Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Avrupa

bursaarena.com.tr - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Afrika göç alarmı veriyor Haber

Afrika göç alarmı veriyor

Dünya Mülteciler Günü kapsamında açıklanan veriler, Afrika'da milyonlarca kişinin savaş, yoksulluk ve iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ortaya koydu. Afrika kıtası, savaşlar, siyasi istikrarsızlık, etnik çatışmalar ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle dünyanın en büyük zorunlu göç ve yerinden edilme krizlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) verilerine göre, Afrika'da milyonlarca kişi, çatışmalar ve insani krizler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalırken kıta, aynı zamanda dünyanın en fazla mülteciye ev sahipliği yapan bölgelerinden biri olmayı sürdürüyor. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü kapsamında değerlendirildiğinde, Afrika'daki yerinden edilme hareketlerinin büyük kısmının kıta içinde gerçekleşmesi dikkati çekiyor. Afrikalı göçmenlerin ve mültecilerin önemli bölümü, komşu ülkelere sığınarak güvenlik ve geçim imkanı arıyor. UGANDA: AFRİKA'NIN EN BÜYÜK MÜLTECİ EV SAHİBİ Doğu Afrika'da yer alan Uganda, 2 milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yaparak Afrika'nın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumunda bulunuyor. Ülkedeki mültecilerin büyük bölümünü Güney Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Somali'den kaçan kişiler oluşturuyor. Ancak artan nüfus baskısı, finansman eksikliği ve insani yardım kaynaklarının azalması nedeniyle Uganda'daki mülteci kamplarında gıda güvenliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi zorluklar yaşanıyor. SUDAN KRİZİ, KITANIN EN BÜYÜK İNSANİ FELAKETLERİNDEN BİRİ HALİNE GELDİ Afrika'daki yerinden edilme krizlerinin merkezinde son yıllarda Sudan bulunuyor. Nisan 2023'te Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan çatışmalar, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Sudan'dan kaçan yüz binlerce kişi, Çad, Güney Sudan, Mısır, Etiyopya ve Orta Afrika Cumhuriyeti'ne sığındı. Sudan'da yaşananların, dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen yerinden edilme krizlerinden biri olduğu belirtiliyor. ÇAD VE GÜNEY SUDAN AĞIR YÜK TAŞIYOR Sudan'dan kaçan mültecilerin önemli bir kısmı komşu Çad'a yerleşirken ekonomik imkanları son derece sınırlı olan ülke, artan insani ihtiyaçlarla mücadele ediyor. Benzer şekilde Güney Sudan da hem iç istikrarsızlıkla mücadele ederken hem de Sudan'dan gelen yüz binlerce mülteciyi ağırlamak zorunda kalıyor. Doğu Afrika'nın iki önemli ülkesi Etiyopya ve Kenya da uzun yıllardır Somali, Güney Sudan, Eritre ve Sudan kaynaklı mülteci akınlarının başlıca adresleri arasında yer alıyor. Kenya'daki Dadaab ve Kakuma kampları, dünyanın en büyük mülteci yerleşimleri arasında gösteriliyor, Etiyopya da bölgesel çatışmalardan kaçan yüz binlerce kişiye ev sahipliği yapıyor. GÜNEY AFRİKA, EKONOMİK GÖÇÜN BAŞLICA MERKEZİ Afrika'daki göç hareketlerinin tamamı zorunlu nedenlere dayanmıyor. Kıtanın en gelişmiş ekonomilerinden Güney Afrika Cumhuriyeti, milyonlarca uluslararası göçmeni çekmeye devam ediyor. Özellikle Zimbabve, Mozambik, Malavi ve diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler, iş ve yaşam imkanları nedeniyle ülkeye yöneliyor. Ancak Güney Afrika'da son yıllarda yüksek işsizlik oranları ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yabancı karşıtı söylemlerin ve şiddet olaylarının arttığı görülüyor. BATI AFRİKA'NIN ÇEKİM MERKEZİ: FİLDİŞİ SAHİLİ VE NİJERYA Batı Afrika'da Fildişi Sahili, özellikle Burkina Faso, Mali ve Gine başta olmak üzere komşu ülkelerden gelen göçmenler için önemli bir ekonomik merkez olarak öne çıkıyor. Kakao ve tarım sektörünün yanı sıra inşaat, ticaret ve hizmet alanlarında sunduğu istihdam olanakları dolayısıyla ülke, bölgenin en fazla göç alan ekonomilerinden biri konumunda bulunuyor. Nijerya ise hem Batı Afrika'nın en büyük ekonomisi hem de Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) çerçevesindeki serbest dolaşım uygulamalarının etkisiyle milyonlarca uluslararası göçmene ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Nijerya, aynı zamanda Afrika'nın en büyük iç yerinden edilme krizlerinden birini yaşıyor. Ülkenin kuzeydoğusunda terör örgütleri Boko Haram ve DEAŞ'ın Batı Afrika kolu ISWAP'ın yıllardır süren saldırıları, milyonlarca kişinin evlerini terk etmek zorunda kalmasına neden olurken silahlı çetelerin fidye amaçlı saldırıları, çiftçi-çoban çatışmaları ve etnik gerilimler de özellikle kuzeybatı ile orta kuşak bölgelerinde zorunlu göçü artırıyor. Ülkede güvenlik sorunları ile ekonomik kırılganlıkların bir araya gelmesi, Nijerya'yı hem göç veren hem de göç alan ülkelerden biri haline getiriyor. SAHRAALTI AFRİKA'DAN LİBYA ÜZERİNDEN AVRUPA'YA UZANAN GÖÇ ROTASI Afrika'daki göç hareketlerinin büyük bölümü kıta içinde gerçekleşse de her yıl on binlerce kişi, Sahra Çölü'nü aşarak Libya ve Tunus üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışıyor. Özellikle Nijer, Nijerya, Mali, Burkina Faso, Gine, Sudan, Eritre ve Somali'den yola çıkan göçmenler, düzensiz göç rotalarını kullanarak önce Kuzey Afrika ülkelerine ulaşıyor. Libya, uzun süredir Orta Akdeniz güzergahının en önemli geçiş noktalarından biri olarak öne çıkarken göçmenler, insan kaçakçılarının faaliyetleri, kötü yaşam koşulları ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Libya kıyılarından hareket eden düzensiz göçmenler, Akdeniz üzerinden başta İtalya'nın Lampedusa Adası olmak üzere Avrupa'nın güney kıyılarına ulaşmaya çalışıyor ancak bu rota, aşırı yüklenmiş tekneler, olumsuz hava koşulları ve insan kaçakçılığı nedeniyle dünyanın en tehlikeli düzensiz göç güzergahlarından biri olarak kabul ediliyor.

Trump'tan yine şaşırtıcı sözler: İran'la anlaşma birkaç gün içinde tamamlanacak Haber

Trump'tan yine şaşırtıcı sözler: İran'la anlaşma birkaç gün içinde tamamlanacak

ABD Başkanı Donald Trump dünya kamu oyunu şaşırtmaya devam ediyor. İran'la anlaşma belgesinin son halinin hazırlandığını belirten Trump, "Belgelerin son halinin hazırlanması sürecinden geçiyoruz. Bu süreç önümüzdeki birkaç gün içinde tamamlanacak ve bir imza töreni düzenlenecek." dedi. ABD Başkanı Trump, Oval Ofis'te düzenlenen imza töreninin ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Trump, İran'la anlaşmanın tamamlanmak üzere olduğunu vurgulayarak, detaylı mutabakat metni üzerindeki son çalışmaların sürdüğünü söyledi. ABD Başkanı, "(İran'la anlaşma) Belgelerin son halinin hazırlanması sürecinden geçiyoruz. Bu süreç önümüzdeki birkaç gün içinde tamamlanacak ve bir imza töreni düzenlenecek, belki de Avrupa'da." şeklinde konuştu. Trump'tan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın rolüne vurgu Aralarında Türkiye'nin de olduğu birçok bölge ülkesinin lideri ile görüştüğünü ve bu görüşmelerin sürdüğünü belirten Trump, İran'la anlaşma sürecinde Ankara'nın rolüne ilişkin, "Türkiye ile de görüşeceğiz. Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan bu süreçte harikaydı." değerlendirmesini yaptı. İran lideri Mücteba Hamaney'in anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı konusundaki bilgisi sorulan Trump, "Anladığım kadarıyla cevap evet." dedi. Anlaşma imzaları atılır atılmaz Hürmüz Boğazı'nın açılacağını ve ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının kaldırılacağını vurgulayan Trump, "(Anlaşma) Yakında imzalanacak, belki bu hafta sonu." ifadesini kullandı. ABD Başkanı Trump, söz konusu imza törenine ABD'yi temsilen Başkan Yardımcısı JD Vance, Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve eski Başdanışmanı Jared Kushner'in katılabileceğini belirtti. Trump, bu hafta sonu Washington'da düzenlenecek ABD'nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamalarını takip etmek üzere kentte kalacağını, dolayısıyla olası bir imza törenine Başkan Yardımcısı JD Vance'in katılabileceğini dile getirdi.

Avrupa sınır kapılarında bayram rekoru! Araç ve yolcu girişlerinde tarihi zirve Haber

Avrupa sınır kapılarında bayram rekoru! Araç ve yolcu girişlerinde tarihi zirve

Kurban Bayramı’nın son günü olan 30 Mayıs 2026’da, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kara gümrük kapılarında binek araç ve yolcu girişlerinde tüm zamanların en yüksek günlük rakamları kaydedildi. Ticaret Bakanlığı, İpsala, Hamzabeyli ve Pazarkule’de yeni rekorların kırıldığını açıkladı. ANKARA (İGFA) - Ticaret Bakanlığı, 2026 Kurban Bayramı tatilinin son günü olan 30 Mayıs’ta Avrupa’ya açılan kara gümrük kapılarında araç ve yolcu girişlerinde tarihi rekorlar kırıldığını duyurdu. Bakanlığın açıklamasına göre, aynı gün içerisinde İpsala Gümrük Kapısı’ndan 2 bin 926, Hamzabeyli Gümrük Kapısı’ndan 1 bin 871 ve Pazarkule Gümrük Kapısı’ndan 1 bin 489 binek araç giriş yaptı. Bu rakamlarla üç gümrük kapısında da tüm zamanların en yüksek günlük araç giriş sayısına ulaşıldı. Öte yandan Pazarkule Gümrük Kapısı’nda 4 bin 833 yolcu girişi gerçekleşerek yolcu kategorisinde de yeni bir rekora imza atıldı. Bakanlık, elde edilen verilerin sınır kapılarında yürütülen modernizasyon ve hizmet kalitesini artırmaya yönelik çalışmaların sonucu olduğunu vurgulayarak, vatandaşların ve ziyaretçilerin geçiş işlemlerini hızlı, güvenli ve konforlu şekilde gerçekleştirebilmesi için yatırımların sürdürüleceğini bildirdi. Açıklamada, gümrük kapılarında tüm taşıma modlarında hizmet standartlarının yükseltilmesine ve seyahat konforunun artırılmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla devam edeceğinin altı çizildi.

UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu PSG, tarihi yeniden yazdı Haber

UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu PSG, tarihi yeniden yazdı

UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde Paris Saint-Germain, normal süresi ve uzatma dakikaları 1-1 biten karşılaşmada Arsenal’i seri penaltı atışları sonucunda 4-3 mağlup ederek şampiyon oldu. UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde PSG ile Arsenal karşı karşıya geldi. 6. dakikada Arsenal 1-0 öne geçti. Marquinhos'un orta saha çizgisine yakın bölgede uzaklaştırmak istediği top rakibine çarparak savunma arkasına düştü. Meşin yuvarlağı kapan Havertz, neredeyse PSG yarı alanını kat ederek sol çaprazdan ceza sahasına girdi. Alman futbolcu, kaleci Safanov ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda dar açıdan yaptığı vuruşla topu ağlarla buluşturdu. 62. dakikada PSG penaltı kazandı. Soldan ceza sahasına giren Kvaratskhelia, Mosquera'nın müdahalesiyle yerden kalınca Alman hakem Siebert penaltı noktasını gösterdi. 65. dakikada penaltıyı kullanan Dembele, meşin yuvarlak ile kaleci Raya'yı ayrı köşelere gönderdi: 1-1. PSG, son anlarda Barcola ile net bir pozisyondan yararlanamadı ve hakem Daniel Siebert, maçın normal süresini bitiren düdüğü çaldı. 90 dakika sonunda 1-1 eşitlik olunca uzatma bölümüne geçildi. İki takımın da kontrollü oynadığı ve pozisyon üretmekte zorlandığı 15 dakikalık ilk uzatma bölümünde eşitlik bozulmadı. İkinci uzatma bölümünde de ciddi bir pozisyon olmadı 1-1 eşitlikle seri penaltı atışlarına geçildi. Sonucu penaltılar belirledi UEFA Şampiyonlar Ligi'nde kazanan takımı seri penaltı atışları belirledi. PSG'de Gonçalo Ramos ve Doue ilk 2 penaltıyı gole çevirdi. Gyökeres'in açılış penaltısından yararlandığı Arsenal'da ikinci olarak topun başına gelen Eze, meşin yuvarlağı yandan dışarı attı. Fransız temsilcisinde üçüncü penaltı için gelen Nuno Mendes'in şutunda kaleci Raya soluna uçarak gole izin vermedi. İngiliz temsilcisinin üçüncü penaltısını Rice gole çevirince 2-2 eşitlik oluştu. Paris Saint-Germain adına dördüncü penaltıyı Hakimi kullandı. Faslı oyuncu top ile kaleciyi ayrı köşelere gönderdi. Arsenal'da topun başına geçen Martinelli de ağları sarsınca 3-3 eşitlik oldu. Fransız temsilcisinde 5. penaltıyı kullanan Beraldo, hata yapmadı. İngiliz ekibinin beşinci penaltısı için beyaz noktaya giden Gabriel, topu üstten auta yolladı. Penaltı atışlarında rakibine 4-3 üstünlük sağlayan Fransız temsilcisi PSG, şampiyonluğa ulaştı. PSG, 3. finalinde 2. kez kazandı Paris Saint-Germain, tarihinde 3. kez mücadele ettiği UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde 2. zaferini yaşadı. 2020 UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde Alman ekibi Bayern Münih'e 1-0 yenilerek kupayı rakibine kaptıran Fransa temsilcisi, geçen sezon ise İtalya'nın Inter takımını 5-0'lık skorla mağlup ederek mutlu sona ulaştı. PSG, üçüncü kez yükseldiği finalde Arsenal'ı geçerek üst üste ve toplamda 2. kez şampiyon oldu. Arsenal, yine üzgün ayrıldı Arsenal, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde ilk şampiyonluk şansını yine değerlendiremedi. Daha önce 1 kez finale yükselme başarısı gösteren Arsenal, 2006'da Barcelona'ya 2-1 yenilerek sahadan üzgün ayrıldı. Finale çıkma başarısını 20 yıl sonra tekrarlayan İngiliz temsilcisi, ikinci finalinden de istediğini elde edemedi. (Editör: Uygar Ulusan - T24)

Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok Haber

Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok

Ortadoğu, yoğun diplomatik girişimlerle hayati deniz geçiş noktalarındaki hızlı askeri tırmanışın iç içe geçtiği son derece hassas bir stratejik dönemeçte bulunuyor. Bu çerçevede gözler, üst düzey bir arabuluculuk görevi kapsamında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ağırlayan Tahran’a çevrildi. Söz konusu girişim, Tahran ile Washington arasında kapalı iletişim kanallarını yeniden açmayı ve mevcut krizi yatıştırmak amacıyla tarafların pozisyonlarını yakınlaştırmayı hedefliyor. Ancak bölgesel diplomatik çabalar, ABD tarafındaki “temkinli yaklaşım” nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ikili görüşmelerin henüz olgunlaşmadığını ve taraflar arasında somut bir anlaşma formülasyonuna ulaşılmadığını belirterek beklentileri düşürdü. Bölgedeki diğer gelişmelerde ise deniz güvenliği kaynaklı gerilim belirgin biçimde yükseliyor. İran, Hürmüz Boğazı’ndan yoğun gemi geçişlerinin, İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan koordinasyonu ve gözetimi altında gerçekleştiğini açıkladı. Tahran’ın bu hamlesi yalnızca Körfez bölgesiyle sınırlı kalmadı; İran tarafı, askeri caydırıcılık alanını genişletme ve Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini hedef alma tehdidinde de bulundu. Bu açıklamalar uluslararası çapta geniş endişe yaratırken, Avrupa başkentleri deniz ticaret yollarının güvenliğini koruma konusundaki kararlılıklarını yineledi. Son gelişmelerin ardından bazı Avrupa ülkeleri, küresel ticaret akışının sürdürülmesini sağlamak amacıyla Hürmüz çevresine askeri takviye gönderme hazırlıklarına başladı. Pakistanlı güvenlik kaynağının Axios’a verdiği bilgilere göre: • Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir, ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmesi konusunda anlaşmaya varılmasına yönelik girişimler kapsamında bugün Tahran’a gidiyor. • Arabulucular, Washington ile Tahran arasında savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakatı içeren bir “niyet mektubuna” son şeklini vermeye çalışıyor. • Ancak İran’ın böyle bir belgeyi imzalamayı kabul edip etmeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Şarku'l Avsat, Axios

Trump'tan sürpriz karar: Polonya'ya 5 bin asker gönderiyor Haber

Trump'tan sürpriz karar: Polonya'ya 5 bin asker gönderiyor

Avrupa'dan askerlerini çekeceğini söyleyen Trump şimdi sürpriz bir hamle ile Polonya'ya ek 5 bin asker göndereceğini duyurdu. Bu gelişme başkentlerde kafa karışıklığına yol açtı. ABD Başkanı Donald Trump'ın Polonya'ya 5 bin ek asker gönderileceğini açıklaması, Avrupa'daki Amerikan askeri varlığına ilişkin haftalardır Washington'dan gelen çelişkili mesajları daha da karmaşık hâle getirdi. Karar, NATO müttefikleri arasında şaşkınlık yaratırken, Avrupa başkentlerinde "ABD'nin stratejisi ne?" sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kararın gerekçesini Polonya'nın yeni Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile olan "yakın ilişkisi" olarak gösterdi. "Nawrocki'nin başarılı seçimi ve kendisiyle olan ilişkimiz temelinde ABD'nin Polonya'ya 5 bin ek asker göndereceğini duyurmaktan memnunum" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Trump yönetiminin son haftalarda Avrupa'daki asker sayısını 5 bin azaltacağını duyurmasının hemen ardından geldi. Pentagon, Almanya'ya yapılacak uzun menzilli füze personeli konuşlandırmasının durdurulduğunu ve Polonya'ya gitmesi planlanan yaklaşık 4 bin askerin sevkiyatının da ertelendiğini doğrulamıştı. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, yeni açıklamanın ardından bunun "ne anlama geldiğini bilmediklerini" belirterek kafa karışıklığını açıkça dile getirdi. İsmi gizli kalmak şartıyla basına demeç veren ABD'li bir yetkili, "İki haftadır ilk karara göre plan yapıyorduk. Şimdi bunun ne anlama geldiğini biz de bilmiyoruz" dedi. Avrupa'daki asker sayısı azalacak mı? NATO'nun Avrupa'daki en üst düzey komutanı General Alexus Grynkewich, hafta başında "Avrupa'dan 5 bin asker çekileceğini" söylemişti. Yeni kararın bu planı değiştirip değiştirmeyeceği ise henüz net değil. Pentagon, askerlerin hangi ülkeden çekileceği veya Polonya'ya gönderilecek ek birliklerin mevcut rotasyonlara ilave mi olacağı konusunda açıklama yapmadı. Beyaz Saray da sorulara yanıt vermedi. Trump daha önce Almanya'daki asker varlığını azaltacaklarını söylemişti. ABD Başkanı bu kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in İran savaşı konusunda kendisine yönelik eleştirileri üzerine almıştı. Rubio'dan AB'ye sitem, İspanya'ya eleştiri Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, NATO Dışişleri Bakanları toplantısı için İsveç'e giderken yaptığı açıklamada, bazı müttefiklerin İran savaşında ABD'ye yeterince destek vermediğini savundu ve özellikle İspanya'yı hedef aldı. Rubio, "ABD'ye üslerini açmayan ülkeler NATO'da neden var? Bu çok haklı bir soru" dedi. NATO yetkilileri ise ABD'nin İran savaşına katılım talebinde bulunmadığını, ancak birçok üyenin hava sahası ve üs kullanımına izin verdiğini hatırlattı. Avrupa ülkeleri, Helsingborg'daki toplantıda ABD'yi yatıştırmak amacıyla, şartlar oluştuğunda Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğine katkı vermeye hazır olduklarını vurguladı. Reuters / TY,MUK

Avrupa’nın deniz üstü rüzgar santralleri saldırılara açık: Güvenlikten kim sorumlu? Haber

Avrupa’nın deniz üstü rüzgar santralleri saldırılara açık: Güvenlikten kim sorumlu?

'Drone' tespitleri, belirsiz bildirim zincirleri ve parçalı sorumluluklar, Kuzey Denizi’nde büyüyen bir kör noktayı ortaya çıkarıyor. Kuzey Denizi ve buradaki deniz üstü rüzgâr çiftlikleri, olası sabotaj, 'drone' uçuşları ve denizaltılarla yapılan haritalama faaliyetleri gibi hibrit savaş tehdidine karşı savunmasız durumda. Bu da Avrupa’nın kritik yenilenebilir enerji kaynaklarından birini tehdit ediyor. Ancak güvenlik ve savunmadan kim sorumlu? 2026 başı itibarıyla Almanya, İngiltere, Hollanda, Danimarka ve Belçika’nın münhasır ekonomik bölgelerinde Kuzey Denizi’nde 100’den fazla deniz üstü rüzgâr çiftliği faaliyet gösteriyor. Almanya Körfezi’nde ve İngiltere'nin doğu kıyıları açıklarında yoğunlaşan büyük kümeler, bölgeyi dünyanın en büyük deniz üstü rüzgâr enerjisi merkezlerinden biri haline getiriyor. Deniz üstü enerji altyapısında drone kör noktası Bu deniz üstü enerji sahalarının konumunun değişmesi, yetki alanı konusunda bir soru doğuruyor: Bu sahaların güvenliğini sağlamak ulusal makamların mı, özel şirketlerin mi yoksa işletmecilerin kendilerinin mi sorumluluğunda? Bu sorunun yanıtı, karada yaşanan bir olayla kıyaslandığında çok daha karmaşık. Örneğin Almanya’da, kritik altyapı yakınlarında bir drone tespit edilirse, bununla ilgilenmek polisin sorumluluğunda. 'Drone' bir askeri tesisin üzerinde uçuyorsa, silahlı kuvvetler savunma amaçlı müdahale etme yetkisine sahip. Ancak bir drone deniz üstü enerji altyapısı üzerinde, potansiyel olarak görüntü veya fotoğraf çekerken tespit edildiğinde, çoğu zaman ne kayda geçiriliyor ne de bildiriliyor. Birçok vakada ise herhangi bir adım atılmıyor. Avrupa Enerji Güvenliği Girişimi’nin (EIES) İcra Direktörü Albéric Mongrenier’e göre, bu tür saldırılar "yalnızca sıklık açısından artmakla kalmıyor, aynı zamanda genel olarak enerji altyapısında hem karada hem de denizde çeşitleniyor". Mongrenier, özel bir dijital yuvarlak masa toplantısında, deniz üstü rüzgâr santrallerinin yalnızca işlevleri nedeniyle değil, konumları nedeniyle de hedef olduğunu söyledi. Mongrenier, bu sahaların "daha uzakta ve korunmasının daha zor" olduğunu belirtti ve santralleri karaya bağlayan kabloların özellikle savunmasız olduğuna dikkat çekti. Londra merkezli Royal United Services Institute’ta (RUSI) enerji güvenliği alanında araştırmacı olan Dan Marks da aynı toplantıda veri paylaşımı eksikliğine vurgu yaptı. Marks, "Olaylar genellikle polise bildiriliyor. Polis eldeki bilgilerle ilgileniyor, tanık ifadeleri alıyor ve konuyu takip etmeye çalışıyor. Ancak süreç net olmaktan uzak. Sonrasında ne olduğu, sonucun neye vardığı çoğu zaman belirsiz kalıyor," dedi. Marks, "Şirketlerin olayları bildirmesi için çok az teşvik var ve birçok şirket yalnızca kısa süreli bir kesinti yaşıyor. Bir drone görüyorsunuz, neden orada olduğunu merak ediyorsunuz, bir süre izliyorsunuz ve sonra ortadan kayboluyor. Kimse de bunu bildirmiyor," diye konuştu. Marks, bunların hobi amaçlı kullanılan 'drone’lar olma ihtimalini dışladı. Bu cihazların "yanlışlıkla denize doğru birkaç deniz mili gidip havada asılı kaldığına" şüpheyle yaklaştığını söyledi. 'Drone’ları kimin işlettiği ya da nereden havalandırdığı ise belirsizliğini koruyor. Marks ayrıca, yaptırım uygulanan petrol gibi ürünleri kaçırmak için gizleme taktikleri kullanan sözde gölge filo tankerlerinden drone’ların gönderildiği vakalara da işaret etti. Marks, bunun yalnızca Kuzey Denizi’ne özgü bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini ekledi. Soldiers stand on the deck on the tanker Boracay that allegedly belongs to Russia's so-called shadow fleet, Thursday, Oct. 2, 2025, off Saint-Nazaire, France's Atlantic coast. AP Photo/Mathieu PattierAlmanya deniz üstü rüzgâr santrallerini koruyabilir mi? 'Drone’lar gibi hibrit tehditlere karşı savunma hâlâ parçalı bir yapıda. Bunun temel nedeni, birçok ülkenin farklı sistemlere ve yapılara dayanması. EIES’den Mongrenier’in açıkladığı üzere, çözümlerden biri hükümetlerin özel sektör için açık ve anlaşılır bir çerçeve oluşturması olabilir. Mongrenier, "Polis, ordu ya da idarenin farklı kolları olsun, kamu aktörleri arasında net bir sorumluluk paylaşımı olması gerekiyor. Özel sektörün saldırı öncesinde, saldırı sırasında ve toparlanma süreci boyunca her aşamada kimin neden sorumlu olduğunu bilmesi gerekiyor," dedi ve Avrupa genelinde yaklaşımların hâlâ büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ekledi. Mongrenier, "İskandinav ülkeleri bu alanda özellikle güçlü, bilhassa Norveç. Buna karşılık Almanya, çok sayıda farklı yetki katmanına sahip federal bir devlet olduğu için daha büyük zorluklarla karşı karşıya," diye konuştu. EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz da bu görüşe katıldı. Schulz, "Federal sistemin karmaşıklığı ile polis, deniz polisi, donanma, Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI) ve diğer makamlar arasındaki çeşitli sorumlulukların karmaşıklığının birleşmesi zorlayıcı. Anayasal nedenlerle, Savunma Bakanlığı gibi federal düzeydeki kurumlar basitçe 'kontrolü devralamaz'," dedi. Schulz’a göre, Almanya’nın Deniz Emniyeti ve Güvenliği Merkezi (MSSC) ise bu noktada halihazırda merkezi bir rol oynuyor; bir olay durumunda kilit temas noktası olarak görev yapıyor ve uygun adımların atılmasını sağlıyor. Buna rağmen Schulz, Almanya’yı Norveç gibi ülkelerle karşılaştırmanın "pek mümkün olmadığını" söyledi. Schulz, "Yine de Almanya, diğer Kuzey Denizi ülkelerinin en iyi uygulamalarından ders çıkarmalı ve bunları ulusal bağlama uyarlamalı," dedi. Deniz üstü rüzgâr santralleri neden bu kadar önemli? Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı topyekûn işgalini başlatması, Avrupa için yalnızca savunma alanında değil, enerji güvenliği konusunda da sert bir uyarı oldu. Almanya dahil birçok ülke, Rus petrol ve gazına bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif tedarik arayışına girdi; bu kapsamda kısmen Katar ve ABD’den LNG ithalatına yöneldi. Ancak ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin tırmanması ve Tahran’ın küresel petrol sevkiyatı için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatmasıyla bu dönüşüm de baskı altına girdi. Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığı (BMWE) Sözcüsü Daniel Greve, Euronews Earth’e yaptığı açıklamada, "Deniz üstü rüzgâr enerjisi, dayanıklı bir Alman ve Avrupa enerji sistemi ile sanayi altyapısının stratejik temel taşlarından biridir. Yüksek tam yük saatleri ve istikrarlı üretim profiliyle ithalata bağımlılığımızı azaltıyor," dedi. Bart De Wever, Luc Frieden, Mette Frederiksen, Friedrich Merz, Jonas Gahr Støre and Jean-Charles Ellermann-Kingombe at the North Sea Summit in Hamburg, Jan. 26, 2026 AP Photo/Martin MeissnerAvrupa, Kuzey Denizi rüzgârına güveniyor ABD-İsrail’in İran’la savaşından önce bile Avrupa ülkeleri, Almanya ve İngiltere dahil dokuz Kuzey Denizi ülkesi tarafından ocak ayında imzalanan Hamburg Deklarasyonu kapsamında enerji dayanıklılığını güçlendirme taahhüdünde bulunmuştu. Anlaşma, hükümetlerin 2031’den itibaren deniz üstü rüzgar kapasitesini yılda 15 gigavat artırmasını öngörüyor. Buna karşılık sektör, maliyetleri düşürme ve 91 bin yeni istihdam yaratma taahhüdünde bulunuyor. Anlaşmanın ayrıca yaklaşık 1 trilyon euroluk ekonomik faaliyet yaratması bekleniyor. Greve, yıllık 15 gigavatlık hedefin Avrupa’nın tamamı için geçerli olduğunu belirterek, bu hedefe ulaşmak için Kuzey Denizi’ndeki deniz üstü projelerin daha yakın koordinasyonunun kritik önem taşıyacağını vurguladı. 15 gigavatlık kapasite, yaklaşık 10,5 milyon ortalama hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde. Greve’ye göre bölgedeki ülkeler, faaliyetlerde ani yoğunluklar yaşanmasını önlemek için ihale takvimlerini, inşaat süreçlerini ve devreye alma aşamalarını daha uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Amaç, tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı hafifletmek ve gecikme riskini azaltmak. Deniz üstü rüzgâr enerjisi büyüyen güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz’a göre Almanya’nın deniz üstü rüzgâr sektörü gerçekten de hızla büyüyor. Ancak sektörün ölçeği ve konumu, giderek artan güvenlik sorunları yaratıyor. Deniz üstü rüzgâr santrallerinin neredeyse tamamı, Alman kara sularının dışında, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgede yer alıyor. Bu da gözetim ve korumayı daha karmaşık hale getiriyor. Schulz, Almanya’nın 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 9,7 gigavat deniz üstü rüzgâr kapasitesine sahip olduğunu ve Avrupa’da İngiltere'nin ardından ikinci sırada yer aldığını belirtti. Almanya, bu kapasiteyi 2045’e kadar yedi katına çıkarmayı planlıyor. Buna rağmen Schulz, deniz üstü rüzgâr altyapısının petrol ve gaz tesislerine kıyasla yapısal olarak daha dayanıklı olduğunu savundu. Bunun nedeni, bu altyapının tek bir arıza noktasına bağlı olmaması ve sahada kolay tutuşabilir maddeler ya da çalışanlar barındırmaması. Schulz, "Geçmişteki hibrit saldırılara baktığımızda, Baltık bölgesine odaklanıldığını görüyoruz," dedi. "Buna rağmen, bu saldırıların gelecekte Kuzey Denizi’ne sıçramasına karşı hazırlıklı olmalıyız." Euronews

ALİ BEKTAN: Amerikan Ekonomisi Çöküyor mu? Haber

ALİ BEKTAN: Amerikan Ekonomisi Çöküyor mu?

Amerikan Ekonomisi İran Savaşı ile birlikte çöküyor mu? Savaş Bakanı Hegseth denilen adam, Kongre’ye başvurarak 1.5 trilyon Dolarlık savaş bütçesi istedi. Kongre üyeleri ise onu öyle bir geri çevirdiler ki, ABD Basını onunla dalga geçiyor. İran’a atılan Cruise ve Tomahawk füzelerinin tanesi 2 Milyon 600 Bin Dolar olurken, silah depoları boşalmaya başladı. Uzakdoğu’daki üslerden mühimmat getirmeye başladı. Silah Fabrikaları ise füze ve silah üretimi için para istediler. Savaş Bakanı geçinen adam istediği bütçeyi de alamadı. Kongre üyelerinin büyük kısmı hatta aynı partiden olanlar bile bu savaşa karşılar. Bugüne kadar harcanan masrafların 25 Milyar Dolar diye açıklanmasına kimse inanmıyor. Savaşın ekonomik boyutu gittikçe artıyor. En başta da ABD halkının kullandığı benzin gittikçe pahalılaştı. Sosyal reformlar, özellikle sağlık sektörüne yapılması gereken yatırımlar yapılmıyor. Bu ise toplum tarafından tepki görüyor. Çin ile yapılan ticarette gittikçe açık veren Trump Amerikası, bunu azaltmak istiyor ama teknoloji ve bilim artık ABD’de değil Çin’de olduğundan onların İran petrolünü almalarını engellemeye çalışıyor. İran Savaşı’nda Çin ve Rusya’nın gizli desteği ile başarı sağlayamayan Amerika, ayrıca Avrupa’nın da petrol ihtiyacını engelledi. İran ve Körfez Ülkelerinin petrollerinin önemini 1970 yılında Washington’da Profesör Albert Wohlstetter yazdığı doktrin ile raporlaştırdı. Doktrin şöyle: “Batı Avrupa’daki başlıca ABD müttefiklerinin körfez petrolüne bağımlılığı çok fazladır. Buraya yapılacak bir saldırı Orta Avrupa’ya yapılacak saldırıdan daha fazla zarar verebilir. Buradaki düşman Rusya’dır. SSCB güdümündeki rejimlere izin verilmemesi gerekiyor. Komünist olamayan dünyanın her gün tükettiği 50 milyon varil petrolün 20 milyonluk bölümü körfezden geliyor” demiştir. Amerikan istihbaratının yan kuruluşu olan Rand Corporation için 2 cilt olarak hazırlanan doktrin, Pentagon’da gizli olarak tutulmaktadır. Körfez Savaşı, Askeri strateji ve politikalar bu gizli rapora göre yapılmaktadır. Albert Wohlstetter, Kasım 1976 ayında ‘ABD Savunma Bakanlığı Şeref Madalyası’nı da aldı. ABD Askeri tarihinde ilk defa bu madalyayı alan sivil kişidir. Avrupa ülkelerine yüzde 25 daha vergi getiren Trump, ekonomik ilişkileri de bozdu. Kanada ile de ekonomi bozulurken, ABD ekonomisi için gerçek tehlike başladı. Petrol satışlarında ülkelerin çoğu Dolar’dan vazgeçmeye başladılar. Trump, dengesiz politikaları ve İsrail bağlılığı nedeniyle ekonomiyi bozmaya başladı. ABD silah ve film üretir demişlerdi. 2000’lerin başlarında Silikon Vadisi ile teknolojide ileri gitti. Cep telefonu, bilgisayar ve tablet üretiminde önde iken, bu üstünlüğünü Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya’ya kaptırdı. Sonuçta ABD artık Dünya’da nefret edilen ülke olurken, bazı ekonomistler 5 yıl içinde Dolar’ın Dünya’da alım gücünün azalacağını söyleyerek, ekonominin bozulduğunu bildiriyorlar. Bill Clinton iki dönem ABD Başkanı olarak ekonomide başarılı bir Başkan olarak anılır iken, bugüne değin Trump kadar başarısız başkanın gelmediği de konuşuluyor. ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.