Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tip 2 Diyabet

bursaarena.com.tr - Tip 2 Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tip 2 Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk kahvesini asla böyle içmeyin: Bilmeden yıllarca zehir içmişiz Haber

Türk kahvesini asla böyle içmeyin: Bilmeden yıllarca zehir içmişiz

Milyonların vazgeçilmezi olan Türk kahvesi, yanlış pişirme ve tüketim alışkanlıkları yüzünden faydalı olmaktan çıkıp sağlığa zararlı bir boyuta ulaşabiliyor. Uzmanların yaptığı uyarılar ve araştırmalar, kahve tüketiminde dikkat edilmesi gereken kritik detayları gözler önüne seriyor. Milyonların vazgeçilmezi olan Türk kahvesi tutkunlarını üzecek bir gelişme yaşandı. Sevilen bu içeceği hazırlarken düşülen yaygın bir hata, kahvenin tüm olumlu etkilerini ortadan kaldırmakla birlikte vücut için zararlı bir boyuta taşıyor. Sözcü'de yer alan habere göre, geleneksel kültürümüzün en özel lezzetleri arasında yer alan ve vücuda pek çok yararı bulunan Türk kahvesi, hatalı pişirme ve tüketim tarzı yüzünden sağlığa zararlı hale gelebiliyor. Uzman isimler, kahvenin mucizevi yönlerini tamamen ortadan kaldıran en büyük yanlışın içerisine ‘şeker ilave etmek’ olduğunu vurguluyor. Dünyanın en zararlı maddelerinden biri olarak kabul edilen rafine şeker, kahveye eklendiğinde içeceğin tüm antioksidan ve koruyucu özelliklerini nötrlüyor. Uzmanlar, Türk kahvesinden tam verim alabilmek ve vücuda fayda sağlamak için mutlaka sade (şekersiz) olarak tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. İtalyan bilim insanlarının 18-45 yaş arasındaki 1.180 yüksek tansiyon hastası üzerinde yürüttüğü 6 yıllık kapsamlı araştırma, dikkat çeken sonuçlar ortaya koydu: Bu 4 kız kardeş her yıl aynı fotoğrafı çektirerek 40 yıl boyunca hayatlarını belgeledi. Bu etkileyici görsel günlük, zamanın ve kardeşliğin gücünü gösteriyor. Genetik Faktör ve Tansiyon: Kahveyi yavaş metabolize eden ve yüksek tansiyonu bulunan bireylerde, günde 3 fincandan fazla tüketim Tip 2 diyabet (gizli şeker) riskini ciddi oranda artırıyor. Obezite Faktörü: Aşırı kilo problemi olan bireylerde bu risk çok daha yüksek seviyelere ulaşıyor.

İki yaşından önce şeker tüketimini sınırlamak beyin sağlığını iyileştirebilir Haber

İki yaşından önce şeker tüketimini sınırlamak beyin sağlığını iyileştirebilir

Bilim insanları, iki yaşına kadar çok az şeker tüketmenin on yıllar sonra beyni korumaya yardımcı olabileceğini buldu. Araştırma, İngiltere'de şeker kısıtlamasının sona ermesiyle birlikte, insanların beslenme alışkanlıklarında hızla şeker miktarının artmasının etkisini analiz etti. Sonuçlar, bebeklik döneminde şeker alımı kısıtlananların bunama riskinin %23 daha düşük olduğunu öne sürüyor. Çalışma kesin bir kanıt sunamasa da uzmanlar sağlıklı beslenmenin her halükarda beyin için iyi olduğunu söylüyor. Çocukların şeker tüketimi konusunda doğru yaklaşım nedir? Yaşamın ilk bin gününün gelecekteki sağlığımız için son derece önemli olduğunu gösteren çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Bunlardan bazıları İngiltere'de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gıda karnesi uygulamasının sona ermesini "doğal bir deney" olarak ele alıyor. İlk bin gün şeker tüketmek, sağlığa olumsuz etki yapıyor Eylül 1953'te şeker karnesi uygulaması sona erdiğinde, ortalama şeker tüketiminin günde yaklaşık 41 gramdan (10 küp şeker) neredeyse hemen 80 grama (20 küp şeker) çıkacağı tahmin ediliyordu. Daha önce yapılan araştırmalar bunu yaşamın ilerleyen yıllarında tip 2 diyabet ve yüksek tansiyonda artışla ilişkilendirmişti. Kaynak,Getty Images /// İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra'daki Petticoat Lane Pazarı'nda karneleriyle birlikte kadınlar. Son çalışma, İngiltere BioBank projesine katılan yaklaşık 65 bin kişiyi inceledi. Biobank, Birleşik Krallık'ta gönüllüler tarafından sağlanan ve demans, bazı kanser türleri ile Parkinson hastalığının teşhis ve tedavisindeki gelişmelere katkı sağlamak amacıyla kullanılan büyük bir sağlık veritabanı. Çin'in Guangzhou kentindeki Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tarafından yapılan analiz, şeker tüketiminin kısıtlandığı dönem öncesi ve sonrasında büyüyen çocukları inceledi. İki yaşına kadar şeker kısıtlaması döneminde yaşayanlarda bunama oranının %23 oranında düştüğünü ve hastalığın iki buçuk yıl sonra teşhis edildiğini öne sürüyor. Araştırmacı Jiazhen Zheng, "Bulgularımız, yaşamın en erken dönemlerinde şeker tüketimini sınırlamanın beyin sağlığı için kalıcı faydalar sağlayabileceğini gösteriyor" dedi. Çalışmanın sonuçları Neurology dergisinde yayınlandı. Ancak Zheng, şekerin bu etkiye sahip olup olmadığını anlamak için "daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu" söyledi. Kaynak, Getty Images /// Çubukta sebze: Savaş dönemi atıştırmalığı, 1941. Tıbbi araştırmaları toplayan ve özetleyen bağımsız ağ Cochrane'de lider Rachel Richardson, "Önemli bir şey bulma arifesinde olabilirler" dedi. Ancak, çalışmanın erken dönemde şeker tüketimi ile bunama arasında kesin bir bağlantı kurmadığını söyledi. En büyük sorunlardan biri, çalışmaya katılan kişilerin her birinin gerçekte ne kadar şeker tükettiğini bilmenin imkansız olması. Çalışma sadece şeker kısıtlamalarına göre doğdukları dönemi esas alıyor. Richardson, "Bu bulgular 1940'larda ve 1950'lerde doğan insanlarla ilgili dolayısıyla günümüzdeki küçük çocuklar için geçerliliği sınırlı. Örneğin, çocuklar daha erken sütten kesiliyorlardı. Bu durum, bebeklerin ve çocukların erken dönem beslenmesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuş olmalı" dedi. Aston Üniversitesi Klinik Eczacılık Profesörü Ian Maidment, "Bu ilginç bir fikir ve bu konudaki tartışmalara ışık tutuyor ancak bana kalırsa daha fazla kanıta ihtiyacımız var" dedi. Maidment, "80 yıl önce gerçekleşmiş bir olayı" günümüzdeki sağlık durumuyla ilişkilendirip buna dayalı çıkarımlar yapmanın, etkili olabilecek "pek çok" başka faktörün de bulunduğu anlamına geldiğini belirtti. Alzheimer's Research UK'den Dr. Sara Rodrigues ise, "Bunun gözlemsel bir çalışma olduğunu unutmamak gerekir. Bu tür çalışmalar beslenme düzeni ile demans riski arasındaki bağlantıları ortaya koyabilir ancak daha az şeker tüketmenin demansı doğrudan önlediğini kanıtlayamaz" dedi. "Sağlıklı ve dengeli beslenmek, beyin sağlığınızı desteklemenin en iyi yollarından biri ve olumlu değişiklikler yapmak için asla geç değil" diye ekledi.

GLP-1 ilaçları pankreas kanseri riskini azaltabilir... Uzmandan 'umut verici ama erken' uyarısı Haber

GLP-1 ilaçları pankreas kanseri riskini azaltabilir... Uzmandan 'umut verici ama erken' uyarısı

ASCO GI 2026'da sunulan yaklaşık 95 bin kronik pankreatit hastasını kapsayan araştırmada, GLP-1 kullanan bireylerde pankreas kanseri gelişme riskinin yaklaşık yüzde 50 daha düşük olduğu bildirildi. Uzmanlar ise bulguların umut verici olmakla birlikte, henüz tedavi uygulamalarını değiştirecek düzeyde olmadığını vurguluyor. İSTANBUL (İGFA) - Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, ASCO GI 2026 Kongresi'nde paylaşılan yeni araştırma sonuçlarının, GLP-1 grubu ilaçların pankreas kanseri riskini azaltabileceğine işaret ettiğini söyledi. Yaklaşık 95 bin kronik pankreatit hastasının değerlendirildiği çalışmada, GLP-1 kullanan bireylerde pankreas kanseri gelişme riskinin kullanmayanlara göre yaklaşık yüzde 50 daha düşük bulunduğunu belirten Yıldırım, pankreas kanserinin halen en ölümcül kanser türlerinden biri olduğunu hatırlattı. Ancak araştırmanın retrospektif, yani geçmiş hasta kayıtlarının incelendiği gözlemsel bir çalışma olduğunun altını çizen Yıldırım, "Bu nedenle GLP-1 ilaçlarının pankreas kanserini doğrudan önlediğini söylemek için henüz erken. Bulgular umut verici olsa da klinik uygulamayı değiştirecek düzeyde değil" dedi. RİSK YÜKSEK OLAN HASTALARDA DİKKAT ÇEKİCİ SONUÇ Prof. Dr. Yıldırım, kronik pankreatit ve tip 2 diyabet hastalarının pankreas kanseri açısından yüksek risk grubunda yer aldığını belirterek, araştırmada risk azalmasının özellikle bu gruplarda görülmesinin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti. Kronik pankreatitte uzun süreli iltihaplanmanın, tip 2 diyabette ise insülin direnci ve kronik inflamasyonun kanser gelişimine zemin hazırlayabildiğini dile getiren Yıldırım, GLP-1 ilaçlarının bu süreçleri olumlu yönde etkileyebileceğinin değerlendirildiğini söyledi. OBEZİTE VE İNFLAMASYON ETKİSİ ARAŞTIRILIYOR GLP-1 ilaçlarının olası koruyucu etkisinin henüz kesinleşmediğini belirten Yıldırım, araştırmacıların özellikle obezitenin azaltılması, insülin direncinin düzeltilmesi ve kronik inflamasyonun baskılanması üzerinde durduğunu kaydetti. Özellikle kronik inflamasyonun azaltılmasının pankreas kanseri riskinde rol oynayabileceği değerlendiriliyor. ASCO 2026 Kongresi'nde sunulan diğer analizlerde de GLP-1 agonistlerinin yalnızca pankreas kanseri değil, obeziteyle ilişkili bazı kanser türlerinde metastatik hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceğine ilişkin ön bulguların paylaşıldığını aktaran Yıldırım, bu ilaçların artık sadece diyabet ve obezite tedavisinde değil, kanser biyolojisi açısından da yakından incelendiğini söyledi. Mevcut kanıtların büyük bölümünün gözlemsel çalışmalardan elde edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, farklı ülkelerde yapılacak uzun süreli, prospektif ve randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarının beklenmesi gerektiğini vurguladı. Bugün için pankreas kanserinden korunmanın en etkili yolunun sigarayı bırakmak, sağlıklı kiloyu korumak, diyabeti kontrol altında tutmak ve kronik pankreatit gibi hastalıkların düzenli takibini yaptırmak olduğunu belirten Yıldırım, ailesinde pankreas kanseri öyküsü bulunan veya genetik risk taşıyan kişilerin de uzman merkezlerde değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Yıldırım, "GLP-1 ilaçları bugün için pankreas kanserinden korunma amacıyla kullanılmamalı. Ancak ilk kez, yaygın kullanılan metabolik bir tedavinin bu ölümcül kanser türünde koruyucu rol oynayabileceğine dair güçlü bilimsel sinyaller görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli? Haber

Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli?

Yetersiz uyku, yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemenin yalnızca bir belirtisi değil, aynı zamanda nedenlerinden biri de olabilir. Ancak uzun vadede hem uyku kalitesini hem de beyin sağlığını iyileştirmek için atılabilecek adımlar bulunuyor. Uyku eksikliği, birçok temel alanda olumsuz etki yaratıyor: Beyin yaşlanması: Orta yaşta yetersiz uyku, zihinsel performansın düşmesi ve beynin daha hızlı yaşlanmasıyla ilişkilendiriliyor.Hücre yenilenmesinin zayıflaması: Derin uyku sırasında vücut, doku ve hücre onarımını sağlayan büyüme hormonlarını salgılıyor.Cilt sağlığının bozulması: Yetersiz dinlenme, stres hormonu kortizolün yükselmesine neden oluyor. Kortizol ise cildin gençliği ve elastikiyetinden sorumlu kolajenin parçalanmasını hızlandırıyor.Yaşa bağlı hastalık riskinin artması: Kronik uykusuzluk, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon riskini artırıyor.Yaş ilerledikçe uyku nasıl değişiyor? Yaşlanmayla birlikte uyku düzeni de değişmeye başlıyor. Bu süreç orta yaşta başlıyor ve ileri yaşlarda daha belirgin hale geliyor. Şarku’l Avsat’ın Health dergisinden aktardığı habere göre yaşlı bireylerde iki temel değişiklik öne çıkıyor: 1- Uyku ve uyanma saatlerinin değişmesi İleri yaştaki kişiler genellikle daha erken uyuyup daha erken uyanıyor. Ayrıca uykuya dalmakta daha fazla zorlanıyorlar. Sonuç olarak gece toplam uyku süreleri azalıyor ve önerilen 7-9 saatlik uyku süresine ulaşma olasılıkları düşüyor. 2- Uyku kalitesinin azalması Yaşlı bireyler, en dinlendirici ve derin uyku evrelerinde daha az zaman geçiriyor ve gece boyunca daha sık uyanıyor. Bu değişimlerin nedenleri Uyku düzenindeki bazı değişiklikler beyindeki doğal yaşlanma sürecinden kaynaklanabiliyor. Ancak kullanılan ilaçlar, kronik ağrılar, uyku apnesi veya huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklar da kaliteli uykuyu zorlaştırıyor. Kısa vadede uykusuzluk bilişsel işlevleri nasıl etkiliyor? Uyku yoksunluğu beynin verimli çalışmasını engelliyor. Yeterli ve kaliteli uyku alınmadığında şu alanlar olumsuz etkileniyor: Dikkat ve odaklanmaYeni anılar oluşturma yeteneğiDuyusal ve motor becerilerDuygularDuygusal kontrol Neyse ki bu değişimlerin önemli bir bölümü yeterli uyku alındığında geri dönebiliyor. Bu nedenle bazı yaşlı bireylerin yaşadığını düşündüğü bilişsel gerilemenin bir kısmı, aslında kalıcı yaşlanmadan değil, yetersiz uykudan kaynaklanabiliyor. Uzun vadede uykusuzluk bilişsel gerilemeyi nasıl hızlandırıyor? Şarku'l Avsat'ın haberine göre uyku araştırmacıları, kronik uyku eksikliğinin uzun vadede beyin sağlığını bozarak hafif bilişsel bozukluk ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırabileceğini düşünüyor. 7 saatten az uyku demans riskini artırabiliyor Yaklaşık 60 yaşındaki 800 binden fazla kadının incelendiği bir araştırma, geceleri 7 saatten az uyuyanların, sonraki 20 yıl içinde demansa yakalanma riskinin hafif de olsa arttığını ortaya koydu. Bir başka çalışmada ise 5 bin 600'den fazla yaşlı yetişkin takip edildi. Uyku sorunları yaşayan kişilerin birçok bilişsel testte daha düşük performans gösterdiği, ayrıca performanslarının sonraki dört yıl içinde daha hızlı gerilediği belirlendi. Kaliteli uyku da en az uyku süresi kadar önemli Özellikle derin uyku evresi büyük önem taşıyor. Sabah uyandığında kendini dinlenmiş hisseden kişilerde bilişsel gerileme ve demans gelişme riski daha düşük bulunuyor. Uyku bozuklukları da önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Orta yaşın başlarından 40'lı yaşların sonlarına kadar olan bireyler üzerinde yapılan bir araştırmada, ciddi uyku bozukluğu yaşayanların yaklaşık 10 yıl sonra bilişsel testlerde daha düşük performans sergilediği görüldü. Bu nedenle kaliteli uyku, özellikle orta yaş ve sonrasında bilişsel gerileme döngüsünü önlemede kritik önem taşıyor. Uyku beyniniz için neden bu kadar önemli? Uyku sırasında beyin, bilişsel sağlığın korunması açısından birçok hayati görevi yerine getiriyor. 1- Beynin atıkları temizleniyor Beynin, glimfatik sistem adı verilen kendine özgü bir atık temizleme mekanizması bulunuyor. Sıvıyla dolu kanallardan oluşan bu sistem, uyku sırasında toksik proteinleri adeta gece çalışan bir bulaşık makinesi gibi temizliyor. Temizlenen proteinlerin bir kısmı, Alzheimer hastalarının beyninde biriken proteinlerle aynı özellikleri taşıyor. Glimfatik sistem özellikle derin uyku sırasında bu proteinleri çok daha etkili biçimde uzaklaştırıyor. Bu sistemin yeterince çalışmadığı kişilerde demans riski daha yüksek oluyor. Kalitesiz veya yetersiz uyuyan kişilerde ise beyin, bu zararlı proteinleri gece boyunca yeterince temizleyemiyor. Uzmanlara göre orta yaş ve sonrasında görülen uyku eksikliğinin demans riskini artırmasının nedenlerinden biri de bu olabilir. 2- İltihabı azaltıyor Yeterli uyku, vücuttaki iltihaplanmanın azalmasına yardımcı oluyor. Her yaş grubunda kronik uyku yoksunluğu iltihaplanmayı artırıyor ve bu durum beyni de olumsuz etkiliyor. Uzun vadede kronik iltihaplanma, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini yükseltebiliyor. Daha düşük düzeyde olsa da yaşlanmaya bağlı hafif bilişsel bozukluk gelişme olasılığını da artırabiliyor. Uzmanlara göre yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltarak bu risklerin düşürülmesine katkı sağlayabiliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.