İki yana örgülü ipekten güzel saçları vardı, uçlarına hani o ilkokula giden kızların bağladıklarından, beyaz kurdele bağlanmış, yaklaşık beş veya altı yaşlarında, gözlerinin içinde güzellikten güller açmış kızın. Mavi, ince, kolları dirseğinden kesilmiş tişört ve altında yine ayak bileklerine kadar salınmış, allı morlu, pazenden olma, beli lastikli uzun eteği üzerinde. Narin ve ince olan bedenine uzun ve bol gelmiş lakin, emanet duruyor üzerinde. Ama, bir o kadar da köylü güzelini anımsatıyor bakınca karşıdan. Ayak bileklerine gelip terse katlanmış, ucu dantelli, eski zamanların modası beyaz çorap ve bayramlık kadar yeni, siyah iskarpin ayakkabısı da ayağında. Küçük, köylü güzeli edasında bir melek. Masum ve ürkek. Gözleri dolu dolu, akmaya ramak kalmış, bekliyor. Sanki saklanmış bir yerlere, korkutmuşlar güzelimi. Ve yıllar geçmesine rağmen büyümekten korkmuş yavrucağım, kirli dünyadan kaçmış, kırılmaktan korkmuş, oracıkta duruyor. Her fırtınada saklanıyor yine aynı yere, aynı kıyafetle, aynı ürkeklikle.

Sözüm sanadır; dik başlı, ayağı yere sağlam basan kadın!

Güçlü görünmek zorundasın, biliyorum. Biliyorum; senden başkası göremez içindeki fırtınayı, boranı.

Bakmak ile görmek arasındaki farkı bilmeyen veya bir şeyleri görse de yanımızdan umursamadan geçip giden bir sürü insan var çevremizde. Ya biz göstermiyoruz kendimizi ya da onlar sadece dışımızla ilgileniyor. Düşüncelerimizle, duygularımızla, içimizde taşıdıklarımızla hiçbir alakaları yok.

İçinize o masum çocuğu hapsetmenizin bir sürü nedeni olabilir elbette. Ama, birçok insanın da böyle sakin, önüne gelen herkesin yanaşamayacağı özel bir limana ihtiyacı vardır. O liman seni korur kopan her fırtınadan, kardan, borandan. Genç kılar seni bazen, bazen de ciddi konularda fırlar içindeki çocuk oturduğu yerden, sebepsiz gülücük olur, gelir, konar dudağına. Kimse bilmez sebebini, nedenini, gereğini. Zaten bilmesinler de...

''Ben gördüm!'' desem sana haksızlık etmiş olurum. Evet ben gördüm ama, sen de gösterdin bana, açtın içini. Ben dışarıdan kapının kolunu aradım aylarca ve sonra öğrendim ki; yüreğine dışarıdan açılan bir kapı yokmuş. Sen açtın bana, o çıkmayı asla istemediğim hanenin kapısını. Dergâhta çile doldurup ehl-i kamil kapısı arayan bir zatım ben; hancının merhametine sığınmış kimsesiz bir yolcu, beyaz bayrağı çekmiş teslim olmuş yaralı bir askerim, sıcak anne şevkatini arayan öksüz kalmış bir insanım ve gönül kapından girdikten sonra, dünyadaki bütün kilitlerle arkasının kapanmasını isteyen biriyim. Hanende kalıcı olmak istiyorum, misafir değilim...

Hiç beklemediğin zamanda, ''Asla!'' dediğin bir günde gelir, çıkar karşına, açılır gönülden bir kapı. Bazen bir kuşun kanadında, bazen dört yapraklı yoncanın bulunmaz dördüncü eşinde, ''Seviyor, sevmiyor''la bitirilen papatyanın beyaz temiz yapraklarında, bir türkünün yarım ezgisinde, bir şiirin en son hecesinde gelir, bulur seni. Tesadüf değildir hayatta hiçbir şey. Tesadüf değildir; karşımıza çıkan bir yabancının, içimizdeki saklı çocuğun saç örgüsünü görmesi.

Sebep arıyorsan bütün bu sorulara "Fırsat elde iken sevmeli yari" demiş Zaralı Halil baba.

Geçmeden vakti...

..

ZOR SEVDA

Gidiyorsun içimden sen, üşüyorum.

Ayağım kaydı buluttan, düşüyorum.

Kadehlere doldurdum seni, içiyorum.

Gidiyorsun, düşüyorum, üşüyorum...

.

Vedası zor sevdiğim,

Sevdası kor sevdiğim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alican 2 ay önce

Bu güzel yazıdan sonra ben de size bir armağanda bulunayım.. Sizin için; (Lütfen dinleyin olur mu)
https://www.youtube.com/watch?v=s9MCN0SsXfQ

Avatar
Dr Ayşe 2 ay önce

Gerçekten çok samimi ve içten. teşekkürler.