Darülharp, İslam’ın ana kaynağı Kur’an’da geçmemekle beraber, İslam hukukçularının, özellikle erken dönem fıkıh geleneğinin, dünyadaki siyasal düzenleri sınıflandırmak için geliştirdikleri bir kavram.
1. Kavramın Kökeni ve Sözlük Anlamı
Dar: Ev, yurt, diyar, mekân veya egemenlik alanı. Harp: Savaş veya çatışma. Kelime Anlamı:"Savaş diyarı" demektir. Ancak terimsel anlamı doğrudan kesintisiz bir savaş halini değil, hukuki ve siyasi egemenliğin kimin elinde olduğunu ifade eder.
2. Terimsel Anlamı ve Şartları
Klasik dönem mezhep imamlarına göre bir yerin “darülharp” sayılmasının temel ölçütleri şunlardır:
Hukuki Sistem: Ülkede gayrimüslim bir idarenin ve kanunların yürürlükte olması. Güvenlik ve Özgürlük: Müslümanların ibadetlerini serbestçe yapamaması. Komşuluk/Bitişiklik: Bazı fıkıhçılara göre etrafının tamamen gayrimüslim hakimiyetindeki topraklarla çevrili olması.
Aslına bakarsanız İslam dünyasında kavram üzerinde net bir ittifak yok ve kötücül kafaların işlerine geldiği gibi yorumlamalarına yol açacak ciddi boşluklar var.
Bu genel bilginin ardından güncelden devam edelim.
Klasik fıkıhta darülharp, dış ilişkiler ve devletlerarası hukuk çerçevesinde "egemenliğin ve kanunların kaynağı" ile ilgili coğrafi/hukuki bir nitelendirme olsa da yüzlerce farklı fraksiyonu ile Siyasal İslam bu kavramı iç siyaset malzemesi olarak kullanmakta öteden beri...
Yöntemlerinin şiddeti, coğrafyadan coğrafyaya, mezhepten mezhebe farklılıklar gösteriyor olsa da bu konuya bakışlarını mutlak ve tek güç olma ve ulus devletin reddi eksenine oturtmuşlardır.
Kendilerine yön veren Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi kişiler, "Hüküm ancak Allah'ındır" hükmünden hareketle, kendi şeriat anlayışlarıyla yönetilmeyen tüm sistemleri —halkı Müslüman olsa dahi— "cahiliye" veya "darülharp" düzeni olarak görür.
Siyasal İslam, laiklik temelli ulus devletlere karşıdır. Bu sebeple laik yasalarla yönetilen Müslüman çoğunluklu ülkeler dahi bu bakış açısında darülharp statüsünde değerlendirilmektedir. İmparatorluk kafasındaki sözde milliyetçilerle bu noktada gayet kolay eklemlenirler. Tabi “müstevlilerin siyasi emelleri” ile de…
Devlete darülharp gözüyle bakanlara göre ülkenin ve üzerinde yaşayanların her şeyi kendilerine helâldir. Yolsuzluğu, hırsızlığı, yağmacılığı hatta her tür vandallığı sürecin bir parçası olarak görürler.
Lider konumundaki yöneticileri, “Allah’ın yer yüzündeki gölgesi” gibi günümüz sosyolojisine aykırı ve inançsal açıdan da sapkınlık olarak nitelendirilebilecek bir gözle gördükleri de acı bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında birilerinin tükenmeyen kinleriyle Türkiye Cumhuriyeti ile kavgalarına, onu yok etme çabalarına, “utanmıyoruz, gurur duyuyoruz” diye haykırışlarına şaşırıyor musun hâlâ?
Kanser hücresiyle müzakere edilmez, mücadele edilir. Bu mücadele sonucunda kaçınılmaz olarak iki sonuçtan biri gerçekleşir: Ya sen onu yok edersin, ya o seni.
Hırsızların çaldıklarını iade ettiklerinde affedildikleri yeni bir hukuk mu var?
Kafalarımızı, içine gömdüğümüz “romantik” kumlardan çıkarıp gerçekleri görme zamanımız geldi de geçiyor bile…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ALPER ŞİRVAN
Darülharp Gözüyle Bakılırsa…
Öncelikle şunu söyleyelim.
Darülharp, İslam’ın ana kaynağı Kur’an’da geçmemekle beraber, İslam hukukçularının, özellikle erken dönem fıkıh geleneğinin, dünyadaki siyasal düzenleri sınıflandırmak için geliştirdikleri bir kavram.
1. Kavramın Kökeni ve Sözlük Anlamı
Dar: Ev, yurt, diyar, mekân veya egemenlik alanı. Harp: Savaş veya çatışma. Kelime Anlamı: "Savaş diyarı" demektir. Ancak terimsel anlamı doğrudan kesintisiz bir savaş halini değil, hukuki ve siyasi egemenliğin kimin elinde olduğunu ifade eder.
2. Terimsel Anlamı ve Şartları
Klasik dönem mezhep imamlarına göre bir yerin “darülharp” sayılmasının temel ölçütleri şunlardır:
Hukuki Sistem: Ülkede gayrimüslim bir idarenin ve kanunların yürürlükte olması. Güvenlik ve Özgürlük: Müslümanların ibadetlerini serbestçe yapamaması. Komşuluk/Bitişiklik: Bazı fıkıhçılara göre etrafının tamamen gayrimüslim hakimiyetindeki topraklarla çevrili olması.
Aslına bakarsanız İslam dünyasında kavram üzerinde net bir ittifak yok ve kötücül kafaların işlerine geldiği gibi yorumlamalarına yol açacak ciddi boşluklar var.
Bu genel bilginin ardından güncelden devam edelim.
Klasik fıkıhta darülharp, dış ilişkiler ve devletlerarası hukuk çerçevesinde "egemenliğin ve kanunların kaynağı" ile ilgili coğrafi/hukuki bir nitelendirme olsa da yüzlerce farklı fraksiyonu ile Siyasal İslam bu kavramı iç siyaset malzemesi olarak kullanmakta öteden beri...
Yöntemlerinin şiddeti, coğrafyadan coğrafyaya, mezhepten mezhebe farklılıklar gösteriyor olsa da bu konuya bakışlarını mutlak ve tek güç olma ve ulus devletin reddi eksenine oturtmuşlardır.
Kendilerine yön veren Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi kişiler, "Hüküm ancak Allah'ındır" hükmünden hareketle, kendi şeriat anlayışlarıyla yönetilmeyen tüm sistemleri —halkı Müslüman olsa dahi— "cahiliye" veya "darülharp" düzeni olarak görür.
Siyasal İslam, laiklik temelli ulus devletlere karşıdır. Bu sebeple laik yasalarla yönetilen Müslüman çoğunluklu ülkeler dahi bu bakış açısında darülharp statüsünde değerlendirilmektedir. İmparatorluk kafasındaki sözde milliyetçilerle bu noktada gayet kolay eklemlenirler. Tabi “müstevlilerin siyasi emelleri” ile de…
Devlete darülharp gözüyle bakanlara göre ülkenin ve üzerinde yaşayanların her şeyi kendilerine helâldir. Yolsuzluğu, hırsızlığı, yağmacılığı hatta her tür vandallığı sürecin bir parçası olarak görürler.
Lider konumundaki yöneticileri, “Allah’ın yer yüzündeki gölgesi” gibi günümüz sosyolojisine aykırı ve inançsal açıdan da sapkınlık olarak nitelendirilebilecek bir gözle gördükleri de acı bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında birilerinin tükenmeyen kinleriyle Türkiye Cumhuriyeti ile kavgalarına, onu yok etme çabalarına, “utanmıyoruz, gurur duyuyoruz” diye haykırışlarına şaşırıyor musun hâlâ?
***************************************************************************************************************************************
Haftanın Notu:
Kanser hücresiyle müzakere edilmez, mücadele edilir. Bu mücadele sonucunda kaçınılmaz olarak iki sonuçtan biri gerçekleşir: Ya sen onu yok edersin, ya o seni.
Hırsızların çaldıklarını iade ettiklerinde affedildikleri yeni bir hukuk mu var?
Kafalarımızı, içine gömdüğümüz “romantik” kumlardan çıkarıp gerçekleri görme zamanımız geldi de geçiyor bile…