Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Milleti

bursaarena.com.tr - Türk Milleti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Milleti haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 30 Ağustos mesajı: Türkiye’yi kutlu mücadelesinden hiç kimse vazgeçiremeyecek Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 30 Ağustos mesajı: Türkiye’yi kutlu mücadelesinden hiç kimse vazgeçiremeyecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünde yayımladığı mesajda, Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde hedeflerine ilerlediğini vurguladı. Erdoğan, “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe Türkiye’yi ve Türk milletini kutlu mücadelesinden hiç kimse vazgeçiremeyecektir” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümünün gururla idrak edildiğini belirten Erdoğan, başta Türk milleti olmak üzere Kıbrıs Türk halkının ve yurt dışında yaşayan vatandaşların bayramını kutladı. 30 Ağustos Zaferi’nin, Türk milletinin esareti asla kabul etmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiğini ifade eden Erdoğan, zaferin Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolu açtığını ve Anadolu’ya yönelik emperyalist kuşatmanın kırılmasına vesile olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 104 yıl önce imkânsızlıklara rağmen gösterilen azim, cesaret ve kararlılığın bugün de Türkiye’nin en güçlü motivasyon kaynaklarından biri olduğunu belirterek, Türkiye’nin enerji, savunma sanayii, bilim, teknoloji ve dış politika başta olmak üzere birçok alanda hedeflerine emin adımlarla ilerlediğini ifade etti. Dünyada savaş, çatışma ve siyasi belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin ilkeli ve insani değerleri merkeze alan politikalarıyla öne çıktığını vurgulayan Erdoğan, “Zulüm kimden gelirse gelsin engel olmaya, mazlum kim olursa olsun sahip çıkmaya çalışan bir Türkiye vardır” dedi. Erdoğan, istikrarsızlıktan beslenenlerin kışkırtma ve provokasyonlarına rağmen Türkiye’nin haktan, hukuktan, adaletten, barıştan ve istikrardan yana durmaya devam edeceğini belirtti. Mesajının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle yad eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere ise şükranlarını sundu.

Erdoğan : Türkiye’nin dış politikasına rota çizilemez Haber

Erdoğan : Türkiye’nin dış politikasına rota çizilemez

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada “Terörsüz Türkiye” hedefinden bölgesel barışa, dış politikadan medya kuruluşlarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, “Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler” dedi. BİTLİS (İGFA) -Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında “Terörsüz Türkiye” hedefinin önemine dikkat çekerek, siyasi tartışmaların Türkiye’yi uzun yıllardır meşgul eden terör sorununun çözümüne yönelik çabalara gölge düşürmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, söz konusu sürecin yalnızca iktidar ve ittifakın meselesi olmadığını belirterek, “Bu mesele, bir devlet meselesidir; 86 milyonun ortak meselesidir” ifadelerini kullandı. Medya kuruluşları ve gazetecilere de çağrıda bulunan Erdoğan, daha fazla reyting ve etkileşim amacıyla hayati bir konunun tartışmalı hale getirilmemesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda (#MalazgirtZaferi) bulundu: "Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.… pic.twitter.com/dzYU9pIAE7 — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 25, 2026 “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINI SADECE TÜRK MİLLETİ BELİRLER” “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” vizyonunun yanı sıra Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrarı önceleyen dış politikasının bazı çevreleri rahatsız ettiğini savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki tüm toplumlar için barış ve kalkınma istediğini belirtti. Son dönemde kendisine ve Türkiye’ye yönelik kampanyaları da değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları bölgedeki bazı planların bozulmasının oluşturduğu tepkinin yansıması olarak nitelendirdi. “Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeleri desteklemeyi sürdüreceğini ifade etti. Bölgesel barış için mücadeleden geri adım atmayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler; milletten başka hiçbir aktör Türkiye’ye ve Türk dış politikasına rota ve sınır çizemez” dedi. “BÖLGEMİZİN TAMAMINDA BARIŞ İSTİYORUZ” Türkiye’nin bölge politikasının temelinde barış, adalet, istikrar ve huzurun bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, gizli bir ajanda veya niyetlerinin olmadığını söyledi. Türkiye’nin hedefinin çevresinde bir “sulh iklimi” oluşturmak ve bölgenin her karışında adalet, güvenlik ve refahı tesis etmek olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin’in yanı sıra Körfez, Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’ya kadar uzanan geniş coğrafyaya dikkat çekerek, Türkiye’nin bu bölgelerde tarihi ve kültürel bağların güçlendirilmesi için çalıştığını söyledi. Erdoğan, açıklamasını Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrar hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdüreceğini belirterek tamamladı.

Dervişoğlu, “İhanete karşı bayrak açıyorum" mitinginde konuştu: Bizim için bu teröre af yasasıdır, tsunaminin ilk dalgasıdır Haber

Dervişoğlu, “İhanete karşı bayrak açıyorum" mitinginde konuştu: Bizim için bu teröre af yasasıdır, tsunaminin ilk dalgasıdır

İyi Parti’nin Balıkesir’de düzenlediği “İhanete karşı bayrak açıyorum” mitinginde konuşan İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Bizim için, bu teröriste af yasasıdır. Tsunaminin ilk dalgasıdır” dedi. Çerçeve Yasa olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin TBMM’de kabul edilmesinin ardından İyi Parti Balıkesir Kuvayı Milliye Meydanı'nda “İhanete karşı bayrak açıyorum” mitingi düzenledi. Mitingden saatler önce alan dolmaya başlarken Dervişoğlu’nun sahneye çıkması öncesinde şehitlerin isimleri sayıldı ve "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganı atıldı. Mitingde ayrıca partinin Balıkesir milletvekilleri Burak Dalgın ve Turhan Çömez'in Çerçeve Yasa'ya ilişkin yaptığı vatandaş röportajlarının video gösterimi yapıldı. Dervişoğlu sahneye çıktığında ilk olarak Türk Bayrağını göndere çekti ve ardından İstiklal Marşı okundu. Mitinge katılan vatandaşlar ise İstiklal Marşı’ndan sonra “İktidara doğru Dervişoğlu” sloganı attılar. Mitingde konuşan Dervişoğlu, iktidara seslenirken Çerçeve Yasa’ya karşı mücadelelerini büyütecekleri mesajını verdi. "Kayyım herkesin başındadır" Dervişoğlu konuşmasında şunları söyledi: “Bütün bunlar eş zamanlıdır ve ortak amaçlıdır. Kısaca kayyım hepimizin başındadır. Bu sadece bir aritmetik hesabından ibaret değildir. Belediye başkanlarının ‘ya rozet ya Silivri’ kumpaslarıyla Erdoğan’ın elini öpüp hizmete devam diyebildiği yüzsüzlük de sadece korkudan değildir. Bu şahıs rejiminden, şahıs devletine geçişin girizgahıdır. Bu sorun, hepimizin ortak sorunudur. Ortada apaçık duran bir şey var: Tüm Türkiye’yi, tüm siyaseti tutsak almış, yedi kollu canavar gibi saran bir sistemden söz ediyorum. O sistemin merkezi Beştepe sarayıdır. Mesele ne İyi Parti ne de başka partiler meselesidir. Erdoğan ve avanesi; bu ülkeden, ulu bir orman değil, ot bitmeyen verimsiz bir “geren” çıkarmak istiyor. O yüzden her şeyi, her birimizi kırmayı, birbirinden koparmayı, olan her şeyi yıkmayı, parçalamayı, bölmeyi kendilerine bir görev addediyorlar. Siyasi partileri anlamsız, Meclis’i de gereksiz kılarak, milletin, kurallara ve kurumlara güvenini tamamen yok etmek istiyorlar. Türk milletini siyasetten uzaklaştırmak istiyorlar. Milleti siyasetten soğutmak, sandığa küstürmek istiyorlar. Takım elbiseli bir dikta rejimi, ABD Büyükelçisinin tavsiye ettiği şekliyle ‘Müşfik bir monarşi’ kurmaya çalışmanın aşamalarıdır bunlar. Bizi mecbur kılmak istedikleri şey budur. "Bilsinler ki, bizim kalemiz Anadolu kalesidir" Felaket senaryosu mudur bu? Gelmekte olan acı gerçektir! Bile bile felaketi beklemek, felaketi büyütmekten başka bir işe yaramaz. Kula minnet eylemeyenleri silip atmak istiyorlar bu vatandan. Onlar bitirmeye çalışmadan, biz onun bitmeyeceğini göstermeliyiz. Bilsinler ki, bizim kalemiz Anadolu kalesidir. İyi Parti, Türk’ün milli devlet düsturunun yıkılmaz son kalesidir. "Kimse mecbur kalmayacak" Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Onlar nasıl Türk milletini yıkamadıysa, sen de bu kaleyi yıkamazsın. Bu kalenin taşlarında kazılı sözler vardır, sen bu kaleyi yıkamazsın Recep Tayyip Erdoğan! Sana ‘Hayır’ dediğimiz için, ihanete baş eğmediğimiz için sen bizi cezalandırıyorsun ya, bizi azaltmaz! Senin hanedan planına itiraz ettiğimiz için, bize fatura kesiyorsun ya... Hepsi vız gelir, tırıs gider! Bu siyasi namus bataklığında, sen yaşayacaksın. Sen ne yaparsan yap, kimse sana mecbur olmayacak, Bu millet sana mecbur kalmayacak. Türk milleti ebediyen yaşayacak! "Türk milletinin infazıdır" Türk milleti, İmralı’nın dileklerine, iktidarın açık pazarlıklarına, Kandil’in gediklilerine ses etmeyecekmiş. Hapishanelerden, terör kamplarından, Avrupa’dan gelecek 9 bin teröristin, zehir tacirinin elini kolunu sallayarak dolaşmasını izleyecekmiş. Şehirlerimizde, sokaklarımızda, çarşılarımızda; mafyası, çetesi, karteli azmış gibi milletin başına yeni belalar musallat edecekler, 50 yıl silahla başaramadıklarını, siyasetle yapmalarına izin veren bu yasaya karşı, bizler dilimize dikkat edecekmişiz. Kürt kardeşimi, PKK ile eşitleme formülünü, demokrasi diye kutsayacakmışız, kardeşle kardeşin arasına duvarlar koyacakmışız, Öcalan’ın kayyım memurluğuna minnettar olacakmışız. Çıkartılan, af değilmiş, infazmış! Eğer infazsa, Türk milletinin infazıdır, Cumhuriyet’in infazıdır. Katlidir, yok edilmesidir! Çünkü hiçbir iktidarın milletin tamamına gözünü kırpmadan silah sıkmışlara, millet ve devlet düşmanlarına hak ve hukuk bahşetmeye hakkı yoktur. Kimsenin buna hakkı yoktur! "Bir kere mert olun" Bu kalkışma, ancak Yassıada kararları kadar meşrudur, 12 Eylül kadar yasaldır, 28 Şubat kadar demokrattır. Kurullar olacakmış, TBMM izleyecekmiş! Kaç kişi yararlanacak sen onu söyle! Şeytan alemine açtığınız bu kapıdan, kaç zebani geçecekmiş sen onu anlat, palavrayı bırak. Bir kere de bu millete doğru söyleyin, Bir kere de mert olun, Çıkın, ‘Ben bu memleketin evlatlarının insanca yaşamasına düşmanım’ deyin! Çünkü onlar, çoğunluk, biz azınlıkmışız. Onlar Meclis’te 467, bizse azmışız. Söyle Balıkesir, Beştepe’den duyulsun.” Dervişoğlu’nun sözlerinin ardından mitinge katılan binlerce vatandaş, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları attılar. Vatandaşları mücadeleye davet eden Dervişoğlu, “Mesele; karamsarlığa asla kapılmamak, riyakarlığı bünyede barındırmamak, doğru bildiğinden asla şaşmamak, hakkından asla vazgeçmemek, kendi şerefini hiçbir şerefsize çiğnetmemektir. Milli şerefi asla ayaklar altına vermemektir. Biliyoruz ve eminiz ki; ellerinde ve yüreğinde Türk milletinin sancağını asırlardır taşıyan bir tekimiz de kalsak, bizi yenemezler. Biz başkaları gibi kazanmak için değil, başarmak için yola çıkanlarız. Biz teksek de bir kişi değiliz, Biz sadece biriz. Sayınız yetti, elleriniz ihanete kalktı, teklif kanunlaştı. Ama bilin ki hiçbir çoğunluk, yanlışı doğruya, haksızlığı hakka çeviremez. Tarihin hükmünü yazamaz ve silemez” dedi. "Yalan bunların ağzında yapmanın ötesinde 66 katlı rezidans yapmış" Geçtiğimiz günlerde 25. yılını kutlayan AKP’nin 25 yıl karnesini de çıkaran Dervişoğlu, şöyle konuştu: “Hani yalan ağızlarına yuva yapmış derler ya, bunlarınkine yuva yapmamış. Yalan bunların ağzında yapmanın ötesinde 66 katlı rezidans yapmış. 25 yıldır sayılara takla attırmaktan, uydurma masallarla tarihimizi kirletmekten başka, her kavşakta ortak değiştirip her musibette, 40 tas su dökülmekten başka bir şey yapmadılar. Yapmadıklarına ‘Yaptık’ deyip sebep olduklarını inkâr etmekten başka bir şey yapmadılar. Şimdi iktidarlarının 25’inci yılını kutluyorlar. Salonları süslemiş, ışıkları yakmış, şakşakçılarını toplamışlar. Bir de milletin karşısına geçip, çeyrek asırlık hikâyelerini anlatıyorlar. "‘25 yıllık destan’ bu işte" 1 Mart tezkeresiyle çıktılar yola. Amerikan askerlerini Türkiye’ye sokmaya kalktılar, Kıbrıs’ı iktidarlarının diyeti olarak vermeye kalktılar. Büyük Ortadoğu Projesinde, eş başkanlıklarını meydanlarda haykırdılar. İktidara gelirken aldıkları millet mührünü, daha ilk günden bir balyozla değiş tokuş ettiler. 25 yıldır ellerinde aynı balyoz var. Cumhuriyetimize, milli devletimize vurdukça vuruyorlar. O balyozun etikertinde ‘İsrail’de tasarlanmıştır. Amerika’da üretilmiştir. İngiltere’den ithal edilmiştir’ yazıyor. 25 yıldır bu Cumhuriyet o balyozla sarsılıyor. Hürriyetlerimiz tırpan yiyor, hukukumuz hızara veriliyor, refahımıza kıran giriyor, mutluluğumuz kıyıma uğratılıyor, huzurumuz her gün biçiliyor. Alın terimiz yağmalanıyor, geleceğimize ipotek koyuluyor. ‘25 yıllık destan’ bu işte. Dünya 7 dolara et yerken Türk milletine 21 dolara et yedirmek mi başarı? Enerji fiyatı, Avrupa’da üç yılda yüzde 7 artarken, bu milletin faturasını yüzde 277 artırmak mı başarı? Milyonlarca insanı işsizliğe ve umutsuzluğa mahkûm etmek mi başarı? Sizin başarı dediğiniz şey, baştan sona milli felaket! "ABD var, İŞİD yoksa PYD var, şimdi de PKK var" 25 yılda en çok büyüyen grafik, fabrikalar değil cezaevleri oldu. Suçlar büyüdükçe, cezalar küçüldü. Suçlulara cüret verildikçe, masumlar sindiler. Refahı değil sefaleti büyüttünüz. Millete taksitle yağ ve bulgur aldıran başarı. 44 milyonu krediyle yaşatan başarı. 6,5 milyon ev genci yaratan başarı! Emeklinin ömrünü yediniz, hala başarıdan bahsediyorsunuz. Gencin hayallerini yıktınız, hala başarıdan bahsediyorsunuz. İşçinin emeğine kibrit suyu döktünüz. Utanmıyor musunuz! Çalışanın yarısını asgari ücrete sıkıştırıp, o ücreti de açlık sınırının altına gömdünüz. Budur 25 yıllık destan. O çaldırdığınız Mehteran marşı var ya o marşla sizi uğurlayacağız. Çeyrek asır önce icazet aldığınız, Türkiye’nin iradesini dışarıdaki projelere bağlayan siyasetiniz neyse, bugün Türk milletinin iradesini İmralı’daki terör hükümlüsünün hesabına bağlayan siyasetiniz neyse, Netanyahu ile “düşmancılık” oynayan riyakarlığınız odur. Bu milleti boş yere kandırmayın. İngiltere ile borsa oynayan faizciliğiniz odur. Trump ile ‘emret komutanım’ oynayan gurursuzluğunuz odur. Bütün bunların hesabını sormaya geleceğiz. Sıkı durun, hesap soracağız. Alışmışsınız... Sizin geminizi yürütmek için AB yoksa İngiltere var, İsrail yoksa ABD var, İŞİD yoksa PYD var. Şimdi de PKK var. Yarın ne olur Allah bilir! Her kim ki bu münafıklığa el pençedir; makbuldür, ortaktır, yandaştır. Her kim ki buna itiraz eder, direnir; işte o zaman teröristlikten teröristtir. Ortaklık defterinizde, bir tek Türk milletinin adı yoktur! İşbirlikçilikle başlayan 25 yılın sonunda daireyi tamamladınız. "Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’dan oluşan üçlü koalisyondur" İktidar ve ortaklarına soruyorum: Sahada güvenlik güçlerimiz tarafından defalarca mağlup edilen PKK’ya, masada bugün verilmeye çalışılan imtiyazın sebebi nedir? Uluslararası terör ve suç örgütü PKK, 50 yıl emperyalizme hizmet ettikten sonra şimdi bundan vaz geçecekmiş, Ve bundan sonra da Türkiye ile birlikte hareket edecekmiş. Emperyalizmin karşısında duracakmış öyle mi? Sizi böyle mi kandırıyorlar? Bu trajikomik hayale gerçekten inanmamızı mı bekliyorsunuz? Huzura inanmak, demokrasi istemek, silahlar sussun demek başka bir şeydir. Ahmaklıksa başka bir şey! Sizin karşınızda ahmak yok! ‘Çerçeve çerçeve’ diye konuştukları rezaletin yaldızlı varaklarını değil, içindekini söylüyoruz. Şimdi de ressamlarını söyleyeyim: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’dan oluşan üçlü koalisyondur. İlham kaynaklarını ve hocalarını da pekâlâ hepimiz tanıyoruz. Herkes barış ve kardeşlik diliyle konuşmak zorundaymış, bizler, “barış” ortamını bozuyormuşuz. Kim kiminle barışıyor Numan Efendi? Kim kimle savaştı da sen barıştın ve biz geri kaldık? Ağızlarından çıkanların değdiği yerlere bak! Atılacak adımlarda acele edilmeliymiş, yoksa süreç enfekte edilirmiş. Böyle sesleniyor sahibinin sesi ulak partisi. Sizin Cumhuriyet düşmanlığınızdan ala enfeksiyon mu var? Öcalan sevdanızdan ala hastalık mı var? Türkiye’nin Lübnanlaşmasından, Iraklaşmasından, Suriyelileşmesinden ala felaket mi var? Adamlar evimizi başımıza yıkıyor, Bir de eleştirimizden şikâyet ediyorlar. Bizim canımız burnumuzda. Biz size yanlış yapıyorsunuz edebinizle gidin diyoruz!” Dervişoğlu’ndan anayasa uyarısı Sürecin başında söylediklerini de hatırlatan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Bu yasa Meclis’ten geçer geçmez bizim 1 yıl 10 aydır söylediğimiz gibi, ‘Terörsüz Türkiye’ diye çıkılan yolun istikametini bir bir söylemeye başladılar: Silahlar bırakılmasın mı? Barış gelmesin mi? Analar ağlasın mı? Darbe anayasasından kurtulmayalım mı? Şu maddeyi değiştirsek iyi olmaz mı? Hangi maddeyi? 3’ü mesela? Allah kelamı mıdır Anayasa? Sanmayın ki dertleri sadece o metni değiştirmektir. ‘Öcalan gelsin konuşsun’ dediler. Bu, işin çok sonraki safhasıydı. Aslolan onu sisteme almaktı. Şimdi İmralı canisi cezaevinden çıkmadı, yasa onu kapsamıyor diye bizden dua etmemizi bekliyorlar. “Dediğim dedik, çaldığım düdük anayasasıdır” Anayasa tartışmalarında da aynen böyle olacak. ‘İlk 4 maddeyle işimiz yok’ diyecekler. Ortaya bubi tuzakları salacaklar İşin sonunda Cumhurbaşkanı’na dönem sınırı kalkacak ve kıyıda köşede kalan 3-5 yetki daha verecekler. Gerisi de vatan da millet de cumhuriyet de umurlarında değildir! En başından beri uyarıyoruz, Türkiye’nin tartışılmazlarını tartışmaya açacaklar diye anlatıyoruz. Terör örgütünün uzantısı partinin eşbaşkanı, ‘Yasanın yalnızca silah ve şiddet zeminini ortadan kaldırdığını; asıl siyasi-hukukî tartışmanın bundan sonra başlayacağını’ açıkça ilan etti. Dediğimize gelecekler. Heniz başlangıç. Yasanın Kürt meselesinin demokratik çözümü olmadığını, sadece meselenin hukukî ve siyasî zeminde tartışılmasının önünü açtığını söyledi. Önümüzdeki dönem büyük tartışmalar yaşanacak. İyi Parti’nin olduğu Meclis’te Türk devletinin aleyhine bir kanun çıkarmak zannettikleri kadar kolay olmayacaktır. Bundan sonra mücadelemiz sadece TBMM’de değildir; mücadelemiz meydanlardadır, vatandaşın ağzındadır. Mücadelemiz Türk’ün hakkını korunması olarak tarihe geçecektir. İşi bunlara bırakırsak unutmayın ki bunların anayasası tektir: Dediğim dedik, çaldığım düdük yasasıdır. “Hedefleri hükümsüz cumhuriyet” Bizler, haklı çıktığı için üzülenlerdeniz. Yüzlerce, binlerce terörist, ‘entegrasyon’ adı altında ortaya salındığında, olacakları bildiğim için şimdiden kahroluyorum. Adam gümbür gümbür ömür boyu başkanlığa gidiyor, ‘Terörsüz Türkiye’ diye attıkları astarın altında, savunmasız Türkiye, hükümsüz bir cumhuriyet hedefi vardır. Bu sözde süreci pişirenlerin, paçavra yasayı hazırlayanların bir yarısı, bu ülkenin 103 yıllık cumhuriyet tarihini reklam arası olarak görürken, bir yarısı da zulüm tarihi olarak görüyor. Bu zihinler bir araya gelip, sözde süreç başlatıyor. Bu ihanete karşı çıkanlar da buradadır. İşte seçilecek taraf budur! 2007, 2009, 2010, 2017 ve nihayet 2025… Hepsi özenle seçilmiş sözcüklerle, ‘Yetmez ama evetlerle’ geldi. Hepsiyle bu ülkenin kurucu ilkelerini sakatladılar. Şimdi yine aynı türküyü söylüyor, herkesin de eşlik etmesini istiyorlar. Biz ise bunu ne olursa olsun reddediyoruz. İktidarın bugüne kadar yaptıkları, bundan sonra olacakların açık seçik teminatıdır. Bizim tüm itirazımız bunadır. Kürt kardeşim... Seni Cumhuriyet’ten hesap sormaya itenler var. Hepsi bir ağız etmiş, sana bunu söylüyorlar. Sen onlara, hepimize çocuk gelinleri, kadın cinayetlerini, sana yaşatılan zorbalıkları sor. 25 yıldır bitiremedikleri GAP’ı, yapılmamış tren yollarını, söz verilip açılmayan fabrikaların hesabını sor. Eğer sen soramıyorsan ben buradayım. Gel beraber soralım. 25 yılın hesabını cumhuriyete kesenlerin hesabını, biz birlikte keselim. 20 yaşında teğmeninin ettiği yeminden, komedyenin mizahından, karikatüristin çizgisinden korkuyorlar. Şantajla ülke yönetiyor, her türlü çürümüşlük hüküm sürerken, ahlaksızlığı şarkılarda arıyorlar. Bunlar, bakanlarını arabulucu diye göndertip o makamları teminat gösterip, kıytırık bir şirkete bile söz geçiremeyip 100 maden işçisinin sorununu çözemiyorlar. Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler? Bunlar, terör gazisinin bile hakkına giriyor, Bacağını vatana feda etmiş kahramanları tehlikeli görüp Meclise sokmuyorlar. Önlerine polis ekipleri yığıyorlar. Bunlar mı bizim sorunlarımızı çözecekler? "Biz Türklük mevziisini terk etmeyeceğiz" Ne yapacağınızı, kime sahip çıkacağınızı biliyorsunuz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz ve nihayetinde de başaracağız. Biz, bu kalkışmayı, ceketimizi ilikleyip normalleştirmeyeceğiz. Bugünün bir yarını olduğunu biliyoruz. Bizim için, bu teröriste af yasasıdır. Tsunaminin ilk dalgasıdır. Bize bunların bedelini ödeteceklermiş, partimize saldırıları arttıracaklarmış! Umurumda bile değil. Gözümüzü hiçbir şeyden sakınmayız. Vekillik maaşı peşinde koşuyorsa rozet değil, isterse boynuna tasma taksın, umurumda bile değil. Sokakta milletin, aynada kendinin, evde çocuğunun yüzüne bakamıyorsa, Allah onun cezasını zaten vermiştir, bedduaya bile gerek yoktur. 1921’de Polatlı’dan gelen düşman top sesleri neyse, ihanet süreci de odur. Bunu düğün davulu zanneden varsa, zil takıp oynayabilir. Ama biz, 41 Bayrak Adam’ın yolundan yürüyoruz. Biz Türklük mevziisini terk etmeyeceğiz, cumhuriyet menzilinden sapmayacağız bir vatan daha kaybetmeyecek, bir millet daha yitirmeyeceğiz! "Çaresiz ve umutsuz değiliz" Adaletsizliğe, riyakarlığa açtık bayrağımızı. Gazinin bıraktığı can parçasına, şehidin akıttığı kan hatırına açtık bayrağımızı. Karar senin, karar bizim, karar hepimizin. Her gecenin bir gündüzü var, bakmak istersek, Her yanımızda umut var, tutmak istersek. O halde tutun elimden, düşün peşime. Çaresiz ve umutsuz değiliz.” Mitingin ardından Müsavat Dervişoğlu ve İyi Parti teşkilatı, miting alanından Alaca Mescit'e yürüdü.

Dervişoğlu: "Katil Bir Caniye Af Kapısı Aralayanların Karşısında Sarsılmaz Bir İrade Var" Haber

Dervişoğlu: "Katil Bir Caniye Af Kapısı Aralayanların Karşısında Sarsılmaz Bir İrade Var"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Siyasi ikballeri için devletin temeline dinamit koyanların ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade yer almaktadır. Gazi Meclis’in kutlu çatısı altında ihanetin komisyonculuğunu yürütenler, kapalı kapılar ardında kirli tezgahlar kuranlar, özgürlük maskesi takmış sinsi bölücüler ve teröristle devleti eşitleyip masaya oturtan çürümüş zihniyetler bu asil duruşun hedefidir" ifadelerini kullandı. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 10 Haziran’da partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında açıkladığı "Bayrak Mitingi"ni bugün Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirdi. Miting öncesinde ve Dervişoğlu’nun konuşması sırasında, "Ne mutlu Türk’üm diyene", "Bayrak inmez, vatan bölünmez" ve "Terörist Apo" sloganları atıldı. Mitinge CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, Yeni Yol grubundan İdris Şahin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ile CHP il teşkilatı üyeleri de katıldı. Mitingde açıklamalarda bulunan Dervişoğlu, Cumhuriyet’in sarsılmaz ruhunun ve millî direnişin Tandoğan Meydanı'nda yeniden cisimleştiğini belirterek, 48 yıl önce başlayan yürüyüşün bugün 85 milyonun iradesiyle devam ettiğini ifade etti. Dervişoğlu, terörü ve teröristleri kollayanlara, "Terörsüz Türkiye" söylemiyle ülkeyi bölmek isteyenlere karşı durduklarını belirterek, vatanın ekmeğini yiyip ihanet edenlerin, siyasi çıkarları uğruna devletin temeline zarar verenlerin ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade bulunduğunu söyledi. Dervişoğlu, şöyle konuştu: "Türk milleti adına açılan bu bayrak, boğazına çökülmek, nefesi kesilmek istenen bir milletin namusu, onuru ve nurudur. Bu duruş, terörü ve teröristi kollayanlara, 'Terörsüz Türkiye' yalanıyla ülkeyi bölmek isteyenlere karşı net bir tavırdır. Vatanın ekmeğini yiyip ona ihanet edenlerin, siyasi ikballeri için devletin temeline dinamit koyanların ve on binlerce canımızın katili olan bir caniye af kapısı aralayanların karşısında sarsılmaz bir irade yer almaktadır. Gazi Meclis’in kutlu çatısı altında ihanetin komisyonculuğunu yürütenler, kapalı kapılar ardında kirli tezgahlar kuranlar, özgürlük maskesi takmış sinsi bölücüler ve teröristle devleti eşitleyip masaya oturtan çürümüş zihniyetler bu asil duruşun hedefidir." "TÜRK MİLLETİNİN SAHİPSİZ OLMADIĞINI İLAN EDİYORUZ" Milli iradenin ve kutsal birliğin neferleri olarak Türk milletinin sahipsiz olmadığını ve kula kulluk edilmeyeceğini tüm dünyaya ilan ettiklerini söyleyen Dervişoğlu, korku duvarlarını yıkmak, prangaları parçalamak ve adalet, hürriyet, eşitlik ile kardeşlik temelinde "kimsesizlerin kimsesi olan o yüce çınarı yeniden yeşertmek" için tüm vatandaşları bu yürüyüşe davet etti. Dervişoğlu, hainlerin bölücülük heveslerini boşa çıkarmak, üniter devleti ayakta tutmak, milletin birliğini ve bayrağın şerefini korumak, hakkını aradığı için susturulan ve baş eğmediği için sindirilmek istenen insanların onurunu geri vermek amacıyla "hep birlikte, inançla ileriye doğru yürüdüklerini" söyledi. Dervişoğlu, konuşmasının sonunda mitinge katılan bir vatandaşın taşıdığı ve Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun resminin yer aldığı portreyi kaldırdı. Dervişoğlu, ardından kürsüden inerek mitinge katılan vatandaşlarla tokalaştı. KanalB

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol Haber

CAFER GENÇ: 19 MAYIS: Kurtuluştan Kuruluşa Giden Yol

Ben hep, Milli Bayramlarımız olmasaydı dini bayramlarımızı kutlamamız mümkün olmazdı diyenlerdenim.. Bakın, Dünyaca ünlü yabancı bir tarihçi ne diyor: Her yılın 19 Mayıs günü, gençlere 1919’u anlatmak gerekir. Çünkü, bu bayramın gençlere armağan edilmesi anlamlı olduğu kadar sahiplenme ruhunun verilmesi bakımından da çok önemlidir. Atatürk, Gençliğe Hitabesinde, gençlere verdiği görevin ve sorumluluğun değerindeki sırrı ifade etmektedir. Bizler de gençlere o yılların tarihi sırrını anlatarak katkıda bulunmuş olalım. Milletin bekası için milli heyecanı canlı tutmak gerekir. Millet olarak, milli bayramımız olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızın 107. yılını kutluyoruz. Asırlık çınarımızın gölgesinde yaşıyoruz. 19 Mayıs 1919, kurtuluşumuzdan haberdar olduğumuz, yeni bir devlet kurmanın ilk adımını attığımız tarihtir. Sevgili gençler, Atatürk’ün sizlere armağan ettiği bu bayramın anlamını ve Atatürk’ü anlamak gerektiği bilmelisiniz. Bir asker olan Atatürk, cepheden cepheye koşarak 11 cephede savaşmıştır. Atatürk, kızgın güneşin kavurduğu Arabistan’da Filistin çöllerinden, Kafkasya’da Sarıkamış soğuğuna, düşman zırhlılarının ateşi altında cehenneme dönen Çanakkale’den, Türkün ölüm kalım savaşı verdiği Sakarya’ya, Dumlupınar’a kadar milleti için ömrünü adamış efsane bir kahramandır... Türk olmakla gurur duyan, Türk milletini öven sözleriyle hayranlığını ifade eden Atatürk’ün asaletini, milletine karşı hissettiği onuru ve gururu bilmek, sevgi ve saygı duymamızın sebeplerinden biri olmalıdır. , Tarihi şahsiyetlere, milli ve manevi değerlere vefasız ve nankör olmamak, haksızlık yapmamak gerekir. Türk milleti olarak muhteşem tarihimiz, olağanüstü olaylarla yazdığımız destanlarla doludur. Bu destanlarımızın kahramanları olan Türk büyükleri, bizlerin, bayramlar yapmamıza vesile olmuşlardır. Bu günler, milli duygularımızı coşkuyla yaşadığımız; tarihi ve kültür değerlerimizi yeni nesillere aktardığımız, manevi ruhu ve milli şuuru yaşamalarını sağladığımız müstesna günlerdir. Hanlık-hakanlık ile Orta Asya’da başlayan Türk tarihi, imparatorluk, beylik olarak Selçuklularla Anadolu’da, Osmanlılarla üç kıtada hüküm sürmüştür. Nizam-ı alem davası ile dünyaya nizam veren; hak, hukuk, adalet dağıtan Osmanlı İmparatorluğunun, 1900’lü yılların başında tarihi varlığını tamamlamış olmasını fırsat bilen düşmanlar, vatan topraklarını işgal ettiler. 1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldık. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da yaktığı kurtuluş meşalesi, gençlerin elinde, sarsılmaz iradeleriyle günümüzü aydınlatmaktadır. 1. Dünya Savaşı’ndan 1 yıl sonra, 18 Mart 1915’te Çanakkale Zaferi’nin kazanılması milletimizin kurtuluşuna ümit olmuştur. Çanakkale Zaferi, bizlerin, "her türlü imkansızlıklara rağmen nasıl kazandığımıza" şaşırdığımız, savaştığımız devletlerin "her türlü imkana sahip olmalarına rağmen nasıl kaybettiklerini" hâlâ anlayamadıkları, sırrını çözemedikleri bir mucize destandır... Bandırma Vapuru’nda Osmanlı’nın enkazı yüklüydü. İş çoktu, yük ağırdı, yol uzundu, dalgalar çetindi ama aydınlık ufuklara umut taşıyan gönüller engellere, zorluklara, sıkıntılara aldırış etmiyorlardı. Milletin yüreğinde kurtuluş ümidi taşıyan bu zaferi, 19 Mayıs 1919’da Samsun sahillerinden haykıran Atatürk; Erzurum’da, Amasya’da ve Sivas’ta yapmış olduğu kongrelerle, Anadolu’nun kuru ve kıraç topraklarını canlandırdı. Üzeri kül tutmuş yüreklerdeki milli ruhun ve heyecanın ortaya çıkması için, külü üfleyerek altındaki koru alevlendiren Atatürk ve silah arkadaşları, yurdun kurtarılması adına savaşılması gerektiği gerçeğini ortaya koydular. İmkansızlıklar içerisinde verilen mücadelenin unutulmaması için, o günler, bayram olarak kutlanmaktadır. Dört milli bayramımız çok anlamlıdır. 19 Mayıs 1919, "vatanımızın ve milletimizin kurtuluşu için savaşacağız", 23 Nisan 1920, "meclisimiz vardır, millet olarak yaşıyoruz", 30 Ağustos 1922, "zafer, Türk milletinindir, kurtuluşumuz gerçekleştirilmiştir", 29 Ekim 1923, "krallık, imparatorluk, kominizim, faşizm değil, insan hakları ve demokrasi için cumhuriyet yönetimini kabul ediyoruz” anlamında, tarihi gerçeklerin belgelerini bizlere, bayram olarak armağan etmişlerdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında, milletimizi yok etmek düşüncesiyle "tarihimizi" silmek ve vatanımızı işgal ederek "coğrafyamızı" değiştirmek isteyen düşmanların bu niyetlerini, yeni nesillere aktarmak, milli bayramlarla mümkün olmaktadır. Yeni nesil, atalarının kendileri için verdikleri mücadelenin imkan ve şartlarını göz önünde bulundurarak ders alırlar, tarihine ve atasına sahip çıkarlar. Bütün dünya milletlerinin kabul ettiği, yüzyılın en büyük devlet adamı, lideri, önderi, askeri, başbuğu, hatibi ve fikir adamı, Türk’ün atası, büyük Türk başkomutan Atatürk’ü ve bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehit atalarını unutmama ve sahiplenme duyguları milli bayramlarla yaşanmaktadır. Milli bayramlarımız bekamızın ve zekamızın ifadesidir. Atatürk’ün zekası bekamız olmuştur. Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğu, milli bayramlarımızla daha iyi anlaşılmaktadır. Milli bayramlarımız olduğu için dini bayramlarımız vardır. Manevi ruhla ve milli şuurla eğitim vereceğimiz, bu duygularla ve düşüncelerle yetiştireceğimiz nesillerin istiklalimiz ve istikbalimiz olacağı unutulmamalıdır. Sevgili Gençler, "Niçin bayram yapıyoruz?" sorusuna göğsümüzü gere gere cevap vereceğiniz, onur ve gurur duyacağınız günler yaşamanız dileğiyle bayramınız kutlu, gününüz ve gönlünüz mutlu, geleceğiniz umutlu olsun. Başta büyük önder, başkomutan Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmet dualarımla anıyorum, minnet duygularımla yadediyorum, saygılarımı ve sevgilerimi ifade ediyorum. Kökü maziden gelen atinin evlatları olan sevgili gençler, kurtuluşumuzun sırrını bilecekler ve kuruluşumuzun koruyucuları olacaklardır. Tarih ve kültür değerlerini sahipleneceklerdir. Atatürk’ün, "Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler hakikati kolay göremezler" dediği sözü ilhamları, kılavuzları olacaktır. Asil Türk Milleti'nin bayramı kutlu, varlığı payidar olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene!… ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır Haber

MUSTAFA SOLAK: 19 Mayıs Sadece Bir Tarih Değil; Cesaretin Adıdır

Sevgili Gençler, Kimler Nutuk okudu? Nutuk'un ilk cümlesi, “1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı, bağımsızlığın meşalesinin yakıldığı gündür. Onun için bugün sadece bir bayram kutlamıyoruz. Bugün, umudun ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesini hatırlıyoruz. Hatırlamanın da ötesinde geleceği kurmak için geçmişten güç almak için toplandık. Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinde ülkenin durumunu özetlerken ordunun elinden silâh ve cephanenin alındığını, zorla ve hile ile aziz vatanın, bütün kalelerinin zaptedildiğini, bütün tersanelerine girildiğini, bütün orduların dağıtıldığını, memleketin her köşesinin işgal edildiğini belirtiyordu. Amasya Genelgesi’nde belirtildiği “vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir” diyen Türk milleti Atatürk önderliğindeki ayaklanmıştı. Sevgili Gençler, 19 Mayıs sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Vatanın bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını sadece savaşla, sınırlarını korumakla sağlayamayız. Bu, diğer sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizde karşılaşacağımız durumdur. Düşünen, üreten, sorgulayan, Atatürk’ün ifadesiyle “bilimi, yol gösterici” alan ve vicdanlı, emeğe değer veren, paylaşmaktan, dayanışmada, hoşgörüde bulunan bireyler olmaktan mutlu olmalıyız. Ve şunu unutmayın: Atatürk “bütün ümidim gençliktedir” diyordu. Sizi seviyoruz ve size güveniyoruz. Bu sadece bizim bireysel insan sevgimizden gelmiyor. Mecburuz da. Bugünümüz, geleceğimiz birbirimize bağlı. Bu mecburiyetimizi yine Nutuk’a başvurarak göstereyim. Atatürk düşmanla mücadelede millet, meclis ve ordu olmak üzere üç kuvvetin tayin edici olduğunu söyler. Bu üç kuvvet iki cephede savaşır; 1. İç cephe 2. Dış cephe. Devamını Nutuk’tan okuyalım: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten “kaleyi içinden almak”, dışından zorlamaktan çok kolaydır.” Bu yüzden milli birliği güçlü tutmak, geleceği kurmak için önemli. - İki hususta dikkatinizi çekeyim: 1. Milli Birliğinizi perçinleyin: 2. Yılgınlığa, karamsarlığa düştüğünüzde Atatürk gibi düşünün. İşveç’te bir sözmüş. 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa garında düşman gemilerine bakıp dediği gibi “Geldikleri gibi giderler” deyin.. Siz dünyanın ilk bağımsızlık savaşını veren, bu sebeple de işgal altındaki mazlum ülkelerce örnek alınan insanların torunlarısınız. Tarih size bu haklı gururu ve gücü veriyor. Bundan 107 yıl önce dedeleriniz, neneleriniz nasıl ki düştüğü yerden ayağa kalktıysa, sizler de onlardan cesaret alacaksınız. Cesaretinizi hiçbir şeyin kırmasına izin vermeyin. İşte bu yüzden her 19 Mayıs’ta kendinize şunu deyin: “19 Mayıs sadece bir tarih değil; cesaretin adıdır.” 19 Mayıs Atatürk’ün Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT: Kabiyra'nın Unutulmuş Çığlığı Haber

AYTAÇ YILDIZ BOZKURT: Kabiyra'nın Unutulmuş Çığlığı

Asırlar ötesinden gelen fırtınadan, kasırgadan beter zulmün çığlığını duyuyorum. Sessiz hıçkırıkların, zindanların duvarlarındaki kan lekelerinin, çürümüş bedenlerin kokusunu duyuyorum. Ruhların kirlenmiş, değerlerin eskimiş, tarihin unutulmuş dehlizlerine sinmiş küf kokusunu duyuyorum. Soluğum kesiliyor ve zihnimde bir pencere açıyorum. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür" (M. Naci).. Tanzimata mühür vurmuş bu sözü reddediyor ve insana hafıza gibi bir ödülün verilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Unutursak, tekrar ederiz. Geçmiş asırların dağarcığından belleğimizde taze kalması ve daima hatırlanması gereken anılar, bizi bugünlere ulaştıranlara borcumuzdur. İnsanlık tarihi “zulüm ile abad olma” hayalleri kuranların nasıl yerle yeksan olduğunu anlatan sayısız olaylarla doludur. Vatan kavramını içselleştiren, yaşamını buna adamış kahramanların öykülerinin nesiller sonra bile minnetle ve şükranla anılması gerekliliği de boynumuzun borcudur. Milli kavramı ile örtüşmeyen eğitimin günahıdır Kabiyra’yı tanımamak. Kabiyra, Giyom Tell kadar kitaplarımızda adı geçmemiş kahramanımız, Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesinde türlü işkencelerle, evlatları katledilerek diz çöktürülmeye çalışılmış bir baba olan Osman Batur’un raflarda kalmış kızının adıdır. Gazze’de, cansız bedeni kıyıya vurmuş fok balığı kadar ses getirmeyen Aylan bebeğin özdeşidir Kabiyra. Kardeşleri ile beraber, babaları bağımsızlık savaşından vazgeçsin diye satırlarla doğranıp kuyulara atılmışlardır. Geçmiş geleceğe ayna olmadığı sürece, çocuklarımız önlerine konan günün kahramanları ile hayali çarpık zaferler kazanmaya, kızlarımız da Tomris Hatun yerine ilk çağ görünümlü hatunları örnek almaya devam ederler. Bir ulus, kendi geçmişini bilmediği için yıkılır. Çünkü geçmiş, geleceğin köprüsüdür, milletleri millet yapan da gururla birlikte yürüme arzusudur. Geçmişin zaferleri ve serdengeçti öyküleriyle ile inanç denen o yüce kavramı benimser çocuklar. Tevekkülü, sabrı, cesaret ve görevi öğrenirler. Amaçları o kahramanların emanetini taşımak olur. Biz Türk kimliğinde bir bayrak altında yürümek arzumuzu sözle değil, somut ve hiçbir milletin sahip olmadığı değerlerle taşıyoruz. Kanımızdaki bu eşsiz gen, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi uyudu sanılan anda uyanır. Ama bu nesille bu arzuyu kaybediyoruz. Her kuşak yaşadığı zamanın değer algısı ile değerlendirilmelidir ve eğitim buna göre şekil almalı yani güncellenmelidir. Neden Türk kahramanlarının başrol olduğu bilgisayar oyunları yazılmaz ya da bütün okullarda bu oyunlarla yarışmalar düzenlenmez? Artık teknoloji çağındayız, bilgiye erişim çok kolay. Eskiden bilgi öğretmenken şimdi öğretmen bilgiye ulaşmada rehber olmak durumundadır. Hamaset söylemlerinden bahsetmiyorum. Gerçekleri önümüze koyup çağa ve bu kuşağa özgü bir sistem kurmakta geç kalıyoruz. Tarih babalarının bedellerini ödeyen masum yavruların acı öyküleri ile doludur. Bu gerçek hiç unutulmamalıdır. Hiçbir millet Türk Milleti kadar var olmak için bedel ödememiştir. Orhun Abidelerindeki sözler boşuna söylenmemiştir.“Bir kına iki kılıç girmez. Bir budunda iki töre olmaz. Töre tekdir. Kimse töreden üstün değildir.” Bu sözler günümüze ışık tutmalı. Batılı yaşam tarzı bizim mayamıza uymuyor. Bilime evet ama elin töresine hayır. Kadına değer, ataya saygı, çocuğa, doğaya, hayvana sevgi hangi milletin töresinde var? Yakın zamanda evlatlarımızı yine evlatlarımızın eliyle kaybettik. Bu çocuklar bu sistemin kurbanları değiller mi? Üzgünüm, gerçekler acıdır. Altay kaplanı Osman Batur ve evlatları Kabiyra, Baybolla, Kariy, Sapiyan ve Türk Milleti için candan tenden geçenlerin ruhları şad olsun! ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.