İnkârı bir reddiye, reddiyeyi de ileri bir adım zanneden ateistleşen insan...
Senden önce bu yolu çok çiğneyen, çok akıl ve düşünce üretenler çıktı. Dünya çapında ateizmin en tanınmış felsefi savunucularından birinin vardığı sonuca da bir bak derim.
Sen geleneğimiz içindeki çöplük yığınları arasında kaybedilen hakikatleri göremedin. Göstermediler. Sana gösterilen, Batılı bir hurafe, yapay, sahte bir Allah tasavvuruydu. Sen de haklı olarak "Böyle bir Allah mı olur?" deyip vazgeçtin. Kokuşmuşluğun altında bırakılan tevhidin, insanlığı aydınlığa çıkaracak ilkelerini hiç gün yüzüne çıkarmadılar. Çıkaranları da ilmiyle birlikte toprağa gömdüler.
Sadede dönersek:
Ateizmin en tanınmış felsefi savunucularından Antony Flew, hayatının önemli bir bölümünü ateizmi savunarak geçirdikten sonra, ömrünün son döneminde bu görüşünü terk ederek bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etti.
Üstelik bunu bir mistik deneyimle, bir rüyayla, bir mucizeyle veya doğaüstü bir olayla değil; akıl yürütme, mantık ve bilimsel veriler üzerinden gerçekleştirdiğini özellikle vurguladı.
Flew Müslüman olmadı. Kendini deist olarak tanımladı. Ancak ateizmden deizme yönelişi, felsefe tarihinin dikkat çekici düşünsel dönüşümlerinden biri olarak kayda geçti.
Bu yönüyle onun düşünsel yolculuğu, klasik doğal teoloji geleneğinin modern dönemde yeniden gündeme gelmesine önemli bir örnektir.
Peki, bir zamanlar ateizmin en güçlü savunucularından biri olan insan, kendi düşüncelerini sorgulayarak bir Yaratıcı'nın varlığını kabul edebiliyorsa sen hâlâ bir inat uğruna inkârda kalmaya devam mı edeceksin?
Antony Flew'ü bu noktaya getiren üç temel sorgulama
1. Doğanın Kanunlara Tâbi Olması: Düzen ve Hassas Ayar
Flew, evrenin başıboş ve kaotik olmadığını; evrensel fizik yasalarına göre işlediğini, matematiksel bir düzene, tutarlılığa ve insan aklı tarafından anlaşılabilir bir yapıya sahip olduğunu sorguladı.
Evrenin bu akıl almaz düzeninin ve fiziksel yasaların varlığının nasıl açıklanabileceği sorusu, onu doğanın ötesinde akıl sahibi bir kaynağın varlığı üzerinde düşünmeye yöneltti.
İslam kelâmındaki karşılıkları:
Delil-i Nizam: Evrendeki genel düzenin bir düzenleyiciyi işaret etmesi.
Delil-i İnayet ve Gaye: Evrenin ve içindeki unsurların belirli amaçlara ve hayatın devamına uygun bir düzen taşıması.
Delil-i Hikmet: Varlıkların ölçü, denge ve hikmet içerisinde yaratılmış olması.
2. Hayatın Varlığı ve Canlıların Karmaşık Organizasyonu: Biyolojik Tasarım
Flew için önemli sorgulama alanlarından biri, cansız maddeden hayatın ortaya çıkışı ve canlı organizmaların karmaşıklığıydı.
Özellikle DNA'daki bilgi düzeni, biyolojik sistemlerin organizasyonu ve canlılığın ortaya çıkışına ilişkin sorular, hayatın yalnızca maddi süreçlerle açıklanıp açıklanamayacağını düşünmesine yol açtı.
Canlılığın kökeni ve biyolojik organizasyonun ardındaki açıklama meselesi, onu bir Yaratıcı'nın varlığı lehine değerlendirmelere yöneltti.
Kelâmî karşılıkları:
Delil-i İhtira: Varlıkların örneksiz yaratılması ve hayatın ortaya çıkarılması.
Delil-i İhtiyar: Yaratmanın irade ve tercih sahibi bir kudrete dayanması.
Delil-i Hudûs: Sonradan var olan şeylerin bir var ediciye muhtaç olması.
Burada önemli olan, Flew'ün bu kelâmî delilleri doğrudan benimsediği iddiası değil; onun sorgulamalarının İslam düşüncesinde asırlardır tartışılan meselelerle kesişmesidir.
3. Doğanın ve Evrenin Bizzat Varlığı: İlk Neden Meselesi
Flew'ün üzerinde durduğu temel felsefi sorulardan biri şuydu:
"Hiçbir şey değil de neden bir şeyler var?"
Evren neden vardır? Varlığın kaynağı nedir? Evren kendi kendisinin açıklaması olabilir mi? Yoksa varlığını başka bir kaynağa mı borçludur?
Bu sorular, onu evrenin ötesinde zorunlu ve akıl sahibi bir Yaratıcı fikrine yönelten önemli düşünsel dayanaklardan oldu.
Kelâmî karşılıkları:
Delil-i Hudûs: Evrenin sonradan var olduğu ve bir var ediciye muhtaç bulunduğu düşüncesi.
Delil-i İmkân: Varlığı da yokluğu da mümkün olan evrenin, varlığını açıklayan zorunlu bir varlığa ihtiyaç duyması.
Delil-i Vücûb: Varlığı kendinden olan, başka hiçbir sebebe muhtaç bulunmayan Vacibü'l-Vücûd'un varlığı.
Delil-i Teselsülün İptali: Sebepler zincirinin sonsuza kadar geriye götürülmesinin varlığın nihai açıklamasını sağlayamayacağı düşüncesi.
Bu meseleler İslam kelâmında asırlar boyunca derinlemesine tartışılmış, farklı filozof ve kelâmcılar tarafından çeşitli akıl yürütmelerle temellendirilmiştir.
Flew'ün sorgulamaları da bu kadim soruların modern bilim ve felsefe karşısında yeniden ele alınmasına vesile olmuştur.
SONUÇ
Antony Flew'ün düşünsel dönüşümünden çıkarılacak en önemli derslerden biri şudur:
Delil sizi nereye götürüyorsa oraya gidin.
O, yıllarca savunduğu ateist düşünceyi sorgulamaktan çekinmedi. Materyalist ön kabullerini yeniden değerlendirdi ve akıl yürütmelerinin sonucunda bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etti.
Elbette Flew'ün vardığı sonuç İslam'ın bütün inanç esaslarını kabul ettiği anlamına gelmez. Ancak onun dönüşümü, ateizmin değişmez ve sorgulanamaz bir düşünsel sonuç olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Bir zamanlar ateizmi savunan, bu alanda eserler veren ve tartışmalara katılan bir düşünür, hayatının sonunda kendi düşüncelerini yeniden değerlendirebiliyorsa bugün ateizmde ısrar eden bir insanın da kendi kabullerini sorgulamasında ne sakınca olabilir?
Mesele bir düşünceye inatla bağlı kalmak değil, hakikat nereye götürüyorsa oraya gidebilmektir.
İnkâr etmek ilerlemek değildir. İnanmak da sorgulamaktan vazgeçmek değildir. Asıl ilerleme, hakikatin peşinde aklı ve vicdanı birlikte kullanabilmektir.
Tüm okuyan, düşünen ve tahlil eden kardeşlere selam olsun.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HÜSEYİN KOÇ
İnkârı İlerleme Zanneden Akla
İnkârı bir reddiye, reddiyeyi de ileri bir adım zanneden ateistleşen insan...
Senden önce bu yolu çok çiğneyen, çok akıl ve düşünce üretenler çıktı. Dünya çapında ateizmin en tanınmış felsefi savunucularından birinin vardığı sonuca da bir bak derim.
Sen geleneğimiz içindeki çöplük yığınları arasında kaybedilen hakikatleri göremedin. Göstermediler. Sana gösterilen, Batılı bir hurafe, yapay, sahte bir Allah tasavvuruydu. Sen de haklı olarak "Böyle bir Allah mı olur?" deyip vazgeçtin. Kokuşmuşluğun altında bırakılan tevhidin, insanlığı aydınlığa çıkaracak ilkelerini hiç gün yüzüne çıkarmadılar. Çıkaranları da ilmiyle birlikte toprağa gömdüler.
Sadede dönersek:
Ateizmin en tanınmış felsefi savunucularından Antony Flew, hayatının önemli bir bölümünü ateizmi savunarak geçirdikten sonra, ömrünün son döneminde bu görüşünü terk ederek bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etti.
Üstelik bunu bir mistik deneyimle, bir rüyayla, bir mucizeyle veya doğaüstü bir olayla değil; akıl yürütme, mantık ve bilimsel veriler üzerinden gerçekleştirdiğini özellikle vurguladı.
Flew Müslüman olmadı. Kendini deist olarak tanımladı. Ancak ateizmden deizme yönelişi, felsefe tarihinin dikkat çekici düşünsel dönüşümlerinden biri olarak kayda geçti.
Bu yönüyle onun düşünsel yolculuğu, klasik doğal teoloji geleneğinin modern dönemde yeniden gündeme gelmesine önemli bir örnektir.
Peki, bir zamanlar ateizmin en güçlü savunucularından biri olan insan, kendi düşüncelerini sorgulayarak bir Yaratıcı'nın varlığını kabul edebiliyorsa sen hâlâ bir inat uğruna inkârda kalmaya devam mı edeceksin?
Antony Flew'ü bu noktaya getiren üç temel sorgulama
1. Doğanın Kanunlara Tâbi Olması: Düzen ve Hassas Ayar
Flew, evrenin başıboş ve kaotik olmadığını; evrensel fizik yasalarına göre işlediğini, matematiksel bir düzene, tutarlılığa ve insan aklı tarafından anlaşılabilir bir yapıya sahip olduğunu sorguladı.
Evrenin bu akıl almaz düzeninin ve fiziksel yasaların varlığının nasıl açıklanabileceği sorusu, onu doğanın ötesinde akıl sahibi bir kaynağın varlığı üzerinde düşünmeye yöneltti.
İslam kelâmındaki karşılıkları:
Delil-i Nizam: Evrendeki genel düzenin bir düzenleyiciyi işaret etmesi.
Delil-i İnayet ve Gaye: Evrenin ve içindeki unsurların belirli amaçlara ve hayatın devamına uygun bir düzen taşıması.
Delil-i Hikmet: Varlıkların ölçü, denge ve hikmet içerisinde yaratılmış olması.
2. Hayatın Varlığı ve Canlıların Karmaşık Organizasyonu: Biyolojik Tasarım
Flew için önemli sorgulama alanlarından biri, cansız maddeden hayatın ortaya çıkışı ve canlı organizmaların karmaşıklığıydı.
Özellikle DNA'daki bilgi düzeni, biyolojik sistemlerin organizasyonu ve canlılığın ortaya çıkışına ilişkin sorular, hayatın yalnızca maddi süreçlerle açıklanıp açıklanamayacağını düşünmesine yol açtı.
Canlılığın kökeni ve biyolojik organizasyonun ardındaki açıklama meselesi, onu bir Yaratıcı'nın varlığı lehine değerlendirmelere yöneltti.
Kelâmî karşılıkları:
Delil-i İhtira: Varlıkların örneksiz yaratılması ve hayatın ortaya çıkarılması.
Delil-i İhtiyar: Yaratmanın irade ve tercih sahibi bir kudrete dayanması.
Delil-i Hudûs: Sonradan var olan şeylerin bir var ediciye muhtaç olması.
Burada önemli olan, Flew'ün bu kelâmî delilleri doğrudan benimsediği iddiası değil; onun sorgulamalarının İslam düşüncesinde asırlardır tartışılan meselelerle kesişmesidir.
3. Doğanın ve Evrenin Bizzat Varlığı: İlk Neden Meselesi
Flew'ün üzerinde durduğu temel felsefi sorulardan biri şuydu:
"Hiçbir şey değil de neden bir şeyler var?"
Evren neden vardır? Varlığın kaynağı nedir? Evren kendi kendisinin açıklaması olabilir mi? Yoksa varlığını başka bir kaynağa mı borçludur?
Bu sorular, onu evrenin ötesinde zorunlu ve akıl sahibi bir Yaratıcı fikrine yönelten önemli düşünsel dayanaklardan oldu.
Kelâmî karşılıkları:
Delil-i Hudûs: Evrenin sonradan var olduğu ve bir var ediciye muhtaç bulunduğu düşüncesi.
Delil-i İmkân: Varlığı da yokluğu da mümkün olan evrenin, varlığını açıklayan zorunlu bir varlığa ihtiyaç duyması.
Delil-i Vücûb: Varlığı kendinden olan, başka hiçbir sebebe muhtaç bulunmayan Vacibü'l-Vücûd'un varlığı.
Delil-i Teselsülün İptali: Sebepler zincirinin sonsuza kadar geriye götürülmesinin varlığın nihai açıklamasını sağlayamayacağı düşüncesi.
Bu meseleler İslam kelâmında asırlar boyunca derinlemesine tartışılmış, farklı filozof ve kelâmcılar tarafından çeşitli akıl yürütmelerle temellendirilmiştir.
Flew'ün sorgulamaları da bu kadim soruların modern bilim ve felsefe karşısında yeniden ele alınmasına vesile olmuştur.
SONUÇ
Antony Flew'ün düşünsel dönüşümünden çıkarılacak en önemli derslerden biri şudur:
Delil sizi nereye götürüyorsa oraya gidin.
O, yıllarca savunduğu ateist düşünceyi sorgulamaktan çekinmedi. Materyalist ön kabullerini yeniden değerlendirdi ve akıl yürütmelerinin sonucunda bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etti.
Elbette Flew'ün vardığı sonuç İslam'ın bütün inanç esaslarını kabul ettiği anlamına gelmez. Ancak onun dönüşümü, ateizmin değişmez ve sorgulanamaz bir düşünsel sonuç olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Bir zamanlar ateizmi savunan, bu alanda eserler veren ve tartışmalara katılan bir düşünür, hayatının sonunda kendi düşüncelerini yeniden değerlendirebiliyorsa bugün ateizmde ısrar eden bir insanın da kendi kabullerini sorgulamasında ne sakınca olabilir?
Mesele bir düşünceye inatla bağlı kalmak değil, hakikat nereye götürüyorsa oraya gidebilmektir.
İnkâr etmek ilerlemek değildir. İnanmak da sorgulamaktan vazgeçmek değildir. Asıl ilerleme, hakikatin peşinde aklı ve vicdanı birlikte kullanabilmektir.
Tüm okuyan, düşünen ve tahlil eden kardeşlere selam olsun.