Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bülent Ertekin

bursaarena.com.tr - Bülent Ertekin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bülent Ertekin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Sarsılan Güven Kimin Güveni?.." Haber

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Sarsılan Güven Kimin Güveni?.."

Bir süredir aynı cümleleri duyuyoruz: “Haluk Levent hepimizi kandırdı.” “Hepimiz şoktayız.” “Bütün millet şaşkın.” “Toplumun güveni sarsıldı.” Bu cümleleri kuranlara bir itirazım var: Lütfen kendi adınıza konuşun! Hayır, Hepimiz kandırılmadık. Hepimiz şokta değiliz. Hepimiz şaşırmadık. Bütün milletin güveni de sarsılmadı. Çünkü bazı insanlar, yıllardır şahıslara değil ilkelere güvenilmesi gerektiğini söylüyordu. Bazıları, kişileri kusursuz kahramanlar ilan etmenin bir gün ağır hayal kırıklıkları doğuracağını hatırlatıyordu. Bazıları ise alkışların gürültüsüne kapılıp insanları dokunulmaz birer put hâline getirmenin tehlikesine dikkat çekiyordu. Ne yazık ki bugün yaşanan tartışmaların merkezinde, bir kişinin yaptığı ya da yapmadığı şeyden çok daha büyük bir sorun var: İnsanları sorgulanamaz hâle getirme alışkanlığı... Bir sanatçıyı, bir aktivisti, bir siyasetçiyi ya da herhangi bir kamu figürünü eleştiriden muaf tutarsanız; ona duyduğunuz hayranlığı aklınızın önüne geçirirseniz, günün sonunda yaşadığınız hayal kırıklığının sorumlusu sadece o kişi olmaz. Biraz da onu kusursuz ilan eden bakış açısı olur. Şimdi çıkıp “Bütün milletin güveni sarsıldı” diyorlar. Hayır! Sarsılan, şahıslara sınırsız güven duyanların güvenidir. Devletin kurumlarına, hukukun işleyişine ve hesap verilebilirliğe inananların güveni ise yerindedir. Çünkü bizler hiçbir zaman insanları hatasız görmedik. Hiç kimseyi eleştirilemez kabul etmedik. Hiç kimseyi sorgulanamaz bir makamın sahibi olarak görmedik. Bu yüzden bugün şaşırmıyoruz. Çünkü insanı insan yapan şey hata yapabilmesidir. Şaşırdığımız nokta ise, her olayda yeni bir kahraman üretip ardından onun yıkılışını seyretmeyi alışkanlık hâline getiren toplumsal hafızamızdır. Asıl sorgulanması gereken de budur: Neden sürekli kişilere inanıyor, ilkelere değil? Neden kurumları değil, kahramanları kutsuyoruz? Ve neden her hayal kırıklığından sonra aynı cümleyi tekrar ediyoruz: “Bizi kandırdılar...” Belki de artık şu gerçeği kabul etmenin zamanı gelmiştir: Bizi kandıranlar kadar, sorgulamadan inananlar da bu döngünün bir parçasıdır. Selâm ve dua ile.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın! Haber

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Pamuk Eller Cebe" Demeden Önce Bir Kez Şadırvana Bakın!

Yine bir Cuma… Her zaman olduğu gibi dostlarımızla Cuma Bayramı'nı kutladık. Erken gidip camide, namaz öncesi yapılan sohbeti dinledik. Ezan okundu… Saflar sıklaştı… Namaz kılındı… Hutbe irad edildi… Derken o, artık ezberlediğimiz anons yapıldı: "Muhterem cemaatimiz, camimizin ihtiyaçlarının karşılanması için Cuma namazı çıkışında yardımlarınızı bekliyoruz. Unutmayın, elinizle verdiğiniz sizinle ahirete gider." Evet… Yine tam damardan girdiniz. Ama benim de yüreğime başka bir şey saplandı. Yaklaşık üç aydır, belki de daha uzun zamandır aynı soruyu soruyorum. Bu caminin şadırvanındaki iki engelli tuvaleti neden hâlâ eksik ve eksiklikleri neden giderilmez? Defalarca yazdım. Yetkililere dilekçeler verdim. Köşe yazılarımda dile getirdim. Ama değişen hiçbir şey olmadı. Her hafta minberden "Pamuk eller cebe." deniliyor; fakat o eller, caminin yanı başındaki engelli kardeşlerinin ihtiyacına gelince nedense cebinden çıkmıyor. Asıl acı olan da bu. Ben yüzde 85 engelli bir vatandaşım. Benden sadaka istemeden önce, bana insan onuruna yakışır bir tuvalet sunun. Klozet kapağı olmayan engelli tuvaleti olur mu? Çalışmayan taharet musluğu ile hangi engelli ihtiyacını giderebilir? -1. katta bulunan tuvalete inen yaşlıların ve engellilerin tutunacağı bir korkuluk neden yok? Bunlar lüks değil. Bunlar gösteriş değil. Bunlar insan olmanın gereğidir. Bugün Sultanbeyli'nde internete baktığınızda 112 cami görüyorsunuz. Peki bu camilerin kaçında gerçekten kullanılabilir bir engelli tuvaleti var? Kaçında eksikler giderilmiş? Kaçında yaşlıların güvenle inebileceği bir merdiven korkuluğu bulunuyor? Bunu hiç merak ettiniz mi? Sayın müftülerimiz… Sayın imamlarımız… Sayın müezzinlerimiz… Lütfen sadece halılara, kubbelere ve minberlere bakmayın. Bir gün de şadırvana inin. Çeşmeler akıyor mu, bakın. Musluklar çalışıyor mu, bakın. Engelli tuvaletleri gerçekten kullanılabiliyor mu, bakın. Çünkü caminin hizmeti sadece mihrapta değil; abdesthanede, tuvalette ve engelli vatandaşın rahatça kullanabildiği her alanda başlar. Toplanan yardımların başka şehirlerdeki camilere, kurslara veya hayır işlerine gönderilmesine hiçbir itirazım yok. Ancak aynı paradan küçücük bir kısmının, bir klozet kapağına, bir taharet musluğuna ya da bir tutunma aparatına harcanmaması vicdanımı yaralıyor. İbadet sadece namaz kılmak değildir. İbadet, Allah'ın evine gelen her kulun onurunu korumaktır. Ve unutmayalım… Engelliyi görmeyen bir anlayış, rahmeti de göremez. Son sözüm şudur: Eğer bu eksikleri yapmak istemiyorsanız, bunu açıkça söyleyin. Çünkü bu milletin, Allah'ın evlerini ihya edecek; gökte yıldız, yerde aslan gibi yiğit evlatları vardır. Yeter ki önlerine engel olmayın. Selâm ve dua ile… ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "440 Yıl Geçse de Değişmeyen Zihniyet!.." Haber

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "440 Yıl Geçse de Değişmeyen Zihniyet!.."

Aradan kırk yıl değil, dört yüz kırk yıl da geçse bazı insanlar değişmiyor. Çünkü değişmeyen şey saçın rengi değil; karakterdir, zihniyettir, alışkanlıktır. Atalarımız bunun için boşuna söylememiş: "Kırk yıllık Kâni olur mu Yani?" Bu söz, sadece bir deyim değildir; insan karakterini özetleyen bir hayat dersidir. Kök salmış önyargılar, ideolojik körlükler ve peşin hükümler, yıllar geçse de kolay kolay değişmez. Biz kimsenin fikrini, inancını ya da dünya görüşünü değiştirme derdinde değiliz. Tek istediğimiz; doğrusu doğruysa "doğru", yanlışı yanlışsa "yanlış" diyebilecek kadar vicdan sahibi olunmasıdır. Yapılan hizmete "Helâl olsun." demek bu kadar mı zor? Ne yazık ki bazıları için evet... Can çıkar ama ideolojik taassup çıkmaz! Gelelim bugünün meselesine... Muhalif medyanın en bilinen isimlerinden Nevşin Mengü, deprem bölgesinde inşa edilen on binlerce konut için, "Bununla övünmeyi anlayamıyorum. Günümüz teknolojisiyle altı ayda apartman dikiliyor." diyor. Peki öyleyse soralım... Madem günümüz teknolojisiyle apartman yapmak bu kadar kolaydı; yıllardır yönettiğiniz belediyelerde neden aynı başarıyı gösteremediniz? İstanbul'da verilen yüz binlerce konut vaadi ne oldu? Belediyecilik denince akla gelen; reklam afişleri, sosyal medya videoları ve algı operasyonları mı olmalıydı, yoksa eser ve hizmet mi? Deprem bölgesinde yalnızca binalar yükselmedi. Yollar yapıldı, altyapılar yenilendi, su ve elektrik hatları döşendi, doğalgaz getirildi, hastaneler, okullar, camiler ve parklar inşa edildi. Kısacası yerle bir olan şehirler yeniden ayağa kaldırıldı. Bütün bunları görmeyip, "Altı ayda apartman dikiliyor." diyerek emeği küçümsemek, eleştiri değil; hakkı inkâr etmektir. Bir de şu sorunun cevabını verin: 100 milyar doları aşan bu kaynak nereden bulundu? Böyle büyük bir finansman nasıl oluşturuldu? Bunun hesabını hiç merak ettiniz mi? Hayır... Çünkü sizin pusulanız hakikat değil, ideolojidir. Siz yapılan işe değil, yapanın kim olduğuna bakıyorsunuz. Bu yüzden hizmeti alkışlayamıyor, başarıyı takdir edemiyorsunuz. Oysa medeniyet; haksıza karşı çıkmak kadar, hak sahibine hakkını teslim edebilmektir. Bu millet Düzce'yi de hatırlıyor, Erzincan'ı da... Dün yaşananları da biliyor, bugün yapılanları da görüyor. Sizin en büyük probleminiz yanılmak değil; yanıldığınızı kabul edememek... Çünkü mahcup olmak, özür dilemek ve hakkı teslim etmek sizin siyaset anlayışınızın sözlüğünde yer almıyor. Unutmayın... Gerçekler ideolojilere göre değişmez. Hizmet, kim yaparsa yapsın hizmettir. Vicdan sahibi insanlar alkışlarken, ideolojik körlük yaşayanlar kusur aramaya devam eder. Tarih değişir, teknoloji değişir, insanlar değişir... Ama bazı zihniyetler, aradan 440 yıl geçse de değişmez. Selâm ve dua ile... ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Burnundan Kıl Aldırmayan Delikanlılar(!).." Haber

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Burnundan Kıl Aldırmayan Delikanlılar(!).."

"Burnundan kıl aldırmamak" ve "kuyruğu dik tutmak"… Dilimizde sıkça kullanılan iki deyim. Aslında ikisi de aynı karakteri farklı yönleriyle anlatır. "Burnundan kıl aldırmamak"; kendisine söz söyletmeyen, eleştiriye kapalı, kibirli ve her zaman kendi doğrusunun tek doğru olduğuna inanan kişileri tarif eder. "Kuyruğu dik tutmak" ise en zor zamanda bile hata yaptığını kabul etmemek, gerçeği görmek yerine görüntüyü kurtarmaya çalışmak, gururundan dolayı öz eleştiri yapmamak anlamına gelir. Tanıdık geldi mi? Eminim hepimizin çevresinde böyle insanlar vardır. Kimi makamıyla, kimi şöhretiyle, kimi de ekranlardaki itibarıyla kendisini dokunulmaz zanneder. Peki bugünlerde kimleri konuşuyoruz? Düne kadar bazı isimler, belirli kişi ve kuruluşlara büyük övgüler diziyor, onları toplumun vicdanı olarak gösteriyordu. Nitekim Uğur Dündar da geçmişte şu ifadeleri kullanmıştı: "Babala ekibini ve Haluk Levent, Ahbap ekibini izlerken kendi kendime dedim ki; helal olsun çocuklara. Acıyı paylaşmak, yaraları sarmak, insanlara iyilik yapmak için oradalar diye düşündüm... Siz lince uğrarken de 'Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur, Ahbap ve Babala ekibi gururumuzdur.' diye tweet attım." Peki bugün ne söylüyor? Bugün ise geçmişteki bazı iddiaların ve tartışmaların gündeme gelmesi gerektiğini ifade ederek kamuoyuna araştırma çağrısı yapıyor. Demek ki dün alkışlananlar bugün sorgulanabiliyor. Hayatın gerçeği de budur. Asıl mesele, bir kişiyi desteklemek ya da eleştirmek değildir. Asıl mesele, gerçekler ortaya çıktığında aynı cesaretle "Yanılmışım." diyebilmektir. İnsan hata yapabilir. Fakat hatada ısrar etmek, gerçeği inkâr etmek ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak; işte asıl problem budur. Bugün kamuoyunda tartışmalar sürerken, yıllarca ekranlardan ahlak, hukuk ve adalet dersi veren birçok ismin, geçmişte verdikleri güçlü destekler konusunda samimi bir özeleştiri yaptıklarına şahit olduk mu? "Yanılmışız." "Destek verirken gerekli sorgulamayı yapmamışız." "Kamuoyundan özür diliyoruz." Böyle açık ve net cümleler duyduk mu? Hayır... Bunun yerine hâlâ burnundan kıl aldırmayanları, hata kabul etmeyenleri ve ne olursa olsun kuyruğunu dik tutmaya çalışanları görüyoruz. Unutulmamalıdır ki; insanı küçülten hata yapmak değildir. İnsanı küçülten, hatasını bile bile savunmaya devam etmektir. Çünkü hakikat, alkıştan güçlüdür. Vicdan, şöhretten büyüktür. Ve en önemlisi... Gerçekler, er ya da geç bütün maskeleri düşürür. Selâm ve dua ile... ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Devlet, Atını da İtini de İyi Tanır" Haber

BÜLENT ERTEKİN yazdı: "Devlet, Atını da İtini de İyi Tanır"

"Devlet dediğin nasırlı adamdır; ayağına basmadıkça nasırını hatırlamaz, ayağına bastığında ise eş dost, AHBAP tanımaz." Yıllar önce ekranlarda yayınlanan Kurtlar Vadisi, sadece bir televizyon dizisi değildi. Derin devlet yapılanmalarını, mafya ilişkilerini, uluslararası istihbarat operasyonlarını ve devlet otoritesinin zayıfladığı alanlarda ortaya çıkan güç odaklarını konu alan, toplumsal hafızada derin izler bırakan bir yapımdı. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen dizide işlenen birçok olayın, bugün yaşanan gelişmelerle benzerlik taşıdığı dikkat çekmektedir. Zaman değişse de yöntemlerin, aktörlerin ve çıkar ilişkilerinin farklı isimlerle varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Gerçeklerin üzeri ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, gün gelir ortaya çıkar. Dizinin unutulmaz karakterlerinden Laz Ziya'nın şu sözü ise bugün halâ güncelliğini korumaktadır: "Devlet dediğin nasırlı adamdır; ayağına basmadıkça nasırını hatırlamaz, ayağına bastığında eş dost, AHBAP tanımaz." Bu söz, devletin sabrını zafiyet sananlara verilmiş önemli bir uyarıdır. Devlet bazen bekler, bazen sessiz kalır; ancak bu sessizlik, olan bitenden habersiz olduğu anlamına gelmez. Zamanı geldiğinde hukuk işletilir ve hesap sorulur. Son günlerde kamuoyunda Haluk Levent hakkında ortaya atılan ciddi iddialar ve başlatılan soruşturmalar, devlet mekanizmasının gerektiğinde harekete geçtiğini göstermektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, bir kişi hakkında ortaya atılan iddiaların doğruluğu ancak bağımsız yargı süreci sonunda kesinlik kazanır. Hukukun temel ilkesi, kesinleşmiş bir yargı kararı bulununcaya kadar herkesin masum sayılmasıdır. Hiç kimse; şöhretine, servetine, makamına veya çevresine güvenerek hukukun üstünde olduğunu zannetmemelidir. Devlet, günü geldiğinde hukukun gereğini yerine getirir. Çünkü adalet gecikebilir; fakat tecelli ettiğinde kimsenin unvanına, şöhretine veya nüfuzuna bakmaz. Atalarımızın dediği gibi: "Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner." Devletin hafızası güçlüdür. Ne zaman, nasıl ve hangi şartlarda hareket edeceğini bilir. Sabır, acizlik değildir; vakti geldiğinde hukukun gereği mutlaka yapılır. Unutmamalı; DEVLET ATINI DA İTİNİ DE İYİ TANIR, O vakti geldiğinde atını nallamasını da itini bağlamasını da bilir. Bekleyin yakın bir zamanda atı yada atları nalladığını, İTİNİ DE bağladığına inşaallah hepimiz şahid olacağız. İnşaallah Bekleyin. Selâm ve dua ile... ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.