Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yaşlanma

bursaarena.com.tr - Yaşlanma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşlanma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarım ilaçları parkinson riskini artırabilir Haber

Tarım ilaçları parkinson riskini artırabilir

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığındaki artışın yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacağını belirterek, tarım ilaçları, çevresel faktörler ve tekrarlayan kafa travmalarının hastalık riskini artırabileceğine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığının ortaya çıkışında çevresel etkenlerin rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Parkinson vakalarındaki artışın yaşlı nüfusun artış hızını aştığını belirten Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarının hastalığın gelişiminde etkili olabileceğine yönelik bilimsel bulgular bulunduğunu söyledi. Parkinson hastalığının genellikle 50-55 yaşlarında ortaya çıktığını ifade eden Tarlacı, uzun yıllardır köylerde yaşayanlar, tarımla uğraşanlar ve kuyu suyu kullanan kişilerde hastalığın daha sık görüldüğünün bilindiğini kaydetti. "YAŞLANMA TEK BAŞINA AÇIKLAMIYOR" Parkinson vakalarındaki artışın yalnızca yaşlanmaya bağlanamayacağını vurgulayan Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarıyla ilgili araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti. California'da yürütülen çalışmalarda yaklaşık 21 farklı pestisitin, beyinde dopamin üreten hücrelere zarar verdiğinin gösterildiğini aktaran Tarlacı, bu hücrelerin söz konusu kimyasallara karşı oldukça hassas olduğunu ifade etti. Bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğuna dikkat çeken Tarlacı, bu nedenle konunun bireysel değil toplumsal bir sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bazı uzmanların yaşanan artışı "Parkinson epidemisi" olarak nitelendirdiğini belirten Tarlacı, tarım ilaçlarının bilinçli ve kontrollü kullanılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Domates başta olmak üzere bazı sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını bünyelerinde tutabildiğine işaret eden Tarlacı, tarımsal üretimde denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. KUYU SULARI DA RİSK TAŞIYABİLİR Özellikle "Paraquat" isimli tarım ilacının toprakta uzun süre kalabildiğini belirten Tarlacı, pestisitlerin yer altı sularına karışmasının da risk oluşturabileceğini söyledi. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin bu durum olabileceğini kaydetti. "BAKLA TEK BAŞINA TEDAVİ DEĞİL" Toplumda yaygın olarak bilinen "bakla Parkinson'a iyi gelir" görüşüne de değinen Tarlacı, baklanın içerisinde dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğunu ancak bunun ilaç tedavisinin yerini tutamayacağını ifade etti. Parkinson tedavisinde kullanılan 125 miligramlık bir L-Dopa kapsülüne eşdeğer etki için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketilmesi gerektiğini belirten Tarlacı, bu nedenle ilaç tedavisinin çok daha etkili ve uygulanabilir bir yöntem olduğunu söyledi. Parkinson riskini artıran faktörlerden birinin de tekrarlayan kafa travmaları olduğuna dikkat çeken Tarlacı, özellikle boks gibi spor dallarında alınan darbelerin beyinde zamanla biriken hasarlara yol açabileceğini belirtti. Bu tür mikrotravmaların Parkinson hastalığının yanı sıra bazı bunama türlerinin de daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceğini ifade eden Tarlacı, efsanevi boksör Muhammad Ali'nin bu durumun en bilinen örneklerinden biri olduğunu söyledi. PARKİNSON TİTREMESİ NASIL AYIRT EDİLİR? Parkinson hastalığının en belirgin belirtilerinden biri olan titremenin özelliklerine de değinen Tarlacı, Parkinson titremesinin genellikle istirahat hâlinde ortaya çıktığını anlattı. "Para sayar" tarzında tanımlanan Parkinson titremesinin, kişi hareket etmeye başladığında çoğu zaman azaldığını veya kaybolduğunu belirten Tarlacı, buna karşılık esansiyel tremorun ise özellikle bir nesneye uzanırken veya kullanım sırasında arttığını ifade etti.

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” Haber

Uzmanlar uyardı: “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın”

Dünya Süt Günü nedeniyle açıklama yapan uzmanlar tüketicileri sokak sütüne karşı uyardı, “Kapınıza gelen sütün kaynağını sorgulayın” mesajını verdi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte açıkta satılan ve kaynağı belirsiz süt ürünleri yeniden gündeme gelirken, uzmanlar 1 Haziran Dünya Süt Günü kapsamında yaptığı açıklamada, özellikle sıcak havalarda kontrolsüz koşullarda ve hiçbir denetime tabi olmadan satılan süt ve süt ürünlerinin ciddi halk sağlığı riskleri taşıdığına dikkat çekti. “Sokak sütü kabul edilebilir bir yöntem değil” Ankara Üniversitesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ufuk Tansel Şireli, özellikle yaz döneminde, açıkta satılan süt ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik ve gıda zehirlenmesi risklerinin ciddi şekilde arttığını belirtti. Şireli, “Yaz ve sıcak havalar geliyor. Ülkemizin birçok yerinde, hiçbir kayıt ve denetime tabi olmayan sütlerin satıldığını görüyoruz. Kapınıza ve sokağınıza gelen sütün kaynağı ne? Çiftlikten size ulaşana kadar, havaların ısındığı bu dönemde hangi sıcaklıkta taşınıyor? Ne kadar süre güneşte, açıkta bekliyor? Hangi koşullarda muhafaza ediliyor? Tüketicinin bu hususları mutlaka sorgulaması gerekiyor. Veteriner gıda hijyeni uzmanı olarak, açık ve kayıtsı z şekilde satılan sokak sütünün halk sağlığı açısından kabul edilebilir bir yöntem olmadığını açıkça söylemem gerekir. Kaynağı, üretim koşulları, hijyen uygulamaları ve soğuk zinciri denetlenemeyen bir ürünün tüketiciye güvenli şekilde ulaştığını varsayamayız” dedi. Açıkta satılan sütlerde soğuk zincirin korunmasının çoğu zaman mümkün olmadığını belirten Şireli, şu değerlendirmeyi yaptı: “Çiğ süt uygun sıcaklıkta muhafaza edilmediğinde mikroorganizmalar çok hızlı çoğalabilir. Özellikle yaz aylarında bu süreç hızlanır ve açıkta satılan sütlerdeki mikrop sayısı hızla artar. Kayıtlı üretim yapan ve am balajlı ürün satan işletmelerde ise süt; çiftlikten fabrikaya kadar kontrollü sıcaklıkta taşınır. Burada önce birçok yönden analiz edilir, uygun olan süt işlenir ve denetlenir. Ambalaj, aslında ürünün garanti belgesidir.” Şireli, içme sütlerine uygulanan pastörizasyon ve UHT işlemlerinin gıda güvenliği açısından kritik olduğuna dikkat çekerek, tüketicilerin kaynağı belirsiz ürünler yerine izlenebilir ve denetlenebilir ürünleri tercih etmeleri gerektiğini ifade etti, “Kapınıza gelen sütün sadece fiyatını değil, hikâyesini de sorgulayın” dedi. “Süt yaşlandırıyor” iddiaları bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ankara Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ebru Şenel Özkan ise son dönemde sosyal medyada yer alan “süt yaşlandırıyor” iddialarının bilimsel zeminden uzak yorumlandığını belirtti. Şenel Özkan, özellikle süt tüketimi ile IGF-1 hormonu ve galaktoz üzerinden kurulan bazı iddiaların bağlamından koparıldığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bilimsel çalışmalar süt ve süt ürünlerinin; kaliteli protein, süt yağı, kalsiyum, fosfor, B vitaminleri ve birçok temel besin öğesi açısından önemli bir kaynak olduğunu açık şekilde göstermektedir. Sosyal medyada dolaşan bazı iddialar ise bilimsel olguların yanlış yorumlanmasına dayanıyor.” IGF-1 ile ilgili tartışmalara da değinen Özkan, insan vücudunun zaten doğal olarak IGF-1 (Insulin-like GrowthFactor-1) hormonu ürettiğini söyledi, “IGF-1 kemik sağlığı, kas yapımı ve onarımı için gereklidir. Düşük IGF-1 seviyeleri, özellikle yaşlılarda daha yüksek kırık riskiyle ilişkilidir. Yani IGF-1’i doğrudan ‘zararlı bir hormon’ olarak nitelendirmek bilimsel açıdan doğru değildir” dedi. Galaktoz iddialarıyla ilgili olarak da Özkan, bazı deneysel çalışmaların günlük beslenme koşullarındaki süt tüketimiyle doğrudan ilişkilendirilemeyeceğini belirterek, “Evet, laboratuvar ortamında farelere çok yüksek dozda saf galaktoz v erilerek yapay bir ‘yaşlanma modeli’ oluşturulabiliyor. Ancak burada kritik fark şu; laboratuvarda kullanılan dozlar, normal beslenme ile alınan miktarların çok üzerindedir. Sütte galaktoz tek başına değil; laktozun bir bileşeni olarak ve birçok besin öğesiyle birlikte tüketilmektedir. Güncel bilimsel verilere bakıldığında, insanlarda normal düzeyde süt tüketiminin yaşlanmayı hızlandırdığına dair güçlü klinik kanıt yoktur” dedi. Özkan, “Bugün süt ve süt ürünleri, geçmişte olduğu gibi, dünya genelindeki beslenme rehberlerinde dengeli beslenmenin önemli bir parçası olarak yer almaya devam ediyor” diyerek sözlerini noktaladı.

Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor? Haber

Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor?

Kadınsanız, erkek kardeşlerinizden veya arkadaşlarınızdan daha uzun yaşamanız muhtemeldir - küresel ortalamaya bakıldığında yaklaşık 5 yıl daha uzun. Kadınların erkeklerden uzun yaşamasının nedenleri tam olarak bilinmiyor, ancak bilim insanlarının bazı fikirleri var. Hatta bu fikirler bazı kuş türleri gibi, yaşam süresi açısından avantajın erkeklerde olduğu durumları da açıklamaya yardımcı olabilir. Erken ölümler "Neredeyse her ülkede kadınlar erkeklerden daha uzun yaşar," diyor Birleşik Krallık'taki Oxford Nüfus Yaşlanması Enstitüsü Direktörü Prof. Sarah Harper. Kaynak, Quynh Anh Nguyen/Getty Images /// Our World in Data'ya göre 2023 yılında Vietnam'da yaşam beklentisi kadınlar için 79,3 yıl, erkekler için 69,9 yıldı Rusya'da "gerçekten çok büyük bir belirleyici faktör esasen sigara ve alkol" diye açıklıyor Harper; bunların kullanımı erkekler arasında daha yaygın. Dünya genelinde de erkeklerin yaşamı kısaltan diğer davranışlara daha yatkın olduğu görülüyor. "Beslenmeleri genellikle daha sağlıksız olma eğiliminde" diyor Harper. Ayrıca doktora gitme olasılıkları da daha düşük; ancak "evli erkeklerin bir avantajı vardır… çünkü genellikle partnerleri onları götürür." Birçok toplumda erkeklerin daha tehlikeli işlerde çalıştığını ve erkeklik algısının daha fazla risk alma ile ilişkilendirilebileceğini söylüyor. Kadınlarla erkeklerin kişilikleri ne kadar farklı? "Erkeklerde trafik kazaları, şiddet, cinayet ve intihardan kaynaklanan ölümler çok daha yüksek" diye uyarıyor. Ancak tablo sabit değil. Kaynak, Ronald Dumont/Getty Images /// Birleşik Krallık'ta 1960'lar ve 70'lerde yürütülen sigara karşıtı kampanyalar erken erkek ölümlerinde düşüşe yol açtı Birleşik Krallık'ta 1960'lar ve 70'lerde yürütülen sigara karşıtı kampanyalar erken erkek ölümlerinde düşüşe yol açtı. "O anda bu fark dramatik biçimde kapandı," diyor Harper. Yine de, alışkanlıklar değişse bile cinsiyetler arasındaki farkın tamamen ortadan kalkmayacağını düşünüyor çünkü "kadınlar ile erkekler arasında her zaman biyolojik bir fark olacak." Östrojen ve testosteron Bu farklardan biri hormonlar. İspanya'daki Valencia Üniversitesi'nde yaşlanma üzerine uzmanlaşmış fizyolog Prof. Consuelo Borrás, "Östrojenler kadınları korumak için pek çok şey yapar" diyor. Bunlar arasında kolesterol seviyelerini kontrol etmek ve bağışıklık sistemini düzenlemekten, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemeye ve beyin ile kemik sağlığını korumaya kadar birçok etki var. Bu hormonun bu kadar çok faydası olmasının nedenlerinden biri, hücrelerimizde biriken ve yaşlanmaya katkıda bulunan serbest radikaller adı verilen zararlı parçacıkları etkisiz hale getiren bir antioksidan gibi davranmasıdır. "Birçok çalışma, menopozda östrojen korumasının kaybının vücuttaki birçok işlevi etkileyeceğini gösteriyor" diye açıklıyor Borrás: "Örneğin osteoporoz elbette yaşlanma süreciyle ilgilidir, ancak aynı zamanda östrojen eksikliğinden de kaynaklanır." Doğru kadınlara menopozun erken döneminde hormon replasman tedavisi uygulandığında bazı işlevlerin yeniden kazanıldığını sıkça gördüklerini söylüyor. Kaynak, Half point images/Getty Images /// Hormon replasman tedavisi (HRT), kadınlar menopoza yaklaşırken düşen östrojen ve progesteron hormonlarını yerine koyarak menopoz belirtilerini hafifletmek için kullanılan bir tedavidir Öte yandan erkeklerde başlıca cinsiyet hormonu testosteron ve bu hormon daha riskli davranışlarla ilişkilendiriliyor. Borrás, bunun vücut içinde bazı zararlı etkileri de olabileceğini düşünüyor; ancak bunun nasıl gerçekleştiği henüz net değil. Nitekim 2012 tarihli bir çalışma, Kore tarihinde hadım edilmiş ve testosteron üretmeyen bir grup erkeğin, diğer erkeklere göre 14-19 yıl daha uzun yaşadığını bulmuştu. Ancak bu verilerin sınırlamaları var ve bariz nedenlerle tekrar edilemez. Yine de bazı hayvanlarda elde edilen kanıtlar da kısırlaştırılan erkeklerin daha uzun yaşayabildiğine işaret ediyor. Hormonlar uzun ömürlülük bulmacasının bir parçası olabilir, ancak başka unsurlar da var. "Birçok faktör var ve bazılarını biliyoruz, ancak bunun gerçekten çok karmaşık bir süreç olduğunu düşünüyorum," diyor Borrás. Evrimsel ipuçları Daha iyi anlamak için bazı bilim insanları insanın ötesine bakıyor. Daha uzun yaşayan dişilere sahip tek tür biz değiliz. Aslanlar ve koyunlardan orkalar ve farelere kadar birçok memelide bu durum görülür. İlginç bir şekilde, kuşlarda durum tersi: Yaşam süresi açısından genellikle avantaj erkeklerdedir. Bunun bir ipucu cinsiyet kromozomlarında olabilir. Kaynak,Nathan Devery/Getty Images /// Erkeklerde Y kromozomu X kromozomundan daha küçüktür ve daha az gen taşır Almanya'daki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nden araştırmacı Dr. Johanna Staerk, "Memelilerde dişiler iki X kromozomuna sahipken, erkeklerde bir X ve bir Y vardır," diyor. Bir teoriye göre XX yapısına sahip olmak dişilere bir avantaj sağlayabilir; çünkü "kopyalardan birinde bir mutasyon varsa, diğer kopya bunu telafi edebilir" diye açıklıyor Staerk: "Ancak erkeklerde sadece bir X kromozomu olduğu için bu mutasyonlar daha zararlı olabilir." Kuşlarda ise aynı kromozomun iki kopyasına sahip olanlar erkeklerdir (onlarda bu kromozom Z olarak adlandırılır), dişilerde ise bir Z ve bir W vardır. Staerk "Bu, memelilerde dişilerin daha uzun yaşaması ve kuşlarda erkeklerin daha uzun yaşamasının bir açıklaması olabilir," diyor. Ancak 2025'te yayımlanan çalışması, hikâyenin bundan da öteye geçtiğini gösteriyor. Kaynak,guenterguni/Getty Images /// Gorillerdeki çiftleşme sisteminde tek bir erkek, grubundaki birden fazla dişiyle çiftleşiyor "Tek eşli türlerde güçlü cinsiyet farkları görülmüyor" diyor: "Goriller veya aslanlar gibi erkeklerin birden fazla dişi için rekabet ettiği tek eşli olmayan türlerde ise cinsiyet farkları çok daha büyük." Staerk'e göre, bu türlerde erkekler dişileri çekmek için büyük vücutlar veya boynuzlar gibi enerji yoğun özellikler geliştirmeye öncelik vermiş olabilir ve bu da uzun ömür aleyhine sonuçlanmış olabilir. Öte yandan evrim dişilerde farklı bir yol izlemiş olabilir. Bir görüşe göre dişilerin yavrulara baktığı türlerde, "özellikle insanlar veya büyük maymunlar gibi çok uzun yaşayan türlerde, annenin daha uzun yaşaması, yavrularını yetişkinliğe ulaştırabilmesi için avantajlı" diyor Staerk. Daha uzun ama daha iyi mi? Ancak bu durum kadınlar için tamamen olumlu da değil. Kadınlar erkeklerden daha uzun yaşayabilir, ancak araştırmalar yaşamları boyunca daha fazla ölümcül olmayan hastalıkla karşılaştıklarını da gösteriyor. Bunlar arasında bel ağrısı, depresif bozukluklar ve baş ağrıları yer alıyor. Harper, "Kadınlar daha güçlü bağışıklık tepkilerine sahip olma eğilimindedir, ancak bu durum iltihapla ilgili hastalıklara yol açabilir" diyor: "Ayrıca elbette kas ve iskelet sistemlerimiz biraz daha az dayanıklıdır." Kaynak, The Good Brigade/Getty Images /// Küresel Hastalık Yükü Çalışması 2021'in bir analizi, kadınların erkeklerden daha fazla bel ağrısı yaşadığını ve bu farkın yaşla birlikte arttığını ortaya koydu Sonuç olarak Harper "Erkeklerin biyolojisi onları ölüme karşı daha savunmasız kılar, kadınların biyolojisi ise sakatlığa karşı daha savunmasız kılar" diyor. Bilim insanları: Kadınlar erkeklerden biyolojik olarak daha güçlü Ancak üç uzman da biyolojinin kaderi tamamen belirlemediğini vurguluyor. Biyolojik farklılıkların çevre ve davranışlardan büyük ölçüde etkilendiğini belirten Borrás, hem kadınların hem erkeklerin yalnızca "daha uzun yaşamak için değil, elbette daha iyi yaşamak için" beslenme, egzersiz, uyku ve stres gibi faktörlere dikkat etmesi gerektiğini söylüyor. Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlanıldı. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. (BBC News Türkçe)

Kahvenin faydalarına dair yeni ipucu Haber

Kahvenin faydalarına dair yeni ipucu

Kahvedeki antioksidanlar ve antiinflamatuar kimyasallar belirli bir proteini hedef alıyor olabilir. Yeni bir araştırmaya göre kahvenin sağlık üzerindeki yararlarının en azından bir kısmı, insan vücudundaki stres tepkisi ve yaşlanma süreçlerinde rol oynadığı bilinen bir reseptör proteinine etki eden bileşiklerden kaynaklanıyor. Onlarca yıldır araştırmalar, kahve tüketiminin daha uzun ömür ve daha düşük kronik hastalık riskiyle ilişkili olduğuna işaret ediyor. Her gün belirli miktarda kafein tüketmenin faydaları açıklandı Uzmanlar yanıtladı: Çay mı kahve mi daha faydalı? Sabah kahvesinin bilinmeyen zararı keşfedildi Nüfus araştırmaları, kahve içenler arasında metabolik rahatsızlıklar, bazı kanser türleri, Parkinson, demans ve kalp hastalıkları gibi yaşa bağlı birçok hastalığın riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Kahvedeki polifenoller ve flavonoidler gibi başlıca kimyasalların, hücreleri hasar ve yaşlanmaya karşı koruyabilen antioksidan ve antiinflamatuar etki gösterdiği kanıtlanmıştı. Ancak bu kahve kimyasallarının faydalarını tam olarak nasıl sağladığı belirsizliğini koruyordu. Yeni bir çalışmaysa kahvenin etkisinin bir kısmının; yaşlanma, stres tepkisi ve kalp hastalıklarındaki rolüyle giderek daha fazla tanınan NR4A1 adlı reseptör proteini üzerinde etki göstermesiyle gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor. Hakemli dergi Nutrients'ta yayımlanan çalışmanın yazarlarından Stephen Safe, "Bu etkilerin bir kısmının, kahve bileşiklerinin vücudu stresin yol açtığı hasardan korumada rol oynayan bu reseptörle nasıl etkileşime girdiğiyle bağlantılı olabileceğini gösterdik" diye açıklıyor. NR4A1 proteininin, vücuttaki stres ve hasara yanıt olarak gen aktivitesini düzenlediği biliniyor. Bu protein, iltihaplanma, metabolizma ve doku onarımı gibi çok çeşitli biyolojik süreçlerde rol oynuyor ve bu süreçlerin tümü kanser, bilişsel gerileme ve metabolik bozukluklar gibi yaşa bağlı hastalıklarla yakından bağlantılı. Dr. Safe şu ifadeleri kullanıyor: Hemen hemen her doku zarar gördüğünde NR4A1 bu hasarı azaltmak üzere devreye girer. Bu reseptörü ortadan kaldırınca hasar daha da kötüleşir. Bilim insanları, kafeik asit de dahil kahvedeki birçok kimyasal bileşiğin NR4A1 reseptör proteinine bağlanarak aktivitesini etkilediğini keşfetti. Laboratuvar çalışmaları, bu bileşiklerin hücresel hasarı azaltabileceğini ve kanser hücresi büyümesini yavaşlatabileceğini gösterdi. Ancak NR4A1 hücrelerden çıkarıldığında, bu koruyucu etkiler ortadan kalktı. Dr. Safe, "Kahvenin sağlık yararlarının en azından bir kısmının, bileşiklerinin bu reseptöre bağlanıp onu aktive etmesinden kaynaklanabileceğini söylüyoruz" diyor. Araştırmacılar "Kahvenin sağlığa yararlı bazı etkilerinin kısmen, NR4A1 üzerinde etkili olan kahve bileşenlerinin aktivitesine atfedilebileceğini öne sürüyoruz" diye yazıyor. Ancak bilim insanları, kahvenin etkilerinin muhtemelen tek bir yolla sınırlı olmadığını söylüyor. Dr. Safe "İşin içinde birçok reseptör ve mekanizma var. Biz bunun önemli yollardan biri olabileceğini gösteriyoruz" diyor. Bağlantıyı ortaya koyduk ancak bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamamız gerekiyor. Bilim insanları gelecekteki çalışmalarda, sentetik bileşiklerle bu reseptörü daha etkili bir şekilde hedeflemeyi umuyor. independent.co.uk / Çeviren: Büşra Ağaç / Independent Türkçe

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.