Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siyaset

bursaarena.com.tr - Siyaset haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siyaset haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'de iki kürsü, iki grup toplantısı! Özel: Yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz... Kılıçdaroğlu: Arınacağız Haber

CHP'de iki kürsü, iki grup toplantısı! Özel: Yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz... Kılıçdaroğlu: Arınacağız

TBMM'de CHP Grubunu Özgür Özel toplarken, yaptığı konuşmada, "Burada konuşmayı zafer olarak görmüyorum" dedi. CHP'nin bir binadan ibaret olmadığını ifade eden Özel, meselenin Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesi olduğunu iddia etti. CHP Genel Merkezi'nde konuşan Kemal Kılıçdaroğlu ise, CHP'nin devlete yön çizen parti olduğunu ifade ederek, "Arınacağız, kirlilikten arınacağız" diyerek kurultayı toplayacağının mesajını verdi. ANKARA (İGFA) - CHP grubunu TBMM'de Özgür Özel topladı. Çarpıcı iddialarda ve çıkışlarda bulunan Özgür Özel, bu millet paralelin kim olduğunu iyi bildiğini ifade etti. CHP'nin bir binadan ibaret olmadığını belirten Özel, meselenin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesi olduğunu iddia etti. "YÜRÜYÜŞÜMÜZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ" "Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Özel, "Dimdik arkamızda duranlara teşekkürüm var. Bu konuşmayı tamamlayacağım sonra Mansur Başkanımla birlikte uçakla Manisa'ya gideceğim, sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi'den Manisa'dan koparamadılar. Çünkü arkamda siz vardınız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar" diye konuştu. CHP Lideri Özgür Özel, partimizin haftalık TBMM grup toplantısında konuşuyor.https://t.co/PtkIH970gt — Özgür Özel İletişim (@ozgurozeliletsm) June 9, 2026 KILIÇDAROĞLU GENEL MERKEZDE KONUŞUYOR Öte yandan mutlak butlan kararıyla partinin genel başkanlığa dönen Kemal Kılıçdaroğlu da, "Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz" diyerek grubu CHP Genel Başkanlığı'nda toplayacağını açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, ülkenin içinde bulunduğu durumu bildiklerini ve bunu aşmak zorunda olduklarını belirterek, "Bunu aşacak tek partinin de Cumhuriyet Halk Partisi'dir" dedi. "ARINACAĞIZ" CHP'nin kurultaylarında para olmaz, pul olmaz, çıkar olmaz diyen Kılıçdaroğlu, "Çünkü bu parti Mustafa Kemal'in, İsmet İnönü'nün, Bülent Ecevit'lerin partisidir. Bu parti, hakkı hukuku her ortamda savunan bir partidir" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, kirlilikten arınacaklarını ve temiz siyaset yapacaklarını söyledi. Partimizin grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. https://t.co/65BdzM4GdW — Kemal Kılıçdaroğlu (@kilicdarogluk) June 9, 2026 "CHP VESAYET KABUL ETMEZ" İyi niyetle davranmaya çalıştığını ifade eden Kılıçdaroğlu, "İyi niyetimiz istismar edildi. Ama bir noktaya kadar iyi niyetle davranacağım. O noktaya gelince kusura bakma diyerek, kesip atacağım" dedi. "Bir değişim, bir de gerçek değişim var" diyen Kemal Kılıçdaroğlu, değişimin üç aşamada olacağını vurguladı. İlk değişim arınma ve temiz yargıyla olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, "İkinci değişim ekonomik değişim ve üretici kalkınma yönde olacak. Üçüncü değişimimizde iktidarın yarattığı tahribatın düzeltilmesi gerekecek. Onun mücadelesini vereceğiz. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz. CHP vesayet kabul etmez" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, kurultayı toplayacağının da mesajını vererek, "Koltuk derdim yok. Ahlaklı kurultay yapacağız" dedi.

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU: Siyaset İnsan Üzerinden Yapılır! Haber

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU: Siyaset İnsan Üzerinden Yapılır!

Son günlerde Türk siyasetinde bence Türkiyeli olan siyasetçiler tarafından halkın kafasını allak bullak eden söylemler ifade ediliyor. Örneğin Ali Babacan'ın CHP için söyledikleri, Meral Akşener'in sözünden çıkmayacağı söylenilen Ersin Beyaz'ın İyi Parti'den istifası, CHP'ye geçen Ümit Dikbayır ile Cemal Enginyurt'un sessizlikleri ve nihayetinde fikriyatı ile hiç uyuşmayacak bir şekilde Devlet Bahçeli'nin terör örgütü ve katil bölücü hain lehine açıklamaları bence olağan olsa da halk nezdinde hayret ve şaşkınlık uyandıracak şeylerdir. Böyle olunca yıllardır "siyaset insan üzerinden yapılır" tezim yine aklıma geldi! Türkiye'de siyaset ve politikacılar hakkında düşünülenler açısından temel yanlışlıklar vardır. Halkın ve de aydınların, bunların varlığından haberi bile yoktur. Hatta politikacılar bile neyin ne olduğunun farkında değil çünkü onların bir çoğu "koltuk" peşine düşmüş insanlar… O zaman politikayı nasıl yapacak ve siyaseti nasıl oluşturacağız? Politikayı yapan insandır. Bu sebeple siyaseti insan faktörü oluşturur. Fikirler ve buna ilişkin eylemler hep insan(lar) tarafından ortaya konulur. İnsan bu konuda iyi(niyetli) değilse nasıl iyi bir siyaset izlesin? Hangi fikri ortaya koysun? Eylemleri ile hedefe ne şekilde ulaşsın? Burada insanın iyiliğinden kastımız; karakterli, kişilikli, şahsiyetli, erdemli, ahlaklı, bilgili, tecrübeli, vatansever, objektif, liyakat ve ehliyetli, milliyetsever hususların topyekûn bünyede barındırılmasını ifade eder. İnsanda bunlar yok ise nasıl politika yapacak? Bana diyorlar ki; eleştirilerini ve görüş açıklamalarını insanlar üzerinden yapma! Nasıl yapacağız o zaman? Yanlış insanla doğru iş olmaz! Fikirler yanlış! Politikalar yanlış! Ortaya konulan siyaset yanlış! Uygulamalar yanlış! Ama bunları yapan insanlar doğru, öyle mi? Türkiye'de siyaset açısından bir yanlışı düzeltelim o zaman; eğer bir iş "doğru insan"lar tarafından yapılmıyorsa netice almak imkânsızdır. Bunun örnekleri günümüzde olduğu gibi istemediğimiz kadar çoktur. O zaman hatayı; fikirden önce bunu ortaya koyan ve uygulamayı gerçekleştirenlerde aramak gerekir. Herkes üzerine düşeni yaptı ise Türkiye niye siyasi bir açmazdadır? Bunun sebebi insan faktöründe yatmaktadır. Yanlış adamlarla doğru işler yapılamaz! Türkiye halen bir orta çağ karanlığındadır. Aşiret anlayışına dayalı feodal yapılar hüküm sürmektedir. Sosyolojik gerçeklerin ve eğitimsizliğin ortaya çıkardığı insan tipi endişe verici boyuttadır. Türkiye; bırakın dış güçleri, iç güçler tarafından bile bir türlü paylaşılamayan ve bu nedenle güç savaşlarının acımasızca yaşandığı bir ülkedir. Hal böyle olunca bu siyasete yansımaktadır. Bir de buna yanlış adamların birlikteliği ya da koalisyonu eklenince iş siyasette ülke için büyük bir başarısızlığa gitmektedir. Belki bu siyaset yapan politikacılarla yada ülkeyi dizayn etmeye çalışan "nizam" ile ilgili bir husus olabilir. Ancak politikacı dediğimiz kişilerdeki yanlışlığı görmeden ve bunları isimlendirmeden doğru analizler yapmak mümkün değildir. Siyasette eleştiriler kişiler üzerinden yapılmalıdır. Başarı ödüllendirilmeli, başarısızlık ise cezalandırılmalıdır. İşin içine vefa, dostluk, arkadaşlık, hemşehrilik, menfaatler ve bilhassa nefis girerse gidilecek bir hedef yok demektir. Israrla kişileri konuşmaktan ve tartışmaktan kaçınanlara bir tavsiyem olur ki; elde ettiğiniz kısmi başarıların geçici olduğunu biliniz… Gerçekle bir an önce yüzleşmezseniz yarınlarda hüsran, kaçınılmaz olacaktır… Kişileri konuşmayalım sistemi ve yapılanları konuşalım diyenler bir an önce anlasın ki; o sistemi ortaya koyan ve eyleme dönüştüren, neticeyi alan ya da alamayan insanlardır. Bunu sorgulamazsanız başarı gelmez. Ancak Türk siyasetinde ilk düğmeleri hep yanlış bağlayıp sonra da mükemmel başarılar beklemek tedavi gerektiren bir hastalık haline dönüşmüştür. Teşhisi doğru yapalım ve ona göre tedavi uygulayalım. Bunu yaparsak ülkeye hizmet etmiş oluruz. Aksi halde tarihin yazdığı "siyaset mezarlığı"nda yerimizi pek iyi bir şekilde almayız. Bu fikirlerimi ifade etmeye başladığımdan bu yana bir çok lider ve onların sözde sadık adamları çoktan siyaset mezarlığına gitti. Diğerleri de gitmek üzere yola çıktı! Dost acı söyler! 18 Mayıs 2026 / İzmir ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

LÜTFİYE KADER: Siyasette Başkalaşım ve Partilerimiz Haber

LÜTFİYE KADER: Siyasette Başkalaşım ve Partilerimiz

Ben bir eğitimciyim. Çocukluğumdan beri aileden, dededen, babadan gelme Atatürkçü kimliğim bana devrimci, çağdaş, demokrasiye, akıl ve bilime inanan birey olmamı sağladı. Ailemizin, eğitime ve aydınlanmaya verdiği değer sayesinde kız çocuğu olarak yaşama bir sıfır önde başladık. Çok tutucu ve manevi değerlere bağlı ama vatanını, milletini seven Sandıklı gibi bir yerde okumaya değer verilse de oturduğun yerden uzakta bir şehirde kız çocuğu okutmak herkesin harcı değildi. Özgürlük ve bağımsızlık için Kurtuluş Savaşı’mızın düşmana geçit vermediği Çanakkale Gelibolu’da, ailemizden de şehitler veren kuşağın torunuyum. Gelenekçiliği ve ülkücülüğü (milliyetçiliği ) benimseyen Sandıklı toplumunda, Anadolu’da olduğu gibi demokrasi kültürü çok olmasa da insanları birbirine düşman edecek siyaset anlayışları da yoktu. Ta ki 80’li yıllardaki sağ, sol gençlik hareketleri olduğu ve dış kaynaklı virüslerin gençlerimizi birbirine kırdırdığı zamanlar hariç tabi ki... O zamanlar siyasetin gücü değil, insani, ahlaki değerlerin ve ailesel bağların gücü daha büyüktü. Devlet memuruna, devletin büyüklerine, devletin bayrağına, dinine, Kur’an-ı Kerim’e değil saygısızlık ve küfür etmek affedilmezdi… Çok sakıncalıydı… Doğada bazı canlılar özelikle kurbağa, eklem bacaklı ve ipek böcekleri dediğimiz canlılar yumurtadan olgun hale gelinceye kadar bir sürü değişim geçirirler. Bu değişimi geçirmezlerse o canlıyı tekrar yaşam döngüsüne sokamazlar. Değişimler, eğer gelişime hizmet içinse bu yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli denge unsurudur. Canlıların büyüme evresinde hücreleri bölünerek çoğalır. Vücut hücreleri dediğimiz sinir, epitel, kan, solunum, sindirim hücreleri kendi içlerinde bölünerek benzer hücreler (mitoz bölünme ile ) meydana getirirler. Ama vücutta canlının cinsiyetini, genetik özellikleri, çeşitliliği ve karakterlerini mayoz bölünme dediğimiz bölünme ile kazanırlar. Bölünme, mayoz bölünmenin bir evresinde genleri taşıyan kromozomların krosingover denilen parça değişimiyle gerçekleşir. Bu canlı çeşitliliği için çok önemlidir. Sadece hücrelerimiz mitoz bölünme geçirseydi fotokopi gibi aynı canlılar oluşurdu. Bu yüzden, hücre bölünmelerinde mayoz bölünme, çeşitliliğe ve genetik karakterlerin değişimiyle birbirine benzemeyen canlıların oluşmasına neden olur. Mayoz bölünme, canlıların çoğalmasında çok önemli ve gereklidir. Cumhuriyetin kuruluşundan (1923’den )Atatürk’ün ölümüne kadar ülkede gerçekleşen tüm devrimler bir değişimdir. Atatürk’ün ölümünden sonra da olumlu, olumsuz ülkede pek çok değişim oldu. Ülkemizde, cumhuriyet döneminden bugüne kadar pek çok parti kuruldu, pek çok parti değişti, pek çok parti kapatıldı. Bu değişimler parti içi ve parti dışı demokrasi anlayışlarını da değiştirdi. Kimisi demokratikleşmeye daha açık oldu, kimisi demokrasiyi hazmedemedi. Kimisinin de parti kuruluş felsefeleri, gizli ajandalarıyla dış odakların çıkarlarına uygun ithal ideolojilerin etkileriyle ortaya çıktı. Kurulan her parti doğa yasalarına göre olağan bir başkalaşım göstermiştir. Değişimin partilerimize olumlu, olumsuz yan etkileri oldu. Ülkenin kuruluş felsefesine göre; üreten, çalışan, okuyan bilimsel aklı rehber edinen çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü tehdit olarak gören dış odaklı güç merkezleri, Kurtuluş Savaşı’mızda yedi düveli yenen Atatürk’ün çağdaş modern Türkiye Cumhuriyeti’ni hazmedemediler. Özellikle ABD tarafından eğitime, ekonomimize, kazanılmış değerlerimize, üretim araçlarımıza ve zenginliklerimize virüsler bulaştırıldı. Virüsün fıtratında, canlının en küçük parçası olan hücrenin içine girip onu kontrol altında tutarak çoğalmak ve sonra tüm canlıyı ele geçirmek vardır. Peki, bu virüsler vücudumuza nasıl girdiler? Virüslerin biyolojideki tanımı hücre içi parazittir. Bu virüsler, hücrelerimize kendilerini kamufle ederek yıllar önce girdiler ve hala daha girmekteler. Devletin kurucu felsefesinin koruyucu ve sahiplenici partisi olan CHP ‘ye en çok da oraya girerek konuşlandılar. CHP’nin bağışıklık sistemi çok sağlam olduğu için 103 yıldır yıkılmadı. Ülkemizin pek çok partisi acaba aynı samimiyet ve duygularla bu koruyucu ve sahiplenici felsefeyi ne kadar savunuyorlar? Bu ülke hepimizin değil midir? Milletin oylarıyla seçilen vekiller mecliste ettikleri yeminlerin gereğini neden yapmazlar? Virüs bulaşınca hastalık kaçınılmaz oluyor. Bulaştırılan hastalıklar kimisi yavaş, yavaş kimisi de çok hızla yayılıp çoğalıyor. Bulaştırılan virüs hastalıklarının endemik olanları olduğu gibi çoğu dış kaynaklı virüs olanları da vardır. Son zamanlarda Türkiye’nin monarşiye dönmesini, ulus devlet olmasını istemeyen hadsiz ABD Ankara Büyükelçisi TOM BARAC, dış kaynaklı bir virüstür. Endemik (bize özgü) virüslerimizi besleyen aslında cehalet ve bilinç eksikliğidir. Endemik virüsler, bu yüzden kullanılmaya başka bir yapıya girip çoğalmaya uygundur. Dış kaynaklı virüsler da her zaman endemik virüsleri kullanırlar. Partilerimize bulaşan virüsleri etkisiz hale getirebilmenin elbette yapılabilecek çareleri ve yaptırımları da vardır. İnsan neden çalar? Neden yalan söyler? Neden kibirlenir? Neden dininden uzaklaşır? Neden stokçuluk yapar? Neden kötü düşünür? Neden duygudaşlık kurmaz? Hepsi virütük hastalıkların sonuçlarıdır. Çünkü sistem dürüstlüğe, üretime, akıl ve bilime dayalı değildir. Çalışma ortamındayken, okulda yaşadığım bir olaydan örnek vermek istiyorum. Eskiden, hasta olunca okul müdürlüğünden hasta kâğıdı almak için izin istenirdi. Hasta kâğıdının hasta olup, olmama durumunun kararı okul müdürünün inisiyatifine bağlıydı. Seni iyi gördüyse vermezdi. Çocuğun hastaysa ve ona bakmak zorunda kalsan bile zorunlu olarak insanı doğru söylememe hakkını kullandırırlardı. Şimdi, çok şükür öyle şeyler yok ama başka konularda başka inisiyatifler her zaman okul müdürleri için olağan bir durum gibi görülür. Bu durum mobing uygulamasına bile dönüşebilir. Mobbing: iş yerinde bir veya birden fazla kişi tarafından bir çalışana yönelik sistematik olarak uygulanan, onu yıldırmayı, dışlamayı veya işten ayrılmaya zorlamayı amaçlayan psikolojik baskı, şiddet ve taciz sürecidir. Nöbetçi iken ani bir durum ortaya çıktı ve evde bakıcı çocukla sorun yaşıyor, idareye gidip izin istersin vermez. Ama başka biri, olayı sisteme göre çözer yani izin almaz, dürüst davranmaz ama izinsiz gider, gelir. Bir arkadaşına söyler o da idare eder. Benim memurum işini bilir anlayışında sistem böyle çalışır. Bu, sorun çözmek adına yapılsa da kimse dürüst davranmaz. Dürüst davrandığında çoğunlukla idareciler tarafından çok hoş görülmez. Çünkü, “sorun çıkarma” anlayışındadır. Devamsızlığı olan bir öğrenciye rapor getir denir. Ama çocuk hasta değildir. Raporu, çocuk hasta olmadığı halde doktor raporu verir. Başarılı okulların reklamı öğrenci talebini artırır. Devlet okulları parasızdır denir ama kayıt için okullara fahiş denilecek rakamlarda kayıt ücreti istenir. Vergi hırsızları, vergi barışlarıyla affedilirse doğru vergi veren ne hisseder! Mutlaka çıkış yolları arayanlar olur. Sistemin, anayasasında belirlenen yasalara uyulmasını birey kendini yönetenlerden de bekler. Yasalara uymayanlar, kendi orman kanunlarını uygularlarsa, sonunda ahlaki değerler aşınır ve güven bozulur. Eskiden, devlet memurluğuna girerken sağlık raporu ve savcılık soruşturmalarıyla devlet memuru alınırdı. Özellikle, yüz kızartıcı suçları olanlar devlet memurluklarına alınmazdı. Şimdi tam tersi. Dürüst olmaları onlar için bir ceza durumuna geldi. Yurt dışı ihracatından yoğun kimyasal ilaç kullanıldığı için geri dönen sebze ve meyvelerin, iç piyasaya sürülmesi, vatandaşa uygulanan en büyük haksızlık ve suç değil midir? Hayat pahalılığından dolayı sağlıklı gıdaya ulaşamamanın yolunu uyanık insanlar ucuz sahte peynir, bal, yağ ve et ürünlerini satarak bulmaları sistemin çarpıklığı ve ahlakın çöküşü değil midir? Hırsızlık, yolsuzluk, ayrımcılık, sahtecilik, haksızlık, ahlak eksikliği, dini kullanarak insanları aldatmak, ahlaki değerlerimizin aşındırılması da virütik hastalıklardandır. Virütik hastalıklar, milletvekili veya meclis üyelikleri için seçilecek aday adaylarından herkesin ödeyebileceği sabit bir parti desteği sağlamaması yanlış ve sıkıntılı hatta partinin kimliğine zarar veren bir yargıyı da geliştirmektedir. Milletvekili veya belediye meclis üyelikleri seçimlerinde listeye girmek için fahiş para ödeyenler, milletvekili veya meclis üyesi seçildikten sonra, sizce kendisi için mi çalışır, yoksa ülkesi için mi? Çünkü harcadığı o parayı geri almak için bir sürü hırsızlık, yolsuzluk, haksız kazanç rüşvet gibi suçların özneleri olurlar. Bu durum, topluma, aileye, millete ülkeye, maddi, manevi kayıp yaratıp kötü örnek oluşturuyor.. Sonunda kısır bir döngü ile bu durum kanıksanmaya başlıyor. Çoğunluklu bir kısım, bu virütik hastalığa bulaşıyor. Bu durumu kim yaratıyor? Tabii ki sistemin açıkları ve zafiyetleri. İşte ahlak böyle çöküyor. Gömlek düğmesinin biri yanlış düğmelenirse gerisi hep yanlış olur. Çözüm: Hukukun üstünlüğüne saygı, liyakat önceliği, dürüst ve namuslu çalışarak hak edilen ücret ve statünün sağlanması, ülke menfaatinin, bireysel menfaatin üstünde tutulması, ortak aklın kullanılması, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması ve ahlaki değerlerimizin din adı altında aşındırılmaması. Eşitlik ve adalet duygularının kuvvetlendirilmesi ve gençliğe güvenilmesi gerekiyor. Tıpkı bilge insan Atatürk’ün güvendiği gibi. 20.05.2026 ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.