Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Suay Karaman

bursaarena.com.tr - Suay Karaman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Suay Karaman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SUAY KARAMAN yazdı: "YENİ PARTİ" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "YENİ PARTİ"

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının verilerine göre ülkemizde 190 siyasi parti bulunmaktadır. Son olarak 24 Temmuz 2026 tarihinde Yeni Parti kurulmuştur. Yeni Parti adıyla da daha önce iki parti kurulmuştu. Yeni Parti adıyla ilk kez 7 Ekim 1993 tarihinde Yusuf Bozkurt Özal başkanlığında parti kuruldu ve Turgut Özal’ın liberal ekonomi politikalarını sürdürmeyi amaçlayan merkez sağ bir hareket olarak öne çıktı. 1995 genel seçimlerinde %0,13 oranında oy aldı ve 21 Kasım 1997 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede alınan kararla Yeni Parti feshedilerek Demokrat Parti bünyesine katıldı. Aynı adla 23 Haziran 2008 tarihinde Alper Tunga Aytaş başkanlığında Yeni Parti kuruldu; laiklik, ulusal egemenlik ile merkez sol siyaseti temel alan bir siyasi çizgiyi benimsedi. Ancak ülke genelinde gerekli teşkilatlanmayı tamamlayamadığı gibi geniş seçmen desteğine ulaşmakta zorlandı ve 19 Mayıs 2012 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede alınan kararla Yeni Parti feshedilerek Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) bünyesine katıldı. Her iki Yeni Parti’nin ömrü yaklaşık dört yıl sürdü. Üçüncü kurulan Yeni Parti’nin varlığını ne kadar sürdüreceğini hep birlikte göreceğiz. Son kurulan Yeni Parti, kesin hükümsüzlük-mutlak butlan kararına karşı CHP’den ayrılanların kurduğu partidir. Herkesi kapsamak gibi bir amacı olan Yeni Partinin ideolojisi, yerel seçimlerde kullanılan ‘Türkiye İttifakı’ anlayışının benzeridir. Partinin programı incelendiğinde ideolojik tutarsızlık belirgin olarak görülmektedir. Parti tüzüğünü ve programını okumadan Yeni Partiye destek verenler oldu. Okumayı sevmeyen bir toplum, düşünmeyi ve sorgulamayı unutunca özellikle medyanın algı yönetimiyle önüne sunulanlara balıklama atlamaktadır. ‘Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı’ adıyla yayınlanan program, CHP’nin 2025 tarihli parti programıyla benzerlikler göstermektedir çünkü her iki programı da aynı ekip yazdı. Programdaki ‘Düşünsel Temellerimiz ve Siyasi Kimliğimiz’ başlığı altındaki barış yorumunun, ülkemizdeki farklı etnik kimlikler arasında çatışma varmış gibi ayrımcı bir varsayıma dayandırıldığı görülmektedir. Programın ‘Demokrasi, Yönetim ve Adalet’ başlığı altında “Cumhuriyetimize yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes eşittir. Türk Milleti bu anlayışla tanımlanır” yazmaktadır. Bu tanım eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımından farklıdır, toplumu ayrıştırmak amaçlıdır ve Anayasanın 66. maddesine de aykırıdır. ‘Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü’ başlığı altında “sosyal ve ekonomik haklar, medeni ve siyasi haklarla birlikte ele alınacaktır” cümlesi, Birleşmiş Milletlerin İkiz Sözleşmeleri adı verilen ‘Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ ve ‘Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin başlıklarıdır. Programa bilinçli ama gizlice yerleştirilen bu ifadeler uygulamaya konulursa, ulus devletlerin parçalanıp, milleti etnik olarak halklara bölmeyi ve İkiz Sözleşmelerin birinci maddesine göre isteyen halkın kendi kaderini tayin hakkını kullanmasına yol açabilir. Yine aynı başlık altında “Ana dil haktır. Bu yaklaşımla tüm yurttaşların ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkı sağlanacaktır” yazmaktadır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu yazmamaktadır. Ulus devletin olmazsa olmazı dil birliğidir. Ana dilde eğitim parçalanmayı kolaylaştırır ve bölücülerin en sık kullandığı sözcüklerdendir. Dünyadaki ülkelerin neredeyse tamamında farklı anadiller konuşulsa da tüm işlemlerde resmi dil kullanılmaktadır. Programın ‘Yerellik ve Yerinden Yönetim’ başlığı altında “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı tam olarak uygulanacaktır” yazmaktadır. Türkiye’nin bazı maddelerine çekince koyduğu bu sözleşme ulus devletlerin etnik olarak bölünmesi için tasarlanan yıkıcı bir sözleşmedir ve federalizme geçişin önemli adımlarındandır. Bu sözleşmenin tamamının uygulanması demek, ulus devletin sonu demektir ki bunun Türkiye’nin üniter yapısı için büyük tehlike oluşturabileceği unutulmamalıdır. Programda ‘Romanlar’ başlığı altında yazılanlar, ayrımcı bir ifadedir. Çünkü Romanlar Türk Vatandaşıdır ve hukuken herhangi bir ayrıma uğramazlar. Böyle bir başlık, ayrımcılığı körükleme anlamındadır. Benzer şekilde “Alevi yurttaşlarımızın haklarını etkin biçimde koruyacak, hak ihlallerinin önlenmesini ve giderilmesini sağlayacak kurumsal mekanizmalar oluşturulacaktır” söylemi de toplumu mezhepsel olarak ayrıştırma amacı taşımaktadır. Programın ‘Refah ve İstikrar Temelli Dış Politika Vizyonu’ başlıklı bölümünde ülkemizin Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT ve NATO’daki etkinliğinin güçlendirilmesi yazmaktadır. Ülkemizin batı ittifaklarında kalarak ne kadar sömürüldüğü, tam bağımsızlığının yok edildiği bilinerek batı ittifaklarını savunmak, emperyalizme hizmet etmektir. Bunun yerine daha bağımsız ve dengeli bir dış politika izlemeye gereksinim olduğu bilinmelidir. Aynı başlık altında “Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenlik hakları kararlılıkla korunacak, enerji ve kaynak paylaşımında ulusal çıkarlar esas alınacaktır” yazmaktadır ancak Yunanistan’ın Ege Denizinde işgal ettiği adalarımız ile silahlandırılan adalar konusu ve Mavi Vatan talebinden söz edilmemiştir. Programda ‘Ulusal Güvenlik ve Savunma’ başlığı altında askeri hastanelerin yeniden açılması yazarken, askeri liselerin tekrar açılması gerektiği unutulmuştur. Programda ‘Göç Yönetimi ve İnsan Hakları’ başlığı altında sığınmacı göçmenlerin geri gönderileceği de unutulmuştur. Yeni Parti, Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oy alabilmek için, parti programında yer yer bölünme heveslilerinin terminolojisini kullanmıştır. Kürt sorunu, eşit yurttaşlık, ana dil haktır, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tam olarak uygulanması gibi söylemler, bölücü terör örgütü PKK ve siyasi partisi DEM’in kullandığı ifadelerdir. Emperyalizme yaslanan Yeni Parti programında 15 kez “Bu kara düzeni değiştireceğiz” söylemi kullanılmasına karşın, araya Atatürk adı sıkıştırılarak topluma umut verilemez. Yeni Partinin programı neoliberal merkezlidir bu nedenle yeni olan politikaları değil sadece partinin adıdır. Bir partiyi tarihsel bellek, sağlam ideolojik duruş, ortak ilkeler ve değerler ayakta tutar. Bunun yanında partinin tüzüğünün ve programının da toplumda benimsenmesi çok önemlidir. CHP’nin tarihsel önemine aldırış etmeden, ülkemizin kurucu değerlerini önemsemeden CHP’den koparak ya da kopartılarak yeni parti kurmak risklidir. Bir partinin toplumun geniş kesimlerine ulaşması, kendi özünü eritmesi anlamına gelmez; farklı toplumsal kesimleri bir arada tutan olgu, sağlam bir ideolojik çerçevedir. Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisinden ve temel ilkelerinden rahatsızlık duyanlar açıkça Atatürkçü tabanı ürkütmemek adına ‘kapsayıcılık’ ifadesiyle yol almak istemektedir. Kapsayıcılık ifadesi ile ideolojisiz ve kimliksiz kurulan partiler uzun soluklu olamaz. En tuhaf olan ise böyle partilerin topluma yeni gibi sunulmasıdır. CHP, Atatürk’ün emanetidir, terk edilemez; ancak korunur. Mücadele edilmesi gereken yer CHP’nin dışı değil, CHP’nin içidir. CHP’yi kurtarmanın yolu, CHP’yi boşaltmak değil; CHP’ye sahip çıkmaktır. CHP’ye sahip çıkmak kesin hükümsüzlük-butlan kararına sahip çıkmak değildir; genel başkanlar, yönetimler geçicidir, kalıcı olan CHP’nin kurumsal kimliğidir. Bugün yapılması gereken; çeşitli nedenlerle CHP’den ayrılmak değil, bilinçli mücadele etmektir. CHP milletin partisidir; kurucu irade terk edilmez, edilmemelidir. CHP’nin küçültülerek bölünmesinin sadece AKP iktidarının devamını sağlayacağı unutulmamalıdır. 3 Ağustos 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP’nin Tasfiyesi" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "CHP’nin Tasfiyesi"

Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş 103 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihidir, belleğidir ve Atatürk’ün kurduğu partidir. Bugün ülkemiz çok tehlikeli bir süreçten geçmektedir. Hukuktan adalete, eğitimden sağlığa, tarımdan hayvancılığa, ekonomiden sanayiye aklımıza gelen her sektörde büyük bir tıkanmışlık, çürümüşlük yaşanmaktadır. Demokratik ve laik cumhuriyetimiz bitirilmek üzeredir, ülkemiz bölünme sürecine sokulmuş, tarikat ve cemaatler her konuda söz sahibi haline getirilmiş ve ekonomik kriz toplumu derinden sarsmaktadır. Bu aşamada 103 yıllık CHP yok edilmek istenmektedir. Tüm bu yaşananlara karşın, ‘kim haklı’, ‘kim Atatürkçü’, ‘kim daha ulusalcı’, ‘kim daha demokrat’ diye tartışılmaktadır. Bugün esas tartışılması gereken şudur: CHP varlığını sürdürecek mi, yoksa yüz yılı aşkın tarihsel birikimiyle birlikte tasfiye mi edilecek? Sorun Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ya da Özgür Özel değildir; bir genel başkanlık yarışı, kurultay tartışması ya da kişisel hesaplaşma değildir. Bunların hepsi yaşanan büyük dönüşüm için hazırlanan algı operasyonudur. Bu operasyonun yapılmasının asıl nedeni ise CHP’nin geleceği üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin şekillendirilmesidir. 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizme karşı ilk kez zafer kazanan Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ülkemizin bugün CHP üzerinden tasfiye edilmesiyle karşı karşıyayız. 103 yıldır ve özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra CHP’nin büyük hataları vardır, yapılan tercihlerde ve tarihsel sorumluluklarda büyük yanlışlar vardır. CHP’yi savunmak, bütün yanlışlarını ve yöneticilerini savunmak değildir. Bugün emperyalizmin desteğiyle CHP tasfiye edilmek istenmektedir. İçten ve dıştan, bilerek ya da bilmeyerek; isteyerek ya da istemeyerek buna destek verenler vardır. Toplum haklı olarak 23 yıllık AKP iktidarından kurtulmak için güçlü görünen ama ne olduğu hakkında yeterli bilgisi olmadan bazı kişilerin peşinden gitmektedir. CHP’nin tasfiyesi sadece bir siyasi partinin yok edilmesi değildir. Atatürk ilke ve devrimlerinin tasfiyesidir, laik ve demokratik cumhuriyetin tasfiyesidir, ülkemizin bölünmez bütünlüğünün tasfiyesidir, çağdaş, bilimsel, laik eğitimin tasfiyesidir, sosyal devletin tasfiyesidir, demokratik iktidar seçeneğinin tasfiyesidir. Bilinen bütün yanlışlarına karşın CHP, milyonlarca insanın ortak buluşma noktasıdır. CHP’yi savunmak ve korumak eleştiriden vazgeçmek anlamına gelmez. CHP’yi kurucu ilkelerine kavuşturana kadar güçlü biçimde eleştirmeliyiz. Ancak CHP’yi tasfiye edecek girişimlere karşı da bütün gücümüzle karşı çıkmamız gerekmektedir. Bugün CHP’yi sahiplenmek kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) kararına sahip çıkmak ya da Kemal Kılıçdaroğlu’na sahip çıkmak anlamına gelmez, gelmemelidir de. Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olunca ‘Yeni CHP’ söylemini başlatmıştı. Şimdi de aynı sürecin devamı olarak CHP’si gitti sadece yenisi kaldı ve Yeni Parti kuruldu. CHP’nin kurtuluşu Kemal Kılıçdaroğlu ya da Özgür Özel ile olamaz çünkü birbirilerinden farkı olmayan bu düzen siyasetçilerinden kurtuluş beklenemez. Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm yanlışlarına hiçbir zaman ses çıkarmayan Özgür Özel ve ekibinden umut beklememek gerekir, çünkü ideolojik olarak aynı yolun yolcularıdır. Zaten Yeni Parti’nin programında; ‘Kürt sorununa demokratik çözüm’, ‘ana dilde eğitim hakkı’ ve ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tam olarak uygulanması’ maddelerinin olması bu konuda insanlara fikir vermektedir ama okuyana ve anlayana. Göstermelik biçimde, oy veren seçmeni karşılarına almamak için arada bir Atatürk’e bağlılık vurgusu yapılmaktadır. ABD, NATO ve AB'nin güvenliğini sağlayacaklarını bildirenlerin, serbest piyasa ekonomisini savunanların ve bölücülerle birlik olanların Atatürk’ten söz etmeleri ikiyüzlülükten öteye geçmemektedir. Kapsayıcı olduğu söylenen yeni partinin ideolojik belirsizliği bulunmaktadır. Bu nedenle CHP’nin bugünkü yanlışları savunulamayacağı gibi 103 yıllık CHP’nin tarihsel birikiminin dağıtılmasına da izin vermemek gerekmektedir. Sorun CHP’nin yöneticilerinin kim olduğu değildir. Sorun, CHP’nin ve onunla birlikte Türkiye’nin geleceğinin var olup olmayacağıdır. Bu nedenle CHP’nin tasfiye edilmesi demek Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiye edilmesi demektir. CHP içinde kalıp, kesin hükümsüzlüğe (mutlak butlana), yöneticilere ve yeni partiye karşı bilinçli ve kararlı şekilde mücadele etmek zorundayız. 27 Temmuz 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.." Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "Mahruki ve Eker.."

Everest Dağı'na tırmanmayı başaran ilk Türk olarak tarihine geçen ve arama kurtarma etkinlikleriyle tanınan AKUT'un kurucu üyeleri arasında bulunan Nasuh Mahruki, ne olduğu tam anlaşılamayan 15 Temmuz olayının 10. yılı nedeniyle sosyal medyadaki paylaşımı üzerine tutuklandı. Tutuklanmasına neden olan paylaşım şöyle: “15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD’dir, Fil’i feda etmiş, Vezir’i almıştır, Erdoğan’ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir.” Paylaşımında 15 Temmuz için ‘kontrollü darbe’ diyen Nasuh Mahruki, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasıyla tutuklandı. Bugüne kadar birçok kişi kontrollü darbe sözünü kullandı ama hiç kimse tutuklanmadı. 3 Nisan 2017 tarihinde Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da gazetecilerle bir araya gelmiş ve 15 Temmuz'da yaşananları kontrollü darbe girişimi olarak nitelendirmişti. Bu ifadenin “darbeden önce, darbeden haberdar olmak” anlamına geldiğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu hükümet için “darbeden önceden bilgileri var” şeklinde açıklama yapmıştı. 10 yıldır 15 Temmuz için darbe, kontrollü darbe, tiyatro, senaryo diyen birçok kişiye görüşünü söylerken tepki verilmedi ama şimdi Nasuh Mahruki’nin paylaşımı üzerine tutuklanması ne anlama gelmektedir? Ceza yargılamasında; kişinin özgürlüğünü geçici olarak kısıtlayan, istisnai ve hukuki bir önlem olan tutuklama, peşin ceza verme yöntemi değildir. Tutuklama kararının verilebilmesi için kaçma şüphesi, delilleri karartma, tanık veya mağdur üzerinde baskı kurma riski, tekrar suç işleme olasılığı, suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan güçlü bir şüphe bulunması yer alır. Bunların hiçbiri Nasuh Mahruki için geçerli değildir ancak tutuklama kararı verilmiştir. Bu tutuklama işlemlerinin aynısı günümüzde bazı belediye başkanlarına da yapılmaktadır. Tıpkı Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, 28 Şubat ve benzer davalarda yapıldığı gibi. Nasuh Mahruki’nin paylaşımının halkı nasıl bir kin ve düşmanlığa tahrik ettiği ya da aşağıladığı hakkında olumlu bir kanıt yoktur ama tutuklanmıştır. Bu olay ülkemizde ifade özgürlüğü ve hukuk devleti adına yeni bir kırılma noktası olarak tarihe geçecektir. Verilen bu tutuklama kararı ile düşünceler cezalandırılmaktadır. Siyasi iktidarla aynı görüşte olmamak, farklı bir değerlendirmede bulunmak, aykırı bir düşünce açıklamak suç olarak nitelendirilemez. Ülkemizde hukuku egemen kılamazsak, çok daha fazla karanlıklarda boğulacağımız bilinmelidir. Bu nedenle paylaşımı siyasal bir yorum olan değerli dostumuz Nasuh Mahruki en kısa sürede serbest bırakılmalıdır. Hukuk herkese gereklidir. 4 Haziran 2026 tarihinde Samsun’un Terme ilçesinin 26 yaşındaki AKP’li belediye meclisi üyesi Rümeysa Eker'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar görmezden gelinmektedir. Paylaşımında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kemalistleri hedef alan ağır ifadeler kullanan AKP’li üye açıkça halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasında bulunmuştur. “Bu ülkede pezevenkler Kemalist’tir ve solu destekler” gibi birbirinden aşağılık ve rezil yorumlar paylaşan bu AKP’li belediye meclisi üyesi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ama sonuç yoktur. İstifa etmesi, paylaşımlarını ortadan kaldırmaz, bütün pislikleri ortadadır. Ancak bu konuda yargı suskundur. Nasuh Mahruki için kartal kesilenler, söz konusu AKP’li belediye meclisi üyesi için kıpırdamamaktadır. İşte bu olay yargının getirildiği durumu gözler önüne sermektedir. Adalet, iktidarın değil milletin adaleti olmadığı sürece daha buna benzer çok örnekler yaşanacaktır. Bu nedenle önceliğimiz bir bütün olarak bu siyasi anlayıştan kurtulmak olmalıdır. Bunun için ülkemizin tam bağımsızlığına sahip çıkacak tüm muhalefete büyük sorumluluk düşmektedir. 20 Temmuz 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "KURTULUŞ SAVAŞI" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "KURTULUŞ SAVAŞI"

AKP’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin öğretim programından (müfredat) çıkarılarak yerine ‘Milli Mücadele’ kavramının getirileceğini belirterek; “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” diye açıklamada bulunmuş. Hızını alamayan bakan, 8 ve 12. sınıflarda okutulan İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin kaldırılmasını ve kız ile erkek öğrencilerin okullarının ayrılmasını da gündeme getirdi. Son padişah, işbirlikçi Vahdettin’in İngiliz gemisiyle ülkeden kaçması da kitaplardan çıkartıldı. Aslına bakarsak; eşsiz liderimiz ve büyük kurtarıcımız, kurucumuz Atatürk ile kavgalı olan, tarikatlarla protokol imzalayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu açıklamaları kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü Yusuf Tekin’in sözleri ve yapmak istedikleri kişisel değildir; AKP iktidarının Atatürk’e, kurucu felsefemize ve laik cumhuriyetimize bakışının yansımasıdır. 1. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla imparatorluk parçalanmıştı; koskoca bir Osmanlı’nın adı vardı ama kendi yoktu. Orduları dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmış, tersanelerine, limanlarına el konulmuştu. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar Anadolu topraklarını işgal etmişti, vatan kan ağlıyordu. Kapitülasyonlar, Düyunu Umumiye ve dış borçlarla o koskoca Osmanlı İmparatorluğu bağımsızlığını yitirmişti. O koskoca Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul; 13 Kasım 1918 tarihinde 1. Paylaşım Savaşı’nın galip ülkelerine ait 73 savaş gemisi ve yaklaşık 60.000 askerin işgali altına girdi. Aynı savaşı yitiren Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ın hiçbirinin başkentleri işgal edilmemişti. 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu bağımsızlığını yitirmiş ve ülke işgal kuvvetleri tarafından işgal edilmişti. Yani kısaca o koskoca Osmanlı İmparatorluğu yoktu artık. Yakın tarihimizi büyük Atatürk’ün Nutuk’u yerine fesli Kadir’den öğrenenlerin gerçeklikten yoksun yorumları her şeyi gözler önüne sermektedir, bilgisiz kişilerin içler acısı durumunu ortaya koymaktadır. Emperyalist işgale karşı bir ulusal direniş olan, 20. yüzyılın en haklı ve gururlu Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayarak Türkiye’yi paramparça eden emperyalist ülkelerden ve dayatmalarından kurtulduk. Düşmanla işbirliği yapan hainlerden kurtulduk. Atatürk ilke ve devrimleriyle cehaletten ve geri kalmışlıktan kurtulduk, az zamanda çok ve büyük işler başararak, çağdaşlaşma yolunda ilerledik. Bütün dünya bu savaşın, bir ulusal kurtuluş savaşı olduğunu biliyor ama Yusuf Tekin bunun bilincine varamamış. Bütün dünyayı şaşkına çeviren bu savaş, dünyadaki bütün mazlum milletlere de örnek olan bir Kurtuluş (İstiklal) Savaşıdır. Milli Mücadele var ama sonunda bir ‘Kurtuluş’ olmadığını söylemek; ideolojik bir saplantının, bağnaz zihniyetin, eşsiz liderimiz Atatürk’e, laik cumhuriyetimize ve kurucu felsefemize yönelik açık bir savaştır. Bu savaşta rol alan Yusuf Tekin, 2013-2018 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarlığı görevinde bulunmuş, 2013 yılında kurduğu Cihannüma ve İşbirliği Derneği’nin (Cihannüma Vakfı olarak da anılır) genel başkanlığını yapmıştır. Gericiliğin, dinciliğin, yobazlığın odağında bulunan Yusuf Tekin, 23 Kasım 2013 tarihinde Atatürk dönemine karşı çirkin ve yakışıksız sözler söylenen ‘100. yılında İmam Hatip Liseleri Uluslararası Sempozyumu’nda “1930'lu yıllar Türkiye coğrafyasının bir daha asla yaşamasını istemediği dönem. Bu dönemin başında dini referans kaynaklarının diliyle oynanmış, bu kurumlar siyaset malzemesi haline gelmiş” demişti. 27 Temmuz 2018 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan ilan ile Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümüne profesör olarak atanan Yusuf Tekin’in üniversitede beş yıl doçent olarak çalışmadan, profesör yapılması yasalara aykırıydı. Yusuf Tekin, 15 Eylül 2018 tarihinde de Gazi Üniversitesi’nin bölünmesi sonucunda kurulan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Rektör olmak için en az üç yıl profesörlük koşulu gerekmesine karşın, yine yasalar çiğnenerek bir aylık sözde profesör Yusuf Tekin rektör yapıldı. Eğitimi iyice dinselleştirmek için Milli Eğitim Bakanı yapılan Yusuf Tekin’in başında olduğu Milli Eğitim Bakanlığı başta Cihannüma Derneği olmak üzere dinci vakıf ve derneklerle protokol yaparak, okulların kapısını dini cemaatlere açtı. Zaten AKP iktidarının amacı ‘dindar ve kindar’ nesil yetiştirmekti ve Yusuf Tekin ile bu yolda yürüyüş devam etti. ‘Kurtuluş Savaşı’ kavramını öğretim programından (müfredat) çıkarmaya kalkan, Atatürk’ü yok sayan bir Milli Eğitim Bakanına, ülkemizin eğitimi teslim edilemez. Gericiliğin sembolü Yusuf Tekin’in bakanlıktan istifa etmesiyle sorunlar çözülmez. Onun yerine gelecek olanlar da aynı yoldan yürüyecektir; çünkü önceki bakanların bir farkı olmadığı görülmüştü. Bu siyasi iktidar değişmeden, olumlu hiçbir gelişmenin olmayacağı bilinmelidir. Yazıya söz ve bestesi Münir Ceyhan’a ait olan Atatürk Marşı ile son vererek Kurtuluş Savaşımızı, cumhuriyetimizi, devrimlerimizi ve Atatürk’ümüzü tekrar analım: İstiklal Savaşı’nın en büyük kahramanı, Emanet ettin bana kurtardığın vatanı. Yolunda yürüyorum, bağlıyım devrimlere Her gün Türk’üm diyorum göğsümü gere gere. .. Atatürk’üm, önderim nabzımda atıyorsun. Sulh sever bir dünyanın kalbinde yatıyorsun. .. Yurda, cumhuriyete kimse el uzatamaz, Bu inancı içimden hiçbir kuvvet atamaz. Sesini duyuyorum, gönüller bağlı sana. Senin evladın olmak gurur veriyor bana. 13 Temmuz 2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

SUAY KARAMAN yazdı: "NATO KAFA" Haber

SUAY KARAMAN yazdı: "NATO KAFA"

7 Temmuz Salı ve 8 Temmuz Çarşamba günleri ülkemizin ev sahipliğinde Ankara'da 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi gerçekleşecek. Hem bölgenin hem de ülkemizin kaderini belirleyecek bu zirve öncesinde Türkiye’ye yapılan övgülerin ardından neler çıkacağını göreceğiz. Zaten ABD başkanının, Tayyip Erdoğan’ı sevindirecek hediye paketleriyle geleceğini söylemesi, birçok soru işaretini ortaya çıkarmaktadır. Zirvede görüşülecek konular içinde savunma sanayi, yeni güvenlik stratejileri, askeri harcamaların arttırılması, Ukrayna’nın desteklenmesi ve Kıbrıs sorunu öne çıkmaktadır. NATO içinde bulunan ülkelerden Yunanistan’ın bizim Ege adalarımızı işgal etmesi gündeme gelmemektedir. Ülkemizin bölünmesi için çalışan PKK terör örgütüne NATO ülkeleri destek vermektedir. Birçok NATO üyesi ülke parlamentolarında sözde Ermeni soykırımı hakkında yasa çıkarmıştır. Kıbrıs’tan Türk askerinin çekilmesini ve Kıbrıs Türkleri ile Rumların tek devlet haline gelmesi savunulmaktadır. Özellikle ABD, ülkemize silah ambargosu uygulamaktadır. NATO’nun, dolayısıyla ABD’nin istekleri bitmez; Karadeniz’in bekçiliğini yaparken, aynı zamanda Adana’da kurulacak çokuluslu kolordu karargâhında asker konuşlandıracak ve Ortadoğu’nun bekçiliğini yapacağız. Bunun yanında ortak savunma bütçesine katkımız %2’den %5’e çıkarılacaktır, üstelik bu bütçenin nasıl kullanılacağına da NATO karar verecektir. Her türlü olumsuzluk açık açık ortadayken, ABD emperyalizminin küresel kontrol gücü olan NATO’ya güvenmek, aymazlık, sapkınlık ve hatta ihanettir. Emperyalizme karşı savaşarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da daha NATO zirvesi başlamadan yapılan hazırlıklar ve uygulanan olağanüstü güvenlik önlemleri, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir baskı düzenine dönüştürülmüştür. Demokratik haklar sınırlandırıldı, kamusal alan daraltıldı, bazı yollar kapatıldı ve kamu çalışanlarına idari izin verildi. NATO zirvesini protesto edebileceği olasılığına karşı birçok insanın evi basıldı ve birçok insan tutuklandı. Gazetecilerin sorabileceği sorulardan korkulduğu için, eleştirel medyanın zirveyi izlemesi engellendi. Bu süre içinde her türlü toplantı ve gösteri yasaklandı. Türkiye’nin demokratik ve özgür bir dünyanın temsilcisi olmayan NATO’da kalmasının, ülkemize bir yararı yoktur. Türkiye’ye karşı yapılan maddi ve siyasi tüm olumsuzlukların NATO ülkelerinden geldiği bellidir. Günü geldiğinde, şartlar olgunlaştığında, siyasi, askeri ve ekonomik açıdan belli bir güce ulaştığında ülkemizin bu emperyalist örgütten çıkması gerekir. Dünyanın silahlanmaya değil, barışa gereksinim duyduğu bir dönemde NATO toplantısı ile dünyanın geleceği ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır emperyalist ABD’nin isteğiyle. Bizde ise muhalefet partileri toplantının amacından çok, alınan önlemlerle ilgilendiler. Zirve için alınan önlemleri ve tutuklananları eleştiren Özgür Özel, “Ankara'ya değil, Erdoğan'a yakışan şeyler oluyor. Yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, Meclis'i, kamu kurumlarını, sokakları kapatan bir acayip OHAL var” dedi. Özünde doğru ama zirvenin amacı ve getireceği sonuçlar üzerinde durmak gerekir. NATO ve AB’ye bağlılık sözünde bulunanlar için, amacın değil, söylemin ya da gösterişin önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Yeni parti kurmak için özel bir gün bekleyen Özgür Özel ve onu destekleyenler için “işte o kafa, işte o mermer” anlamına gelen Yunancada “ná’to kefalí, ná’to mármaro” diye bir deyim vardır. Bu deyim “nato kafa, nato mermer” olarak dilimize geçmiştir. Anlamı; bazılarının mermer gibi kafaları vardır ve içine bir şey sokabilmek olanaksızdır. Bazı kişilerin duyarsız, anlayışsız, söz anlamaz ya da kısaca ‘taş kafalı’ olduğunu anlatmak için de kullanılır. Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan, Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Halk Fırkası’ndan doğan ülkemizin kurtuluş ve kuruluşuna öncülük etmiş, yüz yıllık bir çınar olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni bırakmaya çalışanlar ve yeni parti kurmaya hazırlananlar için bu deyim yeterince açıklayıcıdır. 6 Temmuz 2026

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.