Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Avrupa

bursaarena.com.tr - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Putin: Avrupa Birliği, ekonomi alanındaki hatalar nedeniyle kendi kendine dağılacak Haber

Putin: Avrupa Birliği, ekonomi alanındaki hatalar nedeniyle kendi kendine dağılacak

Rusya lideri Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü'nün 23. yıllık toplantısının ana oturumunda konuşma yaptı. Konuşmanın ardından Putin, sorular yanıtladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, tüm dünyanın merakla beklediği Valday Uluslararası Tartışma Kulübü'nün 23. yıllık toplantısındaki konuşmasına başladı. Rus lider, ‘Geleceğin Sorumluluğu: Olanaklı Olanın Sınırları mı, Sınırsız Olanaklar mı?' başlıklı oturumda katılımcılara hitap ediyor. 'Avrupa'daki durum oldukça tehlikeli' Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa'daki ve dünyadaki durumun şu anda oldukça tehlikeli olduğunu söyledi. Putin konuşmasında şu cümleleri kaydetti: Bugün Avrupa'da ve dünyada son derece tehlikeli bir durum söz konusu. Artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği anın herkes için çok hızlı ve beklenmedik bir şekilde gelebileceğinin farkında olmalıyız. Karşılıklı sert tepkilerin giderek tırmanmasının yarattığı mantığın, bizi ölümcül ve geri döndürülemez bir noktaya götürebileceği ortaya çıkabilir. 'Bir devletin gerçek büyüklüğü, çağa ayak uydurma yeteneği olmadan mümkün değildir' Rusya Devlet Başkanı Putin, bir devletin gerçek büyüklüğünün çağa ayak uydurma, hatta ideal olarak çağın önüne geçme yeteneği olmadan mümkün olmadığını söyledi. Putin ayrıca, ülkenin sahip olduğu değerleri çoğaltmanın ve onları yeni koşullara yaratıcı biçimde uyarlamanın, ulusal geleneğin bir antikaya dönüşmemesinin en iyi güvencesi olduğunu belirterek, "Bir devletin gerçek büyüklüğü, çağa ayak uydurma yeteneği olmadan mümkün değildir. İdeal olan, onun önüne geçmektir" dedi. 'Batı, Rusya'yı daha da parçalamak için fiilen elinden geleni yaptı' Putin, Moskova'nın uzun yıllar boyunca ortak bir alanın parçası olmaya çalışmasına rağmen, Batı'nın fiiliyatta Rusya'yı daha da parçalamak ve izole etmek için elinden geleni yaptığını söyledi. Putin, SSCB'nin dağılmasının ardından Batı'da, Avrupa çapında iş birliği yoluna girme konusunda istekli olmayan güçlerin ağırlık kazandığını belirtti. Putin konuşmasının bu bölümünde şu cümleleri kaydetti: Yeni Rusya'nın sözde Batı medeniyetinin bir parçası olma yönündeki, özellikle bunun uzun yıllar süren girişimler olduğunu vurgulamak istiyorum, çabalarına rağmen, fiiliyatta Rusya Federasyonu'nu gerçekten izole etmek ve daha da parçalamak için ellerinden geleni yaptılar. 'Rusya, Ukrayna çatışmasına bilinçli olarak sürüklendi' Putin, Rusya'nın Ukrayna çatışmasına bilinçli olarak sürüklendiğini söyledi. Putin, “Rusya'nın, bu açık saldırganlığa karşı silahlı olarak kendisini savunmak zorunda kalacağı bir duruma bilinçli olarak sokulduğuna, bizi bu eşiğe bilinçli olarak getirdiklerine eminim" dedi. 'Sorumlu büyük devletler her zaman rekabet etti ancak birlikte de çalıştı' Putin, sorumlu büyük devletlerin tarih boyunca bir yandan rekabet ederken diğer yandan birlikte çalıştığını ve istikrarı korumaya çalıştığını söyledi. Putin konuşmasında, “Sorumlu devletler her zaman şu veya bu şekilde rekabet etti, ancak birlikte de çalıştı. Kendi aralarında ve daha küçük devletlerle ilişkilerinde ilişkiler sistemleri kurdular ve genel olarak, kural olarak, istikrarı korumaya çalıştılar" cümlelerinin altını çizdi. 'Batı'nın dünyadaki etkisi azalıyor, diğer ülkelerin refahı artıyor' Putin, Batılı ülkelerin dünyadaki gerçek etkisinin azalırken diğer devletlerin refahının ve bağımsızlığının arttığını söyledi. Putin konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü: Dünya azınlığı olan sınırlı bir Batılı ülke grubu, orantısız derecede büyük bir etkiye sahip ve yönetme işlevlerini kendisine mal etmeye çalışıyor. Bu devletlerin gerçek etkisi giderek daha bağımsız ve kendine güvenen dünya çoğunluğunun güçlenmesi karşısında azalırken, BM sistemindeki dengesizlikler de giderek daha belirgin hale geliyor. 'Çok kutupluluğa giden yolda risklerin en aza indirilmesi temel görev' Putin, çok kutupluluğa geçiş sürecinde dünyanın çok sayıda riskle karşı karşıya olduğunu ve bu risklerin en aza indirilmesinin temel görev olduğunu söyledi. Putin şu cümleleri dile getirdi: Dünya giderek daha iyiye, daha istikrarlı, demokratik ve özgür, çok kutuplu bir uluslararası düzene doğru değişecek. Ancak böyle bir dünya düzenine giden yolda bizi çeşitli risklerin beklediği de açıktır. Bu nedenle, küresel düzeyden bireysel düzeye kadar her seviyede risklerin en aza indirilmesi bugün temel görevdir. 'Dünyadaki eski hukuk normlarının çoğu bir kenara atıldı, yenileri ise henüz ortaya çıkmadı' Putin, dünyadaki önceki hukuk normlarının birçoğunun bir kenara atıldığını, ancak yenilerinin henüz ortaya çıkmadığını söyledi. Putin konuşmasında, “Öncelikle, birçok eski hukuk normunun bir kenara atıldığı, yenilerinin ise henüz ortaya çıkmadığı koşullarda, küresel barış ve güvenliğin tam da şimdi nasıl korunacağı üzerine düşünmek gerekiyor" cümlelerinin altını çizdi. 'Herkes er ya da geç yeni dünya düzeninin ilkeleri konusunda anlaşmak zorunda kalacak' Putin, Doğu ve Batı'nın, Kuzey ve Güney'in er ya da geç yeni dünya düzeninin oluşum ilkeleri konusunda anlaşmak zorunda kalacağını söyledi. Putin konuşmasında şu cümlelerin altını çizdi: Hepimizin, Doğu'nun ve Batı'nın, Kuzey'in ve Güney'in, er ya da geç, insanlığın önümüzdeki on yıllarda ilerlemesini ve gelişmesini sağlayabilecek yeni dünya düzeninin oluşum ilkeleri konusunda anlaşmak zorunda kalacağımıza inanıyorum. 'Rusya'ya saldırılması halinde tüm silahların kullanılması gündeme gelecek' Putin, Rusya'nın saldırıya uğraması hâlinde ülkesinin elindeki tüm silahların kullanılmasının gündeme geleceğini söyledi. Putin açıklamasında, “Gündemde kaçınılmaz ve derhal Rusya Federasyonu'nun ülkemizin emrinde bulunan tüm silahları kullanması meselesi ortaya çıkacaktır. Bu mücadelede sahip olduğumuz rekabet üstünlüklerini kullanmak zorunda kalacağız" dedi. Putin, bu rekabet üstünlüğünün Rusya'nın sahip olduğu bazı silah sistemlerinin başka hiçbir ülkede bulunmaması olduğunu ifade etti. 'Dünya siyasetinde şu anda akla gelebilecek ve gelemeyecek her türlü tabu çiğneniyor' Rusya Devlet Başkanı Putin, dünya siyasetinde şu anda akla gelebilecek ve gelemeyecek her türlü tabunun çiğnendiğini söyledi. Putin konuşmasında şu cümleleri kaydetti: Bazı durumlarda bu durum, tek taraflı avantajlar elde etmeye, dünyadaki karmaşayı daha da derinleştirmeye ve bundan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya yönelik saldırgan girişimlere dönüşüyor. Dünya siyaseti bunun örneklerini neredeyse her gün ortaya koyuyor; akla gelebilecek ve gelemeyecek her türlü tabu çiğneniyor. 'Aldatma, safsata ve gerçeklerle alay edilmesi uluslararası hukuku yok ediyor' Putin sistematik aldatmanın, safsatanın ve gerçeklerle alay edilmesinin uluslararası hukuku yok ettiğini söyledi. Putin açıklamasını şu cümlelerle sürdürdü: Yükümlülüklerin sistematik biçimde yerine getirilmemesi, aldatma, iletişimin bir safsataya, her türlü anlamlı konuşmanın propagandaya dönüştürülmesi, gerçeklerle gösterişli biçimde alay edilmesi ve anlık çıkar elde etmek için gerçeklerin çarpıtılması, uluslararası varoluşun temelini bizzat yok ediyor. 'Gerçek şu ki, savaşı Rusya başlatmadı; Rusya'ya karşı savaş başlatıldı' Putin, savaşı Rusya'nın başlatmadığını, aksine Rusya'ya karşı savaş başlatıldığını söyledi. Putin konuşmasında, “Gerçek nerede? Gerçek şu ki, savaşı başlatmak isteyen de biz değildik, savaşı başlatan da biz değildik; bizimle savaşmaya başladılar" dedi. 'Çatışmalar 20. yüzyıl siyasetçilerinin değişime hazırlıksızlığının ürünü' Putin, günümüzdeki çatışmaların büyük ölçüde 20. yüzyılın sonlarında Batı ve Doğu'daki siyasetçilerin yaşanan büyük değişim dönemini ciddi ve kapsamlı biçimde ele almaya hazır olmamalarından kaynaklandığını söyledi. Putin konuşmasında şu cümlelerin altını çizdi: Günümüzdeki çatışmalar ve sarsıntılar büyük ölçüde, 20. yüzyılın sonundaki siyasetçilerin hem Doğu'da hem de Batı'da meydana gelen büyük çaplı değişimler çağını ciddi ve kapsamlı biçimde ele alma konusundaki isteksizliklerinin, hazırlıksızlıklarının veya yetersizliklerinin ürünüdür. 'Hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği an çok hızlı gelebilir' Putin, artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği bir anın herkes için çok hızlı ve beklenmedik biçimde gelebileceğini söyledi. Putin şu cümleleri dile getirdi: Artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği anın herkes için çok hızlı ve beklenmedik bir şekilde gelebileceğinin farkında olmalıyız. Karşılıklı sert tepkilerin giderek tırmanmasının yarattığı mantığın bizi ölümcül ve geri döndürülemez bir noktaya götüreceği ortaya çıkabilir. 'Uluslararası sistem er ya da geç istikrarlı bir dengeye ulaşacak' Putin, uluslararası sistemin er ya da geç istikrarlı bir denge durumuna ulaşacağını söyledi. Putin, “Er ya da geç uluslararası durum ve sistem bir tür istikrarlı denge durumuna ulaşacaktır. Kuşkusuz bu, karşılıklı uzlaşmaları ve birbirimize doğru adım atmayı gerektiren karmaşık, çok faktörlü ve çok katmanlı bir süreçtir" dedi. 'Çok kutuplu dünyanın oluşması kaçınılmaz' Putin, çok kutuplu bir dünya düzeninin oluşmasının kaçınılmaz olduğunu, ancak ülkelerin henüz geleceğin hatlarını belirlemeye çalıştığını söyledi. Putin konuşmasında şu cümleleri kaydetti: Yeni dünya düzeninin temel biçimini alması kaçınılmazdır. Bunun öngörülebilir tarihsel perspektif içinde gerçekleşmesini umalım. Ancak şu anda her şey fazlasıyla hızlı ve kendiliğinden gerçekleşiyor. Biz yalnızca geleceğin hatlarını belirliyor, onları yokluyoruz. Fakat bu, ellerimizi kavuşturup bundan sonra ne olacağını beklememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Putin, Çehov'un 'duvardaki tüfek' ilkesini hatırlattı Putin, nükleer silahlardan söz ederken Çehov'un tiyatrodaki 'duvarda asılı tüfek' örneğini hatırlatarak bu silahların kullanılmasına yol açabilecek bir gelişmenin önlenmesi gerektiğini söyledi. Putin, askeri çatışmaların tırmanmasının ve yaptırımların yeni bir uygulama olmadığını ancak bunların hiçbir zaman tek taraflı olmadığını belirtti. Bir tarafın kışkırtıcı adımlarına diğer tarafın karşılık verdiğini ve bunun giderek büyüyen bir sarmala dönüştüğünü söyledi. Putin konuşmasının bu bölümünde şu cümleleri kaydetti: Tırmanmanın temelinde kibir ve aşırı özgüven var. Bu, uçurumun kenarına giden bir yoldur. Hele bugün, dünyanın önde gelen devletlerinin cephaneliklerinde tüm canlıları yok edebilecek veya en azından dünyayı felaket boyutunda bir duruma sürükleyebilecek silahlar varken. Putin, bu silahların hiçbir zaman kullanılmayacağından emin olunup olunamayacağını belirterek, “Tiyatronun başında sahnede duvarda asılı bir tüfek varsa, sonunda mutlaka ateş etmesi gerektiğine ilişkin meşhur sözü hepimiz biliyoruz. Bunu aklımızda tutmalıyız” dedi.

Türkiye, UI GreenMetric'te Avrupa'da birinci, dünyada ikinci... 'En yeşil' üniversiteler belli oldu Haber

Türkiye, UI GreenMetric'te Avrupa'da birinci, dünyada ikinci... 'En yeşil' üniversiteler belli oldu

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, UI GreenMetric 2026 sonuçlarında Türkiye’nin ilk 1000’de yer alan üniversitelerin ülke temsili bakımından Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sırada bulunduğunu açıkladı. Bu yıl sıralamaya Türkiye’den 150 üniversite dahil oldu. Yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilirlik performanslarını değerlendiren UI GreenMetric Dünya Üniversiteleri Sıralaması 2026 sonuçları açıklandı. Bu yıl 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin yer aldığı sıralamada Türkiye’den 150 üniversite değerlendirmeye alındı. YÖK Başkanı Erol Özvar, sonuçlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, ilk 1000’i esas alan tüm çeyreklerde en fazla üniversiteyle temsil edilen ülkeler bakımından Türkiye’nin Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sırada yer aldığını belirtti. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İLK 30’DA Sıralamanın genel sonuçlarında Türkiye’den İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 28’inci, Yıldız Teknik Üniversitesi ise 45’inci sırada yer aldı. Ege Üniversitesi 74’üncü, Sakarya Üniversitesi 114’üncü, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 117’nci ve Erciyes Üniversitesi de ilk 100 içerisinde yer alan Türk üniversiteleri arasında bulunuyor. Özvar, Türkiye’den 150 üniversitenin sıralamaya dahil olmasının sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların yükseköğretim sisteminde daha geniş bir tabana yayıldığını gösterdiğini ifade etti. YENİ KATEGORİ “YÖNETİŞİM VE DİJİTALLEŞME” UI GreenMetric’in bu yıl değerlendirmeye aldığı “Yönetişim ve Dijitalleşme” kategorisinin, Türkiye’deki üniversitelerin en güçlü ortak performans alanı olduğunu belirten Özvar, bunu “Eğitim ve Araştırma” ile “Ulaşım” kategorilerinin takip ettiğini kaydetti. Özvar, bu tablonun sürdürülebilirliğin yalnızca kampüslerdeki fiziksel uygulamalarla sınırlı kalmadığını; yönetim, eğitim, araştırma ve dijitalleşmeyi kapsayan daha bütüncül bir dönüşüme işaret ettiğini belirtti. İLK 100’DE 5 TÜRK ÜNİVERSİTESİ Sıralamada ilk 100’de yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesini özellikle tebrik eden Özvar, başarıda emeği bulunan rektörleri, akademisyenleri, idari personeli ve öğrencileri kutladı. YÖK Başkanı Özvar ayrıca, YÖK tarafından yürütülen “Sürdürülebilir ve İklim Dostu Kampüs Projesi” kapsamında üniversitelerin yeşil ve dijital dönüşümünün bütüncül bir yaklaşımla desteklenmeye devam edeceğini duyurdu.

Amerika'ya özgü sanılan dinozorun fosilleri İspanya'dan çıktı Haber

Amerika'ya özgü sanılan dinozorun fosilleri İspanya'dan çıktı

Bu keşif, dinozorların Kuzey Amerika'yla Avrupa arasında hareket ettiğine dair güçlü kanıtlar sunuyor. İkonik Diplodocus'un eksiksiz bir fosili ilk kez Avrupa'da keşfedildi. Bulgular, Geç Jura Dönemi'nde dinozorların dağılımına dair anlayışımızı altüst ediyor. Bu uzun boyunlu sauropoda daha önce yalnızca ABD'nin batısındaki paleontolojik kazı alanı Morrison Formasyonu'nda bulunmuştu. Ancak İspanya'nın doğusundaki Teruel'de yer alan La Tejería sahasında yakın zamanda yapılan kazı çalışmalarında, ikonik dinozorun 14 kuyruk omuru ve olağanüstü derecede iyi korunmuş birçok kemiği ortaya çıkarıldı. 150 milyon yıl öncesine tarihlenen fosil, dinozorların Geç Jura Dönemi'nde Kuzey Amerika'yla Avrupa arasında göç ettiğine dair güçlü kanıtlar sunuyor. Dinozorlar muhtemelen proto-Kuzey Atlas Okyanusu'nda deniz seviyesinin düştüğü dönemlerde ortaya çıkan geçici kara köprülerinden geçmişti. Araştırmacılar ayrıca bulguların, Jura Dönemi'nde Avrupa'da yaşayan sauropoda dinozorlarının çeşitliliğini daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu söylüyor. Journal of Vertebrate Paleontology'de yeni keşfi detaylandıran çalışmanın yazarlarından Sergio Sánchez Fenollosa, "Kazı sonuçları, Geç Jura Dönemi'nde proto-Atlas Okyanusu üzerinden iki kıta arasında yaşanan yayılma ve fauna alışverişi olaylarına dair en sağlam paleontolojik kanıtlardan bazılarını sunuyor" diyor. Diplodocus, uzun boynu, kırbaç gibi kuyruğu ve nispeten küçük kafasıyla en kolay tanınan dinozorlardan biri. Araştırmacılar, İspanya'da çıkarılan Diplodocus fosilinin yaklaşık 25 metre uzunluğuyla Kuzey Amerikalı akrabalarına yakın boyutlara sahip olduğunu tahmin ediyor. Fosilin olağanüstü derecede iyi korunması sayesinde araştırmacılar, Diplodocus'a özgü ayırt edici anatomik özellikleri belirlemeyi başardı. Dinozorun omurgalarında hava dolu büyük boşluklar, kuyruk kemiklerinin alt kısmında özel oluklar ve kuyruğun alt tarafında Y şeklinde özgün kemikler olduğunu saptadılar. El Castellar'da çıkarılan Diplodocus’un kuyruk omurları ve incelenen fosilleri koyu renkle gösteren çizim (Sergio Sánchez Fenollosa/Journal of Vertebrate Paleontology) İspanyol fosilinin özelliklerini diğer sauropodalarınkilerle karşılaştıran araştırmacılar, bu örneği Diplodocus cinsine yerleştirerek bilhassa Diplodocus hallorum'un yakın bir akrabası olarak tanımladı. Sánchez Fenollosa, "Anatomiyi daha yakından inceledikçe, Diplodocus türlerine özgü bir dizi özelliği tespit etmeye başladık" ifadelerini kullanıyor. Ardından farklı evrimsel analizler yaptıkça sonuçlar hep aynı yönü göstermeye devam etti. Her yeni sonuçla birlikte tablo daha da netleşti: Karşımızda bir Diplodocus vardı. Araştırmacılar, Teruel'de Turiasaurus ve Losillasauru gibi başka sauropoda dinozorları da buldu. Çalışmanın bir diğer yazarı Alberto Cobos, "Yeni Diplodocus örneği de dahil tüm bu dinozorların fosilleri, Teruel'i bu zengin çeşitliliği anlamada bir referans noktası haline getiriyor" diyor. Diplodocus fosili, Teruel'deki Dinópolis'te yer alan Aragon Paleontoloji Müzesi'nin dinozor salonunda sergileniyor. independent.co.uk/news, Independent Türkçe

Türkiye ve Azerbaycan arasında 3 büyük elektrik projesi planlanıyor Haber

Türkiye ve Azerbaycan arasında 3 büyük elektrik projesi planlanıyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Türkiye ve Azerbaycan'ın elektrik alanında üç büyük projeyi hayata geçirmeyi planladığını belirtti. Projeler arasında Nahçıvan-Türkiye elektrik hattı, dörtlü yeşil enerji koridoru ve Karadeniz'in altından Avrupa'ya uzanacak elektrik iletim hattı bulunuyor. Bakan Bayraktar, Türkiye ile Azerbaycan'ın enerji alanındaki iş birliklerini değerlendirdi. Dünyanın krizler dünyası haline geldiğini ve krizlerin artık "yeni normal" olduğunu ifade eden Bayraktar, böyle bir ortamda Türkiye ile Azerbaycan'ın enerjide öngörülebilir, çeşitlendirilmiş ve daha yoğun işbirlikleri geliştirdiğini söyledi. Bayraktar, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı, TANAP ve TAP gibi projeleri hatırlatarak, "TANAP'tan bu sene itibarıyla 100 milyar metreküp doğal gaz akışı gerçekleşti. Bu hat, Avrupa'nın arz güvenliğine çok büyük katkı yapıyor." ifadesini kullandı. Türkiye ve Azerbaycan'ın birbirini tamamlayan özelliklere sahip olduğunu kaydeden Bayraktar, Azerbaycan'ın önemli bir petrol ve doğal gaz üreticisi olduğunu, şimdi ise elektrik üreticisi olma yolunda ilerlediğini dile getirdi. Bayraktar, Türkiye'nin ise büyüyen ve enerji ihtiyaçları artan bir pazar olduğunun altını çizerek, "Türkiye, aynı zamanda önemli tüketici olan Avrupa ile birçok bağlantısı olan, dolayısıyla buradaki enerjiyi Avrupa'ya ihraç edebilme kapasitesi, kabiliyeti olan bir ülke." diye konuştu. Bu özelliklerin Türkiye ve Azerbaycan'ı birbirini tamamlayan iki ülke haline getirdiğini anlatan Bayraktar, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının ortaya koyduğu ortak vizyonun da buna uygun projeler geliştirilmesine vesile olduğunu kaydetti. Mevcut enerji projelerinin kapasitesinin tam kullanılması hedefleniyor Bayraktar, öncelikli olarak Bakü-Tiflis-Erzurum, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve TANAP gibi mevcut projelerin kapasitesinin tam kullanılması gerektiğini vurgulayarak, Bakü-Tiflis-Ceyhan'dan bugün 600 bin varil petrol aktığını, hattın kapasitesinin ise 1 milyon varil olduğunu ifade etti. Bu hatta Orta Asya'daki ve Türk dünyasındaki diğer kaynaklardan ham petrol taşınabilmesi gerektiğine işaret eden Bayraktar, doğal gaz için de benzer çalışmaların yapılabileceğini aktardı. Bayraktar, önlerinde elektrik alanında çok büyük projeler bulunduğunu belirterek, "Üç ana projeyi konuşuyoruz. Bunlar, Nahçıvan üzerinden Türkiye elektrik iletim hattının gelmesi, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan-Bulgaristan'ın dörtlü yeşil enerji koridoru ve Karadeniz'in altından yine Avrupa'ya gidecek elektrik iletim hattıdır." bilgisini verdi. Türk devletleriyle enerji ve madenlerde ortak projeler Türkiye ve Azerbaycan örneğinde olduğu gibi diğer Türk devletleriyle de birbirlerini tamamlayan bir bütün oluşturduklarına değinen Bayraktar, Türkmenistan'ın önemli doğal gaz kaynaklarına, Kazakistan'ın ise önemli ölçüde petrol üretim kapasitesine sahip olduğunu söyledi. Bu ülkelerin aynı zamanda önemli maden kaynaklarına ve maden üretimlerine sahip olduğunu belirten Bayraktar, Kazakistan'ın dünyanın önemli uranyum tedarikçilerinden biri olduğunu ifade etti. Bayraktar, "Dolayısıyla hem enerjide hem madenlerde üretici büyük ülkeler, Türkiye gibi çok önemli, sanayisi güçlü, maden ham maddesine ihtiyaç duyan, elektrik talebi büyüyen, enerji talebi büyüyen bir ülke ve Türkiye üzerinden de farklı pazarlara açılma imkanının olduğu bir yapıdayız. Bu sinerjiyi, ortak çalışmalarla hayata geçirip daha büyük projeleri birlikte gerçekleştireceğiz." dedi.

Hollanda altın rezervlerinin bir bölümünü neden Londra'ya taşıdı? Haber

Hollanda altın rezervlerinin bir bölümünü neden Londra'ya taşıdı?

Hollanda Merkez Bankası (DNB), altın rezervlerinin yaklaşık 86 tonunu ABD ve Kanada'dan Londra'ya aktardı. Toplam 612,4 ton altın rezervine sahip Hollanda, bunun yaklaşık 313 tonunu ABD'nin New York kenti ile Kanada'nın başkenti Ottawa'da tutuyordu. DNB, Mart–Ağustos ayları arasında bu rezervlerin dörtte birine denk gelen 86 tonunu Londra'ya taşıdı. Bankaya göre bu adımın nedeni, "artan jeopolitik huzursuzluk karşısında Hollanda'nın krizlere karşı hazırlığını güçlendirmek". Kararın Trump'la ilgisi var mı? Hollanda'nın bu kararı, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde ciddi biçimde gerildiği bir dönemde alınması nedeniyle bazı soru işaretlerini de beraberinde getirdi. DNB yönetimi, Mart 2025'te düzenlenen yıllık değerlendirme toplantısında "Avrupa'nın ABD'ye olan bağımlılığının azaltılması gerektiğini" vurgulamıştı. Özellikle kredi kartı piyasasında etkin olan Visa ve MasterCard'a işaret eden banka yönetimi, Trump'ın bu şirketleri Avrupa'ya baskı aracı olarak kullanmasının ihtimal dışı olmadığını belirtmişti. Trump yönetimiyle ilgili ekonomik tartışmaların yoğunlaştığı dönemde Hollanda'nın rezervlerinin önemli bir bölümünü New York'tan Londra'ya kaydırması, bazı ekonomik ve siyasi çevrelerde "Avrupa'nın ABD'nin siyasi ve ekonomik istikrarına yönelik endişelerinin arttığı" yorumlarına yol açtı. Ancak Hollanda Merkez Bankası, kararın ABD'ye yönelik belirli bir tehdit algısından kaynaklanmadığını vurguluyor. DNB'nin resmi açıklamasında, karara ilişkin olarak Donald Trump ya da ABD yönetimine dair doğrudan bir gerekçe gösterilmedi. Hollanda'da yayımlanan De Telegraaf gazetesi, DNB yetkililerinin ABD'den gelebilecek ticari yaptırım tehdidi de dahil olmak üzere küresel belirsizliklere dikkat çektiğini aktardı. Banka sözcüsü, "Sadece ABD'den değil, geniş kapsamlı jeopolitik belirsizliklerden endişe duyuyoruz" dedi. DNB'ye göre Hollanda'nın kararı, Trump yönetimine duyulan güvenle ilgili değil, "en kötü senaryoya hazırlık" amacı taşıyor. Altının farklı ülkelerde tutulması, uzun süredir uygulanan "risk dağıtma" stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Londra neden tercih edildi? Hollandalı yetkililere göre altının ABD ve Kanada'dan Londra'ya taşınmasının temel nedeni, altının nerede daha güvenli olduğundan çok, kriz anında nerede daha hızlı kullanılabileceğiyle ilgili. DNB, "jeopolitik riskler arttıkça stratejik rezervlerin farklı coğrafyalara dağıtılması ve gerektiğinde hızlı biçimde kullanılabilir durumda tutulması" gerektiğini belirtiyor. Londra, dünyanın en önemli fiziksel altın ticareti merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. İngiltere Merkez Bankası'nın kasalarında tutulan ve uluslararası piyasa standartlarını karşılayan altın, gerektiğinde diğer altınlara kıyasla daha hızlı alınıp satılabiliyor. DNB, New York ve Ottawa'daki altının ise "daha az doğrudan kullanılabilir" olduğunu belirtiyor. Bu nedenle yapılan değişiklik, Hollanda'nın toplam altın miktarını azaltmıyor, altının kriz anında "kullanılabilirliğini" artırıyor. DNB Başkanı Olaf Sleijpen, operasyonun gerekçesini "Altını hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmayacağımızı varsayıyoruz. Ancak dayanıklılığımızı ve hazırlığımızı güçlendirmemiz gerekiyor" sözleriyle açıkladı. Hollanda medyası; kararın Türkiye, Çin, Polonya ve Hindistan gibi büyük merkez bankalarının son dönemde fiziki altın pozisyonlarını güçlendirdiği bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyor. Hollanda'nın altını artık nerede? Hollanda'nın toplam 612,4 ton altın rezervinin 2025 yılı sonundaki değeri 72,2 milyar euro olarak hesaplanıyordu. Son operasyon öncesi rezervlerin yüzde 31,3'ü New York'ta, yüzde 19,7'si Ottawa'da, yüzde 18,1'i Londra'da ve yüzde 30,8'i Zeist kentindeki DNB kasalarında tutuluyordu. Yeni dağılıma göre altın rezervlerinin yüzde 32,1'i Londra'da bulunuyor. New York ve Ottawa'daki rezervlerin oranı ise yüzde 18,5'e geriledi. Böylece Londra, Hollanda'nın altın rezervlerinin tutulduğu en büyük merkez haline geldi. DNB, bu dağılımın daha dengeli olduğunu belirtiyor. Altının tamamı Atlantik üzerinden taşınmadı Operasyonun önemli bir ayrıntısı da taşınma yöntemi. Yaklaşık 59 ton altın New York'ta satıldı ve karşılığı Londra'da yeniden satın alındı. Böylece tüm külçeleri fiziksel olarak Atlantik üzerinden taşımak yerine, New York'taki altın elden çıkarılıp Londra'da uluslararası piyasa standartlarına uygun altın alındı. Bunun yanı sıra 27 tondan fazla altın fiziksel olarak ABD ve Kanada'dan Hollanda'daki Zeist kasalarına getirildi. Aynı miktarda uluslararası standartlara uygun altın da Zeist'ten Londra'ya gönderildi. DNB, bu yöntemin altın külçelerinin yeniden eritilmesi ihtiyacını ortadan kaldırdığını ve operasyonun maliyetini ile risklerini azalttığını belirtiyor. Ekonomi çevrelerine göre merkez bankaları son yıllarda altın rezervlerini stratejik bir güvenlik unsuru olarak yeniden öne çıkardı. Altının herhangi bir ülkenin para birimine veya hükümetine bağlı olmaması, özellikle jeopolitik krizlerde önemli bir avantaj olarak görülüyor. DNB'ye göre Hollanda da altını "nihai güven çıpası" olarak değerlendiriyor. Bu nedenle Londra'nın tercih edilmesi, olası krizlere karşı rezervlerin coğrafi olarak yeniden dengelenmesi anlamına geliyor. Hollanda Merkez Bankası, altını kullanmayı beklemediğini vurguluyor. Ancak savaş, finansal kriz, ticaret çatışmaları veya başka bir büyük jeopolitik şok durumunda rezervlerin hızlı biçimde kullanılabilmesini istiyor. DNB'nin 86 tonluk altın transferi, yalnızca bir kasa değişikliği değil, Avrupa'nın giderek daha belirsiz hale gelen jeopolitik ortamda "en kötü senaryoya" hazırlanmasının sembolik bir işareti olarak değerlendiriliyor. Altınla ilgili bu tür kararlar Hollanda'da yeni değil. 1990'larda Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından ABD–Avrupa ilişkilerine dair endişeler nedeniyle Hollanda Merkez Bankası, New York'taki altın rezervlerinin bir bölümünü Avustralya'ya taşımıştı. DNB, 2014 yılında da 122,5 ton altını New York'tan Hollanda'ya getirmişti. Almanya da geçmişte altınlarının bir bölümünü New York'tan ülkeye geri taşıdı. Bundesbank, 2013'te başlayan program kapsamında 300 ton altını Frankfurt'a getirdi. Ancak Almanya'nın altın rezervlerinin önemli bölümü hala New York'ta bulunuyor.

Türk turistin ilgisi premium turlara kayıyor... Japonya ve Güney Kore'ye talep arttı Haber

Türk turistin ilgisi premium turlara kayıyor... Japonya ve Güney Kore'ye talep arttı

Yurt dışı seyahatlerinde tüketiciler artık yalnızca tur fiyatına değil, sunulan hizmetlerin kapsamına ve toplam maliyete odaklanıyor. Konaklama, ulaşım, rehberlik ve çevre gezilerini tek pakette birleştiren premium tur programları bu nedenle daha fazla ilgi görüyor. Sektör temsilcilerinden Mehmet Kamçı, premium yaklaşımının yalnızca otel standardıyla ölçülmediğini belirterek, seyahatin uçtan uca planlanmasının ve nitelikli bir deneyim sunulmasının esas olduğunu söyledi. Kamçı, misafirlere yalnızca bir tur değil, baştan sona konforla örülmüş bir yaşam deneyimi sunduklarını ifade etti. Kamçı, rotaların oluşturulmasından otel ve araç seçimine, şehirlerde geçirilecek süreden rehber atamalarına kadar tüm kararların deneyim ve geri bildirimlere göre alındığını belirtti. Amaçlarının, turu satın alırken görülen fiyatın seyahatin gerçek ve toplam maliyeti olması olduğunu kaydetti. Premium turların ilk bakışta standart ürünlerden daha pahalı görünse de, ekstra turlar, giriş ücretleri ve şehir vergileri gibi kalemler eklendiğinde toplam farkın azaldığına dikkat çekildi. JAPONYA VE GÜNEY KORE’YE TALEP ARTTI 2026 yılında Coral Travel’ın premium ürünlerinde İspanya-Endülüs, Bernina Treni ile İsviçre Alpleri, İskandinavya, İtalya, Bali, Singapur, Japonya, Güney Kore, Güney Afrika, Tayland, ABD ve Özbekistan gibi rotalar öne çıktı. Türk turistlerin klasik Avrupa destinasyonlarına ilgisini korurken deneyim odaklı noktalara da yöneldiği belirtildi. Özellikle Japonya’ya talep yüzde 70, Güney Kore’ye talep yüzde 50 arttı. Azerbaycan, diğer Türk cumhuriyetleri ve Gürcistan gibi yakın coğrafyalar da ürün çeşitliliğini destekleyen destinasyonlar arasında yer aldı. DİZİ VE FİLMLER DE SEYAHAT TERCİHİNİ ETKİLİYOR Premium seyahatin yükselen eğilimlerinden biri de “set-jetting” oldu. Film ve dizilerde görülen lokasyonlardan ilhamla seyahat planlamayı ifade eden bu trendin özellikle Z ve Y kuşağında güçlü olduğu belirtildi. 18 ülkede 24 bin yetişkinle yapılan bir araştırmaya göre, Z ve Y kuşağı seyahatseverlerin yüzde 81’i tatil planlarını film ve televizyon yapımlarında gördükleri lokasyonlara göre oluşturuyor. Küresel ölçekte ise seyahatseverlerin yüzde 53’ü ekranlardan ilham alan seyahatlere ilgisinin son bir yılda arttığını ifade edildi.

Neandertaller, Arabistan çöllerine kadar gitti mi? Haber

Neandertaller, Arabistan çöllerine kadar gitti mi?

55 bin yıllık taş aletler, Neandertallerin sanılandan daha güneye gittiğine işaret ediyor. Arkeologlar, Neandertallerin yaklaşık 55 bin yıl önce Arap Yarımadası'nın çöllerine kadar ilerlemiş olabileceğini öne sürdü. Modern insanların (Homo sapiens) en yakın akrabalarından Neandertallerin büyük ölçüde Avrupa'da ve Asya'nın batısında yaşadığı biliniyor. Yaklaşık 40 bin yıl önce soyu tükenen bu insan türünün İran'daki Zagros Dağları'yla bugünkü Türkiye topraklarında da yaşadığına ilişkin kanıtlar giderek artıyor. Geçen ay yayımlanan bir çalışmada, modern insanlar ve Neandertaller arasındaki kültür alışverişinin kanıtları Hatay'da keşfedilmişti. Liverpool Üniversitesi'nden James Blinkhorn ve Malta Üniversitesi'nden Huw Groucutt liderliğindeki yeni bir çalışmadaysa soyu tükenmiş bu insan türünün sanılandan daha güneye gitmiş olabileceğine dair kanıtlar bulundu. Bulguları hakemli dergi Quaternary Science Reviews'ta yayımlanan çalışmada ekip, Suudi Arabistan'daki Nefud Çölü'nde yer alan Jebel Katefeh-1 (JKF-1) isimli arkeolojik kazı alanında keşfedilen taş aletleri inceledi. Burada bulunan eserler, diğer Arap bölgelerinde keşfedilen aletlere pek benzemediği için bunları kimin yaptığı uzun zamandır merak konusuydu. Yeni araştırmayı yürüten ekip, JKF-1'in yanı sıra Arabistan, Levant ve Afrika'nın kuzeydoğusundaki diğer taş aletleri karşılaştırdı. İstatistiksel bir model kullanarak farklı bölge ve dönemlere ait aletlerin özelliklerini ve bulundukları arkeolojik ortamı incelediler. Ardından Neandertallerle Homo sapiens'in el işçiliğini yüzde 93'e varan doğrulukla ayırt edebilen bir model geliştirildi. Bu modele göre JKF-1'de ortaya çıkarılan aletleri yapanlar Homo sapiens değil, Neandertallerdi. Groucutt , "Bulgularımız, Neandertallerin bilinen yayılım alanını sanılandan çok daha güneye, Arabistan'ın açık arazilerine kadar genişletiyor" diyor. Bilim insanları aletlerin yaklaşık 55 bin yıl önce, çöl ortamının daha nemli hale geldiği bir dönemde yapıldığını da tespit etti. Bu dönemde Güneybatı Asya'da yaşadığı bilinen tek insan topluluğunun Neandertaller olması da aletleri onların yaptığı ihtimalini güçlendiriyor. İklimdeki değişimler, Neandertallerin bu kadar güneye gitmesinde rol oynamış olabilir. JKF-1'deki taş aletler, kurak bir dönemden nemli bir döneme geçiş noktasında keşfedildi. Bilim insanları yakındaki bir gölün yeniden suyla dolduğunu ve çevredeki çölün yeşillenmeye başladığını söylüyor. Bu nedenle otlayan hayvanlar çölün iç kesimlerine doğru giderken, Neandertaller de onları takip etmek zorunda kalmış olabilir. Ancak bölgede Neandertallerin varlığını kanıtlayan fosil veya DNA örneği bulunmadığı için Arabistan'a gittiklerini kesin olarak söylemek henüz mümkün değil. Yine de çalışma, Avrupa'nın Neandertallerin tek merkezi yaşam alanı olmayabileceğine ve bu insan türünün Asya'nın sanılandan çok daha geniş kesimlerine yayıldığına işaret eden kanıtlara yenisini ekliyor. Yeni araştırmada yer almayan, Tübingen Üniversitesi'nden arkeolog Knut Bretzke, "Suudi Arabistan'ın kuzeyinde Neandertallerin yaşadığına inanıyor muyum? Evet" diyerek ekliyor: Bu inancımı kanıtlayacak sağlam delillerimiz olduğunu düşünüyor muyum? Hayır. (Kaynaklar: Independent Türkçe, Live Science, IFLScience, Quaternary Science Reviews /// Derleyen: Büşra Ağaç)

ETABEY KARATOPRAK yazdı: "ABD ile İRAN Nasıl Anlaşabilir?.."          Haber

ETABEY KARATOPRAK yazdı: "ABD ile İRAN Nasıl Anlaşabilir?.."         

İran ile ABD arasında imzalalan mutabakat metnine dayalı bir anlaşmanın düzenlenmesini engelleyen; matematikçilerin söylemiyle sınırlayıcı şartlar (boundary conditions), siyaset bilimcileri ve işletmecilerin deyimiyle ise kısıtlayıcılar (engeller) var. Bunları sıralaması : 1) Yemen sorununun çözüme kavuşturulmasını şart koşan Suudi beklentisi. 2) Devlet olarak yaşamak isteyen Lübnan’ın huzura, İsrail’in güvenliğe kavuşması için Hizbullah’ın silahsızlandırılarak sisteme uyum sağlamasını bekleyen Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri. 3) İran’a uydu ve silah desteği veren Çin, Rusya ve Kore’nin Avrupa ile asya arasında duvar oluşturan İran’ın bölünmesini engelleme çabaları. Bazen kürt kartının öne çıkarılma nedeni bu üç ülkeye verilen gözdağıdır. İleri giderseniz İran’ı parçalar Orta Asya’yı Türklere açarım diyor. Trump’ın bize dostluk gösterip “her türlü desteği vereceğim” demesi adı geçen üç ülkenin İran’a desteği kesmeleri talebidir. 4) İran’da, resmen açıklanmasa da molla ve Cumhuriyet rejimi ortadan kaldırılmıştır. Mojtaba Hamaney adına yapılan açıklamaların devrim muhafızları tarafından yapıldığı kanaatindeyim. O bombalamadan, bahçeye çıkarak sağ kalma ihtimali yok. Bahçe kalmamış. Yaşama ihtimali çok düşük. Şu anda devrim muhafızları arasında batı ve doğu tarafından kabul edilebilecek demir yumruğun kim olacağı tartışmaları ve mücadelesi vardır. Mollalar halkı yönledirecek yerel faaliyetleri yürütmekle görevli olacaklar. Devrim muhafızları partileşerek devlet başkanlığı yönetimi kurulacak. Bu sağlandığı gün İran, ABD ile barış anlaşması imzalamaya hazır hale gelecek. 5) ABD de petrolün üretim ve dağıtım maliyeti 100 dolar civarında. Bir varil benzinin pompa satış fiyatı ABD ortalama benzin fiyatı (20 Temmuz 2026): 4,02 $/galon 1 varil (160 litre) = 42 galon,. 4,02 × 42 = 168,84 $/varil . Yani ABD’de bir varil benzin pompada yaklaşık 169 dolar seviyesindedir. Bu nedenle İran ve diğer ülkelerin petrol satış fiyatlarını kontrol altına alma ihtiyacı duymaktadır. Dünya ekonomisinde yeni denge petrolün varil fiyatının 80-90 $ da sabitlenmesiyle sağlanacağı kanaatindeyim. Bu nedenle Çin’in ucuz petrol temin ettiği İran ve Venezuella gibi ülkelere serbest davranış hakkı verilmeyecektir. Çin de sahip olduğu haksız rekabet şartlarını kaybedecektir. Matematikte bu şartların her biri, denklem haline getirelerek oluşturulan, denklem takımında bilinen metodlarla ortak çözüm aranır. Sosyal bilimler ve işletmede ise bunlar çerçevenin sınırları olarak kabul edilir ve dışına çıkılmadan sırasıyla ele alınarak çözüm aranır. Her koşulun tarafları biraraya gelerek sorun çözüme ulaştırılır. Nihai genel çözüm oluşturulur. Bu süreç ne kadar uzarsa çatışmalar da devam eder. Arada bir ateşkesler ile mola verilir. Eğer İran uzlaşmaz ise bölge haritası yeniden çizilerek nihai çözüme ulaşılır. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

NATO Zirvesi | Erdoğan, "Birlik üyesi olmayanların dışlanması Avrupa'da suni bölünmeye yol açar" Haber

NATO Zirvesi | Erdoğan, "Birlik üyesi olmayanların dışlanması Avrupa'da suni bölünmeye yol açar"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi'nde kapalı oturum öncesi açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada Avrupalı NATO müttefiklerine seslenerek "Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması, kısıtlı kaynakların boşa sarfedilmesine ve Avrupa’da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi öncesi müttefik liderlere yaptığı konuşmada NATO 3.0 vizyonuna, Rusya-Ukrayna savaşına, İran savaşına ve Gazze konularına değindi. Erdoğan, Avrupalı müttefiklere NATO için daha fazla sorumluluk almaları çağrısı yaptı. Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: "Türkiye olarak 2030 yılından önce savunma harcamalarımızın oranını yüzde 3,5 düzeyine yükseltmek için tedbirlerimizi aldık. Güvenlik ve dayanıklılıkla bağlantılı harcamalarda ise şimdiden yüzde 1,5’luk bütçe payına ulaştık. Böylece yüzde 5 hedefine Lahey’de belirlenen 2035 yılından 5 sene önce erişmeyi hedefliyoruz. Kuşkusuz ülkemizin asıl başarısı savunma sanayiindeki atılımdadır. Üretim ve ihracat kapasitesi itibariyle dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girdik. İttifakta bize tahsis edilen 361 yetenek hedefinin neredeyse tamamını 3 yıl içinde taahhüt edilen tarihinin öncesinde karşılamış olacağız. İttifakımızda eksikliği en çok hissedilen hava ve füze savunma kabiliyetlerine, çelik kubbe projemizle 24 milyar dolar ilave bütçe ayırdık. Avrupa’daki en büyü kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada ittifakın hizmetine sunmanın gayretindeyiz." NATO 3.0 hedefine en kısa sürede ulaşmamız için şu iki hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Birincisi savunma sanayii başta olmak üzer e savunma iş birliğinde müttefikler arasındaki kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Savunma sanayii forumunda bu mesajın hem endüstri hem hükümet yetkilileri tarafından vurgulanmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum. İkincisi Avrupalı müttefikler olarak kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenirken ittifakın bütünlüğünü ve transatlantik ilişkileri zayıflatabilecek tasarruflardan da kaçınmamız gerekiyor. Burada özellikle Avrupa birliği üyesi müttefiklerimize seslenmek istiyorum. Birliğin güvenlik alanındaki çabalarında azami fayda, ancak ve ancak NATO ile gereksiz tekrarlardan kaçınılmasıyla mümkün olabilir. Aklın ve mantığın emrettiği bir iş birliği modeli mümkünken, birlik üyesi olmayan müttefiklerin dışlanması, kısıtlı kaynakların boşa sarfedilmesine ve Avrupa’da hiç arzu etmediğimiz bir suni bölünmeye yol açacaktır. Bu tutumun genel sekreterin işaret ettiği transatlantik savunma sanayii altyapısına hizmet etmediği de açıktır" İran krizinin çözüm yoluna girmesinde sabotaj teşebbüslerine rağmen dostum sayın Trump’ın sergilediği kararlı tutumu takdirle karşılıyorum. Diplomatik çabalarımıza ilave olarak Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesi için gerekli katkıyı vermeye hazırız. Bu vesile ile Türkiye’yi hedef alan füzelere karşı NATO unsurları tarafından sağlanan destek için ABD ve İspanya başta olmak üzere ilave hava savunma bataryaları konuşlandıran Almanya ve İtalya’ya teşekkürlerimizi ifade ediyorum. Orta Doğu’da kalıcı barış anahtarının iki devletli çözüm olduğunu bir kez daha vurguluyorum özellikle Gazze ve Lübnan’da sükûnetin sağlanması için hepimize görev düştüğünü ifade etmek istiyorum. Son olarak terörün tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele konusunda tam bir dayanışma içerisinde olmamız gerektiğini hatırlatıyorum. Terörle mücadele için tam bir mücadele içinde olmamız gerektiğini hatırlatıyor; Ankara Zirvesi'nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.