Ülkemizde görülen okul çağındaki ergen çocuklar ile hatta ilkokul seviyesine kadar inebilen akran zorbalıklarının üç temel özelliği var.
• Kasıtlı olarak zarar verme ve amaçlı yapılması
• Süreklilik göstermesi
• Zorba ile kurban arasında güç dengesizliğinin olması
Bireysel ve psikolojik faktörlerin etkisinde yaşanan ailesel travmalar, öz benlik eksikliği, şiddet görme, popüler olma isteği, katı disiplin yöntemleri cezalandırmalar, ihmal ve ilgisizlik, akran baskısı, şiddet içerikli oyunlar, filmler veya sosyal medyadaki saldırgan modeller ve damgalama, duygudaşlık eksikliğinden gelen duygusal karışıklıkların temelinde genellikle bir güç dengesizliği ve bu gücü kötüye kullanma isteği yatar.
Çocuklarımız ve onları yetiştiren aileler, elbette araştırılmalı. Bu bulaşıcı şiddet davranış modelleri için; eğitim, güvenli ortam, denetleme, psikososyal ve rehberlik hizmetleri olarak devletin güvencesinde verilmelidir.
Tabii ki, çocuklarımızı yetiştiren yeni nesil ebeveynlerin de sosyal medya ve dijital ortamda geçirdikleri her değerli zamanı çocuklarına ne kadar harcıyorlar onu da sorgulamak gerekir. Çalışan ebeveynlerin zamanlarının büyük bir kısmı iş hayatında geçtiği için çocuklarının kontrolü ve gösterdikleri ilgileri, yine de çalışmayan annelerden çok daha iyi olduklarını ben kendimden biliyorum.
Peki, evde rutin işlerini tamamladıktan sonra çocuklarını bir an önce okula postalayan, çalışmayan annelerin TV ‘de gündüz kuşaklarını izleyerek zaman öldüren, gün yapan annelere ne demeli! Her anne baba çocuğunun sağlıklı gelişmesini beslenmesini, gelişmesini ister. Çocuğuna vakit ayıramayan onla verimli zaman geçiremeyen, sadece beslenmesini sağlayan gündüz kuşağı programlarının müdavimi olan anneleri nereye koymalı? Sabah çocuğuna kahvaltı yaptırıp gönderen veya çantasına beslenme koyan kaç anne vardır acaba?
Kahvaltı ya da beslenme deyince işin boyutu da değişiyor elbette. Bugün asgari ücretin yoksulluğun altında kaldığı bir ücret skalasında anne, istese de çocuğuna beslenme yaptıramıyorsa bunun suçlusu ebeveyn olabilir mi? anayasasında sosyal devlet yazan bir ülkede, okullarda bir öğün yemek veremeyen bir sosyal devlet olabilir mi?
Geleceğimizin mimarı olacak çocuklarımıza vereceğimiz en hayırlı hizmet, onları sağlıklı, mutlu, uyumlu, bilimsel ve çağdaş eğitimle donatılmış, ülkesini milletini seven milli duyguları kuvvetli, kindar olmayan bireyler olarak yetiştirmek devletin birinci ve asli görevidir.
Kendini gelişmiş süper güç olarak tanımlayan ABD ‘nin halkları; Venezüella’ya, Irak’a, Lübnan’a, Suriye’ye ve İsrail’in İran’a yaptığı zorbalıklarla, Güney Afrika Halkı çocuklarının UBUNTU oyunundaki “mutluluğu yakalayabilirler mi?
Güney Afrika kökenli bir felsefe ve sosyal davranış biçimi olan Ubuntu bir oyun olmaktan ziyade bir yaşam felsefesidir. Bir antropolog, bir kabilenin çocuklarına bir yarışma önerir.
Bir ağacın altına lezzetli meyveler koyar ve "Kim ağaca ilk ulaşırsa meyvelerin hepsini o kazanır" der. Antropolog "Başla!" dediğinde çocuklar birbirleriyle yarışmak yerine el ele tutuşurlar. Hep beraber koşup ağaca aynı anda ulaşırlar ve meyveleri birlikte yerler.
Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda çocuklar; "Biz Ubuntu yaptık. Diğerleri mutsuzken birimiz o meyveleri nasıl yiyebiliriz?" cevabını verirler.
Ubuntu: "Ben, Biz Olduğumuz İçin Benim" demektir. İnsanlığın kurtuluş oyunudur. Bizim Kurtuluş savaşımız da bizim Ubuntumuzdur aslında. Yoksa 10 yılda Türkiye Cumhuriyetinin kazanımları nasıl oluşabilirdi. Hepsi birlik beraberlik tek olduğumuz için oldu. Bu yüzden Atatürk ‘e şimdi etnitecilikle suçlanan sözünün ne kadar art niyet ve ihanetle haksızlık edildiğini görüyoruz.
Günümüz Anayasası (66. Madde): "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. “ Türk olmanın kafatasçılıkla ilgisi yoktur. Türk olmak, Türkiye Cumhuriyetini (UBUNTU)sudur. Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ubuntusunda devam etseydi Atatürk Cumhuriyetinde yanlışlıkların hiç biri olmazdı. Bizim Ubuntu’muzda;
Zorbalık yoktu ama inanç birliği vardı.
Zarar verme yoktu ama herkes için yarar vardı.
Güç dengesizliği yoktu. Kuvvetler ayrılığı ilkesi vardı.
Kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet yaşama sözü vardı.
Atatürk ‘ün kurduğu cumhuriyeti ayrı tutuyorum. Onun döneminde zorbalık değil, barış, sevgi ve üreten bir toplum vardı. Çocukları ve kadınları korumak, sevmek vardı. Atatürk ‘ten sonra gelen yönetimlerde zorbalıklar olsa da kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti, disiplini hep korumayı başardı. Bu disiplini koruyan sistemin sağlamlığı idi. Şimdi çok şey değişti.
Eski Türkiye’de, Anayasa’mızın tanımında belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, laik, sosyal bir hukuk devletiydi. Özlediniz mi?
18.04.2026