Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Depresyon

bursaarena.com.tr - Depresyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Depresyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uykusuzluk modern çağın yaygınlaşan sorunu... Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem Haber

Uykusuzluk modern çağın yaygınlaşan sorunu... Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem

Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, horlama ve uyku apnesi gibi burun ve boğaz kaynaklı sorunların kaliteli uykuyu engelleyebileceğini ve ciddi sağlık riskleri doğurabileceğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Modern yaşamın getirdiği stres, kaygı ve ekran kullanımının artmasıyla birlikte uyku problemleri giderek yaygınlaşıyor. Ancak uzmanlar, uykusuzluğun yalnızca psikolojik nedenlerle değil, kulak burun boğaz kaynaklı sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Sabah yorgun uyanıyorum, gece sık sık uyanıyorum veya hiç uyumamış gibi hissediyorum” diyen kişilerin mutlaka KBB uzmanına başvurması gerektiğini belirtti. Tatlıpınar, horlama, burun tıkanıklığı, geniz eti, bademcik büyümesi ve uyku sırasında nefes durması gibi durumların uyku kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü ifade etti. Özellikle “uyku apnesi”ne dikkat çeken Tatlıpınar, bu hastalıkta kişinin gece boyunca farkında olmadan defalarca nefessiz kalabildiğini söyledi. Uyku apnesinin; sabah yorgunluğu, gün içinde uyuklama, dikkat dağınıklığı ve unutkanlık gibi sorunlara yol açabileceğini aktardı. Burun eğriliği, alerjik tıkanıklık ve damak yapısındaki sorunların hava yolunu daraltarak uyku sırasında nefes almayı zorlaştırabildiği belirtilirken, tedavi edilmeyen uyku apnesinin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve felç riskini artırabileceği vurgulandı. Çocuklarda da görülebilen uyku bozukluklarının geniz eti ve bademcik büyümesine bağlı olarak horlama, ağız açık uyuma ve huzursuz uykuya yol açabileceği ifade edildi. Uzmanlar, bu durumun dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlara neden olabileceğini belirterek aileleri uyardı. UYKUSUZLUĞA KARŞI 5 ETKİLİ ÖNLEM! Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar sağlıklı, kaliteli ve yeterli uykunun hem ruhsal hem de fiziksel açıdan son derece önemli olduğunu vurgulayarak, uykusuzluğa karşı 5 etkili önlemi şöyle sıralıyor; Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde uyukluyorsanız mutlaka sağlık kontrolünüzü yaptırın. Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, geniz eti, bademcik ve burun eğriliği şikayetlerini önemseyin ve mutlaka tedavi olun. Yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımını azaltın. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin. Akşam saatlerinde kahve, çay ve ağır yemek tüketiminden kaçının.

15-19 yaş arası dikkat! 1,2 milyar kişinin ruh sağlığı bozuk! Haber

15-19 yaş arası dikkat! 1,2 milyar kişinin ruh sağlığı bozuk!

Küresel sağlık mimarisini derinden sarsacak veriler, bilim dergisi The Lancet’in son sayısında yayımlandı. Dünya genelinde 1,2 milyar insanın ruhsal bir rahatsızlıkla mücadele ettiğini ortaya koyan çalışma, tarihte ilk kez 15-19 yaş grubunun en kırılgan nüfus haline geldiğini ortaya koydu. Küresel sağlık mimarisini derinden sarsacak veriler, bilim dergisi The Lancet’in son sayısında yayımlandı. Avustralya’daki Queensland Üniversitesi öncülüğünde yürütülen ve 1990 ile 2023 yılları arasındaki süreci kapsayan devasa araştırma; 21 bölge ile 204 ülkedeki durumu masaya yatırdı. Ortaya çıkan sonuçlar, küresel nüfusun yaklaşık her 8 kişisinden birinin klinik düzeyde bir ruhsal bozuklukla yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor. Araştırmacılar, toplam vaka sayısının 1990 yılından bu yana yüzde 95,5 oranında astronomik bir artış kaydettiğini bildirdi. EN BÜYÜK RİSK ALTINDAKİ GRUP ARTIK GENÇLER Araştırmanın en çarpıcı ve endişe verici bulgusu, hastalık haritasındaki yaş kırılımında yaşandı. Küresel veri toplama tarihinde ilk kez, ruhsal sorunların en yoğun görüldüğü kitle 15-19 yaş grubu oldu. Geçmiş yıllarda bu liderlik orta yaş grubuna aitken, yeni jenerasyonun maruz kaldığı baskılar istatistikleri tersine çevirdi. Uzmanlar, bu yaş aralığının beyin gelişimi ve sosyal entegrasyon için kritik bir eşik olduğuna dikkat çekerek, bu evrede kronikleşen zihinsel sorunların bireylerin tüm yetişkinlik yaşamında kalıcı hasarlar bırakabileceği uyarısında bulundu. ANKSİYETE VE DEPRESYON VAKALARI KATLANDI Birgün'ün haberine göre çalışmada; depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, şizofreni, otizm, DEHB ve yeme bozuklukları (anoreksiya, bulimia) dahil olmak üzere toplam 12 ana ruhsal bozukluk kategorisi mercek altına alındı. Grafiğin zirvesinde ise adeta bir pandemiye dönüşen kaygı bozuklukları yer alıyor. Anksiyete (Kaygı Bozukluğu): 1990'dan bu yana görülen vaka artış oranı yüzde 158. Majör Depresyon: Aynı dönem aralığında kaydedilen vaka artış oranı yüzde 131. Diğer Ağır Klinik Vakalar: Yaygınlık oranları nispeten düşük olsa da dünya genelinde yaklaşık 26 milyon şizofreni, 14 milyon bulimia ve 4 milyon anoreksiya vakası bulunduğu tahmin ediliyor. Araştırma, cinsiyet dağılımında da belirgin farklılıklar ortaya koydu. Zihinsel ve duygu durum bozukluklarının büyük bir kısmı kadınlarda daha yoğun gözlemlenirken; otizm, DEHB ve bazı yıkıcı davranış bozukluklarının erkeklerde daha sık izlendiği belirlendi. Hastalıkların toplumsal ve ekonomik maliyetini ölçmek için kullanılan "Engelliliğe Bağlı Yaşam Yılı" (DALY - Sağlıklı bir yaşam yılının kaybı) kriterine göre, ruh sağlığı sorunları dünya genelinde en büyük işlev kaybı yaratan faktörlerden biri haline geldi. Queensland Üniversitesi'nden çalışmanın başyazarı Damian Santomauro, sonuçların şoke edici olduğunu belirterek, "Ruhsal bozukluklar artık sadece bireysel birer acı kaynağı değil; üretkenliğin düşmesi, iş gücü kayıpları ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesi yoluyla hükümetleri ve küresel ekonomiyi tehdit eden kolektif bir krizdir. Çözüm için küresel liderlik şart" ifadelerini kullandı. TETİĞİ ÇEKEN FAKTÖRLER VE ÇÖZÜM ARAYIŞI Uzmanlar, KOVID-19 pandemisinin küresel ruh sağlığı üzerinde bıraktığı yıkıcı tortunun halen temizlenemediğini, kaygı ve depresyon seviyelerinin pandemi öncesi normlara geri dönemediğini vurguluyor. Rapora göre modern dünyada zihinsel çöküşü hızlandıran temel makro etkenler ise şunlar: Ekonomik güvensizlik, yoksulluk ve derinleşen gelir adaletsizliği Bölgesel savaşlar, siyasi çatışmalar ve göç dalgaları Sosyal izolasyon, dijitalleşmenin getirdiği ayrımcılık ve beden imajı illüzyonları Gıda güvensizliği ve küresel çevresel tehditler Bilim insanları, vaka sayılarındaki geometrik artışa karşın ülkelerin ruh sağlığı hizmet kapasitelerinin ve bütçelerinin aynı hızda genişlemediği konusunda kritik bir uyarıda bulunuyor. Klinik tedavilerin yanı sıra; iş-yaşam dengesi, kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve dijital detoks içeren güçlü sosyal ilişkilerin koruyucu birer kalkan olarak hayatın merkezine alınması gerektiği tavsiye ediliyor. (Türktime)

Yapay zeka depresyondaki gençlerin dert ortağı oldu Haber

Yapay zeka depresyondaki gençlerin dert ortağı oldu

Almanya'da 16-39 yaş arası depresyon hastalarının yüzde 35'i durumları hakkında yapay zeka ile konuşuyor. Almanya merkezli Depresyon Yardımı ve İntiharı Engelleme Vakfı'nın bulgularına göre, 16 ile 39 yaş arasındaki depresyon hastalarının yüzde 35'i hastalıkları hakkında yapay zeka (YZ) destekli sohbet robotlarıyla konuşuyor. Salı günü Leipzig'te açıklanan araştırma bulgularına göre, hastaların yüzde 10'u ise yapay zeka ile bir insanla konuşur gibi uzun diyaloglar kuruyor. Sonuçlar, bu yaş grubundan yaklaşık 2 bin 500 kişiyle gerçekleştirilen temsili bir anketin verilerine dayanıyor. Neden yapay zeka? Yapay zeka kullanan hastaların yüzde 56'sı, "depresyonla ilgili sorunlarını biriyle paylaşmak istedikleri" için sohbet robotlarına yöneldiğini belirtti. Yüzde 46'sı hastalığını kontrol altına almayı umduğunu, yüzde 41'i ise cesaret ve destek aradığını ifade etti. Yaklaşık yüzde 40'ı YZ aracılığıyla tedavi ve terapi seçenekleri hakkında bilgi edindi. Ankete katılanların büyük çoğunluğu deneyimlerini olumlu olarak nitelendirdi. Yüzde 85'i YZ sohbet robotlarıyla yaptığı konuşmaları "yararlı" bulduğunu söyledi. Yapay zeka, katılımcıların yüzde 92'si tarafından anlayışlı, yüzde 89'u tarafından saygılı olarak değerlendirildi. Yüzde 75'i bu konuşmalardan "güçlenerek çıktığını" belirtti. Üçte ikisi ise (yüzde 65) yapay zeka ile diyalog kurmanın kendisine bir yakınlık hissi verdiğini ifade etti. Olumsuz deneyimler ve ciddi kaygılar da var Bazı kullanıcılar olumsuz deneyimlerini de dile getirdi. Depresyonlu katılımcıların yüzde 57'si bir bilgisayar programıyla konuşmanın kendisini bunalttığını hissetti. Bir katılımcı, "Karşındakinin gerçek, hisseden bir varlık değil, anlayış gösterecek şekilde programlanmış bir yapay zeka olduğunu bilmek olumsuz bir his" dedi. Vakıf, özellikle şu bulgunun endişe verici olduğunun altını çizdi: Ankete katılanların yüzde 53'ü yapay zeka kullanımının ardından öz zarar verme ya da intihar düşüncelerinin arttığını bildirdi. Editörün notu: Deutsche Welle intihar konusunu ihtiyatlı şekilde haberleştirir, çünkü bazı haberlerin taklit edilen davranışlara yol açabileceğine dair kanıtlar bulunuyor. Eğer intihar düşüncesi taşıyorsanız veya duygusal bir kriz içindeyseniz yardım aramaktan çekinmeyin. Ülkenizde nereden yardım alabileceğinizi befrienders.org sitesinde bulabilirsiniz. Almanya'da 0800 111 0 111 ve 0800 111 0 222 numaralı telefonlardan ücretsiz danışmanlık almanız mümkün. Türkiye'de ise acil tıbbi yardıma ihtiyacınız varsa 112'yi arayabilirsiniz. DW Türkçe, epd / BÜ,TY

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi? Haber

'Mutluluk hormonu' serotonin yiyeceklerle artırılabilir mi?

Serotoninin "mutluluk hormonu" olarak adlandırıldığını duymuş olabilirsiniz. Ancak ruh halimizi desteklemenin çok ötesinde işlevleri var. Serotonin, vücudun bağırsaklarında, beyninde ve diğer bölgelerinde bulunan bir kimyasal haberci ya da bilimsel adıyla bir nörotransmiter. Uyku kalitesi, iştah, hafıza, duygular ve ruh hali gibi alanlarda rol oynuyor. Imperial College London'da nöropsikofarmakoloji profesörü David Nutt, "Serotonin, bize dayanıklılık kazandıran ve stresi azaltan koruyucu bir etkiye sahip" diyor. Ancak Nutt hangi serotonin seviyelerinin olumlu bir ruh sağlığıyla bağlantılı olduğunu ölçmenin oldukça zor olduğunu söylüyor. Ve ona göre bu epey önemli bir mesele. Serotonin seviyenizi artırabilir misiniz? Nutt'a göre bazı antidepresanlar düşük serotonin seviyelerini artırabiliyor. Ancak bu tür bir tedaviye başlamak mutlaka aile hekiminizle görüşmeyi gerektirir. Yiyeceklerin depresyon ve stres üzerinde etkili olabileceği fikri ise temel bir amino aside dayanıyor: Triptofan. Nutt bunu, "Sindirildikten sonra triptofan kana karışır ve beyne taşınır; burada serotonine dönüştürülür" diye açıklıyor. Detoks nasıl yapılır, işe yarar mı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin Hangi yiyecekler triptofan içerir? Proteinin yapı taşlarından biri olan Triptofan (ya da L-triptofan) sağlıklı kalmak için yalnızca küçük miktarlarda gerekli. Vücut bunu kendi başına üretemediği için beslenme yoluyla almamız gerekiyor. Neyse ki günlük hayatta sıkça tüketilen birçok besinde bulunur: Tavuk Biftek Somon Yumurta Çedar peyniri Tam yağlı inek sütü Sert tofu Chia tohumu Ay çekirdeği Kaju Antep fıstığı Çiğ ıspanak Yulaf Kaynak, BBC Food Uzmanlara göre tek bir besin mucize yaratmıyor; dengeli beslenme ve sağlıklı bağırsak sistemi ruh hali üzerinde daha belirleyici rol oynuyorTriptofan ruh halini nasıl etkiler? Bazı araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin triptofan seviyelerinin düşük olduğunu ve bu kişilerin normal seviyelere sahip olanlara göre daha fazla panik ve kaygı yaşayabildiğini gösteriyor. Ayrıca, tüketilen triptofanın tamamı beyne ulaşmasa da triptofan açısından zengin besinleri artıran bazı kişiler daha az depresyon belirtisi yaşadıklarını ve ruh hallerinin iyileştiğini bildirdi. Yine de bu bir "mucize çözüm" değil. Nutt'un vurguladığı gibi, tek başına triptofan depresyonu ortadan kaldıramaz. "Ancak özellikle depresyona yatkın kişilerde önlemeye yardımcı olabilir." Psikiyatri uzmanı Dr. Nick Walsh da bu görüşe katılıyor ve triptofanın etkili olabilmesi için diğer besin ögeleri, vitaminler ve minerallerle birlikte çalışması gerektiğini söylüyor. Walsh, işlenmemiş ve doğal haliyle triptofan içeren gıdaların tüketilmesini, rafine şekerin azaltılmasını ve bağırsak sağlığına dikkat edilmesini öneriyor ve "Serotonin seviyenizi artırmak için sağlıklı ve dengeli bir beslenmeye uygun değişiklikler yapmak iyi bir şey" diyor. Depresyon tedavisinde sanal yöntemler işe yarar mı?Triptofan tüketmek gerçekten ruh halini iyileştirir mi? Keşke bu kadar basit olsaydı. Tüm uzmanlar düşük serotonin seviyelerinin doğrudan depresyona yol açtığı konusunda hemfikir değil. Hatta University College London'daki bilim insanları, serotonin seviyeleri ya da serotonin aktivitesinin depresyonun nedeni olduğuna dair net bir kanıt bulunmadığını söylüyor. Ruh sağlığını iyileştirmek için triptofan açısından zengin besin tüketimini artırma konusunda da güçlü bilimsel kanıtların olmadığını savunanlar var. King's College London'daki Duygudurum Bozuklukları Merkezi'nin direktörü Prof. Allan Young, triptofanın bazı kişilerde antidepresan etkisi gösterebileceğini, ancak bunun gıdalar yoluyla alındığında etkisine dair araştırma bulunmadığını belirtiyor. Young çalışmaların besinlerle alınabilecek miktarın çok üzerinde dozlarda kullanılan takviyelerle yapıldığını söylüyor. Kaynak,BBC Food Triptofan içeren besinler serotonin üretimine katkı sağlayabilir, ancak tek başına yeterli değil Melbourne'daki Deakin Üniversitesi Gıda ve Ruh Hali Merkezi direktörü Prof. Felice Jacka ise konuya farklı bir boyut ekliyor. Jacka'ya göre triptofanın kandan beyne taşınması için belirli aminoasitler gerekiyor. Ancak triptofan, tükettiğimiz diğer proteinlerle bu taşınma sürecinde rekabet etmek zorunda kalıyor ve bu durum beyne ulaşan miktarı sınırlıyor. Jacka, "Yiyeceklerdeki çok küçük miktarda protein bile triptofan artışını engelleyebilir" diyor. Buna karşılık, triptofan açısından zengin besinlerle birlikte karbonhidrat tüketmek, beyne ulaşan triptofan miktarını artırabilir. Jacka'ya göre karbonhidratlar tek başına da beyindeki serotonin seviyelerini artırabilir. Bunun nedeni, karbonhidratların insülin salgılanmasını tetiklemesi; insülinin de bu "taşıma rekabetini" azaltarak daha fazla triptofanın beyne ulaşmasına izin vermesi. Peki ne yapmalısınız? Serotonin bilimi hâlâ gelişmeye devam ediyor. Ancak Walsh'a göre kesin olarak bildiğimiz bir şey var: "Bağırsak mikrobiyomunu destekleyen ve tüm besin ögelerini içeren dengeli bir beslenme düzeni sürdürmek önemli." BBC News / Sue Quinn

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.