İtikat, kelime anlamı olarak inanma, bir fikre veya düşünceye kalben bağlanma demektir. Günümüz beyanlarıyla, Kur’an’ı Kerim’de olmayan ama Müslümanlığın içinde yer edinmiş tüm uygulamalar için kullanılır. Lakin itikat, kişiye ve topluma faydalı bir uygulama olup olmadığına bakılması gereken önemli bir konudur çünkü uygulama, inançlı insanları Allah’a yakınlaştırır da uzaklaştırır da. İnsan, kulluk üzerine ibadet ediyorum diye küfür içinde, itikat üzerine her eylem ve söylemiyle her gün günaha batabilir çünkü kalben samimiyet içerir.
İnsan, yaratılışından gelen inanma özelliği içerir. Her insan, insan oluşuyla yani akleden, fikreden, düşünen, öğrenen, irade edendir. Kendisinin elinde ve kontrolünde olmayan, dünyada bulunduğu için itiraz etmeden varlığını kabul ettiği ama kendisinin asla yapamayacağı şeylerle birlikte iç içe yaşar. İnsanın, var olan bir şeyi başka bir şeye dönüştürmesi o şeyi yaratması değildir. İnsan, ağacı alıp keresteye dönüştürür, keresteden de mobilya yapar ama ağacı yaratmaz! Topraktan kap yapar ama toprak yaratamaz! İşte, bu durum ile yaratılışından gelen inanma özelliği bir araya gelince, kendisinden daha üstün ve kendisinin yapamadıklarını yapan bir üstün kudreti kabul etmek inançtır.
İnanan insan, inandığı için inancını yaşama hissiyatını kalben tatmak ister çünkü inanıyorsa inandığı gibi yaşayarak inandığı ile arasında bağ kurmalıdır. Buna, kalp mutmainliği denilir. Kalbi mutmain olmayan insan eksiktir! Kur’an’ı Kerimin, Rad suresi 28. Ayetinde,
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.
denilerek bu gerçeklik vurgulanır. Şimdi, “Ben insanım ama bir inancım yok” diyenler olacaktır! Biz, neye inanıldığını değil inançtan söz ediyoruz. Müslümanlar Allah’a inanırken bir başkası farklı isimle zikrettiğine inanır. Özünde “Evrim” de inanılan bir şeydir. Lakin, her inanç kişiyi huzura ulaştırır demek değildir. Bir de inkâr edilemez gerçekler vardır! Kendinden üstün bir kudretin ve aklın varlığını kabul etmek olan inanç, bize ismi ne olursa olsun bu kudretin Allah olduğunu ispat eder. Eğer, üstün kudreti reddetmiyorsan Allah’a yönelip kulu olmak insan için şarttır. İnanç, inancı yaşama hissiyatının oluşmasıyla kalbi mutmain eden kutsî değerdir. Mutmainlik ise inandığını zikretmekle oluşur. İşte burada devreye itikat giriyor!
Zikir, Kur’an okumaktır, doğru. İbadet etmektir, doğru. Allah’ın esmalarını talim etmektir, doğru. Allah’ı muhabbet etmektir, bu da doğru. Hepsi doğrudur ama insanların bireylikleri birbirinden farklı farklı olduğundan kalp mutmainliğinin oluşacağı zikir de farklılık gösterir. Herkes için zikir aynı şey olamaz! İnsan, dünyevî akıl üzerinden nesnellikle kayıtlandığından gözünün gördüğü üzerinden hüküm verir. İnsan için gördüğüyle göremeyeceğinin kabulü ve kalbinde oluşan hissiyatı önemli bir değerdir. Bu sebeple, kendisini kendisi için zikir olan şeyin içinde uygulama üzerine görmelidir ki inancını yaşadığını kalben hissetsin! Kabul edilmesi gereken bu hakikat beraberinde itikadı getirmiştir. İtikadın varlığını kabul etmek yerine kendin için zikir olanı herkese dayatmak, diğer itikat uygulamalarını reddetmek inanç için değil akıl ve ego için yapılan kibir besleme uygulamasıdır. İnancı kalbinde olanlar, birey ve toplum ve inanç sistemi için faydalı olan, kalp mutmainliğini oluşturan itikatları reddetmek yerine saygı duyar.
Özellikle, Müslüman bir toplumda, İslam’ın sosyalliği içinde bulunan ve fayda sağlayan, inananları ortak bir gayede bir araya getiren, günlük yaşamın hızı ve karışıklığında unutulan dinî değerleri ve Allah’ı hatırlatıp bireyi Allah’a yönelten itikat uygulamalarının ısrarla her seferinde yok sayılması, toplumun bizliğini bozup her insanı bireylik özeline hapsedip yalnızlaştırmak için uygulanan bir proje olmasın?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖZKAN GÜNAL
İtikat Nedir?
İtikat, kelime anlamı olarak inanma, bir fikre veya düşünceye kalben bağlanma demektir. Günümüz beyanlarıyla, Kur’an’ı Kerim’de olmayan ama Müslümanlığın içinde yer edinmiş tüm uygulamalar için kullanılır. Lakin itikat, kişiye ve topluma faydalı bir uygulama olup olmadığına bakılması gereken önemli bir konudur çünkü uygulama, inançlı insanları Allah’a yakınlaştırır da uzaklaştırır da. İnsan, kulluk üzerine ibadet ediyorum diye küfür içinde, itikat üzerine her eylem ve söylemiyle her gün günaha batabilir çünkü kalben samimiyet içerir.
İnsan, yaratılışından gelen inanma özelliği içerir. Her insan, insan oluşuyla yani akleden, fikreden, düşünen, öğrenen, irade edendir. Kendisinin elinde ve kontrolünde olmayan, dünyada bulunduğu için itiraz etmeden varlığını kabul ettiği ama kendisinin asla yapamayacağı şeylerle birlikte iç içe yaşar. İnsanın, var olan bir şeyi başka bir şeye dönüştürmesi o şeyi yaratması değildir. İnsan, ağacı alıp keresteye dönüştürür, keresteden de mobilya yapar ama ağacı yaratmaz! Topraktan kap yapar ama toprak yaratamaz! İşte, bu durum ile yaratılışından gelen inanma özelliği bir araya gelince, kendisinden daha üstün ve kendisinin yapamadıklarını yapan bir üstün kudreti kabul etmek inançtır.
İnanan insan, inandığı için inancını yaşama hissiyatını kalben tatmak ister çünkü inanıyorsa inandığı gibi yaşayarak inandığı ile arasında bağ kurmalıdır. Buna, kalp mutmainliği denilir. Kalbi mutmain olmayan insan eksiktir! Kur’an’ı Kerimin, Rad suresi 28. Ayetinde,
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.
denilerek bu gerçeklik vurgulanır. Şimdi, “Ben insanım ama bir inancım yok” diyenler olacaktır! Biz, neye inanıldığını değil inançtan söz ediyoruz. Müslümanlar Allah’a inanırken bir başkası farklı isimle zikrettiğine inanır. Özünde “Evrim” de inanılan bir şeydir. Lakin, her inanç kişiyi huzura ulaştırır demek değildir. Bir de inkâr edilemez gerçekler vardır! Kendinden üstün bir kudretin ve aklın varlığını kabul etmek olan inanç, bize ismi ne olursa olsun bu kudretin Allah olduğunu ispat eder. Eğer, üstün kudreti reddetmiyorsan Allah’a yönelip kulu olmak insan için şarttır. İnanç, inancı yaşama hissiyatının oluşmasıyla kalbi mutmain eden kutsî değerdir. Mutmainlik ise inandığını zikretmekle oluşur. İşte burada devreye itikat giriyor!
Zikir, Kur’an okumaktır, doğru. İbadet etmektir, doğru. Allah’ın esmalarını talim etmektir, doğru. Allah’ı muhabbet etmektir, bu da doğru. Hepsi doğrudur ama insanların bireylikleri birbirinden farklı farklı olduğundan kalp mutmainliğinin oluşacağı zikir de farklılık gösterir. Herkes için zikir aynı şey olamaz! İnsan, dünyevî akıl üzerinden nesnellikle kayıtlandığından gözünün gördüğü üzerinden hüküm verir. İnsan için gördüğüyle göremeyeceğinin kabulü ve kalbinde oluşan hissiyatı önemli bir değerdir. Bu sebeple, kendisini kendisi için zikir olan şeyin içinde uygulama üzerine görmelidir ki inancını yaşadığını kalben hissetsin! Kabul edilmesi gereken bu hakikat beraberinde itikadı getirmiştir. İtikadın varlığını kabul etmek yerine kendin için zikir olanı herkese dayatmak, diğer itikat uygulamalarını reddetmek inanç için değil akıl ve ego için yapılan kibir besleme uygulamasıdır. İnancı kalbinde olanlar, birey ve toplum ve inanç sistemi için faydalı olan, kalp mutmainliğini oluşturan itikatları reddetmek yerine saygı duyar.
Özellikle, Müslüman bir toplumda, İslam’ın sosyalliği içinde bulunan ve fayda sağlayan, inananları ortak bir gayede bir araya getiren, günlük yaşamın hızı ve karışıklığında unutulan dinî değerleri ve Allah’ı hatırlatıp bireyi Allah’a yönelten itikat uygulamalarının ısrarla her seferinde yok sayılması, toplumun bizliğini bozup her insanı bireylik özeline hapsedip yalnızlaştırmak için uygulanan bir proje olmasın?