Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Unesco

bursaarena.com.tr - Unesco haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Unesco haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bükreş’te 11. Uluslararası KURULTAI Festivali düzenlendi Haber

Bükreş’te 11. Uluslararası KURULTAI Festivali düzenlendi

Bükreş'te 21-27 Eylül tarihlerinde düzenlenen 11. Uluslararası KURULTAI Festivali, 40'tan fazla ülkeden katılımcıyı ve 3 binden fazla ziyaretçiyi Türk-Tatar kültürü, geleneksel sporlar ve kültürel miras etkinliklerinde buluşturdu. Romanya’nın başkenti Bükreş, 21-27 Eylül tarihleri arasında 11. Uluslararası KURULTAI Festivali’ne ev sahipliği yaptı. Romanya Demokratik Tatar Birliği (UDT) tarafından düzenlenen festival, Romanya UNESCO Milli Komisyonu himayesinde ve Romanya Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleştirildi. Bükreş’in 2. Bölgesi’ndeki Tei Parkı’nda gerçekleştirilen organizasyona 40’tan fazla ülkeden heyetler katıldı. Festival boyunca Türk ve Tatar dünyasının kültürel mirasının yanı sıra farklı ülkelerin gelenekleri, halk oyunları, müzikleri, el sanatları ve geleneksel sporları tanıtıldı. 3 BİNDEN FAZLA KİŞİ FESTİVALİ TAKİP ETTİ Organizatörlerin açıkladığı verilere göre, beş uluslararası folklor topluluğundan 50’yi aşkın sanatçı festivalde sahne aldı. “Tatar Köyü” adıyla oluşturulan ve 7 yurttan meydana gelen etkinlik alanı ile sokak gösterilerini 3 binden fazla kişi ziyaret etti. Festival kapsamında Bükreş’teki okullardan bini aşkın çocuk ve genç de beş farklı interaktif atölyeye katılarak geleneksel el sanatları ve kültürel mirasla tanıştı. GELENEKSEL SPORLAR DA KURULTAY’IN MERKEZİNDEYDİ KURULTAI 2026’nın dikkat çeken bölümlerinden biri geleneksel sporlar oldu. Togyzkumalak, Asyk, Kurash, Mangala, Oware ve tarihî okçuluk dallarında düzenlenen altı uluslararası turnuvada 200’ü aşkın sporcu ve yarışmacı mücadele etti. Osmanlı mehter takımının da yer aldığı kültür geçidi, tarihî canlandırmalar, atlı gösteriler, geleneksel el sanatları ve gastronomi etkinlikleri festivalin ilgi gören programları arasında yer aldı. KÜLTÜREL MİRAS VE DİPLOMASİ BÜKREŞ’TE KONUŞULDU Festivalin akademik programı kapsamında 24 Eylül’de somut olmayan kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik iki uluslararası seminer gerçekleştirildi. 25 Eylül’de düzenlenen “KURULTAI 2026: Yaşayan Gelenekler ve Küresel Mirasın Kalbinde Diplomatik Diyalog” başlıklı uluslararası konferansa ise kültürel miras uzmanları, akademisyenler, büyükelçilik ve kamu kurumlarının temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 30 uluslararası isim katıldı. Romanya Kültür Bakanı András István Demeter kültürel diplomasinin toplumlar ve ekonomi açısından oluşturabileceği değere dikkat çekerken, Romanya UNESCO Milli Komisyonu temsilcisi Codrin Tăut ise yeni teknolojiler ve yapay zekânın kültürel mirasın belgelenmesi, korunması ve dijital ortama aktarılmasındaki önemini vurguladı. TATAR KÜLTÜRÜNDEN DÜNYAYA MESAJ Romanya Demokratik Tatar Birliği, festivalin kültürler arası diyaloğu geliştirmeyi, yaşayan kültürel mirası korumayı ve farklı toplumlar arasındaki önyargıların azaltılmasına katkı sağlamayı amaçladığını bildirdi. Festival kapsamında gerçekleştirilen konferans ve seminerlerin kayıtlarının da dijital ortamda yayımlanarak eğitim materyali olarak kullanılması planlanıyor.

Türkiye'nin Felsefe Hocası Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti Haber

Türkiye'nin Felsefe Hocası Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı, Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı ve Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayata veda etti. Prof. Dr. Kuçuradi, bir süredir tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iken hayata tutunamadı ve 90 yaşında Hakkın rahmetine kavuştur. Kuçuradi'nin cenazesi, 4 Ekim Pazar günü (yarın) Maltepe Üniversitesi Mimar Vedat Çakırca Konferans Salonu'nda programlanan veda töreninden sonra 13.30’da Şişli Rum Ortodoks Mezarlığına defnedilecek. Prof. Dr. İOANNA KUÇURADİ KİMDİR? 1936 yılında İstanbul’da ortodoks bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1954 yılında Zapyon Kız Lisesi’nden, 1959’da ise İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. 1970 yılında doçent, 1978’de profesör olan Kuçuradi, 1969 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu. 2003 yılına kadar bu bölümün başkanlığı görevini yürüttü ve emekli oldu. Türkiye Felsefe Kurumu Başkanlığı görevini de üstlenen Kuçuradi, 2006 yılında Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde ders vermeye başladı. 1997-2005 yılları arasında üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğünü yürüttü. 1998 yılından itibaren ise merkez bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsü’nün başkanlığını yaptı. Çok sayıda kitap ve makaleleri yayınlanmış olan Kuçuradi’nin eserleri arasında “İnsan ve Değerleri”, “İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları”, “Adaletin Gerektirdiği Hukuk”, “Schopenhauer ve İnsan” ve “Nietzsche ve İnsan” bulunuyor.

Anadolu'nun sözlü mirasını türkülerinde yaşatan Neşet Ertaş Haber

Anadolu'nun sözlü mirasını türkülerinde yaşatan Neşet Ertaş

Anadolu'nun yüzyıllardır sözlü kültür yoluyla aktarılan müzik geleneğini sazının teline, sesinin rengine ve şiirlerinin dizelerine taşıyan Neşet Ertaş'ın vefatının ardından 14 yıl geçti. "Bozkırın Tezenesi" olarak anılan Ertaş, geride bıraktığı yüzlerce eserle yalnızca Türk halk müziğinin değil, Abdallık geleneğinin de en önemli temsilcilerinden biri oldu. Sanatçı, Kırşehir'in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde 1938'de dünyaya geldi. Saz ve bozlak ustası Muharrem Ertaş ile Döne Ertaş'ın oğlu olan sanatçı, müziğin içinde büyüdü. Babasıyla birlikte daha çocuk yaşlarda düğünlere gitmeye başlayan Ertaş, Orta Anadolu'nun müzik geleneğini yaşayarak öğrendi. Müziğe annesinin yaptığı oyuncak bağlamayla başladı Neşet Ertaş'ın müzikle tanışması, henüz çocukluk yıllarında başladı. Annesi Döne Ertaş'ın çamaşır tokacına tel takarak yaptığı oyuncak bağlama, sanatçının ilk çalgısı oldu. Daha sonra keman ve bağlama çalmayı öğrenen Ertaş, küçük yaşta babasının yanında düğünlerde müzik yapmaya başladı. Kendi anlatımına göre babası onu 6 yaşında müzikle tanıştırdı. İlk dönemlerinde zil, darbuka ve cümbüş de çalan Ertaş, ağabeyinin keman çaldığı yıllarda farklı enstrümanlarla müziğin içinde yer aldı. Çocukluğu ve gençliği, bir yandan müzik öğrenirken bir yandan da Anadolu'nun farklı yerlerini görerek geçti. Babasıyla Kırşehir'in yanı sıra Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Yozgat ve Kayseri'de köy köy dolaşarak düğünlerde saz çalıp türkü söyledi. Okula düzenli devam edemeyen Ertaş, okuma yazmayı ağabeyi Necati Ertaş'tan öğrendi. Ancak eğitim hayatındaki sınırlılığa rağmen müzik alanındaki öğrenimi, doğrudan geleneğin usta-çırak ilişkisi içinde sürdü. Ertaş'ın sanat anlayışının şekillenmesinde babasının özel bir yeri oldu. Muharrem Ertaş, Orta Anadolu Türkmen-Abdal müziğinin ve özellikle bozlak geleneğinin önemli ustalarından biriydi. Neşet Ertaş da babasının sazından ve söyleyişinden öğrendiklerini zamanla kendi yorumuyla geliştirdi. Sanatçı, babasıyla ilişkisini anlatırken "Aynı ruhun insanlarıyız" ifadesini kullanmıştı. Bozlakla Anadolu insanının sesini duyurdu Neşet Ertaş'ın sanatının merkezinde bozlak önemli bir yer tuttu. Orta Anadolu'da özellikle Abdallar arasında gelişen bozlak, geniş ses aralığı, güçlü söyleyiş ve doğrudan duygusal anlatımıyla öne çıkan bir uzun hava geleneği olarak Ertaş'ın yorumunda kendine özgü bir karakter kazandı. Ertaş, bozlakları "feryat" olarak nitelendiriyordu. Onun yorumunda bozlak, yalnızca bir müzik türü değil, Anadolu insanının sevincini, özlemini, ayrılığını, yoksulluğunu, aşkını ve gurbetini dile getiren bir anlatım biçimine dönüştü. Sanatçının eserlerinde aşk ve ayrılığın yanı sıra insanın dünyadaki yalnızlığı, kader, gurbet, ölüm ve yaşamın güçlükleri de geniş yer buldu. Şiirlerinde çoğunlukla "Garip" mahlasını kullanan Ertaş, bu nedenle zaman içinde "Garip" adıyla da özdeşleşti. İstanbul'da ilk plağını çıkardı Ertaş, genç yaşında profesyonel müzik hayatının ilk önemli adımını İstanbul'da attı. 1957'nin sonunda henüz 19 yaşındayken İstanbul'a giden sanatçı, babası Muharrem Ertaş'a ait "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı türküyle ilk plağını çıkardı. Babasının sözlerini yazdığı eser, Şen Çalar Plak tarafından yayımlandı. Plağın ilgi görmesiyle Ertaş kısa sürede daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ardından yeni plak ve kaset çalışmaları ile konserler geldi. İstanbul'da yaklaşık iki yıl çalışan Ertaş, daha sonra Ankara'ya yerleşti. Burada sahne çalışmalarının yanı sıra Ankara Radyosu'nda da bir süre programlara katıldı. Böylece köy düğünlerinde, mahalli ortamlarda ve gazinolarda yaşattığı müzik geleneğini radyo aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaştırdı. Kendi hayatından izleri türkülere taşıdı Ertaş'ın eserlerinin önemli bir bölümünde hayatından ve çevresinden izler bulunuyordu. Sanatçı, gördüğü insanları, yaşadığı olayları ve Anadolu'daki gündelik hayatı türkülerin konusu haline getirdi. Kendi anlatımına göre ilk bestelerinden biri de katıldığı bir düğünde gördüğü hasta bir genç ve onun başındaki annesinden etkilenmesiyle ortaya çıktı. "Anam ağlar başucumda, oturur" sözleriyle başlayan eseri, yaşadığı olayın sanatçının üretim biçimindeki karşılığını gösteren örneklerden biri oldu. Yaklaşık 400 plak ile çok sayıda kaset ve "long play" çalışmasına imza atttı. "Zahidem", "Gönül Dağı", "Yalan Dünya", "Mühür Gözlüm", "Ah Yalan Dünya", "Gönül Yarası", "Zülüf Dökülmüş Yüze", "Niye Çattın Kaşlarını", "Neredesin Sen", "Kendim Ettim Kendim Buldum" ve "Hata Benim" gibi eserler, Ertaş'ın geniş repertuvarı içinde zamanla kuşaklar boyunca bilinen türküler haline geldi. Bu eserlerde dikkati çeken unsurlardan biri, halkın gündelik konuşma dilinin şiirsel bir anlatımla buluşmasıydı. Ertaş, karmaşık ve uzak bir sanat dili yerine doğrudan, yalın ve samimi bir söyleyiş kullandı. Bu özellik türkülerinin farklı toplumsal kesimler tarafından benimsenmesinde etkili oldu. Özel hayatında da zorlu dönemler yaşadı Usta sanatçı, askerlik hizmetinin ardından Ankara'da çalıştığı gazinoda Leyla isimli genç kadınla tanıştı ve onunla evlendi. Bu evliliğe babası Muharrem Ertaş'ın karşı çıkması nedeniyle baba-oğul arasında bir dönem kırgınlık yaşandı. Ertaş'ın bu evlilikten üç çocuğu oldu. Ancak sanatçının yaşamındaki en önemli kırılmalardan biri, müzik kariyerinin zirvesine ulaştığı dönemde yaşadığı sağlık sorunları oldu. Parmaklarındaki rahatsızlık nedeniyle 1970'lerin sonunda Almanya'ya giden Ertaş, burada tedavi gördü. Uzun yıllar Almanya'da yaşayan sanatçı, bu dönemde özellikle Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşları arasında eserleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Almanya yılları Ertaş'ın sanat hayatında zorunlu bir ara dönemi olmakla birlikte, eserlerinin gurbetçiler arasında daha güçlü biçimde yayılmasına da zemin hazırladı. Türkiye'den uzakta yaşayan insanların memleket, aile, ayrılık ve gurbet duygularına seslenen türküleri, bu dönemde farklı bir anlam kazandı. Sanatçı, Almanya yıllarının ardından 2000'de İstanbul'da verdiği konserle Türkiye'deki sahne çalışmalarına yeniden başladı. Böylece uzun bir aradan sonra dinleyicileriyle yeniden buluştu. "Devlet sanatçısı" ünvanını kabul etmedi Neşet Ertaş'ın sanat hayatındaki en çok hatırlanan kararlardan biri de kendisine önerilen "Devlet Sanatçısı" ünvanını kabul etmemesi oldu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde kendisine sunulan ünvanı kabul etmeyen Ertaş, gerekçesini herkesin bu ülkenin sanatçısı olduğu düşüncesiyle açıkladı. Sanatçı, söz konusu ünvanın kendisi açısından bir ayrım oluşturduğu görüşünü dile getirdi. Ertaş'ın sanatındaki en önemli unsurlardan biri, Abdallık geleneğinin bilgi ve becerilerini yalnızca eserlerinde değil, icra biçiminde de yaşatmasıydı. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras programı kapsamında Türkiye'de oluşturulan "Yaşayan İnsan Hazineleri" sisteminde Ertaş, Abdallık Geleneği-Halk Ozanlığı alanında 2009 yılında seçilen isimler arasında yer aldı. UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun envanterinde ise Neşet Ertaş, "Mahalli Sanatçı, Ozan" olarak kayıtlı bulunuyor. "Yaşayan İnsan Hazinesi" kavramı, somut olmayan kültürel mirasın belirli unsurlarını icra etmek ve gelecek kuşaklara aktarmak için gerekli bilgi ve beceriye sahip kişilerin tanınmasını ifade ediyor. Ertaş'ın bu kapsamda seçilmesi, sanatının yalnızca bireysel bir müzik kariyeri olarak değil, bir kültürel miras taşıyıcılığı olarak da kabul edildiğini gösterdi. İTÜ'den fahri doktora Usta sanatçının müziğe katkısı akademik çevrelerde de karşılık buldu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), 17 Şubat 2011 tarihli Senato toplantısında Neşet Ertaş'a fahri doktora ünvanı verilmesini kararlaştırdı. Ertaş'ın bağlamadaki kendine özgü tavrı ve eserleri, sonraki yıllarda konservatuvarlarda da eğitim konusu olarak ele alındı. Böylece düğünlerde ve mahalli müzik ortamlarında usta-çırak ilişkisi içinde öğrendiği gelenek, akademik müzik eğitiminin de bir parçası haline geldi. Neşet Ertaş'ın sanatındaki sadelik, özel hayatına ve sahnedeki duruşuna da yansıdı. Göz önünde olmayı fazla tercih etmeyen sanatçı, müzik dışındaki yaşamında da mütevazı bir hayat sürdürdü. Yaşamının son yıllarında da bağlamasından ve türkülerinden uzaklaşmadı. Anadolu insanının duygularını anlatmaya devam etti. Onun için türkü, yalnızca söylenen bir ezgi değil, insanın kendisini ifade etme biçimiydi. 25 Eylül 2012'de hayatını kaybetti Prostat kanseri tedavisi gören Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012'de İzmir'de 74 yaşında hayatını kaybetti. Kırşehir'de düzenlenen cenaze töreninin ardından babası Muharrem Ertaş'ın mezarının yanına defnedildi. Aradan geçen yıllara rağmen Neşet Ertaş'ın eserleri yeni kuşaklar tarafından söylenmeye, farklı sanatçılar tarafından yeniden yorumlanmaya devam etti. Hayatı ve eserleri, Prof. Dr. Erol Parlak tarafından iki cilt halinde kitaplaştırıldı. Kırşehir'de babası Muharrem Ertaş'la birlikte anıtı bulunan sanatçının adı, kültür merkezlerinde ve çeşitli sanat kurumlarında yaşatılıyor. AA //// A. Hümeyra Akgün

2. Lykos Yarı Maratonu için geri sayım başladı Haber

2. Lykos Yarı Maratonu için geri sayım başladı

Denizli'de Pamukkale’nin eşsiz tarihi ve doğal dokusunu koşu kültürüyle buluşturan 2. Lykos Yarı Maratonu’nun lansmanı; spor, sanat ve iş dünyasından çok sayıda ismin katılımıyla gerçekleştirildi. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde, sporu, kültürü ve turizmi aynı rotada buluşturan Lykos Yarı Maratonu’nun ikincisi için geri sayım sürüyor. Pamukkale’nin eşsiz doğal güzellikleri ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Hierapolis Antik Kenti’nin mistik dokusunu koşu deneyiminin merkezine yerleştiren organizasyon öncesinde basın toplantısı ve lansman gecesi gerçekleştirildi. Ulusal ve yerel basın mensuplarının yanı sıra spor, sanat ve iş dünyasından çok sayıda ünlü ismin katıldığı gece, Pamukkale’nin büyüleyici manzarası eşliğinde yapıldı. Setenay Cankat’ın sunumuyla gerçekleşen gece, Yarı Maraton için antik kentin kalıntıları arasında çekilen tanıtım filminin gösterimi ile başladı. Ardından basın toplantısına geçildi, organizasyonun gelişimi ve şehre kattığı vizyon hakkında katılımcılara detaylı bilgi verildi. “DENİZLİ LYKOS’U SEVDİ, LYKOS DA DENİZLİ’YE ÇOK YAKIŞTI” Denizli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Bülent Bozbaş, organizasyonun şehre kattığı değere dikkat çekerek, “Geçtiğimiz yıl Lykos Yarı Maratonu’nu ilk kez düzenlerken en büyük hedefimiz; Denizli ile özdeşleşecek, yıllar içinde uluslararası ölçekte tanınacak güçlü bir organizasyon yaratmaktı. Çünkü bizim Denizli anlayışımız çok açık: Denizli en güzeline layıktır, en iyisini yapar; en iyisini yaparsa da Denizli yapar. İlk yılımızda karşılaştığımız yoğun ilgi beklentilerimizin üzerine çıktı ve halkımızın gösterdiği sahiplenme bize Denizli’nin bu projeyi bağrına bastığını gösterdi. Lykos Yarı Maratonu, Denizli’yi yalnızca sanayi ve tekstil kenti kimliğiyle değil; doğası, tarihi ve 12 aya yayılan aktif yaşam kültürüyle uluslararası bir destinasyon haline getirme hedefimizin yansımasıdır” dedi. “DENİZLİ’Yİ KÜRESEL BİR MARKA YAPMA YOLUNDA 15 BİN ADIM” Projenin sadece sportif bir yarıştan ibaret olmadığını vurgulayan Bozbaş, “Finiş çizgisinin ardından travertenler üzerinde yürüyüş ayrıcalığı sunan dünyadaki tek maraton olarak, şehrimizi küresel spor turizminin zirvesine taşıyoruz. Bu yılki hazırlıklarımız kapsamında ekiplerimiz Paris, Barcelona ve Prag gibi dünyaca ünlü maratonları yerinde inceledi. Hedefimiz çok net; Lykos’u yalnızca Türkiye’nin değil, gelecekte Avrupalı sporcuların yarış takvimlerinde öncelikli olarak yer vermek istediği en önemli yarı maratonlardan biri haline getirmek. Bu doğrultuda, geçtiğimiz yılki rakamları katlayarak bu yıl 15 binin üzerinde katılımcıyı Lykos’ta ağırlamayı hedefliyoruz. Çünkü bizim en büyük gücümüz Denizli’dir ve Denizli’nin inançlı insanıdır” ifadelerini kullandı. BÜYÜK BULUŞMA 25 EKİM 2026’DA Denizli’nin kültürel ve doğal mirasını küresel bir spor festivaline dönüştüren 2. Lykos Yarı Maratonu; profesyonel sporcuları, sporseverleri ve koşu tutkunlarını Pamukkale ve Hierapolis’in eşsiz atmosferinde buluşturacak. 24 Ekim Cumartesi günü Pamukkale’nin kalbinde gerçekleştirilecek renkli Makarna Partisi (Pasta Party) etkinlikleriyle başlayacak olan heyecan, 25 Ekim 2026 Pazar günü nefes kesen ana yarış ve ardından yapılacak ödül töreniyle zirveye ulaşacak.

Turabdin mirası UNESCO yolunda masaya yatırıldı Haber

Turabdin mirası UNESCO yolunda masaya yatırıldı

Mardin ve Midyat’ta tarihi kilise ve manastırların Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne alınması için kritik değerlendirme toplantısı yapıldı. Mardin’in köklü tarihini ve zengin kültürel mirasını dünya sahnesine çıkarmaya yönelik çalışmalara dev bir adım daha eklendi. Turabdin bölgesindeki tarihi kilise ve manastırların UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne girmesi amacıyla kritik bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Stratejik zirve; AK Parti Mardin İl Başkanı Mehmet Uncu, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) heyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileri ve 2021 yılından bu yana sürecin öncülüğünü üstlenen Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin’in katılımıyla düzenlendi. Toplantının ana gündem maddesini, Turabdin bölgesindeki kilise ve manastırların kalıcı listeye alınması sürecinde yürütülen saha çalışmaları ve hazırlık evreleri oluşturdu. Kadim kentin eşsiz mimarisinin ve kültür mirasının uluslararası alanda tescillenmesi için atılacak yeni adımlar detaylıca planlandı. "KÜLTÜREL MİRASIMIZI YARINLARA AKTARACAĞIZ" Mardin’in tarihi dokusunu koruma kararlılığını vurgulayan AK Parti Mardin İl Başkanı Mehmet Uncu, kentin potansiyelini en üst düzeyde temsil etmek için tüm kurumlarla tam bir iş birliği içinde olduklarını ifade etti. Uncu, kadim kentin birikimini geleceğe aktarma misyonunu kararlılıkla sürdürdüklerini belirtti. UNESCO Kalıcı Listesi yolunda gerçekleşen buluşma, hem bölge turizminin canlanması hem de tarihi mirasa verilen değer açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

UNESCO'nun Bakanlar Oturumu'nda Türkiye yaklaşımı anlatıldı Haber

UNESCO'nun Bakanlar Oturumu'nda Türkiye yaklaşımı anlatıldı

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı M. Bilal Macit, UNESCO’nun Paris’te düzenlediği Dijital Öğrenme Haftası Bakanlar Oturumu’nda, yapay zekâ ve eğitim alanındaki Türkiye yaklaşımını anlattı. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 8-11 Eylül 2026 tarihleri arasında Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen Dijital Öğrenme Haftası kapsamında “Yapay Zekâ Çağında Eğitim: Gerçekler, Zorluklar, Yeni Ufuklar” temalı Bakanlar Oturumu gerçekleştirildi. Oturumda konuşan Millî Eğitim Bakan Yardımcısı M. Bilal Macit, yapay zekâ egemenliğinin teknolojik izolasyon değil; eğitim sistemlerinin kullandığı teknolojiler, eğitim verilerinin nerede ve nasıl işlendiği ile insan sorumluluğunun hangi alanlarda korunacağına dair bilinçli karar verebilme kapasitesi anlamına geldiğini söyledi. TÜRKÇE VE YEREL BAĞLAMA UYGUN YAPAY ZEKÂ ÇALIŞMALARI Türkiye’nin bu alandaki ulusal kapasitesini güçlendirmeye devam ettiğini belirten Macit, Türkçe, kültürel bağlam ve öğretim programlarıyla daha uyumlu yapay zekâ modelleri geliştirmek için çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti. Bu kapsamda BİLGE dil modeli girişimini örnek gösterdi. Macit ayrıca öğretmenlere yönelik yapay zekâ destekli araçlar, kişiselleştirilmiş öğrenme, öğrenme analitiği uygulamaları, DİLİM platformu üzerinden yapay zekâ destekli dil öğrenimi ve açık uçlu soruların değerlendirilmesine yönelik karar destek çözümlerine değindi. Yapay zekânın bilgi işleme, örüntüleri fark etme ve geri bildirim sunma açısından önemli imkânlar sunduğunu belirten Macit, öğretmenin mesleki muhakemesi, ilgisi ve sorumluluğunun yerini alamayacağını vurguladı. Macit, teknolojik ilerlemenin öğretmeni güçlendiren, öğrenciyi koruyan ve eğitimin kamusal amacına hizmet eden bir anlayışla sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ VURGUSU Türkiye’nin UNESCO, OECD, Avrupa Komisyonu, Dünya Bankası ve Avrupa Konseyi bünyesindeki çalışmalara aktif katkı sunduğunu belirten Macit, uluslararası iş birliğinin ortak ilkelerin geliştirilmesi ve kamu kapasitesinin güçlendirilmesi açısından önemli olduğunu söyledi. Programa Millî Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Mustafa Canlı da katıldı.

Ordu’nun mirası UNESCO yolunda Haber

Ordu’nun mirası UNESCO yolunda

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, Ordu’nun tarihî, kültürel ve doğal mirasını korumak, yaşatmak ve uluslararası alanda tanıtmak amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini söyledi. Ordu’nun sahip olduğu değerleri her alanda dünyaya tanıtmak için yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Başkan Güler, bu kapsamda Ordu Tarihi Evleri ve Yason Burnu için UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste projelerinin hazırlanacağını açıkladı. Başkan Güler, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Ordu Tarihi Evleri ve Yason Burnu için UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste projelerini hazırlıyoruz. Taşbaşı başta olmak üzere kentimizin tarihî evlerini ve özgün sivil mimarlık örneklerini bilimsel çalışmalarla ele alıyor; Ordu Tarihi Evleri UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste Projesi’ni hazırlıyoruz. Perşembe ilçemizde bulunan Yason Burnu için de önemli bir süreci başlatıyoruz. 1. derece arkeolojik ve 2. derece doğal sit alanı olan Yason Burnu; 1869 tarihli kilisesi, arkeolojik değerleri ve eşsiz doğal dokusuyla Ordu’muzun en kıymetli miras alanlarından biri. Hazırlayacağımız Yason Burnu UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste Projesi ile bu özel alanımızın korunmasını, gelecek nesillere aktarılmasını ve uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesini hedefliyoruz. Amacımız çok açık: Ordu’muzun sahip olduğu tarihî, kültürel ve doğal zenginlikleri koruyarak UNESCO Dünya Mirası yolculuğunda güçlü adımlar atmak. Tarihimize sahip çıkıyor, değerlerimizi koruyor, Ordu’muzun mirasını geleceğe ve dünyaya taşıyoruz.”

Nemrut Dağı’nda kapsamlı koruma... Heykeller nanoteknolojiyle güçlendiriliyor Haber

Nemrut Dağı’nda kapsamlı koruma... Heykeller nanoteknolojiyle güçlendiriliyor

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Nemrut Dağı’nda geçen yıl başlatılan sağlamlaştırma çalışmalarının bu yıl da sürdüğünü açıkladı. Anıtsal heykeller nanoteknolojik çözeltilerle güçlendirilirken, çatlaklar özel harçlarla dolduruluyor. ANKARA (İGFA) - Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Nemrut Dağı’ndaki tarihi eserlerin korunmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini duyurdu. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Nemrut Dağı’nda geçen yıl başlatılan sağlamlaştırma çalışmaları, belirlenen yol haritası doğrultusunda bu yıl da sürdürülüyor. Kapsamlı koruma çalışmaları kapsamında Nemrut’un anıtsal heykelleri nanoteknolojik çözeltilerle güçlendiriliyor. Eserlerde tespit edilen çatlaklar ise taşların bünyesine su girişini önleyen kireç bağlayıcılı özel harçlarla dolduruluyor. Çalışmaların, eserlerin özgün görünümünde herhangi bir değişikliğe yol açmadan yürütüldüğü belirtildi. Böylece tarihi yapıların zorlu iklim koşullarına karşı dayanıklılığının artırılması hedefleniyor. İLK ETAP 5 YIL SÜRECEK Çalışmalar, Gaziantep Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarı Müdürlüğü uzmanları tarafından yürütüldüğünü belirten Bakan Ersoy, projenin ilk etabının 5 yıl sürmesinin planladığını belirterek, çalışmalarla insanlığın ortak mirası olan Nemrut’un özgünlüğünün korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının amaçlandığını kaydetti. Bakan Ersoy, projede görev alan uzman ve ekip çalışanlarına teşekkür etti.

Kilosu Türkiye’de 600 bin liraya satılıyor: Kırmızı altın mesaisi başladı Haber

Kilosu Türkiye’de 600 bin liraya satılıyor: Kırmızı altın mesaisi başladı

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Karabük'ün Safranbolu ilçesinde, kilosu 600 bin liraya kadar çıkan ve "dünyanın en pahalı baharatı" olarak nitelendirilen safranda yeni sezon heyecanı başladı. Üreticiler yeni sezon soğanlarını toprakla buluşturuyor. Safranbolu'nun en önemli tarımsal değerlerinden biri olan safran, ekim ve kasım aylarında çiçek açmasının ardından toplanmaya başlıyor. Ürünün yüksek pazar değerinin arkasındaki en büyük neden ise üretimindeki zorluk: Yaklaşık 80 bin safran çiçeğinden yalnızca 500 gram safran elde edilebiliyor. Geçtiğimiz sezon kilosu 600 bin liraya kadar ulaşan Safranbolu safranı, bu fiyatıyla "dünyanın en pahalı baharatı" unvanını koruyor. Protokol Tarlada Üreticilerle Buluştu Yeni sezon soğan dikim programı, Yukarıçiftlik köyünde üretici İsmail Yılmaz'a ait tarlada gerçekleştirildi. Etkinliğe Safranbolu Kaymakamı Hayrettin Baskın ile İl Tarım ve Orman Müdürü Yasin Önder katıldı. Programda açıklamalarda bulunan İl Tarım ve Orman Müdürü Yasin Önder, safranın kentte üretimi yapılan spesifik ürünlerin başında geldiğini vurgulayarak, tarımsal niteliğinin yanında kentin tanıtımına da büyük katkı sağladığını belirtti. 110 Dekar Alanda Safran Üretimi Yapılıyor İlçe Tarım ve Orman Müdürü Erdal Kaya bölgedeki üretim potansiyeli hakkında bilgi vererek, ilçede 51 üreticinin 110 dekar alanda safran üretimi gerçekleştirdiğini açıkladı. Tarla sahibi üretici İsmail Yılmaz ise bu yıl farklı alanlarda toplamda 20 dönümün üzerinde safran dikimi yapacaklarını bildirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.