Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yoksulluk

bursaarena.com.tr - Yoksulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoksulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DİSK'ten NATO Zirvesi Protestosu: "Kaynaklar Savaşa Değil Barışa Ayrılsın!.." Haber

DİSK'ten NATO Zirvesi Protestosu: "Kaynaklar Savaşa Değil Barışa Ayrılsın!.."

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek, Ankara'da ilan edilen yasaklar ve kısıtlamalar, haksız gözaltılar ve tutuklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez. Demokratik özgürlüklerin ve sendikal hakların eksiksiz biçimde korunması gerekliliğinin altını tekrar tekrar çiziyoruz” dedi. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyeleri, Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'ni protesto etmek için Taksim’de Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünde toplanarak Dolmabahçe'ye kadar yürüdü. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, burada yaptığı açıklamada, şunları söyledi: "Bugün İstanbul'da Taksim Meydanı'ndan yola çıktık ve Türkiye'de, bu topraklarda antiemperyalist mücadelenin simgelerinden birisi olan Dolmabahçe'deyiz. 7-8 Temmuz'da Ankara'da NATO'nun yeni bir zirvesi yapılacak. 7-8 Temmuz'da Ankara'da, bizim topraklarımızda emperyalizmin savaş örgütü NATO'nun yeni bir toplantısı yapılacak. Tam da böylesi bir süreçte antiemperyalist mücadeleyi varlığının temel dayanaklarından birisi olarak gören Konfederasyonumuz DİSK'in bu süreçteki görüşlerini, tutumunu açıklamak üzere buradayız. Daha NATO zirvesi başlamadan yapılan hazırlıklar ve alınan önlemler kapsamında yapılan her şey, ülkemizi yöneten siyasi iktidarın ve aslında NATO'nun zihniyetini, kendi ülkesinde emekçi halklara nasıl baktığını açıkça gösteriyor. Emekçilerin yaşamı abluka altına alınıyor, demokratik haklar sınırlandırılıyor, kamusal alan daraltılıyor. NATO Zirvesi'ni protesto edebileceği ihtimaliyle yüzlerce insanın evi basıldı, onlarca insan tutuklandı. Gençlerimiz, akademisyenlerimiz, hatta ekoloji gönüllüleri tutuklandı. Gazetecilerin sorabileceği sorulardan korkuldu, eleştirel medyanın zirveyi izlemesi engellendi. En temel demokratik haklardan birisi olan toplantı ve gösteri hakkı tümüyle askıya alındı. "ANKARALILAR KENDİ ÜLKELERİNİN BAŞKENTİNDE ÖNLEMLERİN ESİRİ HALİNE GETİRİLDİLER" Ankara ise Türkiye'nin başkenti ise büyük bir abluka ve makyaj operasyonuyla zirveye hazırlandı. Ankaralılar kendi ülkelerinin başkentinde önlemlerin esiri haline getirildiler. Zirve öncesinde protokol güzergahlarının hızla yenilenmesi, kentin belirli bölgelerinin vitrin haline getirilmesi hepimizin gözleri önünde yaşandı. Yıllardır çözülemeyen sorunların bir anda yabancı devlet başkanları için görünmez hale getirilmesi, yol kenarlarına konulan panolar bu sürece damgasını vurdu. Evet 7-8 Temmuz'da Ankara'da NATO Zirvesi gerçekleştirilecek ve bizler işçi sınıfı olarak, emekçiler olarak ve Türkiye işçi sınıfının biricik örgütü DİSK olarak, sesimizi yükseltiyoruz. NATO Zirvesi'nde yeni savaş politikaları konuşulacak. Biz barış istiyoruz. Dünyanın dört bir yanında savaşların, çatışmaların, silahlanma yarışının ve militarist politikaların ağır bedelini emekçiler ve halklar ödemektedir. "BİZ KUTUPLAŞMAYI DEĞİL, HALKLARIN DAYANIŞMASINI SAVUNUYORUZ" Aynı zamanda bütçe diyoruz. Çünkü biliyoruz ki aynı zamanda hızla artan savunma harcamaları sosyal koruma sistemlerinin, nitelikli kamu hizmetlerinin ve eşitsizlikleri azaltmaya yönelik politikaların geleceğini tehdit etmektedir. Savaşlar her zaman ölüm, yıkım, göç, yoksulluk ve sömürü demektir. Bu nedenle bizler barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunuyoruz. Bugün de dünya yeni silahlanma programlarının artan askeri harcamaların ve gerilim politikalarının gölgesindedir. Biz ise bir emek örgütü olarak daha fazla silahlanmaya değil, daha fazla barışa ihtiyaç duyduğumuzu söylüyoruz. Ankara'da yapılacak zirvede askeri harcamaların arttırılması, yeni güvenlik stratejileri ve silahlanma politikaları konuşulurken yani emperyalistler bu savaş politikalarını konuşurken biz onun karşısında biz işçiler ve emekçiler olarak başka bir dünyanın mümkün olduğunu haykırıyoruz. Hep söylediğimiz gibi DİSK olarak barış emekle gelecek, barış işçilerle gelecek, biz dünyamızda kutuplaşmayı değil, bir arada olmayı halkların dayanışmasını savunuyoruz. Emekliler için 3 odalı prefabrik bungalov modelleri ve fiyatları 2026AnswersGalore "SİLAHLANMAYA AYRILAN HER KURUŞ İŞÇİNİN ÜCRETİNDEN, EMEKLİNİN AYLIĞINDAN ÇALINMAKTADIR" Biz daha fazla silahlanma değil, daha fazla iş, aş, sosyal güvenlik istiyoruz. Biz daha fazla füze değil, daha fazla okul istiyoruz. Daha fazla askeri harcama değil, daha fazla hastane, halkın koruyucu sağlık hizmetleri için yatırım yapılmasını istiyoruz. Biz daha fazla savaş bütçesi değil, insanca yaşamaya yetecek ücretler, nitelikli sosyal güvenlik ve kamusal hizmetler istiyoruz. Dedik ya tüm dünyada da ülkemizde de tarihte de bugün de savaşların bedelini her zaman işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, çocuklar yani halklar öder. Savaşlarda yoksullar ölür, silah şirketleri, savaş tüccarları ve bir avuç sermaye kazanır. Silahlanmaya ayrılan her kuruş kaynak işçinin ücretinden, emeklinin aylığından, öğrencinin eğitim hakkından, halkın sağlık hizmetlerinden çalınmaktadır. Bugün dünyanın her yerinde ve bölgemizde halkları birbirine düşman edenler, bölgeleri kan gölüne çevirenler bugün de yeni savaş politikalarını ve stratejilerini bizim topraklarımızda konuşacaklar. Bugün dünyanın her yerinde yanı başımızda Filistin'de, Lübnan'da milyonlarca insan savaşlar, çatışmalar ve yoksulluk nedeniyle yerinden yurdundan olmakta, göç yollarında yaşam mücadelesi vermektedir. Halkları karşı karşıya getiren politikalar yerine halkların eşitliğini, halkların kardeşliğini savunuyoruz. Ve halkların eşitliği ve kardeşliği temelinde bir gelecek için mücadele veriyoruz. Biz emek örgütleri olarak biliyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun savaşın kaybedeni işçiler, kazananı ise savaşlardan beslenen güç odakları ve emperyalistlerdir. Savaşlar milyonlarca işçiyi, emekçiyi düşük ücretle güvencesiz çalışmaya, yoksulluğa mahkum etmektedir. Bu nedenle DİSK olarak NATO Zirvesi'ne yalnızca bir dış politika meselesi olarak değil, aynı zamanda bir emek, demokrasi ve insanca yaşam meselesi olarak bakıyoruz. "KAYNAKLAR BARIŞA VE İNSANA AYRILSIN" Bugün bütün dünyada otoriter rejimler desteklenmekte, savaşlar körüklenmekte, uluslararası hukuk yok sayılmaktadır. DİSK açısından esas olan işçilerin haklarının, tüm demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu emeğin Türkiye'si ve emeğin dünyasını kurma mücadelesidir. DİSK açısından esas olan demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe, adalete ve cumhuriyete sahip çıkmaktır. NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara'da ilan edilen yasaklar ve kısıtlamalar, haksız gözaltılar ve tutuklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez. Demokratik özgürlüklerin ve sendikal hakların eksiksiz biçimde korunması gerekliliğinin altını tekrar tekrar çiziyoruz. Örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık hakkı ve sosyal diyalog güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılamaz. Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada savaş politikalarının değil, barışın, dayanışmanın ve ortak yaşamın egemen olmasını istiyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz. İşçiler olarak sesleniyoruz, ülkemizin kaynakları ürettiğimiz tüm değerler savaşa değil, silaha değil, ölüme değil, barışa ve insana ayrılsın." Cumhuriyet

Erkekler neden daha erken ölüyor?: İşte üç temel sebep Haber

Erkekler neden daha erken ölüyor?: İşte üç temel sebep

Erkeklerin kadınlara kıyasla daha erken yaşta hayatını kaybetmesinde biyolojik nedenlerin yanı sıra sosyal ve kültürel etkenler de öne çıkıyor. Uzmanlar bu durumu özellikle “maçoluk” algısı, sağlık okuryazarlığı eksikliği ve sağlık hizmetlerine geç başvuru olmak üzere üç temel başlıkta değerlendiriyor. Erkeklerde kadınlara kıyasla daha kısa yaşam süresinin arkasında yalnızca biyolojik değil, sosyal ve kültürel faktörlerin de etkili olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, “güçlü olma” baskısının erkeklerin sağlık sorunlarını geciktirmesine ve erken müdahale fırsatlarının kaçmasına yol açtığını vurguluyor. Karar'ın haberinde görüşleri anılan Uzmanlara göre erkeklerin kadınlara kıyasla daha erken yaşta hayatını kaybetmesinde yalnızca biyolojik değil, sosyal ve kültürel faktörler de belirleyici rol oynuyor. “Erkek güçlü olmalı” algısı, sağlık sorunlarının görmezden gelinmesine ve geç müdahaleye yol açabiliyor. SAĞLIK HİZMETLERİNE BAŞVURU İSTEKSİZLİĞİ RİSK YARATIYOR BBC’nin derlediği değerlendirmelere göre erkekler, sağlık sorunlarını çoğu zaman “zayıflık” olarak görerek doktora gitmekten kaçınıyor. Bu durum kalp hastalıkları, kanser ve karaciğer rahatsızlıkları gibi ciddi hastalıkların daha geç teşhis edilmesine neden oluyor. Uzmanlar, erkeklerin sağlık okuryazarlığının kadınlara göre daha düşük olduğunu ve belirtileri fark etme, yardım arama ve tedaviye uyum süreçlerinde geri kaldığını belirtiyor. Bu tablo, yaşam süresinde ortalama birkaç yıllık fark yaratıyor. SOSYAL BASKILAR VE “MAÇOLUK” KÜLTÜRÜ ETKİLİ “Maçoluk” algısının erkeklerin yardım aramasını engelleyen önemli bir faktör olduğu ifade ediliyor. Birçok erkek, hastalık belirtilerini görmezden gelerek günlük yaşamına devam etmeyi tercih ediyor. Uzmanlara göre bu durum, özellikle genç yetişkinlikten orta yaşa kadar olan dönemde sağlık kontrollerinin aksamasına yol açıyor. YOKSULLUK VE SOSYAL EŞİTSİZLİK FARKI BÜYÜTÜYOR Araştırmalar, yoksul bölgelerde yaşayan erkeklerin yaşam süresinin daha da kısa olduğunu ortaya koyuyor. En dezavantajlı bölgelerde erken ölüm riski, daha varlıklı bölgelere göre belirgin şekilde artıyor. Ayrıca sağlık taramalarına katılım oranlarının düşük olması, birçok hastalığın erken aşamada tespit edilmesini zorlaştırıyor. İNTİHAR VE RUH SAĞLIĞI DA KRİTİK BAŞLIK Uzmanlar, erkeklerde ruh sağlığı sorunlarının da yeterince görünür olmadığını vurguluyor. İşsizlik, ekonomik baskı ve ilişki sorunlarının intihar riskini artırdığı belirtilirken, terapi ve destek hizmetlerinden yararlanma oranının erkeklerde daha düşük olduğu ifade ediliyor.

Afrika göç alarmı veriyor Haber

Afrika göç alarmı veriyor

Dünya Mülteciler Günü kapsamında açıklanan veriler, Afrika'da milyonlarca kişinin savaş, yoksulluk ve iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ortaya koydu. Afrika kıtası, savaşlar, siyasi istikrarsızlık, etnik çatışmalar ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle dünyanın en büyük zorunlu göç ve yerinden edilme krizlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) verilerine göre, Afrika'da milyonlarca kişi, çatışmalar ve insani krizler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalırken kıta, aynı zamanda dünyanın en fazla mülteciye ev sahipliği yapan bölgelerinden biri olmayı sürdürüyor. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü kapsamında değerlendirildiğinde, Afrika'daki yerinden edilme hareketlerinin büyük kısmının kıta içinde gerçekleşmesi dikkati çekiyor. Afrikalı göçmenlerin ve mültecilerin önemli bölümü, komşu ülkelere sığınarak güvenlik ve geçim imkanı arıyor. UGANDA: AFRİKA'NIN EN BÜYÜK MÜLTECİ EV SAHİBİ Doğu Afrika'da yer alan Uganda, 2 milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yaparak Afrika'nın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumunda bulunuyor. Ülkedeki mültecilerin büyük bölümünü Güney Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Somali'den kaçan kişiler oluşturuyor. Ancak artan nüfus baskısı, finansman eksikliği ve insani yardım kaynaklarının azalması nedeniyle Uganda'daki mülteci kamplarında gıda güvenliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi zorluklar yaşanıyor. SUDAN KRİZİ, KITANIN EN BÜYÜK İNSANİ FELAKETLERİNDEN BİRİ HALİNE GELDİ Afrika'daki yerinden edilme krizlerinin merkezinde son yıllarda Sudan bulunuyor. Nisan 2023'te Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan çatışmalar, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Sudan'dan kaçan yüz binlerce kişi, Çad, Güney Sudan, Mısır, Etiyopya ve Orta Afrika Cumhuriyeti'ne sığındı. Sudan'da yaşananların, dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen yerinden edilme krizlerinden biri olduğu belirtiliyor. ÇAD VE GÜNEY SUDAN AĞIR YÜK TAŞIYOR Sudan'dan kaçan mültecilerin önemli bir kısmı komşu Çad'a yerleşirken ekonomik imkanları son derece sınırlı olan ülke, artan insani ihtiyaçlarla mücadele ediyor. Benzer şekilde Güney Sudan da hem iç istikrarsızlıkla mücadele ederken hem de Sudan'dan gelen yüz binlerce mülteciyi ağırlamak zorunda kalıyor. Doğu Afrika'nın iki önemli ülkesi Etiyopya ve Kenya da uzun yıllardır Somali, Güney Sudan, Eritre ve Sudan kaynaklı mülteci akınlarının başlıca adresleri arasında yer alıyor. Kenya'daki Dadaab ve Kakuma kampları, dünyanın en büyük mülteci yerleşimleri arasında gösteriliyor, Etiyopya da bölgesel çatışmalardan kaçan yüz binlerce kişiye ev sahipliği yapıyor. GÜNEY AFRİKA, EKONOMİK GÖÇÜN BAŞLICA MERKEZİ Afrika'daki göç hareketlerinin tamamı zorunlu nedenlere dayanmıyor. Kıtanın en gelişmiş ekonomilerinden Güney Afrika Cumhuriyeti, milyonlarca uluslararası göçmeni çekmeye devam ediyor. Özellikle Zimbabve, Mozambik, Malavi ve diğer Afrika ülkelerinden gelen göçmenler, iş ve yaşam imkanları nedeniyle ülkeye yöneliyor. Ancak Güney Afrika'da son yıllarda yüksek işsizlik oranları ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yabancı karşıtı söylemlerin ve şiddet olaylarının arttığı görülüyor. BATI AFRİKA'NIN ÇEKİM MERKEZİ: FİLDİŞİ SAHİLİ VE NİJERYA Batı Afrika'da Fildişi Sahili, özellikle Burkina Faso, Mali ve Gine başta olmak üzere komşu ülkelerden gelen göçmenler için önemli bir ekonomik merkez olarak öne çıkıyor. Kakao ve tarım sektörünün yanı sıra inşaat, ticaret ve hizmet alanlarında sunduğu istihdam olanakları dolayısıyla ülke, bölgenin en fazla göç alan ekonomilerinden biri konumunda bulunuyor. Nijerya ise hem Batı Afrika'nın en büyük ekonomisi hem de Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) çerçevesindeki serbest dolaşım uygulamalarının etkisiyle milyonlarca uluslararası göçmene ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte Nijerya, aynı zamanda Afrika'nın en büyük iç yerinden edilme krizlerinden birini yaşıyor. Ülkenin kuzeydoğusunda terör örgütleri Boko Haram ve DEAŞ'ın Batı Afrika kolu ISWAP'ın yıllardır süren saldırıları, milyonlarca kişinin evlerini terk etmek zorunda kalmasına neden olurken silahlı çetelerin fidye amaçlı saldırıları, çiftçi-çoban çatışmaları ve etnik gerilimler de özellikle kuzeybatı ile orta kuşak bölgelerinde zorunlu göçü artırıyor. Ülkede güvenlik sorunları ile ekonomik kırılganlıkların bir araya gelmesi, Nijerya'yı hem göç veren hem de göç alan ülkelerden biri haline getiriyor. SAHRAALTI AFRİKA'DAN LİBYA ÜZERİNDEN AVRUPA'YA UZANAN GÖÇ ROTASI Afrika'daki göç hareketlerinin büyük bölümü kıta içinde gerçekleşse de her yıl on binlerce kişi, Sahra Çölü'nü aşarak Libya ve Tunus üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışıyor. Özellikle Nijer, Nijerya, Mali, Burkina Faso, Gine, Sudan, Eritre ve Somali'den yola çıkan göçmenler, düzensiz göç rotalarını kullanarak önce Kuzey Afrika ülkelerine ulaşıyor. Libya, uzun süredir Orta Akdeniz güzergahının en önemli geçiş noktalarından biri olarak öne çıkarken göçmenler, insan kaçakçılarının faaliyetleri, kötü yaşam koşulları ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Libya kıyılarından hareket eden düzensiz göçmenler, Akdeniz üzerinden başta İtalya'nın Lampedusa Adası olmak üzere Avrupa'nın güney kıyılarına ulaşmaya çalışıyor ancak bu rota, aşırı yüklenmiş tekneler, olumsuz hava koşulları ve insan kaçakçılığı nedeniyle dünyanın en tehlikeli düzensiz göç güzergahlarından biri olarak kabul ediliyor.

Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur, çocukluk bir haktır!.. Haber

Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur, çocukluk bir haktır!..

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Korkut, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Korkut, çocuk işçiliğinin sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda temel insan hakları ihlali olduğunu vurgulayarak; “Çocuk işçiliği küresel ve ahlaki bir sorundur. Çocukluk bir haktır. Çocuk işçiliği kader değildir. Çocuk işçiliği önlenebilir” dedi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşın altındaki herkesin çocuk sayıldığını hatırlatan Korkut, çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyen işlerde çalıştırılmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Çocukların eğitim hakkının korunmasının toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Korkut, son yıllarda çocukların eğitim süreçlerinden koparak çalışma yaşamına itilmesinin kaygı verici boyutlara ulaştığını söyledi. Özellikle mesleki eğitim adı altında uygulanan bazı modellerin, çocukları ucuz işgücü olarak kullanan bir sisteme dönüştüğünü belirtti. Korkut açıklamasına şöyle devam etti: Yakın zamanda Hatay’ın İskenderun ilçesinde 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında çalıştığı işyerinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesi, karşı karşıya olduğumuz tablonun vahametini gözler önüne sermiştir. Bu bir "kaza" değil, açık bir iş cinayetidir. MESEM uygulaması, bugün eğitimsel hedeflerinden tamamen uzaklaşmış; çocukları nitelikli bir eğitimden mahrum bırakarak, onları ucuz işgücü olarak gören bir sisteme dönüşmüştür. Haftada sadece bir gün teorik eğitim alan, geri kalan günlerde ise çalışma hayatının tehlikelerine terk edilen çocuklarımız, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun koruyucu hükümlerinin ötesine itilmektedir. 2025 yılında en az 81 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir ülkede, çocuk işçiliğinin "kurumsallaşmış" bir forma bürünmesine göz yummamız mümkün değildir. Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre MESEM kayıtlı öğrenci sayısının 400 bini aşması, sistemin nasıl yaygınlaştığını ve çocuklarımızın yoksulluk üzerinden nasıl iş hayatına mecbur bırakıldığını göstermektedir. İşletmelerde çocuklara dayatılan uzun çalışma saatleri, mobbing ve ücret kesintileri, çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal gelişimlerini yok etmektedir. Ekonomik krizler ve yoksulluğun çocuk işçiliğini artıran temel nedenler arasında yer aldığını belirten Korkut, eğitim çağındaki çocukların okul yerine üretim süreçlerine dahil edilmesinin toplumun geleceğini de olumsuz etkilediğini söyleyerek; “Çocukların çalışmak zorunda bırakıldığı bir toplumda fırsat eşitliğinden, nitelikli eğitimden ve sağlıklı bir gelecekten söz etmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı. 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü vesilesiyle çağrıda bulunan Korkut, şu talepleri sıraladı: Çocuk işçiliğine yol açan ekonomik ve sosyal nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Çocukların çalıştırıldığı işyerlerinde etkin ve düzenli denetimler yapılmalıdır. Çocukların yaşamını yitirdiği ve yaralandığı tüm olaylar şeffaf biçimde araştırılmalıdır. Çocuk hakları alanında çalışan kurumlar, sendikalar, meslek örgütleri ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliği güçlendirilmelidir. En az 12 yıllık kesintisiz, nitelikli ve erişilebilir eğitim tüm çocuklar için güvence altına alınmalıdır. Yoksul ailelerin çocuklarını eğitimden koparmayacak sosyal destek politikaları hayata geçirilmelidir. Çocukların yerinin fabrikalar, atölyeler, şantiyeler ve tehlikeli çalışma alanları değil; okullar, oyun alanları ve güvenli yaşam ortamları olduğunu vurgulayan Korkut, “Çocuk işçiliğinin olmadığı, tüm çocukların eşit ve sağlıklı koşullarda büyüyebildiği bir gelecek için mücadeleyi sürdürmek ortak sorumluluğumuzdur” dedi. Bursa Arena

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.