Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uluslararası Hukuk

bursaarena.com.tr - Uluslararası Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'den ABD-İran mutabakatına tam destek: Kalıcı barış için tarihi fırsat! Haber

Türkiye'den ABD-İran mutabakatına tam destek: Kalıcı barış için tarihi fırsat!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasında varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, anlaşmanın bölgede kalıcı huzur ve güven ortamının tesisine katkı sağlamasını temenni etti. Erdoğan, sürecin sabote edilmemesi için tüm taraflara itidal çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatın bölgesel barış açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın uzun süredir ihtiyaç duyduğu bu gelişmenin bölgede kalıcı huzur ve güven ortamının oluşmasına vesile olmasını diledi. Anlaşmanın imzalanacağı tarihe kadar gerilimi artıracak söylem ve eylemlerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, olası provokasyon ve sabotaj girişimlerine karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu. Erdoğan, mutabakatın sağlanmasında emeği geçen ABD ve İran liderliklerine teşekkür ederken, ara buluculuk çabaları nedeniyle Pakistan’a özel olarak teşekkür etti. Ayrıca Katar ve Suudi Arabistan’ın diplomatik sürece verdiği desteğin de takdire şayan olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bölgesinde barış, istikrar ve huzurun sağlanmasına yönelik tüm girişimleri desteklemeyi sürdüreceğini belirten Erdoğan, kalıcı çözümlerin diplomasi ve uluslararası hukuk temelinde mümkün olacağını kaydetti. ABD ve İran arasında varılan mutabakatı, bölgemizde sulh-u sükûnun hâkim kılınması adına önemli bir gelişme olarak görüyor, memnuniyetle karşılıyorum. Tüm dünyanın uzun süredir ihtiyaç duyduğu bu haberin bölgemizde kalıcı huzur ve güven ortamının tesisine vesile olmasını… — Recep Tayyip Erdoğan (@RTErdogan) June 14, 2026

New York Times: ABD’nin İran’daki su tesislerine saldırısı “savaş suçu” olabilir Haber

New York Times: ABD’nin İran’daki su tesislerine saldırısı “savaş suçu” olabilir

Tahran, İRNA – The New York Times, uydu görüntüleri ve yayımlanan videoları analiz ederek, ABD’nin Hürmüz Boğazı yakınlarında gerçekleştirdiği saldırıların, bölgede yaşayan 20 bin kişinin içme suyu ihtiyacını karşılayan tesisleri yok ettiğini ifade etti. Gazete, uluslararası hukuka göre sivil altyapının hedef alınmasının “savaş suçu” kapsamında değerlendirilebileceğini yazdı. The New York Times, çarşamba günü sabaha karşı düzenlenen saldırılarda İran’ın güney kıyılarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında bulunan ve içme suyu tesisi olduğu değerlendirilen bir yapının imha edildiğini belirtti. Saldırıların gerçekleştiği saatlerde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı yakınlarında ABD Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarıyla “hassas mühimmat kullanılarak” operasyon düzenlendiğini duyurdu. İran’ın resmi medya kuruluşları, ABD’nin su depolama tesislerini hedef aldığını bildirirken, yerel bir yetkili de bir kasaba ile çevredeki köylerde yaşayan 20 binden fazla kişinin su erişiminin kesildiğini açıkladı. Bölgede hava sıcaklığının bu hafta yaklaşık 38 santigrat derece üzerine çıktığı kaydedildi. 9 Haziran sabahına ait bir uydu görüntüsünde, Bamani köyünde su altyapısına ait olduğu belirtilen iki küçük mavi yapının görüldüğü ifade edildi. Her iki yapıda da su dağıtım altyapılarında yaygın olarak kullanılan açık mavi boruların bulunduğu, ayrıca yerleşim alanı dışında bir tepe üzerinde konumlanmalarının da bu değerlendirmeyi desteklediği belirtildi. Söz konusu yapıların, Eyalet Su İdaresi Başkanı Abdulhamid Hamzapur’un yıkıldığını açıkladığı iki su depolama tankıyla örtüştüğü aktarıldı. The New York Times’ın haberine göre, ABD’nin bu su tesislerini bilinçli olarak hedef alıp almadığı ya da yapıların içinde ne bulunduğundan haberdar olup olmadığı henüz netlik kazanmış değil. Haberde, uluslararası hukuk uyarınca sivil altyapının kasıtlı biçimde hedef alınmasının savaş suçu olarak değerlendirilebileceği vurgulandı. Çarşamba günü İran medyası ile Eyalet Su İdaresi tarafından yayımlanan videolarda, daha küçük olan yapının çatısının çöktüğü görülüyor. Yanındaki daha büyük bina ise ayakta kalırken, görüntüler çatının merkezinde isabet sonucu oluştuğu değerlendirilen küçük bir deliğe işaret ediyor. The New York Times, görüntülerdeki çevresel unsurları bölgeye ait referans görüntülerle karşılaştırarak yapıya ilişkin görüntülerin doğruluğunu teyit ettiğini belirtti. Haberde ayrıca, olay yerinden İran medyasında yayımlanan enkaz fotoğraflarının, araştırmacılar tarafından “Open Source Munitions Portal” (Açık Kaynak Mühimmat Portalı) verileriyle incelendiği ve kalıntıların bir GBU-39 bombasına ait olduğunun tespit edildiği ifade edildi. GBU-39’un, 250 pound sınıfında küçük ve güdümlü bir süzülme bombası olduğu belirtilirken, hasarlı yapının görüntülerinde görülen zararın bu mühimmatın etkisiyle uyumlu olduğu kaydedildi. Haberde, çatıda oluşan temiz bir giriş deliği ve çevrede sınırlı düzeyde patlama hasarı bulunmasının bu değerlendirmeyi desteklediği ifade edildi. Haberde son olarak, her iki yapının da köy dışında bulunduğu ve çevrelerinde başka bir altyapı unsurunun yer almadığı belirtildi. İzole durumdaki binaların merkez noktalarına yapılan isabetlerin, hassas bir saldırının göstergeleri olabileceği değerlendirmesinde bulunuldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü ise kısa mesaj yoluyla yaptığı açıklamada, tesiste meydana gelen hasara ilişkin haberlerden haberdar olduklarını, ancak konuya ilişkin daha fazla bilgi paylaşmayacaklarını bildirdi.

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.