thomas Aquinas'a (Akvinalı Thomas) ait bu eski cümleye, Ali Şeriati sanıyoruz ki şöyle gönderme yapmış: "Çok kitap okuyandan değil, tek kitabı olup onu hiç okumayandan kork!.." Hepimize sonsuz bilinçlenme yolunda rahat bir yolculuk diliyoruz Saygılar, sevgiler..

LEY SABAH: Resme yargısız bakmak Haber

LEY SABAH: Resme yargısız bakmak

Bir resme bakarken gözlerimiz uyumlu bir bütünlüğü arar. Bir müzik parçasında güzel bir ezginin ortaya çıkması gibi. Eğer kulağımız müziğe aşinaysa çalınan yanlış bir notayı hemen fark ederiz Bu sebeple resimdeki uyum, gürültüyü müziğe çeviren uyumla aynıdır. Resme yargısız bakmak için önceden ezberlediğimiz bilgileri, duyguları, beklentileri yok etmek gerekecek. Özellikle akademik eğitimin baskın etkisini silmemiz gerekir. Çünkü bu eğitim can gözüyle bakmayı önerir, gönül gözünü yok sayar. Yargısız bakışın zor olduğunu fark ederek bir kac yöntem sunmak istiyoruz: 1- Resme bakmadan önce 2-3 dakika gözlerimizi kapatalım ve nefesimize odaklanalım. Sonra birden gözümüzü direkt resme açalım. Resmin bizde hissettirdiğini bulmaya çalışalım. Yani yaparken ressamın hissettiği titreşimi yakalamak biraz olsun yargısız bakmamıza neden olabilir. 2- Bir başka yöntem de uyku öncesi ve uyku sonrası o çalışmaya bakmak. Aklın daha kendine tam gelmediği zaman yani!Resmin bizde ilk etkisini fark ettikten sonra yorum getirmeye başlayabiliriz ki bu işte aklın önderliğinde, önceden ezberlenen bilgilerle yapılır. Sanatın özelliğini hissetme zorluğu tam da bu noktada başlar. Eğer çalışmaya yargısız bakabilirsek, sanatın içsel gücünü hissedebiliriz. Bu hissediş bizi sanatın varoluş amacına, yani genişlemeye, algılarımızı açmaya, yenilenmeye götürecektir. O zaman sanat içimize çektiğimiz tertemiz bir hava olacaktır ki bütün hücrelerimiz bu güzellikten beslenecektir. Sanata dokunan kişi gerçekten kendine dokunacaktır. Ve evrensel tabloda rengini parlak olarak yerleştirecektir. ##### Kocaman bir nefes al renk al Önce gözlerini sonra düşüncelerini kapat. Ellerini rahat bırak, Dal boyalara çırılçıplak, Güzellik başından yavaşça akacak! #####

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.