HÜSEYİN KOÇ yazdı: "İki Uçurum Arasında Bir Peygamber: Postacı mı, İlah mı?.."
HÜSEYİN KOÇ yazdı: "İki Uçurum Arasında Bir Peygamber: Postacı mı, İlah mı?.."
Haber Giriş Tarihi: 02.07.2026 05:30
Haber Güncellenme Tarihi: 02.07.2026 05:30
Kaynak:
Bursa Arena
Allah Resulü Nebi Muhammed As. Din İçin Nedir, Ne Değildir?
İslam dünyasında bugün yaşanan fikri savrulmaların merkezinde, Allah Resulü’nün dindeki konumunun ifrat ve tefrit ekseninde ayrışması yatmaktadır. Bu ayrışmanın bir ucunda, peygamberi beşerî vasıflarından koparıp "yarı-ilah" seviyesine çıkaran hurafe odaklı geleneksel yaklaşım durur. Bu anlayış; onun geçmişi ve geleceği bildiğini, kâinatı yönettiğini iddia ederek onu adeta Allah’ın bir ortağı gibi kurgular. Vahyi açıklayan bir rehber olmaktan çıkarılan peygamber, vahiy dışında bağımsız hüküm koyabilen ortak bir otoriteye dönüştürülür. Bu tasavvurda peygambere atfedilen rivayetler zamanla Kur’an’ın önüne geçerek, vahyin sınırlarını aşan akıl dışı bir mitoloji üretir.
Diğer uçta ise peygamberi sadece bir "kurye" veya "postacı" derecesine indirgeyen, dinin içini boşaltan modernist sığlık yer alır. Bu "azınlık kurancı" anlayış, peygamberin tebyin (açıklama) ve talim (öğretme) görevini yok sayarak dini sadece metne hapseder. Bu yaklaşımın en büyük olumsuzluğu, ibadetlerin uygulama zeminini ve dinin pratik karşılığını ortadan kaldırmasıdır. Namazın kılınışından ahlaki inceliklere kadar vahyin hayata nasıl aktarılacağını gösteren somut model reddedildiğinde, din ruhsuz bir ideolojiye dönüşür. Peygamberi sıradanlaştırıp devreden çıkaran bu mantık, her bireyin kendi öznel yargısını dinin yerine koymasına yol açarak vahyi keyfi yorumların oyuncağı haline getirir.
Oysa Kur’an, bu iki uçurumu da kapatacak net bir Resul tasavvuru inşa eder. Kur’an’a baktığımızda peygamberin sıradan bir iletici olmadığı; "Allah’a ve Resule itaat edin" vurgularıyla mesajın nasıl yaşanacağını gösteren bir rehber olduğu görülür. Nitekim "Sana da zikri indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın" (Nahl 44) ayeti, peygamberin tebyin görevini açıkça ifade eder. Bu görev, ona verilen özel kavrayış ve hikmetle (Bakara 129) metnin içinden hükümleri çıkarmayı ve öğretmeyi kapsar. Ancak burada keskin bir sınır vardır: "Hüküm yalnızca Allah’ındır" (En’am 57). Peygamberin görevi vahiyden bağımsız yeni bir din inşa etmek değil, "kitapta hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı" (En’am 38) o ilahi kelamın doğru anlaşılmasını sağlamaktır.
Kur’an’da peygamberin gaybı bilmediği, kendine dahi fayda veya zarar verme gücünün olmadığı (7:188) ve "sizin gibi bir beşer" (18:110) olduğu açıkça belirtilir. O, insanların kalplerine hükmeden mutlak bir otorite değil, ilahi emre her daim amade bir kuldur. Peygamberi melekliğe yükseltmek onu örnek alınamaz kılar; onu sıradanlaştırmak ise dinin uygulama zeminini yok eder. Doğru duruş; Hz. Peygamber’i Allah’ın yanına koymak değil, Allah’ın koyduğu yerde görmektir. O, gökten haber getiren ama ayakları yere sağlam basan, adaleti ve merhameti bizzat yürüyerek gösteren eşsiz bir kılavuzdur. Çözüm; peygamberimizi hurafelerin tozundan ve seküler sığlığın ruhsuzluğundan kurtarıp, Kur’an’ın tanıttığı o vakur "İnsan-Resul" kimliğiyle yeniden tanımaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HÜSEYİN KOÇ yazdı: "İki Uçurum Arasında Bir Peygamber: Postacı mı, İlah mı?.."
Allah Resulü Nebi Muhammed As. Din İçin Nedir, Ne Değildir?
İslam dünyasında bugün yaşanan fikri savrulmaların merkezinde, Allah Resulü’nün dindeki konumunun ifrat ve tefrit ekseninde ayrışması yatmaktadır. Bu ayrışmanın bir ucunda, peygamberi beşerî vasıflarından koparıp "yarı-ilah" seviyesine çıkaran hurafe odaklı geleneksel yaklaşım durur. Bu anlayış; onun geçmişi ve geleceği bildiğini, kâinatı yönettiğini iddia ederek onu adeta Allah’ın bir ortağı gibi kurgular. Vahyi açıklayan bir rehber olmaktan çıkarılan peygamber, vahiy dışında bağımsız hüküm koyabilen ortak bir otoriteye dönüştürülür. Bu tasavvurda peygambere atfedilen rivayetler zamanla Kur’an’ın önüne geçerek, vahyin sınırlarını aşan akıl dışı bir mitoloji üretir.
Diğer uçta ise peygamberi sadece bir "kurye" veya "postacı" derecesine indirgeyen, dinin içini boşaltan modernist sığlık yer alır. Bu "azınlık kurancı" anlayış, peygamberin tebyin (açıklama) ve talim (öğretme) görevini yok sayarak dini sadece metne hapseder. Bu yaklaşımın en büyük olumsuzluğu, ibadetlerin uygulama zeminini ve dinin pratik karşılığını ortadan kaldırmasıdır. Namazın kılınışından ahlaki inceliklere kadar vahyin hayata nasıl aktarılacağını gösteren somut model reddedildiğinde, din ruhsuz bir ideolojiye dönüşür. Peygamberi sıradanlaştırıp devreden çıkaran bu mantık, her bireyin kendi öznel yargısını dinin yerine koymasına yol açarak vahyi keyfi yorumların oyuncağı haline getirir.
Oysa Kur’an, bu iki uçurumu da kapatacak net bir Resul tasavvuru inşa eder. Kur’an’a baktığımızda peygamberin sıradan bir iletici olmadığı; "Allah’a ve Resule itaat edin" vurgularıyla mesajın nasıl yaşanacağını gösteren bir rehber olduğu görülür. Nitekim "Sana da zikri indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın" (Nahl 44) ayeti, peygamberin tebyin görevini açıkça ifade eder. Bu görev, ona verilen özel kavrayış ve hikmetle (Bakara 129) metnin içinden hükümleri çıkarmayı ve öğretmeyi kapsar. Ancak burada keskin bir sınır vardır: "Hüküm yalnızca Allah’ındır" (En’am 57). Peygamberin görevi vahiyden bağımsız yeni bir din inşa etmek değil, "kitapta hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı" (En’am 38) o ilahi kelamın doğru anlaşılmasını sağlamaktır.
Kur’an’da peygamberin gaybı bilmediği, kendine dahi fayda veya zarar verme gücünün olmadığı (7:188) ve "sizin gibi bir beşer" (18:110) olduğu açıkça belirtilir. O, insanların kalplerine hükmeden mutlak bir otorite değil, ilahi emre her daim amade bir kuldur. Peygamberi melekliğe yükseltmek onu örnek alınamaz kılar; onu sıradanlaştırmak ise dinin uygulama zeminini yok eder. Doğru duruş; Hz. Peygamber’i Allah’ın yanına koymak değil, Allah’ın koyduğu yerde görmektir. O, gökten haber getiren ama ayakları yere sağlam basan, adaleti ve merhameti bizzat yürüyerek gösteren eşsiz bir kılavuzdur. Çözüm; peygamberimizi hurafelerin tozundan ve seküler sığlığın ruhsuzluğundan kurtarıp, Kur’an’ın tanıttığı o vakur "İnsan-Resul" kimliğiyle yeniden tanımaktır.
Tüm dost ve arkadaşlara selam olsun.
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: Bursa Arena
En Çok Okunan Haberler