Bursa Arena E'Gazete
2026-02-21 16:22:07

“Soyağacı” Işığında Epsteın Bataklığı -2-

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN

21 Şubat 2026, 16:22

Adrenokrom

Burada Epstein bataklığı (Skandalı)nda da bahsi çok geçen adrenochrom (Adrenokrom) üzerinde durmak gerekiyor. Adrenokrom, Hunter Thompson’ın 1971 tarihli “Fear and Loathing in Las Vegas” romanı ve 1998 yapımı filmi ile tanınmıştır. Hem roman hem de filmde adrenokromun insanlardan elde edilen halüsinojen madde olarak tanımlanmıştır. Fakat bu maddenin tedavi edici, gençleştirici bir özelliği henüz keşfedilmemiştir.

Her klasik kaynakta ifade edildiği gibi “adrenokrom, adrenalinin oksidasyon ürünüdür ve ilgili katekolaminlerin oksidasyonunda kolayca elde edilen aminokromlar olarak bilinen kırmızıdan mora renkli indolin-5,6-kinonlar ailesinin en bilinen üyesidir” (Heacock & Powell, 1975: 277) . Panfilov ve arkadaşlarının (2025) “Epinefrinin (Adrenalin) Fotokimyasal Salınımı Sırasında Toksik Yan Ürün Oluşumunun Azaltılması” isimli çalışmasında “adrenalinin (epinefrin) fotokimyasal salınımı, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip olan adrenokrom oluşumuyla birlikte gerçekleşir” denmektedir. Panfilov ve arkadaşları bu etkiyi ayrıntılı olarak incelemek için, iki “kafeslenmiş” (Bileşenlerden birinin oluşturduğu boşlukların başka bir bileşene ait atom ve iyonlarla doldurulmasıyla oluşan bir kimyasal bileşik) adrenalin analogu (başka bir bileşiğe yapısal açıdan benzese de, işlevsel ve alt gruplarda farklılık göstermesi durumu) sentezlemişler ve karşılaştırmışlardır. Bu analoglardan ilki, adrenalin’in amino grubuna bağlı bir orto -nitrobenzil koruyucu gruba sahip klasik bir bileşiktir. İkinci analog, orto -nitrobenzil grubunu korumakla birlikte ek bir karbamat bağlayıcı içermiştir. Her iki bileşiğin fotolizi (bir kimyasal bileşiğin moleküllerinin ışığın ( fotonların ) emilimiyle parçalandığı kimyasal bir reaksiyon) aynı koşullar altında gerçekleştirilmiş ve elde edilen ürünler UV-Vis spektroskopisi (Ultraviyole ve görünür ışık (UV-Vis) absorpsiyon spektroskopi bir ışın demetinin bir örnekten geçtikten veya bir örnek yüzeyinden yansıtıldıktan sonraki azalmasının ölçülmesi), kromatografi (karışım halindeki maddeleri analiz etmek, saflaştırmak, ve karışım içerisindeki bileşenleri tanımlamak ve miktarını ölçmek amacı ile kullanılan bir yöntem) ve NMR teknikleri (kimyasal olarak moleküllerin yapı tayinini belirlemek için) kullanılarak analiz edilmiştir. Şaşırtıcı bir şekilde, klasik bileşik adrenokrom oluşumuna yol açarken, karbamat tipi kafeslenmiş adrenalin bu yan ürünü üretmemiş ve aktif maddenin temiz bir şekilde salınmasını sağlamıştır. Sonuç olarak bu makalede, bir karbamat bağlayıcısının adrenalinin “kafesli” bir analoğuna eklenmesinin, ürünün kafesten çıkarılması sırasında foto oksidasyonunu azalttığını göstermiştir. Bu, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip adrenokrom ve alt ürünlerin oluşumu olmadan adrenalinin temiz bir şekilde üretilmesini sağlamıştır. Çalışma daha sonra, yeni karbamat tipi “kafesli” adrenalinin in vitro trombosit aktivasyonu için uygulanabilirliğine de örnek teşkil edecektir (Panfilov, 2025:10).

Adrenalin ve adrenokromdam benzerliğinden farklı olarak “clostridium botulinum” bakterisinin ürettiği bir toksin olan botulinum toksini de örnek verilebilir. Tıbbi uygulamalarda gerekli durumlarda ve minimal dozlarda örneğin; kas tonusunda azalma, inme hastalarındaki üst ekstremite (kollar) spastisitesinde (kas hareketlerinde) botulinum toksini hastaların iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Aynı botulinum’un bir tatlı kaşığı kadarı ise teorik anlamda (pratikte mümkün olmasa da ) 85 milyonluk Türkiye’yi biyolojik silah olarak yok edebilme gücüne sahiptir.

Soysuzlar için Soyağacı (Londra)

Meryem’i de yanlarına alan Şeküre ve Ziya daha sonra Türkiye’den ayrılır ve Londra’ya yerleşirler. Evlatları gibi gösterdikleri Meryem ile hiç dikkatte çekmezler. Meryem’in adını da Mary yapmışlardır. Mary burada büyür anne ve babası olarak Şeküre ve Ziya’yı bilir. Londra’da David isimli biriyle evlenir (1990: 3.Kuşak). Bu evlilikten Adam isimli bir çocukları (2000’ler: 4.Kuşak) olursa da boşanırlar.

“Boşanma sonrası yıkılan hayatını geri toplayıp ayağa kalk­maya çalışan Mary, annesi Şeküre'yi ve babası Ziya'yı ru­hunda deprem etkisiyle ansızın Londra'da toprağa verdikten hemen sonra baba evine döndüğünde şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Elini atıp açtığı her çekmecenin ya da kilitli her valizin içinden tomar tomar para ve külçe külçe altın çıkmıştı”(s.182). Bu paralar illegal bir hayatın birikimidir. Üvey babası ve üvey annesi uluslararası çetenin organizatörleri olarak çok servet edinmişlerdir. Halbuki Mary, Ziya’yı mütevazi atelyesinde çalışan biri olarak bilmektedir.

Mary (Meryem)“Evlerinin garajına yöneldi. Babası, evdeki vaktinin çoğunu bahçedeki garajın içinde bakımsız dökük atölyesinde tek başına geçirirdi. Dışarıdan bakılınca her şey ne de köhne görünüyor ve çevresindeki herşeyle yamalı bohça gibi sırıtıyordu. Babası her bulduğunu garajın içine tıkmıştı. Düzen yoktu. Her şey üst üste yığılmıştı. Hiçbirine yıllarca el değmediği herşeyin toz ve pisik içerisinde olmasından belliydi. Kapının harap halinden de belliydi ki içeride ne var ne yok hiç de merak edilmemişti” (s.182).

“Babası Ziya'nın ıvır zıvır şeyleri tamir ettiğini sandığı atöl­yesinin sözümona derme çatma tahta kapısını açtığında ise, gördüklerine asıl o an inanamadı. Harap kapının içerden açılan tarafındaki ikinci kapı, adeta bir uzay mekiğine açılıyordu. Plazma ve ışın lazerle kesilen monoblok paslanmaz çelikten sur gibi kapıyı otomatik açmak için neyse ki göz retinası isten­miyordu. -Belki de babası özellikle önlem almak için yapmıştı. Kim bilir?- Teknoloji çağında bio-medikal ve moleküler biyolojinin mikro yazılım ile bu kadar ilerlediği çağda canlıyken iradesi dışında herhangi bir zorlamaya karşı, retina ile değil de aklı ile karşılık verebilmek için şifreyi eski usul ile sağlamlaştırmıştı. Malum, insanlığa henüz çip takılmamıştı. Beyni, kodladığı “password”u koruyacak hakimiyetteydi. Yani kapının şifresini rızası dışında kurcalayanlara karşı, en ilkel yöntemle tedbirini almıştı. Kapı zorlandığı anda, içeride ne var ne yok demeden kendini imha edecek düzenek kapının gerisinde profesyonelce tuzaklanmıştı. Çok az kişi bilirdi Londra'da Mary'nin “Meryem” olduğunu. Mary,şansını denemeye karar verdi, şifre “Meryem” olabilirdi. İsmini tuşladı, evet, haklı çıkmıştı, gizli kapı açıldı. İçeri girdiğinde ise, askeri üsteymiş hissine kapıldı. Teknoloji fakiri sandığı, her haliyle mülayim, hayatını otomatiğe bağlamış, işinden eve, evden işe ve bir de derneğe gidip gelen, kendi halinde yaşayıp giden babasına inanamıyordu. Hatta babasının başka herhangi bir şeyden anlamadığına yemin bile edebilirdi. Mary'nin ağzı açık kalmıştı. Şaşırmayıp da ne yapsın? Garajdaki teknolojiyi görse Ellon Musk'ın bile gözü kamaşır, ağzının suyu akardı” (s.183).

“Bilgisayar ekranı açılınca ortaya çıkan resimler korkunçtu. Bir iki resim ve görüntüden fazlasını izleyemedi Mary. Ağlamaya ve kusmaya başladı. Çocuk kaçakçılığının dünyadaki en büyük ticaret alanla­rından biri olmasının sebebi, sadece seks değildi. Fazla dillen­dirilmeyen, ancak dünya tarihi kadar eski “adrenochorom” şeytani ayinlerinin günümüzde de varlığının kanıtları gözünün önündeydi. Resimler ve videolardaki işkence gören çocukların değil bedenleri, gözlerinin akı dahi, artık beyaz bile değildi. Kan revandı. Acı ve korkudan göz damarları çatlamış, gözlerinin tamamına kan oturmuştu. Küçücük bedenlere yapılan işken­cenin boyutu korkunçtu! Stres, korku ve dehşet altında acımasızca işkence gördükten sonra bu yavruların minik vücutlarından pompalanan adrenalin hormonu içeren kan, açık artırma ile satılıyordu. Alıcı listeleri ne kadar da uzun ve talep nasıl da çoktu. Sıraya dizilmişlerdi. Çarşaf çarşaf listelerde, dünyanın dört bir yanından itibarlı -sözüm ona- çok saygın isimler, ayrı gruplar halinde bir araya toplanmıştı” (s.184).

“İksir dedikleri, şişelenen temiz enerjiye sahip olma yarışına giren bu vampir yaratıklardan bazısı, o kanın ne şartlarda şişelendiğiyle de ilgilenmiyordu. Bu, organ mafyasına parasını bastırıp kendisine ya da bir yakınına organ satın almak gibi bir şeydi. Ya da kürk giyip et yiyen sözde hayvan severler gibi ... Onlara göre ne vardı ki? Parasını bastırmış, almışlardı. Onlar almasa başka birisi nasılsa alacaktı. Vampirlerin vicdanları ra­hattı ... Mary'nin ruhu kararmıştı. Gördükleri karşısında yüreği cayır cayır yanıyordu. iyi kalpli babasının nasıl kalpsiz biri olduğunu anlamıştı. Babası Ziya, uluslararası pedofili trafiğinin üst düzey yöneticilerinden biriydi. Dünya, şeytani bir ağ tarafından yönetiliyordu. İngiltere, Avustralya ve Amerika bu şeytani şebekenin güç kaynağıydı. Enerji, şeytani şebekenin tünel adını verdiği yeraltında gizli sığınaklarında hapsettiği, genellikle Uzakdoğulu ve Ortadoğulu “batarya” dedikleri çocuklardan akıyordu. Çoğu kaçırılmıştı ya da pedofili, tecavüz, işkence, cinayet ve soyu bozma eylemleri için özel üretiliyordu. Şeytani ağın katılımcılarına pedofil sapıklara üye deniliyordu. Sistem, suça ve vahşete karışan tüm üyelerin, her birinin işledikleri suçun infaz bedelinin ödendiği bir ücret karşılığında çalışıyordu. Ödediği paraya göre, kademe kademe ... Bir piramit gibi. Ayinleri ekrandan izlemek, ayinin olduğu mekanda camın gerisinden ayini izlemek, bizzat ayine katılarak ama eyleme katılmadan izlemek, ayine katılmak ve ayinde başrol ya da tali rol üstlenmek, hepsi için ayrı para ödenirdi. Ancak adrenochrome için, yani kurban edilen çocuktan akan kanı içmek için para basma, ayin tamamlanmadan, internet üzerinden açık artırma yöntemiyle yapılırdı. Parayı bastıranlar arasında, yani ekran karşısında ya da ayinin yakınında ya da tam içinde olan katılımcıların asıl enerji patlaması, masum canlar acı içinde çığlık attıklarında yaşanı­yordu. Medeniyet yalanı ile evrimleştiğini sanan insanlık, günü­müzde de ilkel çağda arenada toplanan kalabalıktan farksızdı”(s.185).

Yazının devamı için tıklayınız

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.