Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Fiziksel Aktivite

bursaarena.com.tr - Fiziksel Aktivite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fiziksel Aktivite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doktor uyarıyor: Çocukları soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor Haber

Doktor uyarıyor: Çocukları soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, sonbaharda artan solunum yolu enfeksiyonlarına karşı; el hijyeni, ortam havalandırması, sağlıklı beslenme, uyku, düzenli aşı takvimi ve hasta çocukların evde dinlendirilmesi gibi 6 temel önlemin önemini vurguladı. Sonbaharla birlikte sadece havalar değil, çocukların günlük yaşamı da değişiyor. Kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ile ortak kullanılan alanlar, özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay yayılmasına zemin hazırlıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, bu dönemde çocuklarda burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi yakınmaları daha sık görüldüğüne dikkati çekerk, "Influenza, RSV ve diğer solunum yolu virüsleri benzer belirtilerle başlayabiliyor; özellikle küçük çocuklarda hastalığın seyri yaşa ve eşlik eden risk faktörlerine göre değişebiliyor” diyerek çocukları enfeksiyonlardan korumanın yollarına ilişkin önerilerde bulundu. Dr. Kurt, el hijyenini alışkanlığa dönüştürmenin önemine vurgu yaptı. En temel önlemlerden birinin, ‘doğru zamanda, doğru el hijyeni’ sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Çiğdem Kurt, "Çocuklara özellikle eve geldiklerinde, yemeklerden önce, tuvaletten sonra ve burunlarını silme, öksürme, hapşırma durumunda ellerini yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Sabun ve suyla yaklaşık 20 saniye el yıkamak yeterlidir. Su ve sabunun bulunmadığı, bazı zorunlu durumlarda en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri kullanılabilir ancak küçük çocuklarda yetişkin gözetiminde kullanılmalıdır" dedi. KAPALI ALANLARI DÜZENLİ HAVALANDIRMAK Enfeksiyonlardan korunmada, özellikle sınıfların ve evlerin uygun aralıklarla havalandırılması, mümkün olduğunda açık havada zaman geçirilmesi çok önemli olduğunu belirten Dr. Kurt, "Soğuk hava çocuğu ‘hasta eden’ unsur değildir. Aksine, sonbahar ve kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda ve birbirleriyle yakın zaman geçirmesi bulaşmayı kolaylaştırır. Çocuğun ateşi, kusma, ishal gibi bulaştırıcılığı artırabilecek belirtileri varsa ya da genel durumu giderek kötüleşiyorsa evde dinlendirilmesi hem kendi iyileşmesi hem de diğer çocukların korunması açısından oldukça önemlidir" diye konuştu. BESLENME, UYKU VE FİZİKSEL AKTİVİTESİNE DİKKAT ETMEK Bu arada enfeksiyon mevsimi başladığında ailelerin en çok “Bağışıklığını güçlendirmek için ne verebilirim?” sorusunu yönelttiklerini belirten Dr. Kurt, şunları kaydetti: “Çocuğun yaşına uygun ve dengeli beslenmesi, yeterli uyuması, düzenli fiziksel aktivite yapması ve günlük yaşamında açık havaya yer verilmesi genel sağlığın temelidir. Eksiklik saptanmadan gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesi kullanmak yerine çocuğun beslenme düzeninin ve bireysel gereksinimlerinin değerlendirilmesi doğru yaklaşımdır. Burada hedef ‘hiç hastalanmayan çocuk’ yaratmak değil, hastalıklarla baş edebilecek sağlıklı bir çocukluk zemini oluşturmaktır.”

Zayıflama iğneleri gerçekten mucize mi? Yoksa... Haber

Zayıflama iğneleri gerçekten mucize mi? Yoksa...

Zayıflama iğneleri, iştah ve tokluk mekanizmalarını etkileyerek kilo kaybını destekleyebiliyor. Ancak bu ilaçların doğru kişilerde, hekim kontrolünde ve dengeli beslenme alışkanlıklarıyla birlikte kullanılması büyük önem taşıyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, zayıflama iğnelerinin çalışma mekanizmasından kullanım sürecinde dikkat edilmesi gerekenlere kadar merak edilen konulara açıklık getiriyor. Son dönemde kilo yönetimi konusunda en çok konuşulan konulardan biri hâline gelen zayıflama iğneleri, özellikle sosyal medyada hızlı kilo kaybıyla gündeme geliyor. Ancak bu ilaçlar yalnızca iştahı azaltan ürünler değil; vücudun açlık, tokluk ve kan şekeri düzenini etkileyen tıbbi tedaviler olarak öne çıkıyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, zayıflama iğnelerinin etkili bir kilo yönetimi sürecindeki yerini değerlendirirken bu tedavilerin herkes için uygun olmadığının altını çiziyor. Arslan, kalıcı sonuçlar için doğru tedavi yaklaşımının yanı sıra yeterli ve dengeli beslenmenin, fiziksel aktivitenin ve uzman takibinin de önemli olduğunu vurguluyor. İştah ve tokluk mekanizmasını nasıl etkiliyor? Zayıflama iğnelerini anlamak için GLP-1 hormonunu bilmek gerekiyor. Yemek sonrası bağırsaklardan salgılanan GLP-1, tokluk sinyalleri iletir ve kan şekerini düzenler. Semaglutid ve liraglutid bu hormonu taklit ederek iştahı azaltıp tokluğu artırırken; Tirzepatid, GIP hormonunu da taklit ederek daha az yemekle uzun süre tok kalmayı sağlar. İlaçların doğrudan yağ yakmadığını belirten Emel Terzioğlu Arslan, “Bu ilaçların temel etkisi, iştahı ve besin alımını düzenleyerek kilo kaybını desteklemeleridir. Dolayısıyla tedaviyi yalnızca tartıdaki değişim üzerinden değerlendirmek yerine kişinin genel sağlık durumunu ve beslenme alışkanlıklarını da göz önünde bulundurmak gerekir” diyor. Arslan: “Herkes için uygun bir yöntem değil” “Zayıflama iğneleri öncelikle obezite tedavisinde ve belirli sağlık koşullarını karşılayan kişilere uygulanır. Bazı ilaçlar BKİ’si 30 ve üzeri olanlarda veya BKİ’si 27 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi kilo ile ilişkili sorunu bulunanlarda kullanılabilir. Birkaç kilo vermek isteyen herkes için uygun değildir. Zayıflama iğnelerine başlama kararı; sağlık durumu, hastalık geçmişi ve kullanılan ilaçlar değerlendirilerek hekim tarafından verilmelidir. Doz ve süreç mutlaka hekim kontrolünde planlanmalı, kişiler kendi kararlarıyla doz değiştirmemelidir” “Yan etkiler görülebilir” “Tedavide bulantı, kabızlık, ishal, şişkinlik ve kusma gibi yan etkiler görülebilir. Bu nedenle tedaviye düşük dozla başlanıp kademeli artış yapılması hekim sürecinin önemli bir parçası. Gebelikte kullanılmaması gereken bu ilaçlar öncesinde sağlık durumu değerlendirilmelidir. Safra kesesi veya pankreas hastalığı öyküsü olanlar ile diyabet hastaları hekimlerini bilgilendirmelidir. Şiddetli karın ağrısı ya da sürekli kusmada vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınmalıdır.” “Daha az yemek, yetersiz beslenmek anlamına gelmemeli” “Azalan iştahla öğünler küçülse de vücudun protein, vitamin ve mineral ihtiyacı azalmaz. Kilo kaybı sürecinde kas kütlesi de düşebileceğinden beslenmenin doğru planlanması gerekir. Kilo verirken yalnızca tüketilen miktara odaklanmamak gerekir. Protein kaynaklarının yanı sıra sebze, meyve, tam tahıl ve baklagillere yer verilmelidir. Uygun kuvvet egzersizleri kas kütlesini koruyabilir. Belirgin iştahsızlık yaşayan kişilerin hekim ve diyetisyen desteği alması beslenme yetersizliklerini önlemek açısından önemlidir.” İlaç bırakıldığında kilo geri alınabilir mi? Arslan: “İlaç bırakıldığında iştah üzerindeki etkinin azalması ve açlık hissinin artması, kiloların bir bölümünün geri alınmasına neden olabilir. Bu durum vücudun geliştirdiği biyolojik yanıtlarla ilgili. Sonlandırma sürecinin hekimle planlanması gerekiyor. Kilo yönetimini yalnızca ilaç dönemine ait görmemek gerekir. Dengeli beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve düzenli takip, elde edilen sonuçların korunmasına destek olur.” Amaç yalnızca kilo vermek değil, sağlığı korumak Zayıflama iğneleri uygun kişilerde kilo yönetimini desteklese de tek başına sürdürülebilir sonuç garantilemez. Emel Terzioğlu Arslan, sağlıklı kilo yönetiminin kişiye özel tedavi, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve uzman desteğiyle bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor Haber

Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor

Türkiye'de yılda yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, erken tanının hayat kurtardığını vurgulayarak düzenli kontrollerin önemine ve risk faktörlerine karşı dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekti. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, son yıllarda genç yaşlarda da daha sık gündeme geliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. “ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR” Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde en önemli hedefin henüz belirti vermeden erken evrede tanı koymak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Çakmakçı, “Benim hiçbir şikayetim yok” düşüncesinin düzenli kontrolleri aksatabildiğini belirterek, erken tanı ve tedavi şansının kaçırılmaması için kadınların kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT Prof. Dr. Çakmakçı, gelişen görüntüleme yöntemlerinin tanıyı kolaylaştırdığını belirterek; fazla kilo, menopoz sonrası obezite, fiziksel aktivite azlığı, sigara, alkol kullanımı ve bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğini ifade etti. Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırmasının önemli olduğunu belirten Çakmakçı, risk grubundaki 40 yaş altı kadınlar için ultrasonografi ve MR, 40 yaş sonrası için ise yıllık ultrasonografi ve mamografi önerildiğini kaydetti. Çakmakçı, kampanya kapsamında meme kanserinin dikkat edilmesi gereken 7 önemli belirtisini şöyle sıraladı: Memede yeni ortaya çıkan kitle Memede şekil veya büyüklük değişikliği Meme derisinde çökme, çekilme veya kalınlaşma Meme başında içe doğru çekilme veya yeni gelişen değişiklik Meme başından kendiliğinden gelen akıntı Meme veya meme başı çevresinde kızarıklık, döküntü ya da deri değişikliği Koltuk altında veya köprücük kemiği çevresinde yeni ortaya çıkan şişlik

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun” Haber

Dr. Serdar Biçeroğlu: “Kalbinizin Geleceğini Bugünden Koruyun”

Kalp sağlığında düzenli hareket, dengeli beslenme ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çeken Özel Sağlık Hastanesi Başhekimi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Biçeroğlu, modern yaşamın getirdiği stres, hareketsizlik, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterolün kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleri olduğunu söyledi. Kalp-damar hastalıkları açısından riskleri azaltmanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi uygulamakla sınırlı olmadığını belirten Biçeroğlu, yaşam tarzı alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını vurguladı. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kalp sağlığının temel unsurları olduğunu ifade eden Serdar Biçeroğlu, kalbin yaşam boyunca aralıksız çalışan hayati bir organ olduğuna dikkat çekti. Kalp sağlığı bir yaşam biçimidir Kalp sağlığının korunmasına ilişkin uluslararası bilimsel yaklaşımların temelinde hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin bulunduğunu belirten Biçeroğlu, şu değerlendirmede bulundu: “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerinde düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme önemli bir yere sahip. Bunun yanında sigaradan uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, tansiyon ve kolesterol değerlerini kontrol altında tutmak da büyük önem taşıyor. Kalp sağlığını yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında gündeme gelen bir konu olarak görmemeliyiz. Kalp sağlığı aslında bir yaşam biçimidir.” Stres de kalbin risk haritasında Kalp-damar sağlığında yalnızca fiziksel risk faktörlerinin değil, psikososyal koşulların da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Serdar Biçeroğlu, kronik stres, yaşam koşulları ve çevresel faktörlerin de genel sağlık üzerinde etkili olabileceğini ifade etti. Modern yaşamın beraberinde getirdiği yoğun tempo ve stresin, düzensiz beslenme ve hareketsizlikle birleştiğinde sağlık açısından olumsuz bir tablo oluşturabileceğini alatan Biçeroğlu, özellikle masa başında geçirilen sürenin azaltılması ve günlük yaşamın daha hareketli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Kalp dostu beslenme mümkün Kalp sağlığında beslenmenin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, günlük beslenme düzeninde doğal ve dengeli seçeneklere ağırlık verilmesini önerdi. Serdar Biçeroğlu sözlerine şöyle devam etti: “Meyve ve sebzeler, tam tahıllar, bakliyatlar, zeytinyağı ve omega-3 açısından zengin balıkların dengeli bir beslenme düzeninde yer almasını öneriyoruz. Buna karşılık aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması gerekiyor. Burada önemli olan tek bir gıdayı mucizevi bir çözüm olarak görmek değil, genel beslenme düzenini sağlıklı hale getirmek.” Sigara kalp-damar sağlığı için önemli bir riskDr. Serdar Sigara kullanımının kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Biçeroğlu, kalp sağlığını korumak isteyen kişilerin sigaradan uzak durmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Serdar Biçeroğlu, düzenli egzersizin de kalp sağlığı açısından önemli bir koruyucu yaklaşım olduğunu belirterek, kişinin yaşına, sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programının yaşamın parçası haline getirilmesini önerdi. Teknoloji tedavide önemli avantaj sağlıyor Kardiyoloji alanında teknolojinin gelişmesiyle birlikte tanı ve tedavi seçeneklerinin de önemli ölçüde ilerlediğini ifade eden Biçeroğlu, koroner damar hastalıklarının değerlendirilmesinde görüntüleme yöntemlerinin önemli imkanlar sunduğunu söyledi. Serdar Biçeroğlu şunları söyledi: Koroner anjiyografi, kalbi besleyen damarların değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde ince, kıvrımlı veya tamamen tıkalı damarlara yönelik girişimsel tedaviler de daha etkin şekilde uygulanabiliyor. Balon ve stent teknolojilerindeki gelişmeler, uygun hastalarda tedavi seçeneklerinin genişlemesine katkı sağladı.” Stent teknolojisinin gelişmesinin yanı sıra; stent uygulanan hastalarda kullanılan ilaç tedavilerinin de önemli bir yere sahip olduğunu belirten Biçeroğlu, tedavinin hastanın klinik durumuna ve damar hastalığının özelliklerine göre planlanması gerektiğini hatırlattı.

Sağlık Bakanlığı'ndan kritik şeker uyarısı Haber

Sağlık Bakanlığı'ndan kritik şeker uyarısı

Sağlık Bakanlığı, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında yayımladığı açıklamayla aşırı şeker tüketiminin diyabet ve fazla kilo (obezite) riskini önemli ölçüde artırdığı konusunda kritik bir uyarıda bulundu. Sağlık Bakanlığı, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası dolayısıyla toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, aşırı şeker tüketiminin sağlıksız beslenme alışkanlıklarını beraberinde getirdiği ve başta diyabet olmak üzere çeşitli kronik hastalık risklerini artırdığı kaydedildi. Şekerle tatlandırılmış içeceklerin sık tüketilmesinin sıvı formda ek enerji alımına neden olduğu, bu durumun doğrudan fazla kilo ve obezite riskini yükselttiği ifade edildi. Aile hekimleri tarafından vatandaşlara yönelik fazla kilo ve diyabet taramalarının düzenli olarak yürütüldüğü, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ise beslenme ve fiziksel aktivite eğitimlerinin devam ettiği aktarıldı. "Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2025-2028)" kapsamında okul çağındaki çocukların sağlıklı gıdalara yönlendirilmesi için paydaş kurumlarla birlikte "Okul Gıdası Logosu" çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi. TÜKETİCİLERE YÖNELİK TAVSİYELER Sağlıklı beslenme kültürünün çocukluktan itibaren kazandırılması gerektiği vurgulanan açıklamada vatandaşlara şu tavsiyelerde bulunuldu: Şekerle tatlandırılmış içecekler yerine su veya şekersiz alternatifler tercih edilmelidir. Meyve suyu tüketimi yerine meyvenin kendisi yenilmelidir. Tatlı ve şekerli gıdalar daha küçük porsiyonlarda ve daha seyrek tüketilmelidir. Ambalajlı ürün alırken gıda etiketleri okunarak şeker oranı düşük seçeneklere yönelinmelidir.

Bursalılar sağlık için yürüdü Haber

Bursalılar sağlık için yürüdü

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla ‘Her Gün Halk Sağlığı’ temasında planlanan etkinlikler, yürüyüşle başladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Bursa’da 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası çerçevesinde bir dizi etkinlik planlandı. ‘Her Gün Halk Sağlığı’ temasıyla hazırlanan program, Cumhuriyet Caddesi’nde Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde düzenlenen yürüyüşle başladı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve sağlıklı yaşam bilincinin toplumun geneline yayılması amacıyla ‘Sağlıklı Anne, Sağlıklı Nesil’ programı organize edildi. Bu kapsamda Gazi Orhan Parkı’nda halk sağlığı farkındalık stantları kuruldu ve vatandaşlara yönelik çeşitli sağlık uygulamaları ve bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirildi. Programa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’yı temsilen katılan Başkan Vekili Kevser Öztürk, halk sağlığı alanındaki çalışmaların önemine vurgu yaptı. SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK 4 Eylül Cuma günü gerçekleştirilecek halk sağlığı etkinliklerinin adresi Bursa Millet Bahçesi olacak. Saat 16.00-18.00 arasında gerçekleştirilecek ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğinde beslenme ve hareketli hayat konusunda farkındalık oluşturulurken, çocuk oyun alanı ve çeşitli bilgilendirme stantları da vatandaşlarla buluşacak. HÜDAVENDİGAR’DA SAĞLIKLI YAŞAM BULUŞMASI Haftanın kapsamlı programlarından biri de 7 Eylül Pazartesi günü Hüdavendigar Kent Parkı’nda gerçekleştirilecek. ‘Sağlığa Yaş Al, Sağlıklı Kal’ temalı etkinlikte saat 16.00’dan itibaren halk sağlığı farkındalık stantları ve çocuk aktiviteleri düzenlenecek. Büyükşehir Belediyesi Kadın Ritim Grubu’nun performansının da yer alacağı programda Sağlıklı Hayat Merkezleri tanıtılacak, fizyoterapist eşliğinde fiziksel aktivite etkinliği ve nefes egzersizleri gerçekleştirilecek. Günün ilerleyen saatlerinde ise Karagöz-Hacivat gösterisi ve nostaljik film müzikleri konseri Bursalılarla buluşacak. 8 Eylül Salı günü Kent Konseyi Koza Salonu Halk Okulu’nda düzenlenecek ‘Bedenini Dinle, Harekete Geç’ programında ise sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve obeziteyle mücadeleden kanserde erken teşhise, aşı ve sağlık okuryazarlığından bağımlılığa kadar önemli başlıklar ele alınacak.

Hafta sonu uykusu için ideal süre bulundu: Kalbe iyi geliyor Haber

Hafta sonu uykusu için ideal süre bulundu: Kalbe iyi geliyor

Fiziksel açıdan aktif olmayan katılımcılar daha da büyük fayda gördü. Yeni bir araştırmaya göre, hafta sonu uyku eksikliğini gidermek daha iyi kalp sağlığı ve daha düşük hipertansiyon riskiyle bağlantılı. Kore Üniversitesi'nden bilim insanları, 7 yıl boyunca yaklaşık 41 bin katılımcıyı inceledi ve bulgularını geçen hafta sonu Münih'te düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Derneği konferansında sundu. Araştırmada, "Genel nüfusta hafta sonu telafi uykusunun daha düşük hipertansiyon olasılığıyla bağlantılı olduğu görüldü" dendi. Uykusuzluğa karşı 20 dakikalık şaşırtıcı çözüm Kaliteli bir uyku için akşam yemeği ne zaman yenmeli? Ünlü doktor öğle yemeğinden sonra ağırlık çökmesinin sebebini açıkladı Araştırmada ayrıca, "hafta sonu uykuyu bir miktar (yaklaşık 2 saat) telafi etmenin" yüksek tansiyon riskini azaltmakla ilişkilendirildiği belirtildi. Araştırmada, "Fiziksel aktivite rahatsızlığı önlemede ana etken olmayı sürdürürken, hafta sonu uykuyu bir miktar telafi etmek, yeterince aktivite yapamayanlara ek faydalar sağlayabilir" dendi. Araştırmanın The Times'a konuşan yazarlarından, Kore Üniversitesi'nden Dr. Nawton Lee "Yeterince uyumamak vücuda fazladan stres bindirir" dedi. Kalple damarların daha fazla çalışmasına yol açar ve tansiyonu yükseltebilir. Hafta sonu biraz daha fazla uyumak, vücuda toparlanma şansı verip bu stresi azaltabilir. Çalışmada, yetersiz uyku ve fiziksel hareketsizliğin kalp sağlığı açısından yaygın risk faktörleri olmayı sürdürdüğü, hafta sonu telafi uykusunun ise hafta içi oluşan uyku açığını kapatabileceği belirtildi. Fiziksel açıdan hareketsiz katılımcılarda daha büyük bir fayda görüldü: Bu grubun hipertansiyon riski yüzde 6,9 daha düşüktü. Çalışma, bir saat 27 dakika fazladan uykunun tansiyon üzerinde en büyük faydayı gösterdiğini ve yüksek tansiyon olasılığında yüzde 9'luk bir azalmayla bağlantılı olduğunu buldu. Ancak ek uyku süresi 4 saati geçenlerin yüksek tansiyon riski arttı. Bu yıl British Journal of Sports Medicine adlı akademik dergide yayımlanan bir araştırma, yüksek tansiyonunu daha sağlıklı seviyelere indirmek isteyen bireylere yüksek yoğunluklu aralıklı antrenmanın (HIIT) önerilebileceğini bulmuştu. Brezilya'dan uzmanların yüksek tansiyon ve egzersiz üzerine 31 çalışmadan elde edilen verileri bir araya getirdiği raporda, hem HIIT hem de kombine antrenmanın tansiyonu etkili bir şekilde düşürdüğü tespit edilmişti. Rapor ayrıca, koşu, bisiklet sürme veya yüzme gibi aerobik egzersizlerin hipertansiyon yönetimindeki faydalarının altını çizmişti. Ancak araştırmacılar, yoga, pilates ve eğlence amaçlı sporların tansiyon üzerindeki etkilerini değerlendirmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini belirterek, bu sporlara ilişkin kanıtların "sınırlı ve yetersiz" kaldığını vurgulamıştı. independent.co.uk/news/uk/home-news

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri Haber

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri

Anahtarın yerini unutmak, odaya girince neden geldiğini hatırlayamamak ya da yeni tanışılan kişinin adını çıkaramamak çoğu zaman hastalık anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre beyin, gereksiz bilgileri ayıklayarak önemli anıları koruyor. Ancak unutkanlık günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemeye veya giderek artmaya başladığında uzman değerlendirmesi gerekiyor. İSTANBUL (İGFA) - Günlük yaşamda hemen herkesin karşılaştığı unutkanlık anları, çoğu zaman endişeye neden olsa da her unutkanlık hastalık belirtisi değil. Prof. Dr. Murat Kurt, beynin sağlıklı çalışabilmesi için “unutma” mekanizmasına ihtiyaç duyduğunu belirterek, hafızanın kusursuz bir kayıt cihazı olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Kurt’a göre beyin, her gün karşılaştığı milyonlarca uyaranın tamamını aynı ayrıntıyla saklamak yerine önemli gördüğü bilgileri güçlendiriyor, gereksiz ayrıntıları ise eliyor. Bu nedenle unutmak, çoğu zaman hafızanın bir hatası değil, sağlıklı işleyişinin önemli bir parçası. DUYGUSAL ANILAR DAHA GÜÇLÜ YER EDİYOR Sık tekrarlanan düşünceler, endişeler ve duygusal açıdan yoğun deneyimler beyinde daha güçlü biçimde pekişebiliyor. Özellikle travmatik yaşantılar ve sürekli zihni meşgul eden olumsuz düşünceler, uygun bir ipucuyla yeniden kolayca hatırlanabiliyor. Prof. Dr. Kurt, bir bilginin kalıcı hale gelmesinde yalnızca tekrarın değil, dikkat ve anlamlı işlemenin de önemli olduğunu belirtiyor. Dijital ortamda hızla tüketilen içeriklerin ise çoğu zaman yüzeysel işlendiğini ifade eden Kurt, sürekli ekran kaydırmanın hafızayı güçlendirmek yerine bilişsel yükü artırabileceğine dikkat çekiyor. ODAYA GİRİNCE NEDEN NE YAPACAĞIMIZI UNUTUYORUZ? Bir odaya girdikten sonra neden oraya geldiğini unutma durumu da bilimsel olarak açıklanabiliyor. “Kapı eşiği etkisi” olarak bilinen bu durum, ortam değiştiğinde beynin bağlamı güncellemesiyle ilişkilendiriliyor. Yoğun çalışma temposu, dikkat bölünmesi ve aynı anda birden fazla işle uğraşmak bu tür kısa süreli unutkanlıkları artırabiliyor. Prof. Dr. Kurt, sorunun çoğu zaman hafızadan ziyade dikkatle ilgili olduğunu belirterek, birkaç saniye durup yeniden odaklanıldığında bilginin çoğunlukla geri geldiğini ifade ediyor. NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI? Zaman zaman isim unutmak, anahtarın yerini karıştırmak veya bir randevuyu hatırlamakta gecikmek tek başına hastalık göstergesi olmayabiliyor. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı belirgin şekilde aksatması veya giderek kötüleşmesi önem taşıyor. Aynı soruları tekrar tekrar sormak, tanıdık yerlerde yön bulmakta zorlanmak ya da para yönetimi gibi günlük işlerde güçlük yaşamak tıbbi değerlendirme gerektirebilecek belirtiler arasında bulunuyor. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığının da hafızayı olumsuz etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. Kurt, bu tür durumlarda uzman değerlendirmesinin önemine işaret ediyor. KÖTÜ ANILARIN ETKİSİ AZALTILABİLİR Travmatik veya olumsuz anıların tamamen silinmesinin mümkün olmadığını belirten Kurt, ancak bu anıların oluşturduğu duygusal yükün azaltılabileceğini ifade ediyor. Psikoterapi, sağlıklı baş etme yöntemleri ve gerektiğinde profesyonel destekle kişinin anıyla kurduğu ilişkinin değişebileceği belirtiliyor. HAFIZAYI KORUMAK İÇİN 5 TEMEL ÖNERİ Prof. Dr. Kurt, hafızayı desteklemek için “mucize” bir yöntem olmadığını vurgulayarak şu alışkanlıklara dikkat çekiyor: Kaliteli ve düzenli uyumak. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak. Yeni beceriler öğrenmek ve zihinsel olarak aktif kalmak. Güçlü sosyal ilişkileri sürdürmek. Dengeli, Akdeniz tipi beslenmek ve stresi yönetmek. Özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati sürekli bölen alışkanlıklardan uzak durulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kurt, hafıza için en değerli yatırımın sağlıklı yaşam alışkanlıkları olduğunu ifade ediyor.

Başkentlilere ikinci Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi Haber

Başkentlilere ikinci Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi

Ankara Büyükşehir Belediyesi, açıldığı dönem Başkent’te bir ilk olan Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi sayısını ikiye çıkardı. Batıkent Rekreasyon Alanı İkinci Yüzyıl Parkı içerisinde hizmete açılan yeni merkez; bilişsel gelişimi destekleyen etkinliklerden sosyal faaliyetlere, hasta yakınlarına yönelik rehberlik hizmetlerinden uzman desteğine kadar birçok hizmeti tek çatı altında sunuyor. ANKARA (İGFA) - Başkentlilerin her türlü ihtiyacını çözüme kavuşturmak için çalışmalarını sürdüren Ankara Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda yaş almış vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik projelerine bir yenisini daha ekledi. ABB, açıldığı dönem Başkent’te bir ilk olan Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi sayısını ikiye çıkardı. Gelen talepler doğrultusunda kente kazandırılan yeni merkez, alzheimer ve demans hastaları için Batıkent Rekreasyon Alanı İkinci Yüzyıl Parkı içerisinde ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Alzheimer hastalarının güvenli, destekleyici ve sosyal bir ortamda vakit geçirebilmesini amaçlayan merkez, aynı zamanda hasta yakınlarının günlük yaşamını kolaylaştıracak rehberlik ve danışmanlık hizmetleriyle de ailelere önemli bir destek sunuyor. ZİHİNSEL, FİZİKSEL VE MOTOR BECERİLER İÇİN ÖZEL ETKİNLİKLER Batıkent Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi'nde, hastaların zihinsel, fiziksel, motor ve sosyal becerilerini desteklemeye yönelik çeşitli programlar uygulanıyor. Uzman personel ve hastalar birlikte; çorap eşleştirme, pirinç-nohut ayırma, sesleri ayırt etme, hafıza kartları, bulmaca çözme ve hikâye anlatma gibi zihinsel aktiviteler ile düğme dikme, sulu boya ile limon baskısı, ipe boncuk dizme, büyükten küçüğe sıralama, sınırlı boyama, kesme/yapıştırma, bebek sallama ve ayakkabı bağlama gibi psiko motor aktiviteler gerçekleştiriliyor. Merkezde; fiziksel aktivite olarak da bedensel egzersiz ve yürüyüş saatleri var. HASTA YAKINLARINA REHBERLİK DESTEĞİ Hastaların yaşam standartlarını iyileştirmek, günlük işlerinde yardımcı olmak amacıyla hizmet veren merkezde; alzheimer hastalarının yaşam ortamından ayrılmadan gün içerisinde yaşıtlarıyla birlikte vakit geçirmesi, hastanın gereksinimlerinin karşılanması ve böylece hastaya bakım veren hasta yakının yükünün azaltılması, hastaya ve yakınına bir mola imkânı verilmesi hedefleniyor. BAŞVURULAR ONLINE ORTAMDA ALINIYOR Merkezden sağlık kurumları tarafından alzheimer ve demans hastalığı tanısı konmuş, hastalığın başlangıç ve erken orta dönemlerinde olan, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilen, yemeğini kendi başına yiyebilen, kıyafetlerini kendi başına giyebilen, tuvalet ve kişisel temizliğini kendi yapabilen hastalar yararlanabiliyor. Alzheimer hastaları ve yakınlarının randevu alarak ücretsiz faydalandığı Batıkent Alzheimer Sosyal Yaşam Merkezi için başvurular online ortamda “alzheimerhizmeti.ankara.bel.tr” adresi üzerinden yapılıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.