Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Savaş Suçları

bursaarena.com.tr - Savaş Suçları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savaş Suçları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Srebrenitsa Kasabı ve savaş suçlusu Ratko Mladiç'in cenaze törenine tepkiler yükseldi Haber

Srebrenitsa Kasabı ve savaş suçlusu Ratko Mladiç'in cenaze törenine tepkiler yükseldi

Srebrenitsa Katliamı'nın baş sorumlusu, savaş suçlusu Ratko Mladiç'in cenaze töreni Belgrad'da yapıldı. Brüksel'in sert tepki gösterdiği tören, Srebrenitsa Anneleri tarafından "utanç" olarak nitelendirildi. 27 Ağustos'ta, tutuklu bulunduğu Hollanda'nın Lahey kentindeki cezaevinde ölen savaş suçlusu Ratko Mladiç'in Sırbistan'da düzenlenen cenaze törenine binlerce kişi katıldı. Mladic, Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da, Aziz Luka Kilisesi'nde yapılan ayinin ardından, kilisenin yakınındaki Topcider Mezarlığı'na defnedildi. Avrupa Birliği (AB), aday ülke Sırbistan'da "savaş suçlularının yüceltilmesini" kınadı. 1992-1995 Bosna Savaşı sırasında işlediği soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle müebbet hapis cezası alan Mladiç, öldüğünde 84 yaşındaydı. Mladiç'in adı, Temmuz 1995'te komutası altındaki Sırp güçlerin, Birleşmiş Milletler (BM) güvenli bölgesini bastığı ve yaklaşık 8 bin Müslüman erkek ve çocuğu öldürdüğü Srebrenitsa Katliamı'nın bir numaralı ismi olarak tarihe geçmiş durumda. Bu nedenle Sırbistan Adalet Bakanı Nenad Vujiç'in, Mladiç'in "devlet töreniyle" defnedileceği duyurusu Brüksel'de büyük öfkeye yol açmıştı. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Sırbistan'da Mladiç'in "yüceltilmesini" protesto olarak ülkeye yapacağı ziyareti iptal etti. Cumhurbaşkanı Vuçiç törene katılmadı Yoğun programı nedeniyle cenazeye katılamadığını bildiren Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, eski generalin "yüceltildiği" suçlamalarını reddetti. Cenaze töreninin Mladiç'in ailesi tarafından düzenlendiğini öne süren Vuçiç, devletin sadece etkinliğin güvenliğini sağladığını ifade etti. Aziz Luka Kilisesi, normalde devlet töreni ile gerçekleştirilen cenazelerinin yapıldığı Belgrad'ın merkezindeki Aziz Sava Katedrali'nden bariz bir şekilde daha küçük. Törenin yapıldığı Pazartesi günü sabahın erken saatlerinden itibaren tabutun sergilendiği kilisenin önünde uzun kuyruklar oluştu. Yüzlerce kişi Mladiç'e son saygısını sunmak için sıraya girdi. Kilisenin içine giren birçok kişi ise, madalyalar ve Mladiç'in tipik subay şapkasıyla süslenmiş tabutunu öptü. Ortodoks rahiplerin dualar okuduğu törende, asker ve gazilerden oluşan bir grup saygı nöbeti ile tabutun etrafında yer aldı. Cenaze törenine Sırp hükümetinin birçok bakanının yanı sıra Rusya'nın Sırbistan Büyükelçisi ve Bosna-Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Milorad Dodik de katıldı. Savaş suçlusu Mladiç'in tabutu başında askerler ve savaş gazilerinden oluşan bir grup nöbet tuttuFotoğraf: Oliver Bunic/AFPTabutu askerler taşıdı Cenaze töreninin ardından tabut askerler tarafından dışarı taşındı. Burada da caddeleri dolduran binlerce kişi Mladiç'in geçişini izlerken, alanda Mladiç'in fotoğrafının olduğu Sırbistan bayrakları görüldü. Ağır ağır hareket eden kortej, Mladiç'in kızının yanına defnedileceği Topcider Mezarlığı'na doğru ilerledi. Savaş suçlusu Mladiç'in kızı Ana Mladiç, 1994 yılında Bosna Savaşı esnasında, 23 yaşında intihar etmişti. Ana Mladiç'in babasının suçlarından duyduğu utanç nedeniyle intihar ettiği söylentileri ailesi tarafından reddediliyor. Ratko Mladiç 2011'de, yargılanmak üzere Lahey'e gönderildiğinde son isteği kızının mezarını ziyaret etmek olmuştu. Sırp milliyetçileri onu kahraman(!) görüyor Mladiç'in 57 yaşındaki oğlu Darko Mladiç mezarlıkta yaptığı konuşmada, "Teşekkürler kardeşler, babamın kahraman mı yoksa suçlu mu olduğuna karar vermek için gelmiş olmanızdan dolayı" dedi. Birçok savaş gazisi ve genç erkeklerden oluşan kalabalık bu sözlere, "Kahraman! Kahraman!" sloganlarıyla yanıt verdi. Mladiç, mahkumiyetine rağmen Sırp milliyetçileri tarafından özellikle Sırp Cumhuriyeti'de bir "kahraman" olarak görülmeye devam ediliyor. Bosna-Hersek'in Banja Luka kentinden cenaze törenine gelen emekli Radojka Visiç, "Ulusal bir kahramana" veda etmek için buraya geldiğini dile getirerek "Bizi savaş alanında yenemediler, bu yüzden onu hapse attılar ve orada işkence ettiler" iddiasında bulundu. Savaş gazisi Nemanja Konstantinoviç ise, Mladiç'in sadece halkını savunduğunu öne sürerek "Maalesef suçlandı, oysa hiçbir suçu yoktu" ifadesini kullandı. AB: Savaş suçlarından zarar görenlerle dayanışma içindeyiz Brüksel'deki AB Dış İlişkiler Servisi (EEAS) sözcülüğünden yapılan açıklamada, "soykırımın inkârının en temel Avrupa değerlerine aykırı olduğu" bildirildi. Bunun "AB'de veya AB'ye aday ülkelerde yeri yok" ifadesini kullanan sözcülük, AB'nin "Eski Yugoslavya ülkelerinde savaş suçlarından zarar gören tüm kurbanlar, hayatta kalanlar ve aileleriyle dayanışma içinde olduğunu" vurguladı. Açıklamada ayrıca, Brüksel'in Batı Balkan ülkelerini "uzlaşma ve istikrar çabalarında desteklediği" belirtildi. Lakabı "BOSNA KASABI" Srebrenitsa Anneleri Derneği ise, Mladiç'in cenaze törenini "utanç" olarak nitelendirdi ve uluslararası kurumları harekete geçmeye çağırdı. X hesabından açıklama yapan dernek, "Savaş suçlusu, mahkûm Mladiç'in cenazesi son 70 yılda Avrupa'daki en büyük faşist gösteriye dönüşme tehlikesi taşıyor" denildi. "Bosna Kasabı" olarak da anılan Ratko Mladiç, Srebrenitsa Katliamı'nın ardından 16 yıl kaçak yaşadıktan sonra 2011'de Sırbistan'da yakalanmıştı. 2017 yılında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan Mladiç'in bu cezası 2021'de onanmıştı. DW Türkçe ve AFP

İran, B.M.  İnsan Hakları Konseyi toplantısında "savaş sorumlularının hesap vermesini" talep etti Haber

İran, B.M. İnsan Hakları Konseyi toplantısında "savaş sorumlularının hesap vermesini" talep etti

İran İslam Cumhuriyeti'nin Cenevre'deki Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilciliği, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin 63. oturumunun başlamasıyla eş zamanlı olarak, ABD ve Siyonist rejimin İran'a karşı dayattığı savaşın sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurguladı ve Konsey'in sivillere yönelik saldırıları ele alma ve mağdurların haklarını takip etme sorumluluğunu hatırlattı. İran'ın Cenevre'deki temsilciliği sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, İnsan Hakları Konseyi'nin 63. oturumunun başlamasıyla birlikte İran'ın, ABD ve Siyonist rejimin saldırgan eylemlerinin mağdurları ve hayatta kalanlarının sesini duyurma konusundaki kararlılığını bir kez daha vurguladığını bildirdi. İran temsilciliği mesajında, İnsan Hakları Konseyi'nin çatışmalardan kaynaklanan insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerini, İran'daki altyapı ve sivil hedeflere yönelik ayrım gözetmeyen ve kasıtlı saldırılar da dahil olmak üzere ele alma konusunda belirlenmiş ve yerleşik bir yetkiye sahip olduğunu belirtti. Mesajın devamında, Minab ve Lamerd'e yönelik saldırılara işaret edilerek, bu iki olayda gerçekleştirilen saldırıların açık savaş suçları olduğu vurgulandı. İran İslam Cumhuriyeti temsilciliği ayrıca Tahran'ın hesap sorulması, adaletin sağlanması ve sivillerin korunması taleplerini sürdüreceğini açıkladı. Bu açıklama, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin Cenevre'deki Milletler Sarayı'nda düzenlenen 63. oturumunun başlamasıyla eş zamanlı olarak yapıldı. Yayımlanan resmi programa göre oturum, 7 Eylül'den itibaren bir ay süreyle Endonezya temsilcisi “Sidharto Reza Suryodipuro” başkanlığında gerçekleştirilecek.

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor Haber

Soykırımcı İsrail yalnızlaşıyor

Gazze’deki soykırım ve İran’la süren savaş, İsrail’e yönelik Batı desteğini ilk kez bu ölçekte sorgulatıyor. Kamuoyu araştırmaları, diplomatik gerilimler ve uluslararası hukuk süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, işgalci İsrail’in siyasi ve toplumsal düzlemde giderek yalnızlaştığı görülüyor. Gazze'de dünyanın gözleri önünde vahşi İsrail'in yaptığı soykırım ve İran'la yaşanan savaş hem cephe hattında hem de diplomasi sahasında yeni gerçeklikler doğurdu. Sürecin sonunda dikkat çeken en kritik başlıklardan biri ise İsrail’in konumu. Tel Aviv yönetimi, desteğini aldığı ABD ile birlikte askeri baskıyı sürdürse de İran’ın nükleer kapasitesini sınırlayamadı, bölgesel dengeleri kendi lehine kalıcı biçimde çeviremedi ve beklediği uluslararası desteği de eksiksiz biçimde arkasına alamadı. ABD’nin süreci kontrollü tutma eğilimi, Avrupa’da derinleşen görüş ayrılıkları ve uluslararası hukuk zemininde büyüyen dosyalar, İsrail’in hareket alanını daraltan başlıca unsurlar haline geldi. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, İsrail’in sahada aktif olmasına rağmen diplomasi ve strateji düzleminde giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğine işaret ediyor. Bu yalnızlaşma yalnızca devletler arası ilişkilerde görünmüyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Batı kamuoyunda İsrail’e bakış dikkat çekici biçimde sertleşti. ABD’de İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 60’a yükseldi. Pew Research Center Netanyahu’ya dünya işlerinde güven duymadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 59 oldu. Amerikan araştırma şirketi Gallup’un Şubat 2026 verileri ise daha çarpıcı bir eşiğe işaret ediyor: Amerikalılar ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 18-34 yaş grubunda Filistinlilere sempati yüzde 53’e çıkarken İsraillilere sempati yüzde 23’te kaldı. Amerikan analiz ve danışmanlık şirketi Gallup Bu tablo, yıllardır İsrail lehine çalışan siyasal ve kültürel anlatının Batı toplumlarında eskisi kadar karşılık bulmadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk cephesindeki baskı da artık geçici bir tartışma olmaktan çıktı. Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın başvurusuyla açılan davada verdiği ihtiyati tedbir kararları dosyayı canlı tutarken, Uluslararası Ceza Mahkemesi de 2024 sonunda Başbakan Benyamin Netanyahu ve Savunamö Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. [UCM, Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı.] İnsan hakları örgütlerinin dili de giderek sertleşti. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2026 Dünya Raporu’nda İsrail’in sivilleri aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanmasının ve temel hizmetleri mahrum bırakmasının savaş suçu niteliği taşıdığını vurguladı. Uluslararası Af Örgütü ise Aralık 2024’te yayımladığı kapsamlı raporda İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna vardığını açıkladı. Bu başlıkların hiçbiri artık marjinal çevrelerin iddiası olarak kenara itilemiyor, tam tersine İsrail’in meşruiyet zeminini aşındıran kalıcı kayıtlar haline geliyor. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi de yaptığı değerlendirmede tam bu noktaya dikkat çekiyor. İsrail’in Avrupa nezdinde zaten uzun süredir tam bir rahatlık içinde olmadığını, fakat mevcut süreçte bu mesafenin daha görünür hale geldiğini söylüyor. Çiçekçi’ye göre özellikle Avrupa Birliği’nin normatif siyaset iddiası ile İsrail’in etnodemokrasi karakteri arasındaki gerilim yeni değil. Ancak Gazze ve ardından İran gerilimi bu çelişkiyi daha sert biçimde açığa çıkardı. Aynı değerlendirmede Çiçekçi, hukuki ve diplomatik baskının arttığını ama Amerikan desteği sürdüğü müddetçe bunun tek başına İsrail’i caydırmaya yetmeyeceğini de vurguluyor. Kamuoyu ve siyaset aynı çizgide değil İsrail’in yalnızlaşmasını anlamak için yalnızca hükümetlerin resmi tutumlarına bakmak yetmiyor. Asıl büyük kırılma Batı toplumlarında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca Holokost sonrası oluşan moral üstünlük, güvenlik söylemi ve güçlü lobi ağları sayesinde İsrail, ABD ve Avrupa’da kendisine geniş bir siyasi koruma alanı açmıştı. Fakat Gazze’den gelen yıkım görüntüleri, açlık ve kitlesel sivil kayıplar bu koruma kalkanını zayıflatmaya başladı. Bugün ortaya çıkan değişim, yalnızca “İsrail eleştirisi arttı” cümlesiyle açıklanamayacak kadar derin. ABD’de genç seçmenlerin, bağımsızların ve Demokrat tabanın önemli bölümünün Filistin’e daha yakın pozisyon alması, Avrupa’da ise İsrail’e net olumlu bakanların birçok ülkede yüzde 20’nin altına düşmesi, meselenin artık gündelik bir dış politika tartışması olmaktan çıktığını gösteriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un 2025’te altı Batı Avrupa ülkesinde yaptığı ölçümlere göre, İsrail’e net olumsuz bakış Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, İspanya ve Britanya’da son dönemlerin en düşük seviyelerine indi. İspanya’da net beğeni puanı eksi 55’e kadar geriledi. [Gazze soykırımı Avrupa'da halk nezdinde büyük tepkilere neden oldu. Fotoğraf: AA] Bu kırılmanın siyasi düzlemde de karşılığı var. Avrupa Birliği içinde İsrail’e karşı tam bir ortak hat henüz kurulmuş değil. Özellikle Almanya daha frenleyici bir çizgide duruyor. Ama öte yandan İspanya, İrlanda, Belçika, İsveç ve kısmen Fransa gibi aktörler artık daha sert tedbirlerin açık biçimde tartışılmasını istiyor. Örneğin Lüksemburg’daki AB dışişleri bakanları toplantısında İspanya ve İrlanda, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını savundu. Avrupa Komisyonu’nun daha önce ticari yönleri daraltma önerisi masaya gelmişti. Karar çıkmadı ama meselenin bu düzeyde tartışılması bile önemli. Çünkü bu, Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde eski “otomatik koruma” refleksinin çatladığını gösteriyor. Aynı günlerde Avrupa Konseyi de Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durum” nedeniyle İsrail’e yardım girişine engelsiz izin verme çağrısını yineledi. İspanya örneği bu değişimin en görünür yüzlerinden biri oldu. Madrid yönetimi yalnızca Gazze konusunda değil, İran savaşı ve Lübnan saldırıları bağlamında da İsrail’e karşı en sert Avrupa başkentlerinden biri haline geldi. "İki devletten biri soykırım mağduru iken iki devletli bir çözüm mümkün değildir" İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ayrıca İsrail’deki büyükelçisini kalıcı olarak çekti ve iki ülke arasındaki diplomatik kriz derinleşti. Bu durum tek başına “Avrupa İsrail’den koptu” demeye yetmez, fakat İsrail’in Avrupa içinde giderek daha fazla savunmada kaldığını açık biçimde gösterir. Dış Politika Enstitüsü Akademik Danışmanı Dr. Ceyhun Çiçekçi’ye göre bu durum aslında yeni değil ancak artık daha görünür: “İsrail Avrupa nezdinde zaten güçlü bir zemine sahip değildi. Ancak mevcut süreçte bu mesafe daha belirgin hale geldi. Avrupa’nın normatif değerler çerçevesi ile İsrail’in politikaları arasındaki gerilim uzun süredir vardı.” Hukuki baskı ve İran gerilimi İsrail’in karşı karşıya olduğu bir diğer baskı hattı ise uluslararası hukuk alanında şekilleniyor. Uluslararası mahkemelerde açılan davalar, insan hakları kuruluşlarının sertleşen raporları ve Gazze’de yaşananların hukuki niteliğine dair tartışmalar, İsrail’in meşruiyet zeminini doğrudan etkiliyor. Bu baskı, İran’la yaşanan gerilimle birlikte daha da görünür hale geldi. İsrail’in bölgesel çapta genişleyen askeri hamleleri ve ABD ile kurduğu yakın koordinasyon, özellikle Amerikan kamuoyunda yeni bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Washington’da giderek daha fazla dile getirilen bir görüş, İsrail’in politikalarının ABD’yi daha geniş ve maliyetli bir çatışmanın içine çektiği yönünde. Bu tartışma, Gazze’deki insani krize yönelik tepkilerle birleştiğinde İsrail’e verilen desteğin sorgulanmasına neden oluyor. "Trump'ı bu savaşa Netanyahu sürükledi ve savaş, Epstein dosyalarını örtbas etmek için başlatıldı" Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris Ancak tüm bu baskıya rağmen İsrail’in sahadaki hareket alanı büyük ölçüde korunuyor. Dr. Ceyhun Çiçekçi bu noktaya dikkat çekiyor: “İsrail’in daha izole bir konuma sürüklenmesi mümkün. Ancak Amerikan desteği sürdüğü sürece bu izolasyonun sahada belirleyici bir etkisi sınırlı kalıyor. Diplomatik baskılar tek başına yeterli değil." Anlatı üstünlüğü kırılıyor: Propaganda gücü zayıflıyor İsrail’in yalnızlaşmasını hızlandıran en kritik başlıklardan biri de yıllardır kurduğu anlatı ve etki alanının zayıflaması. Uzun süre boyunca medya, akademi ve siyasi lobiler üzerinden güçlü bir destek zemini oluşturan İsrail, bu sayede Batı kamuoyunda önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak Gazze’den gelen görüntüler ve sahadaki gerçeklik, bu anlatının sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zorlamaya başladı. Sosyal medyanın etkisiyle bilgi akışının kontrol edilememesi, özellikle genç kuşaklarda İsrail’e yönelik algının hızla değişmesine neden oldu. Üniversitelerde yükselen protestolar ve akademik boykot çağrıları, bu kırılmanın en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Öte yandan Filistin’e yönelik diplomatik destek artarken, İsrail iç siyasetinde de ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Savaşın yönetimi ve sonuçları üzerine artan tartışmalar, yalnızlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net ancak çok katmanlı. Öncelikle İsrail askeri kapasitesini koruyor, ancak uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini günden güne kaybediyor. Gazze’deki soykırım ve İran’la devam eden savaş, İsrail’in yalnızca diplomatik değil toplumsal ve hukuki düzlemde de baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yalnızlaşma henüz sahada belirleyici bir dengeye dönüşmüş değil. Ancak Batı kamuoyunda değişen algı, uluslararası hukuk mekanizmalarının devreye girmesi ve diplomatik ilişkilerde yaşanan kırılmalar birlikte değerlendirildiğinde, İsrail’in yıllardır sahip olduğu destek yapısının ciddi biçimde aşındığı görülüyor. Bu sürecin kalıcı bir dönüşüme yol açıp açmayacağı ise Batı’nın bu yeni gerçeklikle nasıl yüzleşeceğine bağlı olacak. (TRT)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.