Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Suay Karaman

bursaarena.com.tr - Suay Karaman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Suay Karaman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SUAY KARAMAN yazdı: "NATO KAFA" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "NATO KAFA"

7 Temmuz Salı ve 8 Temmuz Çarşamba günleri ülkemizin ev sahipliğinde Ankara'da 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi gerçekleşecek. Hem bölgenin hem de ülkemizin kaderini belirleyecek bu zirve öncesinde Türkiye’ye yapılan övgülerin ardından neler çıkacağını göreceğiz. Zaten ABD başkanının, Tayyip Erdoğan’ı sevindirecek hediye paketleriyle geleceğini söylemesi, birçok soru işaretini ortaya çıkarmaktadır. Zirvede görüşülecek konular içinde savunma sanayi, yeni güvenlik stratejileri, askeri harcamaların arttırılması, Ukrayna’nın desteklenmesi ve Kıbrıs sorunu öne çıkmaktadır. NATO içinde bulunan ülkelerden Yunanistan’ın bizim Ege adalarımızı işgal etmesi gündeme gelmemektedir. Ülkemizin bölünmesi için çalışan PKK terör örgütüne NATO ülkeleri destek vermektedir. Birçok NATO üyesi ülke parlamentolarında sözde Ermeni soykırımı hakkında yasa çıkarmıştır. Kıbrıs’tan Türk askerinin çekilmesini ve Kıbrıs Türkleri ile Rumların tek devlet haline gelmesi savunulmaktadır. Özellikle ABD, ülkemize silah ambargosu uygulamaktadır. NATO’nun, dolayısıyla ABD’nin istekleri bitmez; Karadeniz’in bekçiliğini yaparken, aynı zamanda Adana’da kurulacak çokuluslu kolordu karargâhında asker konuşlandıracak ve Ortadoğu’nun bekçiliğini yapacağız. Bunun yanında ortak savunma bütçesine katkımız %2’den %5’e çıkarılacaktır, üstelik bu bütçenin nasıl kullanılacağına da NATO karar verecektir. Her türlü olumsuzluk açık açık ortadayken, ABD emperyalizminin küresel kontrol gücü olan NATO’ya güvenmek, aymazlık, sapkınlık ve hatta ihanettir. Emperyalizme karşı savaşarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da daha NATO zirvesi başlamadan yapılan hazırlıklar ve uygulanan olağanüstü güvenlik önlemleri, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir baskı düzenine dönüştürülmüştür. Demokratik haklar sınırlandırıldı, kamusal alan daraltıldı, bazı yollar kapatıldı ve kamu çalışanlarına idari izin verildi. NATO zirvesini protesto edebileceği olasılığına karşı birçok insanın evi basıldı ve birçok insan tutuklandı. Gazetecilerin sorabileceği sorulardan korkulduğu için, eleştirel medyanın zirveyi izlemesi engellendi. Bu süre içinde her türlü toplantı ve gösteri yasaklandı. Türkiye’nin demokratik ve özgür bir dünyanın temsilcisi olmayan NATO’da kalmasının, ülkemize bir yararı yoktur. Türkiye’ye karşı yapılan maddi ve siyasi tüm olumsuzlukların NATO ülkelerinden geldiği bellidir. Günü geldiğinde, şartlar olgunlaştığında, siyasi, askeri ve ekonomik açıdan belli bir güce ulaştığında ülkemizin bu emperyalist örgütten çıkması gerekir. Dünyanın silahlanmaya değil, barışa gereksinim duyduğu bir dönemde NATO toplantısı ile dünyanın geleceği ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır emperyalist ABD’nin isteğiyle. Bizde ise muhalefet partileri toplantının amacından çok, alınan önlemlerle ilgilendiler. Zirve için alınan önlemleri ve tutuklananları eleştiren Özgür Özel, “Ankara'ya değil, Erdoğan'a yakışan şeyler oluyor. Yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, Meclis'i, kamu kurumlarını, sokakları kapatan bir acayip OHAL var” dedi. Özünde doğru ama zirvenin amacı ve getireceği sonuçlar üzerinde durmak gerekir. NATO ve AB’ye bağlılık sözünde bulunanlar için, amacın değil, söylemin ya da gösterişin önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Yeni parti kurmak için özel bir gün bekleyen Özgür Özel ve onu destekleyenler için “işte o kafa, işte o mermer” anlamına gelen Yunancada “ná’to kefalí, ná’to mármaro” diye bir deyim vardır. Bu deyim “nato kafa, nato mermer” olarak dilimize geçmiştir. Anlamı; bazılarının mermer gibi kafaları vardır ve içine bir şey sokabilmek olanaksızdır. Bazı kişilerin duyarsız, anlayışsız, söz anlamaz ya da kısaca ‘taş kafalı’ olduğunu anlatmak için de kullanılır. Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş, yüz yıllık bir çınar olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bırakmaya çalışanlar ve yeni parti kurmaya hazırlananlar için bu deyim yeterince açıklayıcıdır. 6 Temmuz 2026

SUAY KARAMAN yazdı: "2 TEMMUZ" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "2 TEMMUZ"

Sivas'ta 30 Haziran ile 2 Temmuz 1993 tarihleri arasında düzenlenen 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri çok acı olaylara sahne oldu. 2 Temmuz 1993 tarihinde dinci grupların kışkırtması sonucu Madımak Oteli'nin ateşe verilmesiyle 33 aydın, yazar ve sanatçı ile 2 otel çalışanı olmak üzere toplam 35 kişi yanarak ve dumandan zehirlenerek hayatını kaybetti. 1 Temmuz 1993 sabahı Sivas’a gitmiş ve aynı gece Ankara'ya dönmüştüm. Sivas'taki ortam her an patlayacak bir bomba gibiydi. Oğlu öğrencim olan Vali Ahmet Karabilgin ile görüşmemde bu gergin ortamdan söz ettim. Ama nasılsa Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) hükümet ortağı, sıkıntı olmaz diye düşündüm, ancak bin beteri oldu. Kentteki bazı camilerde dağıtılan bildiriler, cemaate yönelik tahrik edici söylemler ve yerel basında çıkan kışkırtıcı manşetler ile toplumsal gerilim tırmandırılmıştı. Kışkırtılan binlerce kişi, şenlik için gelen katılımcıların konakladığı Madımak Oteli’ni ateşe verdiler. Güvenlik birimlerinin ve askeri güçlerin olayları önlemede yetersiz kalması sonucunda büyük felaket meydana geldi. Başbakan yardımcısı Erdal İnönü ve SHP'li bakanlar için neler söylesek azdır. Tabii bu arada Doğru Yol Parti’li (DYP) başbakan Tansu Çiller, içişleri bakanı ve DYP’li diğer bakanları da unutmamak gerekir. Bu basiretsizlik, bu iş bilmezlik, bu donanımsızlık herkesin yüreğine büyük acı verdi. İşte bu ateş yıllardır kasıp kavuruyor bizleri. Ülkemizde kara günler çoktur. Din adına, cemaat ve tarikatlar adına insanlarımızın yakıldığı 2 Temmuz günü de böyle bir karanlık gündür. Bugün çağdaşlık adına ne varsa yok ediliyor, laik ve demokratik cumhuriyetimiz bitirilmek istenmektedir. Ama unutmamamız gereken bir şey var: karanlığın sonu aydınlıktır. Artık 2 Temmuz denince aklımıza sadece yakılan insanlarımız gelmiyor. 12 Şubat 2022 tarihinde kurulan Altılı Masanın “gazanız mübarek olsun” diyenleri de gelecektir. Tarikatlara özgürlük isteyenler de gelecektir. AKP’nin artıklarıyla ortaklık yapanlar da gelecektir. “Laiklik tehlikede değildir” diyenler de, “yargıda cemaatçi yapılanma var diyemem” diyenler de gelecektir. Ve tüm bu olanlara sessiz kalıp, tepki vermeyenler de gelecektir. Şimdi tüm bu yaşananlara sessiz kalanlar, bugün çıkıp meydanlarda konuşacak, mesaj yayınlayacak ve üzüntülerini bildirecektir tıpkı önceki yıllarda yaptıkları gibi. 33 yıldır Sivas’ın hesabını soramayanlardan da bu hesap sorulmalı. .. 2 TEMMUZ O güzel insanlar Hiç geri gelmeyecek Sivas’ın Madımak acısı Hiç dinmeyecek. Bir gün gerçek suçlular Cezalarını çekecek Mutlaka bu eşsiz ülkemize Aydınlık gelecek. .. Yazarın tüm yazıları için tıklayınız ..

SUAY KARAMAN yazdı: "Sözde Özgürlük Mitingleri" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Sözde Özgürlük Mitingleri"

Sorunlar yumağı olan ülkemizde etnik kimlikli DEM Parti ve işbirlikçilerinin terör elebaşının özgürlüğüne kavuşturulması amacıyla düzenledikleri 27 Haziran Cumartesi günü Muş ve Mersin ile 28 Haziran Pazar günü Diyarbakır ve İstanbul mitingleri, yasalara göre suç oluşturmaktadır. Ancak bugün ülkemizde hukuk rafa kaldırıldığı için, her türlü hukuk dışı tutum ve davranışlar açıkça sergilenmektedir. Yaklaşık elli binden fazla insanın katlinden sorumlu, bebek katili PKK terör örgütünün başı için özgürlük mitingi yapılmaması gerekirdi. Daha önce iki kez ertelenen bu mitingler, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre “terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma” gibi suçları oluşturmaktadır. Almanya, İrlanda, İspanya gibi terör sorununu çözmüş hiçbir ülkede örneği olmayan böyle mitinglerin amacı terörist elebaşı Öcalan'ı meşrulaştırarak ülkenin bütünlüğünü, barışını ve huzurunu bozacak yasal ve anayasal değişiklik girişimlerine toplumsal zemin hazırlamaktır. Mersin mitinginde konuşan DEM Partinin genel başkanlarından Tülay Hatimoğulları ile İstanbul mitinginde konuşan DEM Partinin genel başkanlarından Tuncer Bakırhan, yaptıkları konuşmalarla açıkça suç işlemişlerdir. Konuşmalarında Kürt sorununun çözümü, anadilde eğitim, eşit yurttaşlık, teröristlere af, terörist başına umut hakkı başta olmak üzere bazı istekler sıraladılar. Ancak henüz bu anayasa dışı istekler için işlem yapacak bir savcı bulunmamaktadır. Her iki konuşmacı da 26 Haziran tarihinde ölen sinema sanatçısı ve 2013-2015 yıllarındaki açılım sürecinin akîl adamı Kadir İnanır için övgü dolu sözler söyledi. PKK terör örgütü başının, Kadir İnanır için gönderdiği mesaj okundu. Bunun dışında Tuncay Bakırhan’ın yaptığı konuşmadaki şu sözleri de toplumu kandırmak amaçlıdır: “Bu savaşı durdurabilecek bu sorunun tek muhatabı olan Sayın Öcalan'ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Artık Sayın Öcalan'la Türkiye halkları arasındaki duvarları kaldırmak, Sayın Öcalan'la Kürtler, kadınlar, Aleviler, emekçiler arasındaki duvarları kaldırarak Sayın Öcalan'ın Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayacak bir sürecin içerisindeyiz.” Öcalan için kapatılan İmralı Adasında, 12 metrekarelik hücre gerçek olmadığı gibi, her türlü olanağa sahip ve istedikleriyle de görüşebilmektedir bu bebek katili. Bu bölücü mitinglere karşı 27 Haziran Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanında, İYİ Parti tarafından ‘Haksızlığa, Hukuksuzluğa, Adaletsizliğe Bayrak Açıyorum’ sloganıyla 150 binden fazla insanın katılımıyla miting düzenlendi. Mitingde konuşan İYİ Parti genel başkanı Müsavat Dervişoğlu; “terörsüz Türkiye yalanıyla ülkeyi bölmek isteyenlere bayrak açıyorum” diyerek, yaşanılan süreçlerin değerlendirmesini yaptı. Ancak konuşmasında “Apo bir halk önderidir” diyen Kadir İnanır’ı anması, mitingin amacının dışına çıktı. “50 senelik ağabeyime Allah’tan rahmet dileyemeyeceksem, asıl bu siyaset batsın” söylemiyle, kendini haklı çıkarmaya çalışan Dervişoğlu, siyasetin ne kadar yozlaştığının ve çürümüşlüğünün örneğini sunmuş oldu. Böylece Müsavat Dervişoğlu ile terör elebaşısı Öcalan, Kadir İnanır'a övgü konusunda birleştiler. Kürsülerde, meydanlarda vatan diyerek övgü alıp, kulislerde bütün vatan düşmanlarıyla kucaklaşarak vatan korunamaz. 26 Haziran Cuma günü Özgür Özel yanında TR 705 kodlu Sezgin Tanrıkulu ile birlikte Diyarbakır sokaklarını dolaşarak, açılım komisyonu masasına destek açıklaması yaptı ve Kürtleri kurucu unsur olarak tanıyan çok uluslu bir anayasa yapımının kapısını araladı. El yükseltip, Kürtlere devlet vaat eden Özel Özgür, Ankara Anakent Belediye Başkanı ve Çankaya Belediye Başkanını, İYİ Partinin düzenlediği açılım karşıtı mitinge yolladı. CHP başta olmak üzere açılıma karşı olan tüm siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin bu mitinge gerekli desteği vermemesi ise ülkemiz adına büyük bir fırsatın kaçırılması anlamına gelmektedir. Açılım karşıtı mitinglerin daha geniş katılımlı olarak başka illerde de yapılması gerekmektedir. Ülkemiz dış güçlerin ve yerli işbirlikçilerin desteğiyle bölücü bir kuşatma altındayken CHP’nin açılım karşıtı mitinge destek vermemesi, partinin nerede durduğunu göstermektedir. Ya partinin kuruluş değerlerine bağlı kalıp iktidara geleceksiniz, ya da bölücülere meze olup, tarihin karanlık sayfalarında yok olacaksınız. 29 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "Karanlıklara Doğru" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Karanlıklara Doğru"

Ülkemiz yaklaşık bir aydır CHP’nin kesin hükümsüzlük-mutlak butlan haberleriyle çalkalanmaktadır. Gelinen aşamada emperyalist güçlerin ve siyasi iktidarın isteği gerçekleşmek üzeredir: CHP’nin bölünmesi gündemdedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin verdiği kesin hükümsüzlük-mutlak butlan kararı sonucunda genel başkan koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu ile kurultayda genel başkan seçilen Özgür Özel arasında hiçbir ideolojik fark yoktur. Çünkü yıllarca birlikte çalıştılar, aralarında hiçbir konuda fikir ayrılığı olmadı. Her ikisi de emperyalist güçlerin hoşuna gidecek söylemlerde bulunmakta ve ayrıca terörsüz Türkiye masalına destek vermektedir. Hain Şeyh Said ve hain Seyit Rıza’ya övgü düzmekte yarışmaktadırlar. Bu durumda CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkarak, ne olursa olsun parti içinde mücadele edilmelidir. Her durumda CHP’nin bütünlüğü korunmalı, ayrışmalarla iç ve dış güçlerin istediği ortam yaratılmamalıdır. Bu nedenle CHP’den ayrılıp yeni parti kurmak yerine, CHP’yi daha etkili yöntemlerle işgalden kurtarmak temel hedef olmalıdır. Sonuna kadar mücadele ederek, parti içi demokrasi yoluyla, yeni seçenek yaratılması gerekmektedir. Parti içi mücadele yürütülerek, CHP’ye sahip çıkmak, her türlü olumsuzluğu yok ederek, bütünlüğü korumak asıl amaç olmalıdır. Ülkemize sahip olabilmenin yolu, CHP’ye sahip çıkmaktan geçmektedir. Gündem, sürekli olarak yoğun şekilde CHP haberleriyle sarmalanmışken birçok önemli olay atlanmaktadır. 10 Haziran Çarşamba günü Batman’da Alimler ve Medreseler Birliği (İttihadul Ulema) bünyesindeki medreselerde Arapça medrese eğitimi alan 62 kız çocuğu için icazet ve mezuniyet programı düzenlendi. Bu olay gerici yapıların eğitim alanında nasıl kurumsallaştığını bir kez daha gösterdi. Ancak iki başlı CHP’den bu konuda ses çıkmadı. Alimler ve Medreseler Birliği tarafından 2009 yılından bu yana dört binden fazla erkek ve kız öğrenciye icazet belgesi verildiği bilinmesine karşın, muhalefet cephesi sessizliğini korumaktadır. Bütün bu yapılanlar ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’nı düzenleyen Anayasanın 174. Maddesine aykırıdır. Ancak ülkemizde uzun zamandan beri anayasa ve hukuk rafa kaldırıldığı için karanlık zihniyetler çağdaşlığa karşı hareket edebilmektedir. 6 yaşındaki kızını evlendirdiği ve cinsel istismara maruz bıraktığı gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel, sağlık sorunları ileri sürülerek 17 Haziran tarihinde adli kontrol şartıyla tahliye edildi. DEM Parti’nin düzenlediği ‘Abdullah Öcalan’a özgürlük’ talebiyle gerçekleştirilmesi planlanan geniş kapsamlı mitinglerin 27 ve 28 Haziran tarihlerinde Van, Mersin, Diyarbakır, İstanbul’da gerçekleştirileceği bilinmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde elli binden fazla insanı öldüren, bebek katili bir terörist başı için özgürlük mitingi düzenlenmemiştir. İşte terörsüz Türkiye masalı ile ülkemizin getirildiği durum trajiktir. Daha önce iki kez iptal edilmesi sağlanan bu mitinglere karşı iki başlı CHP’den bir tepki yoktur. Tepki sadece İYİ Parti’den gelmiştir ancak 27 Haziran’da Ankara’da miting yapılacaktır. 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye'nin ev sahipliğinde Ankara'da 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi gerçekleşecektir. Bu zirve, transatlantik güvenliğini güçlendirmek için önemli bir toplantı olarak değerlendirilmektedir. Ancak ABD, Avrupa’nın savunmasını ikinci plana iterek NATO’nun yönünü Asya’ya döndürmek istemektedir. Böylece ülkemiz komşularıyla ve Asya ülkeleriyle karşı karşıya getirilecektir. NATO’nun kanat ülkesi konumundaki Türkiye, bu yeni dönüşüm ile merkezi bir rol alacaktır ve böylece çok daha riskli bir durumla karşı karşıya gelecektir. Kısaca güvenlik adına özgürlüklerin daraltılacağı bir dönem başlayacaktır. Bu konu hakkında da sessizlik hüküm sürmektedir. Zaten NATO’ya bağlılık bildirenlerden de her hangi bir tepki beklemek hayaldir. Bunların yanında vatandaşı ezen ekonomik durum unutulmuştur. Memurun, işçinin, emeklinin, esnafın, çiftçinin durumu içler acısıdır. Tarımı, hayvancılığı, sanayisi bitirilen Türkiye, her konuda dışa bağımlı duruma getirilmiştir. Ülkenin gündemine oturan CHP’nin iki başlı olması ve bölünmeye doğru gidiş özellikle siyasi iktidarın işine gelmektedir. Yapılacak bir anayasa değişikliği ile ülkemiz çok daha hukuksuz, eğitimsiz duruma getirilecek ve karanlıklara doğru yol alacaktır. Bunun için laik cumhuriyetin güvencesi olan CHP bölünmemelidir. Mutlaka CHP içinde yeni ama Atatürkçü ve ulusal seçenekler yaratılarak bu iki başlılığa son vermek gerekmektedir. Bunun için Atatürk ilke ve devrimlerini özümseyen tüm CHP üyelerine büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. 22 Haziran 2026. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "Seçenek" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Seçenek"

Bugün emperyalizmin isteği doğrultusunda CHP’nin bölünmesi adım adım gerçekleşmektedir. Yazılı ve görsel medyada yapılan algı operasyonları da bunu desteklemektedir. 9 Haziran Salı günü CHP grup toplantısı öncesinde sabahtan itibaren TBMM kapısında biriken insanların karşılıklı hakarete varan söylemleri ve itişmeleri ibretle izlendi. Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısı için TBMM’ye gelmekten son anda vazgeçti ve genel merkeze gitti. Ziyaretçi kabul edilmeyen TBMM grup salonunda konuşan Özgür Özel, kurultay için 26 Temmuz 2026 tarihini önerdi ve şunları söyledi: “bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Ülkenin yarını olmayacak. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa anlatılan hikâyeye ve basın eliyle desteklenen yalanlara karşı Kuvayi Milliye ruhuyla milletin azim ve kararlılığına inanacağız.” Ancak Kuvayi Milliye ruhunda, emperyalistlerden yardım istemek, NATO ve AB’ye göz kırpmak, görev beklemek yoktur. Ayrıca ‘Kürt sorunu’ diyerek ve ‘Kürtlere devlet teklif ederek’ emperyalizmin ekmeğine yağ sürmek de yoktur. Genel merkezde yapılan grup toplantısında konuşan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel için söylediği “hiçbir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip bize niye yardım yapmıyorsunuz diyemez” sözü doğruydu. Ancak “Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” söylemi ise tamamen yanlıştı. Sömürge valisi gibi çalışan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Osmanlı millet sistemini övüyor, ulus devletin sona ermesini savunuyor, monarşi iyidir diyor ve hilafetin gelmesini istiyor. Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun söylemi, ABD elçisiyle örtüşmektedir. Böylece emperyalizmin ve içimizdeki ulus-devlet modeline karşı olanların kavramlarında paralellik sağlanmaktadır. Zaten açıkça belli ki, her iki genel başkanın arasında ideolojik bir fark yoktur, her ikisi de savrulmaktadır. Her ikisi de terörsüz Türkiye masalını desteklemektedir. Bu söylemlerin özü Türkiye’ye anayasa değişikliği ile neyin dayatılacağını haber vermektedir. AB’ye bağlı ülkeler kendi içlerinde birlik, beraberlik ve hatta tek parça olma çabası içindedirler. Ancak AB, ülkemize mevcut üniter yapımızın parçalamasını önermektedir. Türkiye, üniter devlet yapısını ortadan kaldırarak federal devlet kurmak isteyen bir ülke durumuna getirilmek istenmektedir. Böylece yeni anayasa ve ardından kurulacak olan eyalet sistemi ile bölünmenin önü açılacaktır. CHP’nin kurucusu ve tek lideri Atatürk’ün dış politikası tam bağımsızlık, barış ve uluslararası hukuka saygı esasına dayanmaktadır. Atatürk asla Osmanlı coğrafyasına geri dönmeyi düşünmedi, bunun yerine Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş bir devlet olarak bölgede güçlü ve saygın bir denge unsuru olmasını hedeflemiştir. Günümüzde eşsiz liderimiz Atatürk’ün politikalarından uzaklaşıldıkça ülkemizi kötü günlerin beklediğini unutmamalıyız. Bölünmüş bir CHP ile Türkiye’nin güvencesi yitirilmek ve geleceği karartılmak üzeredir. 10 Haziran Çarşamba günü Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında yapılan Merkez Yönetim Kurulu toplantısında parti meclisi üyesi 9 milletvekili tedbirli olarak ‘kesin çıkarma’ istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Ancak CHP tüzüğünün 63/1 maddesine göre parti meclisi üyeleri, yüksek disiplin kurulu başkan ve üyeleri, TBMM üyeleri, büyükşehir belediye başkanları, parti meclisi tarafından yüksek disiplin kuruluna sevk edilebilir. Böylece CHP’de ipler iyice gerilmiş oldu ve sonuçları kötü olacaktır. 11 Haziran Perşembe günü Özgür Özel’i destekleyen 28 parti meclisi üyesi istifa etti. Parti tüzüğünün 24/3 maddesine göre parti meclisinin üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin altına düştüğünde, genel başkanın kırk beş gün içinde kurultayı toplantıya çağırması gerekmektedir. İngiliz edebiyatçı Eric Arthur Blair (1903-1950) takma adıyla George Orwell’ın, ‘1984’ adlı romanında yazdığı sözü anımsamalıyız; “aslında hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.” Devleti yönetenlerin bile anayasa ve yasalara uymadığı bir toplumda, keyfiyet alıp başını gitmektedir. İçinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıyayız. Ne bu durumdaki CHP ne de yeni kurulacak bir parti seçmenlerden yeterli oy alamaz. Özellikle bu süreçte bir anayasa değişikliği ile ülkemizin parçalanması sağlanacaktır. Her ne olursa olsun CHP'ye sahip çıkıp, gerekirse CHP içinde yeni seçenekler yaratarak, bu gidişata son vermeli ve cumhuriyetimizi yaşatmalıyız. Bu durumda Atatürk ilke ve devrimlerini özümseyen tüm CHP üyelerine büyük görev düşmektedir. 15 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP Bölünmemeli" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP Bölünmemeli"

Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilkeleri Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik olan Türkiye’nin en köklü partisidir. Atatürk ilke ve devrimleri, CHP iktidarı ile perçinleşmiştir. CHP, ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş, yüz yıllık bir çınardır. CHP, cumhuriyetimizin belleğidir, laik cumhuriyetimizin güvencesidir. CHP, yaşayan bir tarihtir. Bugün ülkemizin bütün sorunları bir yana bırakılmış, CHP’nin durumu konuşulmaktadır. Çünkü ‘kesin hükümsüzlük-mutlak butlan’ tartışmaları ile parti iki başlı yönetime sürüklenmiştir. Hukukun zorlamasıyla genel başkan koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun neler yaptığı ortadadır. Sürekli yanlış politikalar üretmesi, hatadan ziyade proje olduğu konusunda fikir birliğine varılmasına yol açmıştır. Ancak ‘hain Kemal’ söylemi, kuruluş ilkelerini benimseyen gerçek CHP’lilere yakışmamaktadır. Özgür Özel ise ‘kesin hükümsüzlük-mutlak butlan’ kararından sonra grup başkan vekili olarak görevine devam etmektedir. Özgür Özel ile birlikte partiyi yönetenlerin hepsi, Kılıçdaroğlu genel başkanken yine parti yönetiminde bulunmaktaydılar. Ancak ne Özgür Özel ne de diğerleri Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarına ses çıkarmadıkları gibi her yaptığına onay verdiler. Yani her iki grup arasında ideolojik bir ayrışma yoktur. Bugün CHP’de en büyük sorun, Altı Ok ilkelerine bağlı, Kemalizm’i özümsemiş, ulusalcı, gerçek yurtsever ve devrimci kadroların yönetimde olamamasıdır. Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs Cumartesi günü yaptığı konuşmada üniter devlet vurgusu yapmıştı. Bunun gereği olarak CHP’nin TBMM’deki komisyondan çekilmesi ve yapılacak anayasa değişikliklerine katılmayacağı açıklanmalıdır. Böylece parti tabanı kazanılacağı gibi, AKP’nin adamı olduğu algısı da yıkılmış olur. Ancak Kılıçdaroğlu’nun önceki söylem ve eylemlerine bakıldığında, bunun da bir politik manevra olduğu anlaşılabilir. ‘Kürt sorunu’ ve ‘eşit yurttaşlık’ söylemlerini ağzından düşürmeyen Özgür Özel'in 9 Mayıs 2026 tarihli İngiltere’de yayınlanan The Economist Dergisindeki yazısı ile 1 Haziran 2026 tarihli ABD’de yayınlanan Newsweek Dergisindeki yazısı, emperyalizme yeşil ışık yakmaktadır. Bugün ABD emperyalizmi ile NATO ve AB'nin güvenliğini koruma görevi yapmak, ülkemizin Karadeniz'in kapı bekçisi olduğunu bildirmek, CHP’nin kuruluş ilkeleriyle çelişmektedir. Gerçekten çok aşağılayıcı ve incitici bir ifade olduğunu anlamamız gerekir. Kısaca ya Atatürk'ün çizdiği tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı yolundan gideceksiniz ya da emperyalizme selam çakarak, NATO ve AB ile stratejik ortaklık yapacaksınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP'yi koruyup, ilke ve devrimleri doğrultusunda daha da ileri götürmek yerine, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edenler, Atatürk’e ihanet etmektedirler. Ne yazık ki selden kütük kapmak isteyen yandaşlar da bunlara seyirci kalmaktadır. CHP’ye, gerçek CHP’liler sahip çıkmalıdır; butlancı ve onunla kayıkçı kavgası yapanların mücadelesi inandırıcı değildir. Şimdi ‘Kılıçdaroğlu hain, Özel çok başarılı’ diyenlerin aynaya bakması gerekmez mi? Her genel başkanı baş tacı edenler, tüm yanlışlara destek verenler, sessiz kalanlar bu yaşananların sorumluları arasındadır. Kişilere olduğundan fazla değer vermemek ve biat etmemek gerekir; asıl olan CHP’nin kurumsal kimliğidir, ilkeleriyle, ideolojisiyle iktidar olması gereken CHP’dir. Tam bağımsız Türkiye’de onurlu, erdemli ve başı dik yaşamak için CHP’ye sahip çıkmalıyız, CHP bölünmemelidir. Türkiye’nin CHP’ye, CHP’nin ilkeli, bilgili, kültürlü kadrolara gereksinimi vardır. CHP’nin toplumun umudu olabilmesi ve Türkiye'nin geleceğine yön verebilmesi için Atatürk ilke ve devrimlerini özümseyen nitelikli kadroların yönetimde olması gerekmektedir. CHP bölünürse Özgür Özel’in kuracağı yeni partinin yaklaşık %40 oy alacağı anketlerde açıklanmaktadır. Bu, CHP’nin bölünmesi için yeni bir algı operasyonudur, bunlara inanmamak gerekir. Anımsanırsa 2010 Mayıs ayında Kemal Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına aday olduğu zaman anketlerde CHP’nin oyunun %40’lara dayandığı açıklanmıştı; sonuç ortada... Yaşadığımız günlerde önümüze konulan seçeneklerden birini seçmek bizi yanlıştan kurtarmaz, esas olan CHP bölünmeden kurucu değerlere bağlı yeni bir seçenek yaratmaktır. Bugün mevcut seçeneklerden birinin arkasına sorgulamadan gitmek bizi hatalardan arındırmaz. Mevcut CHP programıyla, tüzüğüyle, parti içi demokrasisiyle, örgüt yapısıyla ve yönetim kadrosuyla iktidar alternatifi olmak çok zordur. Bunların hepsinin çağa ve demokrasiye uygun şekilde yenilenmesi gerekmektedir. Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş, emperyalizme geçit vermeyen yeni bir siyasal kadro ile bu iş başarılabilir. Bu görev, Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutkundan sorumluluk çıkaran nitelikli kadrolarla gerçekleştirilecektir. Böylece CHP’nin bütün yanlışlardan arınarak iktidara yürüyüşü sağlayacaktır. Kuruluş ilkelerine dönen CHP, toplumun da umudu olacaktır. 8 Haziran 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.