Avrupa bizi kıskanmaz ama yeşiliyle övünen İsviçrelinin Karadeniz bölgemizi gördükten sonra kıskanacağına kalıbımı basarım.
O nasıl bir yeşil öyle? Bu rengin her tonuna her yerde rastlamak mümkün. Git git bitmiyor, dağıyla taşıyla yemyeşil Karadeniz. Son 10 yılda çok yapılaşmasına rağmen, yeşil değil beton yenik durumda hala. Yeşil, beton yapılardan çok daha fazla ve çok daha hızlı ürüyor. Karadeniz yağmuru ve nemi hemen yeşertiyor çevreyi, çabuk büyütüyor toprağa düşen fidanı. Gür ormanlarda kayın, ladin, köknar, kestane- meşe- gürgen, ıhlamur, çam, çınar, sedir, ardıç ağaçlarından geçilmiyor. Bol yağış ve ılıman iklim, orman ve bitki cennetine çevirmiş Karadeniz’i. 675 bitki çeşidinin yaşadığı bölgede sarı ve beyaz orman gülü kaplıyor çevreyi.
Hani sopayı dikseniz yeşerir derler ya, öylesine verimli topraklara sahip. Meyvanın neredeyse her çeşidi yetişiyor burada. Kestane, ceviz, dut, hünnap, armut, Trabzon hurması, limon, mandalina, kızılcık, kivi ne ararsanız var. Tabii fındık ve çayı söylememe gerek yok artık. Ege ve Akdeniz bölgemiz orman yangınlarıyla boğuşurken, çok şükür Doğu Karadeniz’in nemli havası ve bol yağışı koruyor ormanları. Bu yüzden yangına pek rastlanmıyor. Bildiğimiz kiraz nadir yetişiyormuş ama, şeker hastalığına da iyi gelen kara yemiş, Karadeniz’in kirazı sanki.
Biz nasıl Ege’de zeytinyağı ile pişiriyorsak yemekleri, Karadeniz’de tereyağı ile yapıyor. Tereyağı dedim de, Karadeniz’in dışında biz çakma tereyağı yiyoruz galiba. Buranınki farklı, mis gibi kokuyor ve ağıza kaymak tadı geliyor. Şimdi marketlerden aldığımız yağlar gibi değil, çocukluğumuzda yediğimiz yağlar gibi… Gerçek tereyağı ile pişen yemeğin tadı da bir başka oluyor. Bu yüzden Karadeniz’in yemekleri çok meşhur.
Muhlama ya da kuymağın tadına doyulmuyor. Aslında ikisi de aynı malzemeyle, tereyağı, özel peynir ve mısır unuyla yapılıyor ama, Rizeliler muhlama Trabzonlular ise kuymak diyorlar ekmeği banıp yedikleri bu çok lezzetli yiyeceğe.
Kara lahana, ısırgan ve mısır çorbası, sarma, hamsili pilav, hamsi tava ya da hamsi kuşu, kuru fasulye, kaygana, turşu kavurması milli yemek sayılıyor. Tatlılarda ise sütlaç başı çekiyor. Laz böreği ve siyah üzüm şırasıyla yapılan pepeçura ise harika.. Bir başka harika ise, lokantalarda ödediğiniz hesapların ucuzluğu. Belki inanmayacaksınız ama, iki kişi döner dahil çeşitli ve çok lezzetli yemekleri yeyip, Marmara-Ege ve Akdeniz’de ödediğiniz hesabın dörtte birini veriyorsunuz. Şaka gibi bir şey.. Karadeniz gerçekten çok ucuz. Çarşısıyla, pazarıyla, giyimiyle inceledim, haydi abartmayayım ama her şey yarı yarıya daha ucuz.
Karadeniz’de bir emekli, asgari ücret alan bir işçi eğer ev sahibiyse (ki burada çoğunun yaylada veya şehirde evi var) büyük şehirlerdeki gibi geçim sıkıntısı çekmez. Hükümet galiba Karadeniz’i örnek alarak, ülke genelindeki emekli ve çalışan kesime verileni uygun görüyor. Büyük şehirlerin emekli yada asgari ücreti ile Karadeniz’inki bir mi? Alım gücü diğer bölgelerden iki-üç misli kuvvetli buranın. Laf aramızda Karadeniz’de hayat çok renkli ve rahat.
Ayrıca Karadenizli de değişik diğer yerlerden. Hani “Karadeniz’in havası sert, adamı mert” diyorlar ya, farklı bir duruşu var uşakların. Özgüveni bol, bileğine ve yüreğine kuvvetli, çok çalışkan insanlar. Hele kadınları, çok fedakar, çok üretici, çok anaç.. Hala sırtında küfeyle dağlardan çay indirenleri var. Evet çaya teleferik yapmışlar ama, dağ köylerinde 80 kiloyu sırtına vurup “bana mısın” demeyenleri de görüyorsunuz hala.
Her yer güzel ama Of’un yaylalarını da çok beğendim. Cana yakın insanıyla, konukseverliği ve nüktedan yapısıyla, mertliği ve sertliğiyle Of’lu ilk bakışta farklı bir karakter yaratıyor. Hani “adamın adı çıkacağına canı çıksın” derler ya, Oflu ürkütmüş herkesi, kafası bozuldu mu topuğuna sıkar adamın sanılıyor. Eskiden öyleymiş, vurdulu kırdılı Oflu ekmek davasına göçmüş büyük şehirlere, çalışmış zengin olmuş, şöhret olmuş, hepsi de muvaffak olmuş. Adlarını saymayayım ama, siyaset- ticaret ve sanat hayatımızda, iş dünyamızda çok sayıda Oflu var.
Kendine has kültüre sahip Oflu, direk Allah’a bağlı olduğunu söyler. Tutucudur, dindardır, Trabzon’luyum demez. Oflu’dur o, dedim ya Ofluluk farklı bir şey. Oflu çevresini korkutmuş, “Oflu’dan uzak dur” dedirtmiş de, Sürmeneli daha mı değişik sanki? Aynı çizginin, aynı duruş ve karakterin delikanlıları. Çarşıda çay içtiğimiz benle yaşıt ihtiyar bir laz, şöyle tarif etti Ofluyla Sürmeneliyi..
-Ha biri topuğundan vurur silahla, öteki karnını deşer bıçakla… Silahlı Oflu, bıçaklı Sürmeneli yani. Sürmene bir bıçak cenneti. Her 10 dükkândan 7’si, hepsi de birer sanat eseri olan bıçak satıyor.
Bu arada Yomra’ya da dikkat çekenler var. Orada eceliyle ölen insanın olmadığını anlatıyorlar gülerek. Şaka bir yana, Trabzon’da, Of’ta, Sürmene’de, Yomra da suç oranı Anadolu’nun diğer bölgelerinden çok daha az. Karadeniz’de biri topuktan vuruyor, diğeri karından deşiyor hikâyesi lafta kalmış anlayacağınız. Sürmene’nin tersanelerini, Uzungöl’ü, arap turizmini ve futbol tutkusunu bir sonraki yazımda anlatacağım.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
CAN PULAK yazdı: "Karadeniz Ucuzluğu"
Avrupa bizi kıskanmaz ama yeşiliyle övünen İsviçrelinin Karadeniz bölgemizi gördükten sonra kıskanacağına kalıbımı basarım.
O nasıl bir yeşil öyle? Bu rengin her tonuna her yerde rastlamak mümkün. Git git bitmiyor, dağıyla taşıyla yemyeşil Karadeniz. Son 10 yılda çok yapılaşmasına rağmen, yeşil değil beton yenik durumda hala. Yeşil, beton yapılardan çok daha fazla ve çok daha hızlı ürüyor. Karadeniz yağmuru ve nemi hemen yeşertiyor çevreyi, çabuk büyütüyor toprağa düşen fidanı. Gür ormanlarda kayın, ladin, köknar, kestane- meşe- gürgen, ıhlamur, çam, çınar, sedir, ardıç ağaçlarından geçilmiyor. Bol yağış ve ılıman iklim, orman ve bitki cennetine çevirmiş Karadeniz’i. 675 bitki çeşidinin yaşadığı bölgede sarı ve beyaz orman gülü kaplıyor çevreyi.
Hani sopayı dikseniz yeşerir derler ya, öylesine verimli topraklara sahip. Meyvanın neredeyse her çeşidi yetişiyor burada. Kestane, ceviz, dut, hünnap, armut, Trabzon hurması, limon, mandalina, kızılcık, kivi ne ararsanız var. Tabii fındık ve çayı söylememe gerek yok artık. Ege ve Akdeniz bölgemiz orman yangınlarıyla boğuşurken, çok şükür Doğu Karadeniz’in nemli havası ve bol yağışı koruyor ormanları. Bu yüzden yangına pek rastlanmıyor. Bildiğimiz kiraz nadir yetişiyormuş ama, şeker hastalığına da iyi gelen kara yemiş, Karadeniz’in kirazı sanki.
Biz nasıl Ege’de zeytinyağı ile pişiriyorsak yemekleri, Karadeniz’de tereyağı ile yapıyor. Tereyağı dedim de, Karadeniz’in dışında biz çakma tereyağı yiyoruz galiba. Buranınki farklı, mis gibi kokuyor ve ağıza kaymak tadı geliyor. Şimdi marketlerden aldığımız yağlar gibi değil, çocukluğumuzda yediğimiz yağlar gibi… Gerçek tereyağı ile pişen yemeğin tadı da bir başka oluyor. Bu yüzden Karadeniz’in yemekleri çok meşhur.
Muhlama ya da kuymağın tadına doyulmuyor. Aslında ikisi de aynı malzemeyle, tereyağı, özel peynir ve mısır unuyla yapılıyor ama, Rizeliler muhlama Trabzonlular ise kuymak diyorlar ekmeği banıp yedikleri bu çok lezzetli yiyeceğe.
Kara lahana, ısırgan ve mısır çorbası, sarma, hamsili pilav, hamsi tava ya da hamsi kuşu, kuru fasulye, kaygana, turşu kavurması milli yemek sayılıyor. Tatlılarda ise sütlaç başı çekiyor. Laz böreği ve siyah üzüm şırasıyla yapılan pepeçura ise harika.. Bir başka harika ise, lokantalarda ödediğiniz hesapların ucuzluğu. Belki inanmayacaksınız ama, iki kişi döner dahil çeşitli ve çok lezzetli yemekleri yeyip, Marmara-Ege ve Akdeniz’de ödediğiniz hesabın dörtte birini veriyorsunuz. Şaka gibi bir şey.. Karadeniz gerçekten çok ucuz. Çarşısıyla, pazarıyla, giyimiyle inceledim, haydi abartmayayım ama her şey yarı yarıya daha ucuz.
Karadeniz’de bir emekli, asgari ücret alan bir işçi eğer ev sahibiyse (ki burada çoğunun yaylada veya şehirde evi var) büyük şehirlerdeki gibi geçim sıkıntısı çekmez. Hükümet galiba Karadeniz’i örnek alarak, ülke genelindeki emekli ve çalışan kesime verileni uygun görüyor. Büyük şehirlerin emekli yada asgari ücreti ile Karadeniz’inki bir mi? Alım gücü diğer bölgelerden iki-üç misli kuvvetli buranın. Laf aramızda Karadeniz’de hayat çok renkli ve rahat.
Ayrıca Karadenizli de değişik diğer yerlerden. Hani “Karadeniz’in havası sert, adamı mert” diyorlar ya, farklı bir duruşu var uşakların. Özgüveni bol, bileğine ve yüreğine kuvvetli, çok çalışkan insanlar. Hele kadınları, çok fedakar, çok üretici, çok anaç.. Hala sırtında küfeyle dağlardan çay indirenleri var. Evet çaya teleferik yapmışlar ama, dağ köylerinde 80 kiloyu sırtına vurup “bana mısın” demeyenleri de görüyorsunuz hala.
Her yer güzel ama Of’un yaylalarını da çok beğendim. Cana yakın insanıyla, konukseverliği ve nüktedan yapısıyla, mertliği ve sertliğiyle Of’lu ilk bakışta farklı bir karakter yaratıyor. Hani “adamın adı çıkacağına canı çıksın” derler ya, Oflu ürkütmüş herkesi, kafası bozuldu mu topuğuna sıkar adamın sanılıyor. Eskiden öyleymiş, vurdulu kırdılı Oflu ekmek davasına göçmüş büyük şehirlere, çalışmış zengin olmuş, şöhret olmuş, hepsi de muvaffak olmuş. Adlarını saymayayım ama, siyaset- ticaret ve sanat hayatımızda, iş dünyamızda çok sayıda Oflu var.
Kendine has kültüre sahip Oflu, direk Allah’a bağlı olduğunu söyler. Tutucudur, dindardır, Trabzon’luyum demez. Oflu’dur o, dedim ya Ofluluk farklı bir şey. Oflu çevresini korkutmuş, “Oflu’dan uzak dur” dedirtmiş de, Sürmeneli daha mı değişik sanki? Aynı çizginin, aynı duruş ve karakterin delikanlıları. Çarşıda çay içtiğimiz benle yaşıt ihtiyar bir laz, şöyle tarif etti Ofluyla Sürmeneliyi..
-Ha biri topuğundan vurur silahla, öteki karnını deşer bıçakla… Silahlı Oflu, bıçaklı Sürmeneli yani. Sürmene bir bıçak cenneti. Her 10 dükkândan 7’si, hepsi de birer sanat eseri olan bıçak satıyor.
Bu arada Yomra’ya da dikkat çekenler var. Orada eceliyle ölen insanın olmadığını anlatıyorlar gülerek. Şaka bir yana, Trabzon’da, Of’ta, Sürmene’de, Yomra da suç oranı Anadolu’nun diğer bölgelerinden çok daha az. Karadeniz’de biri topuktan vuruyor, diğeri karından deşiyor hikâyesi lafta kalmış anlayacağınız. Sürmene’nin tersanelerini, Uzungöl’ü, arap turizmini ve futbol tutkusunu bir sonraki yazımda anlatacağım.
Gelecek Yazı: Fındık- Çay- Futbol
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: BURSA ARENA
En Çok Okunan Haberler