Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yenilenebilir Enerji

bursaarena.com.tr - Yenilenebilir Enerji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yenilenebilir Enerji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarım ve su havzalarında yeni dönem! Kritik yönetmelik değişiklikleri 'Resmi'leşti Haber

Tarım ve su havzalarında yeni dönem! Kritik yönetmelik değişiklikleri 'Resmi'leşti

Dünkü Resmi Gazete'de yayımlanan iki ayrı yönetmelik değişikliğiyle tarım arazilerinin korunması ve içme-kullanma suyu havzalarına ilişkin önemli düzenlemeler yürürlüğe girdi. Tarımsal yapı kriterleri yeniden belirlenirken, su havzalarında yapılaşmadan enerji yatırımlarına kadar birçok alanda daha sıkı koruma tedbirleri getirildi. ANKARA (İGFA) - Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile "İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik", bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarım arazilerine ilişkin düzenlemeyle, yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım başvurularının eski mevzuata göre sonuçlandırılması kararlaştırıldı. Ayrıca tarımsal amaçlı yapıların inşasına ilişkin kriterlerde değişikliğe gidilerek, daha önce 5 hektar olarak uygulanan arazi büyüklüğü şartı 2 hektara düşürüldü. Yönetmelikte jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımlarına yönelik düzenlemeler de güncellendi. SU HAVZALARINDA YENİ YASAKLAR Öte yandan yine bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-kullanma suyu havzalarına yönelik yönetmelik değişikliği ise koruma tedbirlerini genişleten çok sayıda yeni hükümler içerdi. Buna göre, havza koruma planlarının hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin yetki ve sorumluluklar yeniden düzenlenirken, koruma alanlarının sınırları bilimsel çalışmalar doğrultusunda belirlenecek ve tapu kayıtlarına işlenmesi kararlaştırıldı. Yeni düzenlemeyle içme-kullanma suyu amaçlı göl ve barajlarda koruma tedbirleri artırıldı. Su yüzeylerinde; içme suyu altyapısı dışında yeni yapılaşmaya izin verilmezken, arıtılmış olsa dahi atık su deşarjı yasak olacak. Her türlü atık ve artıkların suya bırakılması engelleneceği gibi yenilenebilir enerji santralleri dahil hiçbir enerji santrali kurulamayacak. Akaryakıtla çalışan teknelerin kullanımına ise yalnızca zorunlu durumlarda ve Bakanlık onayıyla izin verilebilecek. KORUMA ALANLARINDA YENİ SINIRLAMALAR Düzenlemeyle mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında yeni akaryakıt istasyonu, gaz dolum tesisi, kimyasal madde deposu ve yakıt depolarının kurulmasına izin verilmeyecek. Uzun mesafeli koruma alanlarında ise termik santral, biyogaz, biyokütle ve gazlaştırma tesislerinin kurulması yasaklandı. Ayrıca mutlak koruma alanındaki 2/B arazileri ile kısa mesafeli koruma alanlarında bulunan Hazine'ye ait tarım arazilerinin hak sahiplerine satılmasının önü kapatıldı. Bakanlık, havzalardaki tüm faaliyetlerin dijital ortamda takip edileceğini, ilgili kurumların yılda iki kez veri girişi yapacağını ve uygulamada yaşanabilecek tereddütlerde nihai kararın Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verileceğini de hükme bağladı. Söz konusu yönetmelik değişikliğinin detaylarına ulaşmak için tıklayabilirsiniz.

VakıfBank'tan 300 milyon dolarlık enerji ve dönüşüm finansmanı hamlesi Haber

VakıfBank'tan 300 milyon dolarlık enerji ve dönüşüm finansmanı hamlesi

VakıfBank, Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) iş birliğiyle sağlanan 300 milyon dolarlık kaynakla Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı'nı hayata geçirdi. Program kapsamında deprem bölgesinin yeniden inşası ile KOBİ'lerin yeşil dönüşüm yatırımlarına uzun vadeli finansman desteği sağlanacak. İSTANBUL (İGFA) - VakıfBank, Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ile gerçekleştirdiği ilk iş birliği kapsamında temin edilen 300 milyon dolarlık kaynakla Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı'nı başlattı. Program, deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarının yanı sıra KOBİ'lerin enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm yatırımlarına uzun vadeli finansman sağlamayı hedefliyor. Programın ilk bölümünde, 6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 ilde yürütülen yeniden inşa faaliyetlerine destek verilecek. Sosyal konut, okul, hastane ve klinik yapımını üstlenen firmaların işletme sermayesi ile makine ve ekipman yatırımları finanse edilecek. Risk grubu bazında 10 milyon dolara kadar kredi imkânı sunulacak. İkinci aşamada ise KOBİ'lerin enerji dönüşümünü hızlandıracak yatırımlar desteklenecek. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sanayide karbon emisyonunun azaltılması ve temiz ulaşım alanlarında uygun koşullu kredi paketleri devreye alınacak. Güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, batarya depolama sistemleri, elektrikli araç şarj altyapıları ve elektrikli ticari araç yatırımları da program kapsamındaki desteklerden yararlanabilecek. VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, finansmanı Türkiye'nin kalkınma hedeflerine katkı sunan stratejik bir araç olarak gördüklerini belirterek, AIIB'den sağlanan 300 milyon dolarlık kaynağın uluslararası finans kuruluşlarının bankaya duyduğu güveni gösterdiğini söyledi. Arslan, programla hem deprem bölgesinin yeniden ayağa kalkmasına katkı sağlamayı hem de KOBİ'lerin yeşil dönüşüm yatırımlarını destekleyerek rekabet güçlerini artırmayı hedeflediklerini ifade etti. AIIB Finansal Kuruluşlar ve Fonlama Genel Direktörü Gregory Liu ise finansmanın, Türkiye'nin toparlanma sürecine destek verirken iklim dönüşümünü de merkeze aldığını belirterek, iş birliğinin yeniden yapılanma çalışmalarını hızlandıracağını ve KOBİ'lerin iklim dönüşümüne katkısını güçlendireceğini vurguladı. VakıfBank, Enerji ve Dönüşüm Finansmanı Programı'nın Orta Vadeli Program, 12. Kalkınma Planı ve Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleri doğrultusunda sürdürülebilir üretim, yeşil dönüşüm ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlamasını amaçlıyor.

Aşırı sıcaklarla mücadele: Kentler hangi önlemleri alıyor? Haber

Aşırı sıcaklarla mücadele: Kentler hangi önlemleri alıyor?

Dünyanın dört bir yanındaki kentler, küresel ısınmanın bir sonucu olan aşırı sıcakların etkisini azaltmak ve yaşamı iklim değişikliğine uygun hale getirmek için yeni çözümler geliştiriyor. Kentler aşırı sıcaklara karşı özellikle savunmasız. Kaldırımların soba gibi ısındığı ve geceleri uyumanın zorlaştığı günler giderek daha sık yaşanıyor. Yoğun yapılaşmış kent alanları, asfalt yolları, su geçirmeyen yüzeyleri ve sınırlı yeşil alanları nedeniyle çevredeki kırsal bölgelere göre 10 ila 15 derece daha sıcak olabilen ısı adalarına dönüşüyor. Bu ek sıcaklık kentlerin kritik altyapıları üzerinde baskı yaratırken halk sağlığını da olumsuz etkiliyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre her yıl yaklaşık yarım milyon kişi sıcağa bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan iklim değişikliği, önümüzdeki yıllarda daha sık, daha şiddetli ve daha erken başlayan sıcaklık aşırılıklarına yol açacak. Ancak dünya nüfusunun yarısından fazlasına ev sahipliği yapan kentler yaşanabilir kalabilmek için uyum ve dayanıklılık stratejileri geliştiriyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Hans Henri P. Kluge, Bonn'da düzenlenen BM iklim görüşmelerine hazırlık toplantısında sıcaklığa karşı alınabilecek önlemleri tanıtırken, "Sıcak sessiz bir katildir ama kaçınılmaz değildir. Araçlarımız var, şimdi bunları kullanmalıyız" demişti. Düsseldorf'taki Kö-Bogen II binasının bitkilerle kaplı cephesi, kent iklimini iyileştirmeyi amaçlayan mimari yaklaşımlara örnek gösteriliyor. Avrupa kentlerinde aşırı sıcaklara karşı binaların ve kamusal alanların iklim değişikliğine uyarlanması önem kazanıyor. Fotoğraf: Hans-Juergen Bauer/epd/picture alliance Sıcaklığın niteliği değişti Brezilya'nın kuzeydoğusundaki Teresina kentinde sürdürülebilirlik alanında çalışan Leonardo Madeira Martins, "Bugün sıcaklık artık yalnızca yerel bir iklim özelliği değil. Kent yaşamını, halk sağlığını, ekonomiyi ve sosyal çevreyi etkileyen bir sorun haline geldi" saptamasını yapıyor. Tropikal iklimi ve yeşil alanlarıyla tanınan şehirde sıcaklıkların artık sık sık 40 derecenin üzerine çıktığını belirten Martins, bunun ulaşımı, uyku düzenini, üretkenliği ve yaklaşık 870 bin kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söylüyor. Antalya'nın değişen iklimle imtihanı Yaklaşan COP31 iklim konferansına ev sahipliği yapacak Antalya'da da benzer bir değişim gözleniyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi iklim uzmanlarından Melike Kireçcibaşı, "Antalya yazların her zaman sıcak geçtiği bir Akdeniz kentidir. Ancak sıcaklığın niteliği değişti" diyor. DW'ye konuşan Kireçcibaşı, sıcak hava dalgalarının daha erken başladığını, daha uzun sürdüğünü ve daha sık görüldüğünü belirtiyor. Bu eğilimin özellikle yoğun nüfuslu kent merkezlerinde yüzyılın ortalarına doğru daha da belirginleşebileceğini söylüyor ve ekliyor: "Bu durum nüfusu 2 milyon 600 bini aşan kentimiz üzerinde, sağlık hizmetlerimizde, enerji ve su sistemlerimizde ve her yaz ağırladığımız milyonlarca ziyaretçi üzerinde giderek daha büyük baskı oluşturuyor." Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden Antalya, 9-20 Kasım 2026'da COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na ev sahipliği yapacak.. Fotoğraf: DHA/DW En büyük risk grubu: Çocuklar, yaşlılar ve hastalar Evler, iş yerleri ve diğer binalar aşırı sıcak dönemlerinde insanları koruyabiliyor. Ancak sıcaklıkların gece boyunca da yüksek seyretmesi durumunda aşırı ısınan binalarda yaşayanlar serinleyemiyor. Bu durum özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler açısından büyük risk oluşturuyor. Kireçcibaşı, Antalya'nın binaları hava koşullarına uygun hale getirmeyi ve insanların sıcakla birlikte yaşayabilmesini sağlamayı hedeflediğini belirtiyor. Bu yaklaşım klima sistemleri de kapsıyor. Ancak amaç yalnızca soğutma sistemleri kurmak değil, aynı zamanda binaların soğutma ihtiyacını azaltmak. Avrupa Birliği (AB) destekli bir sıcaklık risk analizi kapsamında uydu verileri ve iklim projeksiyonları kullanılarak sıcaklıktan en fazla etkilenecek bölgeler belirleniyor. Kentin stratejisi daha fazla gölge sağlayan, ısıyı yansıtan ya da yalıtım sağlayan yapı tasarımlarını içeriyor. Yeşil çatılar, kamusal su noktaları ve enerji verimliliği uygulamaları da çözüm önerileri arasında yer alıyor. Kireçcibaşı, bunun sonucunda soğutmanın daha ekonomik, daha erişilebilir ve daha düşük karbonlu hale gelebileceğini belirtiyor. Yaşlılar, çocuklar ve hastalar için aşırı sıcaklara karşı erişilebilir serinleme alanları ile yakın takip, sıcaklıkla mücadele planlarının önemli unsurları arasında yer alıyor.. Fotoğraf: Stephane Mahe/REUTERS Brezilya'da eşitsizlikler sorunu büyütüyor Brezilya'da yapısal sorunlar ve sosyal eşitsizlikler de sıcaklığın etkisini artırıyor. Martins, "Teresina gibi orta gelirli bir kentte her aile sürekli klimaya erişemiyor" bilgisini veriyor. Özellikle yetersiz havalandırmaya sahip evlerin bulunduğu ve ağaç örtüsünün sınırlı olduğu yoksul mahallelerde bunun önemli bir halk sağlığı sorununa neden olduğunu belirtiyor. BM destekli bir araştırma, aşırı sıcakların özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan hamile kadınlar ve bebekler üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyuyor. Martins, bu veriler sayesinde hamilelik döneminde sıcakla başa çıkmaya yardımcı olacak bilgi ve kaynaklara erişimi içeren yeni bir strateji geliştirildiğini söylüyor. Kent aynı zamanda kent ormanlarını, sulak alanları ve yeşil koridorları korumaya ve genişletmeye çalışıyor. Gölgelikli topluluk bahçeleri ve ortak kamusal alanlar da bu planın bir parçasını oluşturuyor. Hava istasyonları ve gerçek zamanlı veriler Bir başka Brezilya kenti Fortaleza ise sıcaklığa karşı 10 hava istasyonundan oluşan bir ağ kurdu. Bu sistem, sıcaklık, nem ve morötesi ışın düzeylerine ilişkin verileri gerçek zamanlı olarak paylaşıyor. Fortaleza Belediye Başkanı Evandro Leitao, bu bilgilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmasının aşırı sıcakların riskleri konusunda ortak bir bilinç oluşturmayı ve çözüm geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçladığını vurguluyor: "Bu bilgileri şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşarak aşırı sıcakların riskleri konusunda ortak bir bilinç oluşturmayı ve çözüm geliştirilmesini teşvik etmeyi amaçlıyoruz." Brezilya'nın Fortaleza kentindeki Conjunto Palmeiras mahallesinde bir binaya kurulan güneş panelleri. Yenilenebilir enerji, aşırı sıcaklar ve yükselen enerji maliyetleri karşısında önem kazanıyor.. Fotoğraf: Joaquim Melo/Divulgação Sıcakla yaşamayı bilen bir kuşak yetiştirmek Fortaleza, aşırı sıcaklara karşı mücadelesinde devlet okullarına öncelik veriyor. Kent yönetimi 2028 yılına kadar tüm okullarda klima sistemi kurmayı hedefliyor. Bu sistemlerin bir kısmının güneş enerjisiyle çalışması öngörülüyor. Ayrıca betonlaşmış okul bahçelerinin yeniden yeşillendirilmesi planlanıyor. Leitao, yüksek sıcaklıkların öğrencilerin sağlığını, dikkatini ve öğrenme sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor: "Yüksek sıcaklıkların öğrencilerin sağlığını, dikkatini ve öğrenme sürecini doğrudan etkilediğini biliyoruz." Okullar, Kenya'nın Mombasa kentinin kuzeydoğusundaki Kilifi bölgesinde de önemli rol oynuyor. Ormansızlaşmayı tersine çevirmeyi amaçlayan devlet destekli kulüpler, yatılı okullarda ve kolejlerde öğrencilere gölge sağlayacak ağaçların nasıl dikileceğini ve korunacağını öğretiyor. Kilifi bölgesinin enerji direktörü Wilfred Kenga Baya, öğrencilerin evlerine döndüklerinde kendi bahçelerine ağaç diktiklerini belirtiyor ve ekliyor: "Çevreyi korumayı ve sıcaklığın etkilerini azaltmayı bilen yeni bir kuşak yetiştiriyoruz." Kenya'nın Mombasa yakınlarındaki Kilifi bölgesinde öğrenciler, ormansızlaşmaya karşı ağaç dikmeyi ve bakımını öğreniyor.. Fotoğraf: Philippe Lissac/Godong/picture alliance Güneş enerjisiyle serinleme Baya, Kilifi'nin uzak bölgelerinde yaşayan insanların düzensiz elektrik hizmeti ve sınırlı kaynaklar nedeniyle sıcaklardan korunmakta zorlandığını söylüyor. Bu nedenle yerel yönetim, sağlık merkezleri, okullar ve evler gibi tesislerde merkezi olmayan güneş enerjisi sistemlerine öncelik veriyor. Baya, "Yenilenebilir enerjinin kullanımı son yıllarda gerçekten büyük ölçüde arttı" diyor. Yaklaşık 1,5 milyon kişinin yaşadığı bölgede birçok kişi artık fosil yakıt kullanan sistemler yerine güneş enerjisiyle çalışan vantilatörlere ve pişirme cihazlarına yöneliyor. Baya, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bu mikro şebekeler, uzun ve kırılgan enerji iletim hatlarına bağımlı olmadan temel hizmetlerin sürdürülmesini sağlıyor." Martin Kübler / DW

Avrupa’nın deniz üstü rüzgar santralleri saldırılara açık: Güvenlikten kim sorumlu? Haber

Avrupa’nın deniz üstü rüzgar santralleri saldırılara açık: Güvenlikten kim sorumlu?

'Drone' tespitleri, belirsiz bildirim zincirleri ve parçalı sorumluluklar, Kuzey Denizi’nde büyüyen bir kör noktayı ortaya çıkarıyor. Kuzey Denizi ve buradaki deniz üstü rüzgâr çiftlikleri, olası sabotaj, 'drone' uçuşları ve denizaltılarla yapılan haritalama faaliyetleri gibi hibrit savaş tehdidine karşı savunmasız durumda. Bu da Avrupa’nın kritik yenilenebilir enerji kaynaklarından birini tehdit ediyor. Ancak güvenlik ve savunmadan kim sorumlu? 2026 başı itibarıyla Almanya, İngiltere, Hollanda, Danimarka ve Belçika’nın münhasır ekonomik bölgelerinde Kuzey Denizi’nde 100’den fazla deniz üstü rüzgâr çiftliği faaliyet gösteriyor. Almanya Körfezi’nde ve İngiltere'nin doğu kıyıları açıklarında yoğunlaşan büyük kümeler, bölgeyi dünyanın en büyük deniz üstü rüzgâr enerjisi merkezlerinden biri haline getiriyor. Deniz üstü enerji altyapısında drone kör noktası Bu deniz üstü enerji sahalarının konumunun değişmesi, yetki alanı konusunda bir soru doğuruyor: Bu sahaların güvenliğini sağlamak ulusal makamların mı, özel şirketlerin mi yoksa işletmecilerin kendilerinin mi sorumluluğunda? Bu sorunun yanıtı, karada yaşanan bir olayla kıyaslandığında çok daha karmaşık. Örneğin Almanya’da, kritik altyapı yakınlarında bir drone tespit edilirse, bununla ilgilenmek polisin sorumluluğunda. 'Drone' bir askeri tesisin üzerinde uçuyorsa, silahlı kuvvetler savunma amaçlı müdahale etme yetkisine sahip. Ancak bir drone deniz üstü enerji altyapısı üzerinde, potansiyel olarak görüntü veya fotoğraf çekerken tespit edildiğinde, çoğu zaman ne kayda geçiriliyor ne de bildiriliyor. Birçok vakada ise herhangi bir adım atılmıyor. Avrupa Enerji Güvenliği Girişimi’nin (EIES) İcra Direktörü Albéric Mongrenier’e göre, bu tür saldırılar "yalnızca sıklık açısından artmakla kalmıyor, aynı zamanda genel olarak enerji altyapısında hem karada hem de denizde çeşitleniyor". Mongrenier, özel bir dijital yuvarlak masa toplantısında, deniz üstü rüzgâr santrallerinin yalnızca işlevleri nedeniyle değil, konumları nedeniyle de hedef olduğunu söyledi. Mongrenier, bu sahaların "daha uzakta ve korunmasının daha zor" olduğunu belirtti ve santralleri karaya bağlayan kabloların özellikle savunmasız olduğuna dikkat çekti. Londra merkezli Royal United Services Institute’ta (RUSI) enerji güvenliği alanında araştırmacı olan Dan Marks da aynı toplantıda veri paylaşımı eksikliğine vurgu yaptı. Marks, "Olaylar genellikle polise bildiriliyor. Polis eldeki bilgilerle ilgileniyor, tanık ifadeleri alıyor ve konuyu takip etmeye çalışıyor. Ancak süreç net olmaktan uzak. Sonrasında ne olduğu, sonucun neye vardığı çoğu zaman belirsiz kalıyor," dedi. Marks, "Şirketlerin olayları bildirmesi için çok az teşvik var ve birçok şirket yalnızca kısa süreli bir kesinti yaşıyor. Bir drone görüyorsunuz, neden orada olduğunu merak ediyorsunuz, bir süre izliyorsunuz ve sonra ortadan kayboluyor. Kimse de bunu bildirmiyor," diye konuştu. Marks, bunların hobi amaçlı kullanılan 'drone’lar olma ihtimalini dışladı. Bu cihazların "yanlışlıkla denize doğru birkaç deniz mili gidip havada asılı kaldığına" şüpheyle yaklaştığını söyledi. 'Drone’ları kimin işlettiği ya da nereden havalandırdığı ise belirsizliğini koruyor. Marks ayrıca, yaptırım uygulanan petrol gibi ürünleri kaçırmak için gizleme taktikleri kullanan sözde gölge filo tankerlerinden drone’ların gönderildiği vakalara da işaret etti. Marks, bunun yalnızca Kuzey Denizi’ne özgü bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini ekledi. Soldiers stand on the deck on the tanker Boracay that allegedly belongs to Russia's so-called shadow fleet, Thursday, Oct. 2, 2025, off Saint-Nazaire, France's Atlantic coast. AP Photo/Mathieu PattierAlmanya deniz üstü rüzgâr santrallerini koruyabilir mi? 'Drone’lar gibi hibrit tehditlere karşı savunma hâlâ parçalı bir yapıda. Bunun temel nedeni, birçok ülkenin farklı sistemlere ve yapılara dayanması. EIES’den Mongrenier’in açıkladığı üzere, çözümlerden biri hükümetlerin özel sektör için açık ve anlaşılır bir çerçeve oluşturması olabilir. Mongrenier, "Polis, ordu ya da idarenin farklı kolları olsun, kamu aktörleri arasında net bir sorumluluk paylaşımı olması gerekiyor. Özel sektörün saldırı öncesinde, saldırı sırasında ve toparlanma süreci boyunca her aşamada kimin neden sorumlu olduğunu bilmesi gerekiyor," dedi ve Avrupa genelinde yaklaşımların hâlâ büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ekledi. Mongrenier, "İskandinav ülkeleri bu alanda özellikle güçlü, bilhassa Norveç. Buna karşılık Almanya, çok sayıda farklı yetki katmanına sahip federal bir devlet olduğu için daha büyük zorluklarla karşı karşıya," diye konuştu. EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz da bu görüşe katıldı. Schulz, "Federal sistemin karmaşıklığı ile polis, deniz polisi, donanma, Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI) ve diğer makamlar arasındaki çeşitli sorumlulukların karmaşıklığının birleşmesi zorlayıcı. Anayasal nedenlerle, Savunma Bakanlığı gibi federal düzeydeki kurumlar basitçe 'kontrolü devralamaz'," dedi. Schulz’a göre, Almanya’nın Deniz Emniyeti ve Güvenliği Merkezi (MSSC) ise bu noktada halihazırda merkezi bir rol oynuyor; bir olay durumunda kilit temas noktası olarak görev yapıyor ve uygun adımların atılmasını sağlıyor. Buna rağmen Schulz, Almanya’yı Norveç gibi ülkelerle karşılaştırmanın "pek mümkün olmadığını" söyledi. Schulz, "Yine de Almanya, diğer Kuzey Denizi ülkelerinin en iyi uygulamalarından ders çıkarmalı ve bunları ulusal bağlama uyarlamalı," dedi. Deniz üstü rüzgâr santralleri neden bu kadar önemli? Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı topyekûn işgalini başlatması, Avrupa için yalnızca savunma alanında değil, enerji güvenliği konusunda da sert bir uyarı oldu. Almanya dahil birçok ülke, Rus petrol ve gazına bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif tedarik arayışına girdi; bu kapsamda kısmen Katar ve ABD’den LNG ithalatına yöneldi. Ancak ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin tırmanması ve Tahran’ın küresel petrol sevkiyatı için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatmasıyla bu dönüşüm de baskı altına girdi. Almanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığı (BMWE) Sözcüsü Daniel Greve, Euronews Earth’e yaptığı açıklamada, "Deniz üstü rüzgâr enerjisi, dayanıklı bir Alman ve Avrupa enerji sistemi ile sanayi altyapısının stratejik temel taşlarından biridir. Yüksek tam yük saatleri ve istikrarlı üretim profiliyle ithalata bağımlılığımızı azaltıyor," dedi. Bart De Wever, Luc Frieden, Mette Frederiksen, Friedrich Merz, Jonas Gahr Støre and Jean-Charles Ellermann-Kingombe at the North Sea Summit in Hamburg, Jan. 26, 2026 AP Photo/Martin MeissnerAvrupa, Kuzey Denizi rüzgârına güveniyor ABD-İsrail’in İran’la savaşından önce bile Avrupa ülkeleri, Almanya ve İngiltere dahil dokuz Kuzey Denizi ülkesi tarafından ocak ayında imzalanan Hamburg Deklarasyonu kapsamında enerji dayanıklılığını güçlendirme taahhüdünde bulunmuştu. Anlaşma, hükümetlerin 2031’den itibaren deniz üstü rüzgar kapasitesini yılda 15 gigavat artırmasını öngörüyor. Buna karşılık sektör, maliyetleri düşürme ve 91 bin yeni istihdam yaratma taahhüdünde bulunuyor. Anlaşmanın ayrıca yaklaşık 1 trilyon euroluk ekonomik faaliyet yaratması bekleniyor. Greve, yıllık 15 gigavatlık hedefin Avrupa’nın tamamı için geçerli olduğunu belirterek, bu hedefe ulaşmak için Kuzey Denizi’ndeki deniz üstü projelerin daha yakın koordinasyonunun kritik önem taşıyacağını vurguladı. 15 gigavatlık kapasite, yaklaşık 10,5 milyon ortalama hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacını karşılamaya yetecek düzeyde. Greve’ye göre bölgedeki ülkeler, faaliyetlerde ani yoğunluklar yaşanmasını önlemek için ihale takvimlerini, inşaat süreçlerini ve devreye alma aşamalarını daha uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Amaç, tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı hafifletmek ve gecikme riskini azaltmak. Deniz üstü rüzgâr enerjisi büyüyen güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya EIES Almanya Direktörü Sabrina Schulz’a göre Almanya’nın deniz üstü rüzgâr sektörü gerçekten de hızla büyüyor. Ancak sektörün ölçeği ve konumu, giderek artan güvenlik sorunları yaratıyor. Deniz üstü rüzgâr santrallerinin neredeyse tamamı, Alman kara sularının dışında, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki münhasır ekonomik bölgede yer alıyor. Bu da gözetim ve korumayı daha karmaşık hale getiriyor. Schulz, Almanya’nın 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 9,7 gigavat deniz üstü rüzgâr kapasitesine sahip olduğunu ve Avrupa’da İngiltere'nin ardından ikinci sırada yer aldığını belirtti. Almanya, bu kapasiteyi 2045’e kadar yedi katına çıkarmayı planlıyor. Buna rağmen Schulz, deniz üstü rüzgâr altyapısının petrol ve gaz tesislerine kıyasla yapısal olarak daha dayanıklı olduğunu savundu. Bunun nedeni, bu altyapının tek bir arıza noktasına bağlı olmaması ve sahada kolay tutuşabilir maddeler ya da çalışanlar barındırmaması. Schulz, "Geçmişteki hibrit saldırılara baktığımızda, Baltık bölgesine odaklanıldığını görüyoruz," dedi. "Buna rağmen, bu saldırıların gelecekte Kuzey Denizi’ne sıçramasına karşı hazırlıklı olmalıyız." Euronews

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.