Dünya’da yeni oyunlar oynanıyor, yeni kurgular kuruluyor. Tiyatral bir gösteride oyuncular sahne alıyor. Oyunun adı, “Yeni Dünya Düzeni.” Devletler şirketleşiyor, insanlar köle bir sistemin kurbanı oluyorlar. Yeni düzen, Dünya’yı bir hortum gibi içine çekerken bu çemberin dışında kalanlar da bir girdabın etrafında savruluyorlar. Hortum, hava kütlelerinden sıcak ve nemli olan kütlenin aşağıda, soğuk ve kuru olanın yukarıda konumlanmasıyla tetiklenen bir doğa olayıdır. Soğuk kütle ile sıcak kütle yer değiştirirken girdap oluşur. Hortum, sıcak ve soğuk kütlenin yer değiştirirken içindeki toz ve taneciklerin hareketi birbirlerine çarpmaları sonucu büyük bir çekim enerjisi oluşur. Bu hareket dönme enerjisini yaratır. Girdapta aslında bir yeraltı hortumudur. Gökyüzü ile yer arasında oluştuğu gibi yer ile yeraltında oluşan bir döndürgeçtir. Tıkalı bir lavabonun açılması, suyun dönerek gitmesi de bir hortumdur. Burada, yüzey basıncı (açık hava basıncı ile suyun basınç farkları rol oynar.
Suyun veya havanın hareketini değiştiren hortumun döndürgeçliğini etkileyen etkenler yok mudur? Yenidünya düzeninde, dijital bir çağın hortum etkisini yaşarken çevresine gelen her şeyi yutan bir canavara dönüşüm varsa, bu hortumun ülkemizdeki kendi sebeplerini de bilmemiz gerekir.
Her şey ölür, her şey yine çiçeklenir; sonrasızca sürer varlık yılı.” - Böyle Buyurdu Zerdüşt | Friedrich Nietzsche
Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan ya da ejderha figürüyle sembolize edilen ouroboros sembolü, yok oluş ve yeniden doğuşu anlatır bize. Dünyanın düzen değişiklikleri bir döngünün yenilenme sürecidir aslıda. Bu yüzden, “Tarih tekerrürden ibarettir.” sözü hem geçerli, hem de değiştiremediğimiz gerçeklerle doludur.
Yenidünya düzeninde oyunun kuralları basit. Oyunun Dünya ve Türkiye sahnesinde kural, her şeyi magazinleştirmek, basitleştirmek, kuralları kuralsız hale getirmek.
Magazin: Az yazılı, bol resimli ve kalabalığı ilgilendiren çeşitli konulardan, genellikle halkın hoşlanacağı hafif şeylerden söz eden bilgi veren dergi gazete vb. Her şeyin basitleştirilmesi önemsizleştirilmesi de aslında bu yüzden.
-Suç ve hukuk magazinleştirildi.
-Eğitim, sağlık, sanat ve kültür magazinleştirildi.
-Din ve para magazinleştirildi.
-Ahlaksızlık magazinleştirildi.
-Magazin olmadan toplumu etki altına alamıyoruz.
Kadın öldürmek, çocuk istismarı ve hırsızlık yapmak, mafyalaşmak, suçsuz insanları lekelemek, ergen çağındaki gençler arasındaki şiddet, zorbalık, haksız kazançlar, ekonomik güçsüzlük, işsizlik ve gelecek kaygıları sistemin getirdiği oyunun kurallarıdır. Bir nesil hep bunları gördü ve yaşadı. Toplumsal refleksi içselleştiremediği için kendinden sonra gelen nesillere gördüğü bildiği yanlış şeyleri onların doğruları olarak aktarılacak. Anormal olan şeyleri normal olarak görmeye alıştırmak, yenidünya düzeninin en çok istediği (baskın) şeydir. Bugün kapitalist devletlerin ölçüsüz, orantısız, haksız ve zorbalık kavgalarının küçük versiyonlarını şimdi ergenler yaşamıyor mu? Uygarlık veya medeniyet sadece çağı yaşamak değildir. Artık, bu durumda tarih öncesi çağlarda yaşayan insanların bugünkü Dünya’dan daha geride olduklarını kim söyleyebilir!
Bugün emperyalist devletlerin tarih boyunca süren sömürgecilik iştahları yeniden azgınlaşmıştır. Emperyalist devletlerin bugünkü savaş taktik ve ahlaki değerleri I ve II. Dünya savaşlarındaki ahlaki ve etik değerlerden daha fakir ve acımasızdır. ABD ve AB ülkeleri sömürgeciliklerini artık kahpece, cebren ve hileyle yapmaktan çekinmiyorlar.
Biz bu Yenidünya düzeninin yarattığı hortumu neden kesemedik! Sevgi dilini neden kaybettik!
-Dünyada ilk ve tek olan Atatürk’ün çocuklara bayram armağan ettiği < 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘nda > Dünya çocuklarını davet etmeyi ve kutlamayalı çok uzun yıllar oldu. Atatürk, "Çocuklar geleceğin en kıymetlileridir" diyordu. Sevgi dilini gösteremedik. Onları koruyamadık, değersizleştirdik.
-Komşun açken, sen tok olamazsın anlayışını kaybettik.
-Aile bütünlüğünü kaybettik. Çünkü egolarımızı şişirdik, çalışan ve emek verenleri unuttuk.
-Üretmeden çok tüketmeyi öğrendik.
-İnsanları kandırmayı, enayi yerine koymayı akıllılık zannettik.
-Küçük yaşta çocuklarımızı eğitimden uzaklaştırdık. Onları çocuk gelin yaptık. Bahislerde ve madde kullanımlarında kaybettik.
-Her şeyi betonlaştırdıkça duygularımızı kaybettik. Çevremizi koruyamadık.
-Geleneksel kültürlerimizi koruyamadık. Küçücük bebeğe pırlanta yüzük taktık.
-Doktorlarımıza, öğretmenlerimize sahip çıkamadık.
-Oysa hepimiz aynı gemideyiz diyorduk ama gemi su alınca gemiyi kurtarmayı birlikte yapmadık.
-Emeğin hakkını veremedik.
-Dilimizi, dinimizi koruyamadık.
-İş ahlakını ve etik değerlerimizi yok saydık.
-Ülkemizin zenginlik kaynaklarını akıllıca kullanmadık. Hep borçlandık.
Bunları yapmadığımız için yenidünya düzeninde oyun kurallarına uymak zorunda kaldık. Girdap yapan hortumları, yapmadıklarımızı yaparsak kesebiliriz ancak. Atatürk ‘ün Osmanlı’nın küllerinden yarattığı bağımsız ve ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yine yeniden doğan Anka kuşu gibi yaratabilmeliyiz. Ya da kuyruğunu yiyerek yeniden doğan ouroboros yılan sembolü gibi… Umutsuzluğa kapılmak doğru değil. Şimdi Anka kuşu ya da Ouroboros olma zamanı.
Bir asırlık Cumhuriyetimiz, Dünya‘da medeni, uygar, laik ve sosyal devlet olma gücünün ışıklarını hep yanık tutmamızı sağlatıyor.
01.02.2026