Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Suay Karaman Yazıları

bursaarena.com.tr - Suay Karaman Yazıları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Suay Karaman Yazıları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SUAY KARAMAN yazdı: "Seçenek" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Seçenek"

Bugün emperyalizmin isteği doğrultusunda CHP’nin bölünmesi adım adım gerçekleşmektedir. Yazılı ve görsel medyada yapılan algı operasyonları da bunu desteklemektedir. 9 Haziran Salı günü CHP grup toplantısı öncesinde sabahtan itibaren TBMM kapısında biriken insanların karşılıklı hakarete varan söylemleri ve itişmeleri ibretle izlendi. Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısı için TBMM’ye gelmekten son anda vazgeçti ve genel merkeze gitti. Ziyaretçi kabul edilmeyen TBMM grup salonunda konuşan Özgür Özel, kurultay için 26 Temmuz 2026 tarihini önerdi ve şunları söyledi: “bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Ülkenin yarını olmayacak. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa anlatılan hikâyeye ve basın eliyle desteklenen yalanlara karşı Kuvayi Milliye ruhuyla milletin azim ve kararlılığına inanacağız.” Ancak Kuvayi Milliye ruhunda, emperyalistlerden yardım istemek, NATO ve AB’ye göz kırpmak, görev beklemek yoktur. Ayrıca ‘Kürt sorunu’ diyerek ve ‘Kürtlere devlet teklif ederek’ emperyalizmin ekmeğine yağ sürmek de yoktur. Genel merkezde yapılan grup toplantısında konuşan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel için söylediği “hiçbir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip bize niye yardım yapmıyorsunuz diyemez” sözü doğruydu. Ancak “Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” söylemi ise tamamen yanlıştı. Sömürge valisi gibi çalışan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Osmanlı millet sistemini övüyor, ulus devletin sona ermesini savunuyor, monarşi iyidir diyor ve hilafetin gelmesini istiyor. Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun söylemi, ABD elçisiyle örtüşmektedir. Böylece emperyalizmin ve içimizdeki ulus-devlet modeline karşı olanların kavramlarında paralellik sağlanmaktadır. Zaten açıkça belli ki, her iki genel başkanın arasında ideolojik bir fark yoktur, her ikisi de savrulmaktadır. Her ikisi de terörsüz Türkiye masalını desteklemektedir. Bu söylemlerin özü Türkiye’ye anayasa değişikliği ile neyin dayatılacağını haber vermektedir. AB’ye bağlı ülkeler kendi içlerinde birlik, beraberlik ve hatta tek parça olma çabası içindedirler. Ancak AB, ülkemize mevcut üniter yapımızın parçalamasını önermektedir. Türkiye, üniter devlet yapısını ortadan kaldırarak federal devlet kurmak isteyen bir ülke durumuna getirilmek istenmektedir. Böylece yeni anayasa ve ardından kurulacak olan eyalet sistemi ile bölünmenin önü açılacaktır. CHP’nin kurucusu ve tek lideri Atatürk’ün dış politikası tam bağımsızlık, barış ve uluslararası hukuka saygı esasına dayanmaktadır. Atatürk asla Osmanlı coğrafyasına geri dönmeyi düşünmedi, bunun yerine Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş bir devlet olarak bölgede güçlü ve saygın bir denge unsuru olmasını hedeflemiştir. Günümüzde eşsiz liderimiz Atatürk’ün politikalarından uzaklaşıldıkça ülkemizi kötü günlerin beklediğini unutmamalıyız. Bölünmüş bir CHP ile Türkiye’nin güvencesi yitirilmek ve geleceği karartılmak üzeredir. 10 Haziran Çarşamba günü Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yapılan Merkez Yönetim Kurulu toplantısında parti meclisi üyesi 9 milletvekili tedbirli olarak ‘kesin çıkarma’ istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Ancak CHP tüzüğünün 63/1 maddesine göre parti meclisi üyeleri, yüksek disiplin kurulu başkan ve üyeleri, TBMM üyeleri, büyükşehir belediye başkanları, parti meclisi tarafından yüksek disiplin kuruluna sevk edilebilir. Böylece CHP’de ipler iyice gerilmiş oldu ve sonuçları kötü olacaktır. 11 Haziran Perşembe günü Özgür Özel’i destekleyen 28 parti meclisi üyesi istifa etti. Parti tüzüğünün 24/3 maddesine göre parti meclisinin üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin altına düştüğünde, genel başkanın kırk beş gün içinde kurultayı toplantıya çağırması gerekmektedir. İngiliz edebiyatçı Eric Arthur Blair (1903-1950) takma adıyla George Orwell’ın, ‘1984’ adlı romanında yazdığı sözü anımsamalıyız; “aslında hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.” Devleti yönetenlerin bile anayasa ve yasalara uymadığı bir toplumda, keyfiyet alıp başını gitmektedir. İçinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıyayız. Ne bu durumdaki CHP ne de yeni kurulacak bir parti seçmenlerden yeterli oy alamaz. Özellikle bu süreçte bir anayasa değişikliği ile ülkemizin parçalanması sağlanacaktır. Her ne olursa olsun CHP'ye sahip çıkıp, gerekirse CHP içinde yeni seçenekler yaratarak, bu gidişata son vermeli ve cumhuriyetimizi yaşatmalıyız. Bu durumda Atatürk ilke ve devrimlerini özümseyen tüm CHP üyelerine büyük görev düşmektedir. 15 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP Bölünmemeli" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP Bölünmemeli"

Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilkeleri Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik olan Türkiye’nin en köklü partisidir. Atatürk ilke ve devrimleri, CHP iktidarı ile perçinleşmiştir. CHP, ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş, yüz yıllık bir çınardır. CHP, cumhuriyetimizin belleğidir, laik cumhuriyetimizin güvencesidir. CHP, yaşayan bir tarihtir. Bugün ülkemizin bütün sorunları bir yana bırakılmış, CHP’nin durumu konuşulmaktadır. Çünkü ‘kesin hükümsüzlük-mutlak butlan’ tartışmaları ile parti iki başlı yönetime sürüklenmiştir. Hukukun zorlamasıyla genel başkan koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun neler yaptığı ortadadır. Sürekli yanlış politikalar üretmesi, hatadan ziyade proje olduğu konusunda fikir birliğine varılmasına yol açmıştır. Ancak ‘hain Kemal’ söylemi, kuruluş ilkelerini benimseyen gerçek CHP’lilere yakışmamaktadır. Özgür Özel ise ‘kesin hükümsüzlük-mutlak butlan’ kararından sonra grup başkan vekili olarak görevine devam etmektedir. Özgür Özel ile birlikte partiyi yönetenlerin hepsi, Kılıçdaroğlu genel başkanken yine parti yönetiminde bulunmaktaydılar. Ancak ne Özgür Özel ne de diğerleri Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarına ses çıkarmadıkları gibi her yaptığına onay verdiler. Yani her iki grup arasında ideolojik bir ayrışma yoktur. Bugün CHP’de en büyük sorun, Altı Ok ilkelerine bağlı, Kemalizm’i özümsemiş, ulusalcı, gerçek yurtsever ve devrimci kadroların yönetimde olamamasıdır. Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs Cumartesi günü yaptığı konuşmada üniter devlet vurgusu yapmıştı. Bunun gereği olarak CHP’nin TBMM’deki komisyondan çekilmesi ve yapılacak anayasa değişikliklerine katılmayacağı açıklanmalıdır. Böylece parti tabanı kazanılacağı gibi, AKP’nin adamı olduğu algısı da yıkılmış olur. Ancak Kılıçdaroğlu’nun önceki söylem ve eylemlerine bakıldığında, bunun da bir politik manevra olduğu anlaşılabilir. ‘Kürt sorunu’ ve ‘eşit yurttaşlık’ söylemlerini ağzından düşürmeyen Özgür Özel'in 9 Mayıs 2026 tarihli İngiltere’de yayınlanan The Economist Dergisindeki yazısı ile 1 Haziran 2026 tarihli ABD’de yayınlanan Newsweek Dergisindeki yazısı, emperyalizme yeşil ışık yakmaktadır. Bugün ABD emperyalizmi ile NATO ve AB'nin güvenliğini koruma görevi yapmak, ülkemizin Karadeniz'in kapı bekçisi olduğunu bildirmek, CHP’nin kuruluş ilkeleriyle çelişmektedir. Gerçekten çok aşağılayıcı ve incitici bir ifade olduğunu anlamamız gerekir. Kısaca ya Atatürk'ün çizdiği tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı yolundan gideceksiniz ya da emperyalizme selam çakarak, NATO ve AB ile stratejik ortaklık yapacaksınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP'yi koruyup, ilke ve devrimleri doğrultusunda daha da ileri götürmek yerine, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edenler, Atatürk’e ihanet etmektedirler. Ne yazık ki selden kütük kapmak isteyen yandaşlar da bunlara seyirci kalmaktadır. CHP’ye, gerçek CHP’liler sahip çıkmalıdır; butlancı ve onunla kayıkçı kavgası yapanların mücadelesi inandırıcı değildir. Şimdi ‘Kılıçdaroğlu hain, Özel çok başarılı’ diyenlerin aynaya bakması gerekmez mi? Her genel başkanı baş tacı edenler, tüm yanlışlara destek verenler, sessiz kalanlar bu yaşananların sorumluları arasındadır. Kişilere olduğundan fazla değer vermemek ve biat etmemek gerekir; asıl olan CHP’nin kurumsal kimliğidir, ilkeleriyle, ideolojisiyle iktidar olması gereken CHP’dir. Tam bağımsız Türkiye’de onurlu, erdemli ve başı dik yaşamak için CHP’ye sahip çıkmalıyız, CHP bölünmemelidir. Türkiye’nin CHP’ye, CHP’nin ilkeli, bilgili, kültürlü kadrolara gereksinimi vardır. CHP’nin toplumun umudu olabilmesi ve Türkiye'nin geleceğine yön verebilmesi için Atatürk ilke ve devrimlerini özümseyen nitelikli kadroların yönetimde olması gerekmektedir. CHP bölünürse Özgür Özel’in kuracağı yeni partinin yaklaşık %40 oy alacağı anketlerde açıklanmaktadır. Bu, CHP’nin bölünmesi için yeni bir algı operasyonudur, bunlara inanmamak gerekir. Anımsanırsa 2010 Mayıs ayında Kemal Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına aday olduğu zaman anketlerde CHP’nin oyunun %40’lara dayandığı açıklanmıştı; sonuç ortada... Yaşadığımız günlerde önümüze konulan seçeneklerden birini seçmek bizi yanlıştan kurtarmaz, esas olan CHP bölünmeden kurucu değerlere bağlı yeni bir seçenek yaratmaktır. Bugün mevcut seçeneklerden birinin arkasına sorgulamadan gitmek bizi hatalardan arındırmaz. Mevcut CHP programıyla, tüzüğüyle, parti içi demokrasisiyle, örgüt yapısıyla ve yönetim kadrosuyla iktidar alternatifi olmak çok zordur. Bunların hepsinin çağa ve demokrasiye uygun şekilde yenilenmesi gerekmektedir. Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş, emperyalizme geçit vermeyen yeni bir siyasal kadro ile bu iş başarılabilir. Bu görev, Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutkundan sorumluluk çıkaran nitelikli kadrolarla gerçekleştirilecektir. Böylece CHP’nin bütün yanlışlardan arınarak iktidara yürüyüşü sağlayacaktır. Kuruluş ilkelerine dönen CHP, toplumun da umudu olacaktır. 8 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN: Farkınız Yok.. Haber

SUAY KARAMAN: Farkınız Yok..

Geçen haftaki yazımızın son paragrafı şöyleydi: “… 12 Eylül 1980 darbesiyle 1961 Anayasası kaldırılmış ve toplum karanlıklara doğru sürüklenmiştir. Ne yazık ki 46 yıldır 12 Eylül’ün karanlığından kurtulamayan ülkemiz, bugün ‘kesin hükümsüzlük-mutlak butlan’ tartışmalarıyla patinaj yapmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “CHP gerektiğinde arınmasını da bilir, iç muhasebesini yapmasını da” sözü önemlidir. Bunun için CHP, Altı Ok ile tam bağımsızlığa sahip çıkmalı, emperyalizme karşı dik durmalı ve yolsuzluklara, ahlaksızlıklara geçit vermemelidir. Ülkemizin her kurumuyla gerçek bir arınmaya gereksinimi olduğu tartışılmaz…” Sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözünü dikkate alarak eleştiri yapanlar olmuştu. Halbuki devam eden cümlede, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’nin arınması için neler yapılması gerektiği yazılmıştı. Biz, 13,5 yıldır Kılıçdaroğlu’nun tüm yanlışlarını gözler önüne sererek eleştirirken, onu savunup bize ‘şimdi zamanı değil’ , ‘ak trol’ diyerek gerçeği göremeyenler ya da görmek istemeyenler, şimdi Kılıçdaroğlu’na hakaret ederek, hain diyorlar. 22 Mayıs 2010 tarihinde CHP 33. Olağan Kurultayında genel başkan seçilen Kılıçdaroğlu, birkaç gün sonra ilk ziyaretini Fethullan Gülen’in Zaman Gazetesine yapmış ve “bugün 27 Mayıs’ı yapanlar utanıyor” diye demeç vermişti. Bu demeç ertesi gün bazı gazetelerde yer alınca açıklama yaptım ve bu söylemiyle yeni bir proje isimle karşı karşıya olduğumuzu söyledim. Ama olayları anlamadan birçok partili, partisiz kişi beni eleştirdi. O günlerin heyecanına kapılarak umutlananlar ve belki de yer kapmak isteyenler bu söylemin üzerinde durmadı ve ne yazık ki CHP’yi bitirme projesini kavrayamadı. 21 Eylül 2010 tarihinde Berlin’de “laiklik tehlikededir diyemem, çünkü altını dolduramam” diyen Kılıçdaroğlu, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin 30 Temmuz 2008 tarihli kararıyla kesinleşen AKP’nin ülkeyi yönettiğini unutmuştu. Kılıçdaroğlu, yargıda cemaatçi yapılanma yoktur derken, tekke ve zaviyeleri savunanları, buraları eğitim ve kültür kurumu olarak görenleri, Fethullah Gülen’e övgü düzenleri, PKK terör örgütü destekçilerini, Atatürk’e hakaret edenleri, ikinci cumhuriyetçileri milletvekili yapmakta sakınca görmemişti. Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından Atatürk’e dil uzatanlar, ‘TR’ kodlu ajanlar, Dersim’i katliam olarak kabul ederek özür dilenmesini isteyenler, hain Seyid Rıza'nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler, Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar partiye doldurulmuştu. CHP, ‘yeni CHP’ durumuna getirilince Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırması bile savunulmaya başlandı. Dünyadaki turuncu devrimlerin mimarı Soros’un, ülkemizdeki uzantılarından Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın (TESEV) kurucusu Kılıçdaroğlu, 10 Ağustos 2014 tarihindeki cumhurbaşkanlığı seçiminde şeriat destekçisi Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP adayı olmasında sakınca görmedi. ‘Ekmek için Ekmeleddin’ sloganıyla seçmenlerden tıpış tıpış oy vermelerini istedi. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylamasında en az 2,5 milyon mühürsüz oyla rejim değiştirilmiş ve Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’den tepki verilmemişti. 12 Şubat 2022 tarihinde AKP’nin artıklarıyla ve tarikatçılarla Altılı Masa kurulmuş ve CHP iyice kuruluş ayarlarından saptırılmıştır. 16 Mart 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda Diyanet Akademisi kurulması kabul edilmiş ve 22 CHP milletvekili olumlu oy vermiş, diğerleri oylamaya katılmamıştır. 4 Ekim 2022 tarihinde Kemal Kılıçdaroğlu ile grup başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç’un imzalarıyla türban için yasa önerisi verilmişti. Sürekli yapılan hatalarla CHP kuruluş ilkelerinden uzaklaştırılarak, Turgut Özal’ın Anavatan Partisine (ANAP) dönüştürüldü. 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde yaklaşık 40 milletvekilliği dincilere ve bölücülere verilmiş, ardından 28 Mayıs tarihinde yapılan ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimi AKP genel başkanına hediye edilmiştir. Üstelik AKP genel başkanının anayasa çiğnenerek, üçüncü kez cumhurbaşkanlığı seçimine girmesine tepki verilmediği gibi diploma konusuna da sessiz kalınmıştır. Bütün bunlara karşın böyle bir genel başkana 13,5 yıl ses çıkarmayan, tepki vermeyen ve proje olduğunu anlamayanların bulunması da şaşılacak bir durumdur. Miting meydanlarında, FETÖ gazetecileri, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Nazlı ılıcak’a alkış yapanları da unutmamalıyız. Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklarken ağlayan Özgür Özel, 5 Haziran 2023 tarihinde; “sosyal medyada Kılıçdaroğlu istifa etsin diyenlerin altını kazıyın ya AKP’li ya cumhur ittifakı trolü çıkar” demişti. Beş ay sonra Özgür Özel, 4 Kasım 2023 tarihinde CHP 38. Olağan Kurultayında İstanbul Anakent Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun desteğini alarak Kemal Kılıçdaroğlu ile yarışmış ve ikinci turda genel başkan seçilmiştir. Özgür Özel’in seçilmesi, tıpkı 22 Mayıs 2010 kurultayında olduğu gibi yeni bir umut kıvılcımı olarak görülmüştür. 2011 yılından beri milletvekili olan, grup başkan vekilliği yapan ve son seçimlerden sonra Kılıçdaroğlu milletvekili olmadığı için CHP grup başkanı seçilen Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun en yakınında bulunan isimdi. Yukarıda açıklanan Kılıçdaroğlu’nun tüm yaptıklarına onay veren, karşı çıkmayan bir milletvekiliydi. Değişim sloganıyla yola çıkan Özgür Özel’in ekibinde yıllarca Kılıçdaroğlu’nun en yakınında ve birlikte çalışanlar olduğu gibi, CHP ilkelerine aykırı kişiler de bulunmaktadır. “Kürtlerin taleplerini bağıra bağıra söylemek benim vazifem” diyen, ana dilde eğitimi destekleyen ve el yükselterek Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmalarını teklif eden Özgür Özel, hain Şeyh Said isyanının bastırılması sırasında “bazı torunların kalbini acıtıyorsa o acıya saygılı olmak gerekir” diyerek, nerede durduğunu göstermişti. 4 Ağustos 2024 Pazar günü CHP Kadın Kollarının 15. Kurultayında konuşan Özgür Özel devletçilik okunun yarısını yeşile, yarısını mora boyanacağını söylemiş ve bu konuşmaya karşı salonda hiç tepki verilmemişti. İşte CHP’nin getirildiği durumun özeti; kısaca biat kültürü almış başını gidiyor. 9 Aralık 2024 tarihinde Özgür Özel, TBMM Genel Kurulunda 2025 Yılı Bütçe Kanunu Teklifinin açılışında konuşurken CHP’li belediyelerin okullarda bir öğün yemek ve su vermesi için, AKP genel başkanından talimat istedi. Yumuşama, değişim ve normalleşme demek, CHP’nin talimat alarak iş yapması anlamına mı gelmektedir? Özgür Özel, bütün eleştirilere karşın terörsüz Türkiye masalının barış komisyonuna girmekte sakınca görmeyenler arasındaydı. Kılıçdaroğlu zamanında cumhuriyete isyan eden hain Seyit Rıza'nın heykeli Tunceli'ye dikilirken, hiçbir CHP’li itiraz etmedi, Özgür Özel’den de ses çıkmadı. Salı günleri grup toplantılarıyla, miting konuşmalarıyla, basın açıklamalarıyla, kırmızı kartlarla, küfelerle sonuç almak mümkün değildir. Bu gösterilerle Ukrayna devlet başkanının durumuna düşmek kaçınılmazdır. Kılıçdaroğlu’nun neler yaptığını, neler söylediğini yazarken, anlatırken bizlere hakaret edenler ‘ak trol’ diyenler bugün Kılıçdaroğlu'na saldırıp, hain diyorlar. Akıllarınca günah çıkartıyorlar ama çok geç kaldıklarının bilincinde değiller. Çünkü parti bitirilirken, ülkemiz de bitirilmektedir. Bu nedenle CHP’yi kurtarmadan, Türkiye’yi kurtaramayız. Yıllar sonra Kemal Kılıçdaroğlu‘nun kötü bir genel başkan ve vasıfsız biri olduğu konusunda söz birliği edenler, Özgür Özel gibi umut olamayacak zayıf bir genel başkan ile oyalanmaktadır. Üstelik Özgür Özel'in çizgisinin, Kemal Kılıçdaroğlu'nunkinden hiçbir farkı yoktur. Kemalizm’le ilgileri bulunmayanlara hemen kurtarıcı gözüyle sarılıp, büyük umutlar bağlamak yanlıştır. CHP’de değişim olmalıdır ama değişim, kişilerin ya da genel başkanların değişmesi ile olmaz; CHP’nin kurucu ilkelerine dönmesi, Kemalist ilke ve devrimlere sarılması, emperyalizme karşı çıkması, tam bağımsızlıkçı çizgide olması, Türk Ulusunun yararlarının korunması, Altı Ok’a sahip çıkılması ile olur. İşin özü CHP, 10 Kasım 1938 tarihinden beri Atatürk'ün partisi değildir. Ancak bu gerçeği kavradığımız zaman geleceği kurtarabileceğiz. Bugün CHP’de ideolojik bir kavga yoktur, her iki taraf da Atatürk ilke ve devrimlerini bırakarak, PKK açılımına eklenmiştir. AKP nefreti yüzünden insanlar yıllardır CHP'deki gerçekleri görmek istemedi. Şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu nefreti yüzünden Özgür Özel’e sarıldı. Birbirilerinden farkları yok ama benzerlikleri çok olanlar ile CHP iktidar olamaz. CHP'nin kurtuluşu Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ile olamaz. Birikimli, kültürlü, güvenilir, yurtsever, devrimci yöneticilerle CHP ana muhalefetten kurtulup, iktidara yürüyecektir. Bugün yaşanan süreçte CHP’nin bölünme tehlikesi bulunmaktadır, zaten emperyalizmin isteği de bu doğrultudadır. Bu yüzden bıkmadan usanmadan, bölünmemek için uğraşılması gerekmektedir. Bu aşamada bu görev Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel’e düşmektedir. Partinin bölünmemesi için her iki ekip ve destekçileri büyük bir gayret ve çaba içinde olarak, partiyi sorunsuz bir kurultaya götürmek için anlaşma zemini bulmalıdırlar. Yoksa karşılıklı hakaretlerle bir yere varılamaz. Ülkemizin ve CHP’nin kargaşaya, ayrışmaya değil birliğe, barışa ve kardeşliğe ihtiyacı vardır. 1 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN : ANADİL Haber

SUAY KARAMAN : ANADİL

15 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, PKK terör örgütünün bebek katili başı için; “terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin” demişti. 22 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli’nin bu kez bebek katili için “tecridi kaldırılsın, terörist başı gelsin, DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini açıklasın, sonra da umut hakkının kullanılması için başvurusunu yapsın. Hodri meydan, buna varız” demişti. Hatta bu söz üzerine aynı gün CHP grup toplantısında Özgür Özel; “el yükseltiyorum Devlet bey. Ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Kürtlere, tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum” söyleminde bulunmuştu. Ekim 2024 tarihinden Mayıs 2026 tarihine geldik, bu kepazelikler üzerine yeni olaylar yaşandı, bebek katili terörist başı için kurucu önderlikten, barış koordinatörlüğüne kadar hukuksuz teklifler önerildi. Şimdi bu açılım safsatası el birliğiyle devam ettirilmektedir. 14 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda, DEM Parti’nin ‘Kürtçenin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin araştırılması’ için verdiği önerge görüşüldü. Önergenin görüşülmesine geçilmeden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini, Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu ifade ederek: “bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu. CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin 2025 yılında yenilenen parti programında yer alan ilkelere dikkat çekerek, toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini ifade ederek; “dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır” diye konuştu. Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, AKP iktidarı öncesine kadar Türkiye'nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüyle her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke olduğunu savundu. Önerge AKP, MHP ve İYİ Partinin oylarıyla reddedilirken, CHP ve DEM Parti olumlu oy kullandı. Ancak partilerin kullandığı oy sayıları kamuya açıklanmadı. Tüm etnik azınlıkların ana dillerinde eğitim almaları ve anadillerin kamusal alanda kullanımının millet birliğini böleceği çok açıktır. CHP’li milletvekilinin “bireylerin ülkelerine daha güçlü bağlanacağını, ortak geleceğe daha fazla inanacağını” söylemesi PKK terör örgütü ve siyasi uzantısı DEM partinin bile savunamayacağı kadar bölücü bir istektir. Dil birliği, millet birliğinin sağlanmasındaki en önemli olgudur. Dil birliğini bozacak her türlü yaklaşım, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğe karşı yürütülen emperyalist projelerin oyunudur. Devlet ile vatandaşlar arasındaki tüm resmi işlemlerin resmi dilde yapılması gerekmektedir. Resmi dil, bir ülkede anayasa ile kabul edilen dili tanımlamak için kullanılan terimdir. Bir ülke sınırları dahilinde yaşayan kişiler ya da topluluklar farklı bir dil konuşsalar bile, resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dil kullanmak durumundadırlar. Anadil ise, insanın çocukken anasından, babasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dildir. Anadili ne olursa olsun, insanların resmi dili öğrenmeleri, bilmeleri gereklidir. Çünkü ülke içindeki tüm resmi işlemler gerçekleştirilirken, anadil yerine sadece resmi dil kullanılır. Ülkemizi bölmeye götürecek açılım sürecinde ne yazık ki cumhuriyeti kuran partinin de DEM’lendiği gözlenmektedir. DEM Parti emperyalizmin güdümündedir, PKK terör örgütünün siyasal uzantısıdır. Her konuda görüş bildiren DEM Partinin şimdiki ve önceki bütün sözcüleri, toprak reformu konusuna hiç değinmemektedir. DEM Parti, emekçilerin, çiftçilerin, köylülerin partisi değildir; feodal beylerin, toprak ağalarının, silah ve uyuşturucu ticareti yapanların desteklediği partidir. DEM Parti, ilerici ve devrimci bir parti değildir, etnik temelli ve gerici bir partidir. Kısaca şöyle diyebiliriz: DEM Parti feodalizm üzerinden federalizme ulaşmayı planlayan, ağızlarına hiç toprak reformu almamış gerici partidir. Cumhuriyeti kuran partinin, böyle bir partinin peşine takılıp DEM’lenmesi iyi niyetle açıklanamaz; bu gaflet ve dalaletin de ötesi bir durumdur. Cumhuriyetimizi kuran partinin genel başkanı ve eşsiz liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bütün bu yaşananları görseydi 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkar mıydı denilecek günlerden geçmekteyiz. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olan 19 Mayıs 1919 tarihi, güzel vatanımızın kurtuluşunun başlangıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti, 19 Mayıs 1919 tarihindeki o büyük inançtan, o kutsal isyandan, o çelik inattan, o azim ve karardan doğmuştur. Bizlere düşen Atatürk’ü özümseyerek anlamak, ilkelerine sarılmak, devrimlerini içselleştirmek, Misakı Milli sınırlarına sahip çıkmak ve ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa’ demektir. 18 Mayıs 2026 ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN: Neyin Statüsü? Haber

SUAY KARAMAN: Neyin Statüsü?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 5 Mayıs Salı günü partisinin grup toplantısında yeni bir hamle yaparak yaklaşık 50 bin kişinin ölümünden sorumlu ve bebek katili Abdullah Öcalan teröristi için ‘statü’ çağrısında bulundu. Bu statünün, ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını önerdi. Buradaki siyasallaşmanın anlamı ile terör örgütü elebaşı, bebek katilini meşru ve yasal siyaset zeminine dahil etmek hedeflenmektedir. İnsanları öldüren terörist başı, barış süreci koordinatörü yapılacak. PKK terör örgütünün siyasi uzantısı DEM Parti grup toplantısında konuşan eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan şöyle dedi; “Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan'ın statüsü ne olacaktır?' sorusu tarihidir. Bu soru orta yerde hâlâ duruyor ve hâlâ cevabını beklemektedir sayın iktidar. Bugün sayın Bahçeli'nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz… Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın, yasal adımlar atılsın. Sayın Öcalan'ın sürece katkı sağlayabileceği özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturulsun. PKK gereğini yapmazsa o zaman toplum çıksın desin ki bu taraf görevini yapmadı.” dedi. Bu sözlere çocuklar bile kanmaz ama toplumu uyutarak emperyalist projeyi adım adım işletiyorlar. MHP genel başkanının sözlerine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu gerekli sert tepkiyi verdiler. Ama diğer partilerden özellikle CHP’den ses çıkmadı. Zaten CHP yönetimi MHP genel başkanının son çağrısına karşı çıkmamaktadır. CHP yönetimi bu suskun ve gizli destek tavrını sürdürürse aldığı cumhuriyetçi ve laik oyların düşeceğinin farkında değildir. Siyasetteki açılım, spora da yansıtıldı. Diyarbakır’da 1972 yılında Melikahmet Turanspor olarak kurulan futbol takımı, 1990 yılında ismini Diyarbakır Belediye Spor olarak değiştirdi. 1993-94 futbol sezonunda 3. Lige yükseldi. 2014 yılında ismini Amed Sportif Faaliyetler olarak değiştirdi. 2024-25 sezonunda 1. Lige yükseldi ve bir yıl sonra 2025-26 sezonunda da son 5 maçında 11 puan yitirmesine karşın süper lige çıkarıldı. Zaten sezon başında bu takımın süper lige çıkarılacağı belliydi; artık futbolda saha içinde değil, saha dışında yapılan eylemlerle sonuca gidiliyor. Bu durumu açılım saçmalığının ürünü olarak kabul etmek gerekir. Amedspor olarak bilinen bu futbol takımının maçlarında bölücü sloganlar atılmakta ve terör örgütü elebaşısının posterleri asılmaktadır. Şampiyonluk kutlamalarında bile olayların yaşandığı, bölücü sloganların atıldığı bir ortamda önümüzdeki sezon süper ligde de benzer olayların çıkması kaçınılmaz olacaktır. Amed isminin Kürtçe ile ilgisi yoktur, Bizans döneminde bu isim kullanılmıştır. Buna karşın PKK terör örgütü ve DEM Parti, Diyarbakır için Amed ismini kullanmaktadır. Amedspor’un eski yöneticisinin “Amedspor Kürdistan milli takımıdır” söylemi üzerinde de düşünmek gerekir. 13 Mayıs 1990 tarihinde Yugoslavya Zagreb’de oynanan Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçındaki küfürleşmeler güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle önlenmeye çalışılmıştı. Ardından Hırvat futbolcu Zvonimir Boban'ın polise attığı tekme ile başlayan olaylarda 59 polis, 79 taraftar yaralanmıştı. Etnik milliyetçilik ve futbol fanatizmi büyüyerek önce Hırvat - Sırp savaşını başlatmış ve sonra Yugoslavya'da iç savaşı ateşleyerek, bölünme sürecine yol açmıştı. ODTÜ’de her yıl yapılan bahar şenliğine bu kez bölücü terör örgütü elemanlarının çıkardığı olaylar damgasını vurdu. 6 Mayıs Çarşamba günü terör örgütü sempatizanı olan bir sanatçı, konser sırasında dağdakilere selam gönderdi. Bunun üzerine ulusalcı gençler tarafından protesto edildi. Ulusalcı gençlere, bölücü terör yanlısı grup tarafından fiziksel şiddet uygulandı. Türk Bayrağı açan ve “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı atan ulusalcı gruba karşı yapılan çirkin saldırı bilinçli ve kışkırtma amaçlıdır. Olaylarda yaralananların olması ayrı bir üzüntü kaynağıdır. Türk Bayrağı’na yapılan her saldırının, Türk milletinin birliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne ve milli onurumuza yapıldığı bilinmelidir. Bu saldırıyı yapanların arkasında devletin temel değerlerini aşındıran, vatan toprağını pazarlık konusu yapan, bebek katili terörist başına özgürlük söylemleriyle ayrışmayı körükleyen siyasi anlayış vardır. Emperyalist güçler, örgütlü olarak cumhuriyetimizin temellerine saldırmaktadır. Terör örgütü ile birlikte sürdürülen sürecin yansımaları her alanda görülmektedir. Terör örgütüyle yürütülen bu sahte barış süreci ile ülkemizde daha kötü olayların olacağı bilinmelidir. Siyasetçiler, emperyalizmin maşası olmadan bu yola karşı durmalı ve laik, demokratik cumhuriyetimize sahip çıkmalıdır. Zaman, emperyalizmin bilinen oyunlarını boşa çıkarma zamanıdır. Bunun için emperyalizmin her türlü oyununa karşı uyanık olmalı ve ülkemizin bağımsızlığını korumalıyız. Bugün ülkemiz işgal altındadır; tüm kurumlar ele geçirilmiş, bölücü ve dinci örgütler her yere sızmıştır. Atatürk’ün bize emanet ettiği laik cumhuriyetimize de, güzel ülkemize de sahip çıkmak zorundayız ve ‘Gençliğe Hitabe’yi okuyarak, gereğini yapmalıyız. 11 Mayıs 2026 ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.