Kurulsa pazarın hiçe gidersin,
Zatını bulunmaz cevher mi sandın?
Bir kuru gururla şımarıp durma,
Yeryüzüne kendini eksen mi sandın?
Dünya dediğin bir konak yeri,
Geçici bir han.
Nice padişahlar geldi,
Ama gitti perişan...
Bir nefeslik ömre kurdun,
Binlerce plan,
Bu boş hayalleri kader mi sandın?
Kibirle yürürsün göğsün kabarık,
Lakin
İç dünyan karanlık, virane, yıkık,
Zannetme her kapı sana açık,
Kendini,
Dünyaya önder mi sandın?
Nice saray kuranlar,
Nice hüküm sürenler.
Sonunda
Hepsi de toprağa girenler,
Bir kefenle gider,
Varlığıyla övünenler…
Malını mülkünü,
Arkandan gelir mi sandın?
Aklın bir parça,
Heveslerin derya,
Nefsine kul olmuşsun,
Günahlar furya…
Halbuki dünya bir serap,
Boş bir hülya,
Azrail sana gelmez mi sandın?
Ey insan!
Bir bak şu halin nice,
Yarın adın anılmaz olur,
Kalır birkaç hece,
Bir nefeslik ömrü sultanlık bilme,
Bu fanî dünyayı mülkün mü sandın?
Rüzgâr gibi geçer şöhretin, şanın,
Sonsuzluğa kalır mı sandın,
Bunca muradın?
Bir avuç toprakla kesilir tüm feryadın,
Dünya saltanatı ebedî mi sandın?
Nice şahlar geldi,
Nice krallar gitti,
Tahtına güvenen
Nice canlar gitti.
Zamanın değirmeni hepsini de öğüttü,
Kendini dünyada kalıcı mı sandın?
Gönül aynasını pas ile örten,
Hakikat güneşi doğmaz o yürekten,
Bir nefeslik ömre,
Saraylar kurarken,
Bu fanî gölgeni ebedi mi sandın?
Ey insan,
Varlığın kısa bir nefes kadar,
Her şey gelir geçer, kalmaz yadigâr,
Ömür dediğin uzun bir rüya kadar,
Ecel kapındayken her yer sana dar,
Kendini bu cihanda ebedimi sandın?