150

“Seven bir iddia sahibidir ve bu nedenle sınanması şarttır" derler ki haklılık tarafı oldukça fazla…

‘Seviyorum demek çok kolay; hadi öl, deyince ölen var mı?’ diyen şarkı, bu ispatın canla olması gerektiğini söyler.

Sevdiğin için ölmek mi; onu iyi yaşatıp birlikte var olmak mı?

Duruma göre değişir… Kestirip atmak zor.

Cengiz Aytmatov, belki de sinemaya uyarlandığı için daha bilinir olmuş “Selvi Boylum, Al Yazmalım” adlı romanında “sevgi emektir” diyerek konunun özünü ortaya koymuş.

Sevgi, gerçekten de emektir. Daha açık ifadeyle sevilene sahip olmak için değil, sevileni mutlu görmek, onun yanında olmak için verilen emektir.

İnsan, dilinde olanı eyleme dökmekte zorlanan bir varlık. Öte yandan her şeyi en tepeden tanımlamaya yatkın.

Aşk konusunda da öyle…

Beğenmek… Hoşlanmak… Sevmek… Âşık olmak…

Karşılıklı verilen emek ve türlü yaşanmışlıklarla birlikte geçen on yıllarla sınanır aslında ilişkiler… Bu sınavı veremeyen ilişkiden doğan hiçbir duygunun bu aşamaları geçip aşka eremeyeceği, aşk olamayacağı gerçeğine karşın “aşkımlar, hayatımlar” havalarda uçuşup olması gereken yeri aramaya devam ediyor.

1992 yılında fizik tedavi amacıyla 1,5 ay gibi bir süre Ankara Numune Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde kaldım. Cep telefonlarının henüz olmadığı günler… Giriş katta iki ankesörlü telefon var. Özellikle akşamları, yurdun dört bir yanındaki sevdiklerinin sesini duymak için sıraya girmiş insanlar…

O sıralarda kulağıma ilişen şeyler, insan denen fâni için aşk seviyesinin sadece küçük bir umut olabileceği fikrini kuvvetlendirmiştir bende…

Şöyle bir konuşma düşünün:

“Hiç arayıp sormuyorsun kazadan beri? Kaza olmasaydı biz bugün evli ve balayında olacaktık, biliyorsun değil mi?”

“Ama aşkım…”

“Aşkım deme bana, aşkım deme bana!”

Bunlar nişanlılar… Bir de evliler var. Kadın, erkek, genç, yaşlı fark etmeden onlarca farklı örnek verebilirim. Ki bu yazdığım nadiren işittiğim, en yumuşak konuşmalardan…

Aşk şöyle bir dursun da önce bir sevmeyi, belki “aşkla sevmeyi” başarsak yetmez mi şimdilik?

Kabul etsek de etmesek de insan böyle bir varlık. Dün de bugün de yarın da... Fıtrat fıtrat denen şey bu. “Yaratılmışların en şereflisi” kibrine karşın… İnsan, ilk nefesten son nefese kadar tekâmül etmesi, gelişmesi gereken bir fâni yaratık!

Öbür gün 14 Şubat…

Neoliberal soslu kapitalizme yenilmeyen, emekle çoğalttığınız, güzel olan her şeyi sevmeye kapı aralayan, bağımlılık değil bağlılıkla taçlanmış sevgilerinizin aşka ulaşmasını diliyorum.

Haftanın Notu:

Vatanı sevmek, onu büyütüp onunla büyümek, saldırı olduğunda canı pahasına korumaya çalışmak demektir. Burada tereddüt yok! Ama bugün, vatana bakınca kendisine kötülük yapanlarla zorla evlendirilmeye çalışılan genç bir kadın görüyorum ben. Canım acıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aytaç Yıldız Bozkurt 2 ay önce

Ne güzel saptamalar. Ne desek ne yazsak aşk kişiye özel. Sevgi senin de tanımladığın gibi birbirinin dünyasını güzelleştirmek. Şu gri dünyaya inat. Selam sevgi ve saygılar.

Misafir Avatar
Alper Şirvan 2 ay önce @Aytaç Yıldız Bozkurt

Çok teşekkür ederim hocam. Bir başka seferde de eş olmayı anlatıp kafaları biraz daha karıştırma niyetim var. :) Tekrar teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)
Avatar
ALİ KAYBAL 2 ay önce

Güzel adam sana küçük bir sır vereyim. Seviyorum diyen adam verdiği bu sözle 45 yıl sonra imtihan oluyor. Bu imtihanda Yaradan diyor ki; Bakalım gerçekten seviyor musun, sevmiyor musun. Bunun için çile çekmeye hazır mısın, diyor. Yani gerçek sevgi "Çile Yolu"nda belirleniyor. Konuya yürekten girmişsin. Ben de yürekten cevap verdim.Sözümden dönemedim. Çünkü Yaradan, Ahdinize bağlı kalın, diyor. Selamlarımla kaleminiz daim olsun.

Misafir Avatar
Alper Şirvan 2 ay önce @ALİ KAYBAL

Hocam,
O konuda süre sınırı yok sizin de belirttiğiniz üzere... Huzurevinde çalışırken nicelerini, kimlerin nasıl bilinip ne hale geldiklerini de bizzat gördüm. Hayat gibi biraz da bu aşk işleri... Tırmanış ve iniş... Tek fark burada zirvede kalmak iradeye, irade de neyi nasıl algıladığına bağlı...
Konu uzun görüldüğü gibi... İnsanın hayat ve aşk algısına bu haline ilişkin iki roman yazdım, görüldüğü gibi bu konuda söylenecekler bitmiyor; bitmez de...
Gönülden ilginize çok teşekkür ederim hocam.
Sağlıcakla...

Beğenmedim! (0)
150