Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İslam

bursaarena.com.tr - İslam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İslam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ALİ KAYBAL: Ben Cehenneme Gireceğim Haber

ALİ KAYBAL: Ben Cehenneme Gireceğim

Maalesef hocalarım yıllardır bu insanları cehennemle korkuttular. İçki içersen cehennemliksin, Kumar oynarsan cehennemliksin, Zina yaparsan cehennemliksin, Adam öldürürsen cehennemliksin, İnsanları korkutarak İslam’a ısındırmaya çalıştılar güya. Onların bu korkuyla iyi bir Müslüman olacağını düşündüler. Halbuki işlenen bütün bu günahların çıkış kapısı var. Tıpkı bir binaya yapılan yangın merdiveni gibi çıkılacak bir yer var. Ama hiç kimse bu çıkışı göstermeye yanaşmadı. Çıkış gösterilmeyince de insanlar battıkça battı. İnsan; “Yahu ben bu günahlardan çıkamam” vahametiyle dönüş yolu bile aramıyor. Behey Müslüman, insanları korkutarak değil, İnsanları Allah’ı sevdirerek aydınlatsana. Allah’ın rahmet sıfatı, rahman sıfatı cehennem korkusunun çok üstünde gelmektedir. … Allah’ın çok affedici ve bağışlayıcı olduğu, Kuran-ı Kerim'de birçok ayette vurgulanmaktadır. Özellikle Nisa suresi 99. Ayet: "...Allah çok affedicidir, günahları bağışlayıcıdır", Nisa suresi 149. Ayet: "...şüphesiz Allah da affedicidir, güç yetirendir" Zümer suresi 53. Ayet: "...Allah bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir".. bu konudaki en bilinen ayetlerdir. Tasavvufi kaynaklarda (Ömer b. Abdülaziz, İbrahim b. Ethem gibi alimlerin kıssalarında bulunan bir hikmetli sözde) “Kul günah işleyerek kulluğunu bilecek, Yaradan onu affederek Yaradanlığını ve merhametini gösterecektir “ ifadeleri yer almaktadır. Bu ifadenin temel mantığı, insanın acizliğini ve günahkâr olduğunu (kulluğunu) kabul edip, Allah'ın tövbeleri kabul eden, bağışlayan ve merhamet eden (Rab) olduğunu bilmesi ve O'na sığınması gerektiğine işaret etmektir. Kulun yapacağı tek şey günahından sonra tövbe edip Yaradan’’dan af dilemesidir. Hocalar bunları anlatıp günahkârlara salık vermez. İlla onların kalplerine bir korku salacaklar. Bunları yaptıktan sonra ben cehennemden niye korkayım? Yunus boşa demiyor; “Aşkın aldı benden beni, Bana seni gerek seni, Ben yanarım dünü günü, Bana seni gerek seni” İnsanlara Allah sevgisini verin o zaten aşkın ateşiyle yanar. Cennet kolay değil, cehennem de elbet boşa değil. Bu vesileyle Allah’ın cehenneme koyacaklarına bir bakalım. Bunları yapmadıktan sonra cehennemden niye korkayım. Sonra insanların cehennemden kaçışları yok. Öyle bir ayet var ki bila istisna herkesin cehenneme gireceğini söylüyor. Meryem Suresi 71. ayet, "İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır (uğrayacaktır)" buyurarak, kıyamet günü herkesin cehennemi göreceğini veya oradan geçeceğini (sırat) ifade eder. Yani bu cehenneme Peygamber de girecek. O zaman peygamberin girdiği cehenneme ben girmekten niye korkayım? Bir de Allah’ın sevmediği işler var ki bunlar; “Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez…” (en-Nisâ, 148) “…Allah, ihanet eden ve nankör olan kimseyi sevmez.” (el-Hac, 38) “Şüphe yok ki Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. O büyüklenenleri sevmez.” (en-Nahl, 23) “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.” (el-Bakara, 190) “…Allah bozgunculuğu sevmez.” (el-Bakara, 205) “...Allâh’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk… Allah, günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.” (el-Bakara, 276) “De ki: «Allâh’a ve Peygamber’e itaat edin! Eğer yüz çevirirlerse, şüphe yok ki Allah inkâr edenleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 32) “…Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünüp duran kimseyi sevmez.” (en-Nisâ, 36) “Kendilerine hâinlik edenleri savunma. Muhakkak Allah, hâin günahkârları sevmez.” (en-Nisâ, 107) Ruhların yaratıldığı anda “Ben Rabbiniz değil miyim?” Yani “Söz sahibiniz, yegâne efendiniz, emrine itaat edeceğiniz biricik yaratıcınız değil miyim?” buyuran Rabbimize; “Evet!” dedikten sonra, dünya hayatında bu sözü bozmak, insanın kendine hainlik etmesi değil midir? “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme! Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseyi sevmez.” (Lokman, 18) “…(Allah), israf edenleri sevmez.” (el-En’âm, 141) “Rabbinize gönülden (yalvara yakara) ve gizlice (için için) duâ edin. Şüphesiz ki O, haddi aşanları sevmez.” (el-A’râf, 55) Mutlak surette Allah’ın sevmediği şeyleri yapmaktan kaçınmak lazım ki cehennemden korkmayalım. İnanan insanlar için cehennemden korkulmaması gerektiğini ve cehennemin ne işe yaradığını Yaradan Araf suresinin 43. Ayetinde açıklıyor; “Biz o mü’minlerin göğüslerinde diğer insanlara karşı kin, haset, suizan nâmına ne varsa hepsini söküp çıkarırız. Altlarından da ırmaklar akar. Onlar: “Bizi buna eriştiren Allah’a hamdolsun! Eğer Allah bize doğru yolu göstermeseydi biz kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Demek Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler” derler. Onlara şöyle seslenilir: “Dünyada yaptığınız iyi amellere karşılık mirasçı olduğunuz muhteşem cennet işte budur!” Şunu anlıyoruz ki ateşte nefisler temizleniyor. İnsanların içindeki kin ve nefretler temizlenerek cennete alınıyor. Şöyle düşünelim; Bugün en güzel eserler ateşe girip çıktıktan sonra mükemmel olur. Bir çamur parçası ateşi gördükten sonra mükemmel bir eser olup çıkıyor. Beğenilen bir seramik oluyor. Bir demircinin yaptığı bir alet, ateşe girip çıktıktan sonra mükemmelleşiyor. Öyle ise ateş insanoğlunu mükemmel kılmak içindir. İnanan Müslümanları temizleyip cennete almak içindir. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HÜSEYİN KOÇ: İslam’ın Şartı Sahiden Beş mi?.. Haber

HÜSEYİN KOÇ: İslam’ın Şartı Sahiden Beş mi?..

​Geleneksel kabulde yer alan "İslam’ın beş şartı" ifadesi, ne Allah’ın doğrudan bir hükmü ne de Hz. Muhammed’in (as) mutlak bir emridir. Bu tasnif, İslam’ın ilk yüzyıllarında fıkıh üretenlerin; okuma yazma oranının düşüklüğü ve sosyal imkânsızlıklar içinde insanlara dini en basit ve akılda kalıcı haliyle öğretmek amacıyla yaptıkları iyi niyetli bir yorumdur. ​Fıkıh üreticilerinin bu beşli tasnifi, İslam’ın erken dönemlerindeki sosyokültürel imkânsızlıklar ve düşük okuryazarlık seviyesi içerisinde geliştirilmiş bir "eğitim kolaylaştırması" olarak okunmalıdır. Bu tasnif: ​Vahyin bir emri değil, fukahanın içtihadıdır. ​Dinin omurgasını değil, asgari bir hatırlatıcıyı temsil eder. ​O günün şartlarında toplumsal düzeni en basit düzeyde koruma amacı güden iyi niyetli bir yorumdur. ​Ancak bu pedagojik kolaylaştırma, zamanla dinin asıl gayesinin unutulmasına yol açmıştır. ​​İslam’ın şartını beş ritüele indirgemek, Kur’an’daki diğer hayati hükümleri "ikincil" hale getirme riskini taşır. Oysa bir Müslüman için bu beş şarttan daha önemli iki ayak vardır. Tevhidi inanç ve adalet. Diğer bütünlerin içinde ​Yalan söylememek, dürüst olmak asıl şart değil midir? ​Merhamet etmek, suçsuz bir canı (insan veya hayvan) korumak İslam’ın olmazsa olmazı değil midir? ​Kul hakkı yememek, zina etmemek, ahlaklı bir kişilik sergilemek dinin temel direği sayılmaz mı? ​Kur’an’ın Bütünlüğü ​Gerçekte İslam’ın şartı, Kur’an-ı Kerim’de yer alan hükümlerin tamamıdır. Namaz ve oruç gibi ibadetler elbette önemlidir; ancak bunlar insanı adaletli, merhametli ve ahlaklı bir bireye dönüştürmek için vardır. Bir binanın sadece kolonlardan ibaret olmaması gibi, din de sadece belirli ritüellerden ibaret değildir. ​İslam olmak, sadece belirli ritüelleri icra etmek değil, Kur’an’ın ortaya koyduğu tüm insani, ahlaki ve hukuki sorumlulukları bir bütün olarak üstlenmektir. Beşli sınırlama, dini bir "pratikler dizisi" ne dönüştürerek onun toplumsal adalet ve yüksek ahlak iddialarını gölgede bırakmıştır. ​Bu yaklaşım, fıkıh geleneğinin tarihsel bir yorumunu mutlaklaştırmak yerine, vahiyle ve hayatın gerçekleriyle yeniden yüzleşmeyi teklif etmektedir. Bugün gelinen noktada yapılması gereken; dini sadece beş maddelik bir listeye hapsetmek yerine, Kur’an’ın sunduğu o geniş ahlak ve hukuk dairesine, yani insanca ve hakça yaşama hükümlerine geri dönmektir. İslam, bir bütün olarak yaşandığında ve ahlakla taçlandığında gerçek manasına kavuşur. Tüm dost ve arkadaşlara selam olsun. ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.