Çocukluğunu özleyen, çok şey bilmeseler de bilge büyüklerle büyümüş, onların her dediğinin doğru olduğuna inanmış bir kuşağız biz. Öyle olmasa Gulyabanilere, yalancı çobanlara, pamuk prenseslere inanır mıydık? Hayal dünyamızı kendimize göre kurgulayıp, kendimizle olan çocuklardık. En yaramazımız komşunun bahçesinden meyve çalar veya dikkatini çekmek için hoşlandığı kıza sapanla taş atar ya da taş altlarına mektuplar koyardı. Romantizmimizin geldiği en son noktaydı bu.
Gökyüzü ulaşılmazdı. Gezegenlerin sadece adını ezbere bilirken bir gün Ay’a ayak basıldığına şahit oluverdik. Tuşlu telefonlar nadir evlerdeydi. Postanelerde sıra bekler ve yine onların vasıtasıyla sevdiklerimizden haber alırdık. Bir gün elimizin, gözümüzün ayrılmaz parçası olacağını bilmeden. Postacı bize selam verir, çocuk gönlümüzü hoş ederdi ve geceyi bölen bekçi dayılar sayesinde huzurla ve güvenle uyurduk.
Sokağın sonunda bir yabancı görsek, merak ederdik. Dikkat kesilir, geliş amacını öğrenmeye çalışırdık. Korkaktık ama bir o kadar da korunaklıydık. Büyüklerimiz içki şişelerini gazeteyle sarar, orta yerde sigara bile içmezlerdi. Herkes herkesin amcası, teyzesi, eniştesi, dayısı, halasıydı.
Kitaplar, resimli romanlar, öğretmenlerimizin her oyun değiştiğinde bizi götürdüğü devlet tiyatroları, yazın leblebi gazoz ve patlamış mısır eşliğinde izlediğimiz yazlık sinemalar kültür dünyamızı oluştururken en açık sahnesi masumane öpücük olduğunda bile gözlerimizi yumduğumuz edep anlayışının hakim olduğu günlerde büyüklerimizin, kimsenin gözüne batmayan eğlence anlayışları da bir sınır içerisindeydi.
Aile büyüklerinin başköşeye oturtulduğu sofralarımızda edilen nasihatleri hep can kulağıyla dinler, günü gelince ne kadar doğru olduğunu anlayıp haklarını teslim ederdik.
Hiç mi suçlularımız, can yakanlarımız olmadı?
Oldu elbette, ne hikâyelerle karşılaştık. Ve öylesine nefretle kınandı ki kimse onların durumuna düşmek istemedi. Rüşvet, hırsızlık, sarhoş olmak, küfür, aile içi şiddet, tecavüz ve benzeri yüz kızartıcı suçlardan bihaberdik.
Kirlenmemiş bir dünyada büyümenin nasıl bir ayrıcalık olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyoruz.
Şeytanı, sivri boynuzlu, pelerinli ve kocaman kazma dişli olarak çizerdik. Zaman geçti, insan kılığında ve ruhu kapkara varlıklarla karşılaştıkça dahası olabilir mi, diye düşündükçe daha dahasıyla karşılaştık.
Film ve romanlarda Roma arenalarında insan kıyımını izlerken vahşetin nirvanası sanıyorduk. Değilmiş. Güpegündüz çocuklar sahillerde vuruldu. İnsanlığın gözü önünde katliamlar yapıldı. Keyifle ve tıpkı o imparatorlar gibi ağızlarının suyu aka aka izledi erkler.
İnsanlığın merhamet ve cesaret duygularını emdiler korku salarak. Ve kuklalarını kendi düzenlerine bekçi koydular. Seçeneği kalmamış halkları boyun eğmeye, biat etmeye zorladılar. Başardılar da. Biz de fazlasıyla nasibimizi aldık.
İnancımızın tertemiz, çıkarsız, samimi yaşandığı günlerde günahı bilirdik. Pembe yalanlar, kendini öncele safsataları, bedenin hazzına endekslenmiş özgürlük söylemleri beynimizi yıkarken kadim değerlerimiz masallar kadar uzak kaldı. Yardımı, paylaşmayı unuttuk. Şimdilerde çocukluğumuzun konforlu günlerinin bedelini toplumumuz en ağır biçimde ödüyor, ödettiriyorlar.
Çocuklarımızın hayal dünyasını çalıp, kendi hayallerinin piyonları yaptılar. Çağdaşlaşma adına taş devrine dönen, boynu telefona bakmaktan bükülmüş bir nesil yarattılar. Korkarım ki çocuklarımızın saygı, sevmek, merhamet, incitmek gibi insana ait kavramları rafa kaldırmalarına tanıklık edeceğiz kahrolarak.
Şeytan bizim zamanımızda gülüyordu. O bir melekti, isyan etmeden önce. Şimdilerde ona atfedilen tüm değerlerin çalındığını görüp ağlıyordur eminim. Masum yavrularımızın hunharca birbirini katlettiği bu günlerde hepimiz ama hepimiz bir parça sorumluyuz. Yanlışlara sustuk. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi insanlık dışı deyimleri araç edindik duyarsızlığımıza.
Mesleğinin erdeminden habersiz, sorumluluk bilincinden yoksun, kendi çıkarları için kimsenin gözünün yaşına bakmayan büyükler, şeytanı en çok ağlatan sizlersiniz.
Kahraman meslektaşım Ayla Kara’yı saygıyla anıyorum. Adının can verdiği okula verilmesinin gerektiğini düşünüyor, yavrularını kaybeden ailelere sabır, kaybettiğimiz yavrularımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Son olur inşallah duasıyla…