Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Roma İmparatorluğu

bursaarena.com.tr - Roma İmparatorluğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Roma İmparatorluğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor Haber

İzmir Klaros’ta 3 bin 300 yıllık kehanet gün yüzüne çıkıyor

Bir zamanlar savaşlardan salgınlara, depremlerden kentlerin geleceğine kadar pek çok konuda Apollon’dan yanıt aranan antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden biri Klaros, binlerce yıllık geçmişiyle dikkat çekiyor. İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanetin de verildiği kutsal alanda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle yürütülen arkeolojik çalışmalar tarihin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. İzmir’in Menderes ilçesinde, ilk bakışta sessizliğin hakim olduğu bir vadinin içinde binlerce yıl önce bir kentin, bir ordunun, bazen de binlerce insanın geleceğini değiştirecek sorulara yanıt aranıyordu. Savaşın başlayıp başlamayacağı, salgının nasıl sona ereceği, depremden sonra ne yapılacağı, bir kentin kurulup kurulmayacağı tanrı Apollon’a soruluyordu. Bugün aynı topraklarda kahinler yerine arkeologlar çalışıyor. Toprağın her katmanı yeni bir sorunun, her buluntu ise binlerce yıl öncesinden gelen yeni bir yanıtın kapısını aralıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kazı desteği verdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Zunal başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülen Klaros kazıları, alanın antik dünya açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor. Avrupa’dan Afrika’ya Klaros’a geldiler Klaros’un dönemin üç büyük kehanet merkezinden biri ve bunlar arasında en erken kurulanı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Zunal, kutsal alanın sınırları aşan önemini şöyle anlattı: “Klaros, MÖ 13’üncü yüzyılda kuruluyor ve MS 4’üncü yüzyılda Hristiyanlığın resmi din haline gelmesine kadar bir pagan kutsal alanı ve kehanet merkezi olarak kullanılıyor. Burası özellikle İzmir ve İyonya için çok önemli bir yer. Didim’deki Apollon Tapınağı ve Yunanistan’daki Delphi Apollon Tapınağı ile birlikte antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden birindeyiz. Kehanet o dönemde dinsel bir olgu. İmparatorlar, komutanlar ya da kent yöneticileri önemli bir karar verecekleri zaman mutlaka Apollon’a danışıyorlar. Bu nedenle Klaros yalnızca Batı Anadolu’dan değil; bugünkü isimleriyle İtalya, İspanya, Hırvatistan, Romanya gibi Avrupa ülkelerinden, hatta Afrika’daki Moritanya’dan ziyaretçi alıyor. Dolayısıyla Klaros, döneminin en önemli kehanet merkezlerinden biri haline geliyor.” İzmir’in kaderi de Klaros’ta soruldu Klaros’un anlattığı hikâyeler arasında bugünkü İzmir’e uzanan önemli bir kehanet de bulunuyor. Zunal, İzmir’in kuruluş anlatısıyla Klaros arasındaki bağı şöyle aktardı: “Büyük İskender, Kadifekale’de, Pagos eteklerinde gördüğü rüyanın ardından ünlü komutanı Lysimakhos’u Klaros’a gönderiyor. Lysimakhos kehanet ritüelini gerçekleştirdikten sonra İskender’in rüyasını kahine iletiyor. Apollon kahini, yeni kentte yaşayacak insanların eski kenttekilere göre üç, hatta dört kat daha mutlu olacaklarını söylüyor. Böylece İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanet Klaros’tan verilmiş oluyor.” Geçmişin izleri gün yüzüne çıkarılıyor Bugün de arkeologlar aynı yerde geçmişin izlerini sürüyor. 2026 yılı kazıları temmuz ayının ortasında başladı. Arkeolog, mimar, restoratör, konservatör, epigraf ve nümismatların yer aldığı disiplinler arası ekip, sezon boyunca farklı alanlarda çalışma yürüttü. Zunal, “İki farklı sektörde kazılar devam etti. Bunlardan biri kutsal alanın giriş yapısı olan propylonun doğusundaki alan. Bu bölgenin MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda kutsal alana gelen ziyaretçilerin konakladığı bir alan olduğunu biliyoruz. Burada ‘katagogeion’ adı verilen, günümüzün motel ya da pansiyon sistemine benzetebileceğimiz yapılar bulunuyor. Kutsal alanın ana kenti Notion’a doğru, güneyde yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik çok büyük bir yapı birimini kazıyoruz. Burada çalışmalar 2016 yılından beri devam ediyor. Yapı Roma İmparatorluk Çağı’nda, MS 1’inci ve 3’üncü yüzyıllar arasında kullanılmış. Kuzeyde yedi mekân var, güneyde de buna paralel yedi farklı mekân olması gerektiğini düşünüyoruz ve ortasında açık avlulu bir yapı bulunuyor. Fakat yapının işlevini henüz kesin olarak tespit edemedik. Günlük kullanım kapları ve sikkeler yardımıyla tarihini belirleyebiliyoruz. Çok ilginç şekilde yapının deprem etkisiyle sona ermiş olabileceğini düşünüyoruz. İlk evrenin bir yıkım gördüğünü ve ikinci evrenin bu enkazın üzerine kurulmuş olabileceğini bu yıl tespit ettik” dedi. Devasa bir tapınak Klaros’un merkezindeki Apollon Tapınağı, antik dünyanın görkemini bugün bile hissettiren yapılardan biri. Zunal, yapının büyüklüğünü rakamlarla anlattı: “Apollon Tapınağı döneminin eşsiz eserlerinden biri. MÖ 300’ler civarında yapımına başlanıyor ve Roma İmparatorluk Çağı’na geldiğimizde Augustus’un, Tiberius’un ve en sonunda Hadrianus’un desteklerine rağmen tapınak bir türlü bitirilemiyor. Yaklaşık 450 yıl süren bir inşaattan söz ediyoruz. Tapınak 44 metre uzunluğunda, 22 metre genişliğinde. Uzun kenarlarında 11, kısa kenarlarında 6 sütun bulunuyor. Her sütunun 11 mermer tamburdan oluştuğunu biliyoruz ve bu tamburların her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında. Başlığıyla birlikte tek bir sütunun ağırlığı yaklaşık 75-80 tona ulaşıyor. Üst yapısını da düşündüğümüzde yaklaşık 13-14 metre yüksekliğinde devasa bir tapınaktan söz ediyoruz.” Tonlarca mermer denizleri aşarak Klaros’a geldi Klaros’un dış dünya ile bağlantısını anlatan en somut kanıtlardan biri ise denizin dibinde bulundu. Kutsal alanda Marmara Adası’ndaki antik Prokonnesos taş ocaklarından ve Paros Adası’ndan getirilen mermerlerin kullanıldığını anlatan Zunal, “En çarpıcı örneklerden biri Prokonnesos’tan, yani Marmara Adası’ndan Klaros’a gelen bir kargo gemisi. Bu gemi Kızılburun açıklarında bugünkü Teos’da batıyor. Geminin kazısı yapıldı ve taşıdığı kargonun Klaros’a gelmekte olan Dor düzeninde bir sütun başlığı ve bir sütuna ait olduğu tespit edildi. Bu bize, çevreden hayvanlarla, arabalarla ya da insan gücüyle getirilen mermer blokların dışında, Klaros’a özel mermerlerin deniz yoluyla da taşındığını gösteriyor. Yaklaşık 75-80 ton ağırlığa ulaşan bir taşıyıcı sütundan bahsediyoruz. Bunların taşınması son derece zahmetli ve maliyetliydi. Dolayısıyla Klaros gibi kutsal alanların, bugünkü ifadeyle sponsorlarının olduğunu da biliyoruz” şeklinde konuştu. Kaplumbağaya bakınca iki bin yıl öncesini görmek Klaros’ta hikâye yalnızca kazı çukurlarında, sütunlarda ve heykellerde değil. Bazen ağır ağır yürüyen bir kaplumbağanın kabuğunda saklı. Bugün Klaros’u gezenlerin karşısına sık sık çıkan kaplumbağalar, binlerce yıl önce de Apollon’un dünyasının bir parçasıydı. Zunal, antik çağ ile bugün arasındaki bu şaşırtıcı bağın altını önemle çizerek, “Antik dönemden izlerini bildiğimiz bazı şeyleri bugün Klaros’a geldiğinizde çok net şekilde görebiliyorsunuz. Bunlardan biri kaplumbağalar. Apollon’un çaldığı ve icat ettiği söylenen ‘lira’ isimli telli bir müzik aleti var. Liranın ses kutusu kaplumbağa kabuğundan yapılıyordu. Lira ve lira çalan Apollon figürinleri de o dönemde insanların Apollon’a sundukları en önemli adak eşyalarından biriydi. Klaros’un yaşayan bir diğer antik simgesi ise birkaç adım ötede yükseliyor: Defne” dedi. Apollon’un ağacı hâlâ sunakların çevresinde Klaros’un binlerce yıllık hafızasının yaşayan izlerinden biri de bugün sunakların çevresinde büyüyen defne ağaçları. Zunal, defnenin Apollon için taşıdığı anlamı şöyle anlattı: “Bugün Klaros’a geldiğiniz zaman özellikle sunakların çevresinde çok sayıda defne ağacı görüyorsunuz. Defne, Apollon’un kutsal ağaçlarından ve bitkilerinden biri. Mitolojide Daphne isimli bir sevgilisi var. Karşılıksız bir aşktan sonra Daphne tanrılar tarafından defne ağacına dönüştürülüyor ve o zamandan itibaren defne Apollon’un kutsal ağacı olarak biliniyor. Defnenin yalnızca Apollon’la özdeşleşmiş bir bitki olmadığını, kehanet sırasında esinlenmek amacıyla da kullanıldığını biliyoruz. Rahiplerin ve kahinlerin sunular sırasında defne taçları ve defne yaprakları kullandıklarına ilişkin bilgilerimiz de var. Böylece binlerce yıl önce kehanet ritüelinin parçası olan defne, bugün yine aynı topraklarda, aynı sunakların çevresinde büyüyor; Apollon’un lirasıyla ilişkilendirilen kaplumbağalar ise kutsal alanın içinde dolaşmaya devam ediyor.” Kehanet sustu, demircinin çekici duyuldu Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmesiyle pagan kutsal alanları işlevlerini yitirmeye başladı. Klaros ise bir anda ortadan kaybolmadı; başka bir yaşam alanına dönüştü. Kahinin sustuğu yerde yüzyıllar sonra demirciler çalışmaya başladı. Zunal, “Özellikle Hristiyanlık süreci bizim için çok önemli. Pagan kutsal alanlarının kapatıldığı, bazılarının tahrip edildiği bir dönemden söz ediyoruz. Ancak Klaros bu süreçte işlevini bir süre daha sürdürmüş gibi görünüyor. MS 5’inci ve 7’nci yüzyılda kutsal alanın gerçek işlevini kaybettiğini, kentten buraya doğru bir yerleşimin geldiğini ve bazı atölyelerin bu yapılarda faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Bir demirci atölyesinin varlığını tespit ettik. Son üç yıldır çalışmalarımızı özellikle bu alana yönelttik. Bunun yanında çok sayıda yarı mamul ya da cüruflaşmış tuğla bulduk. Bunlar yakın çevrede bir tuğla atölyesinin de bulunduğunu düşündürüyor. Yani Klaros ne kadar kutsal bir alan olmuşsa da Hristiyanlık sürecinde işlevsel bir dönüşüm yaşamış” diye konuştu. Homeros’un başı ile gövdesi 40 yıl sonra buluştu Klaros’un sürprizleri bununla da bitmiyor. Batı edebiyatının temel eserlerinden İlyada ve Odysseia’nın şairi Homeros’un heykelinin bulunma öyküsü de neredeyse başlı başına bir arkeoloji hikâyesi. Zunal, “Homeros heykelinin gövdesi 1952 kazılarında iki parça halinde ortaya çıkarılıyor ve o dönemde İzmir’deki müzeye götürülüyor. 1992 yılı kazılarında ise Homeros’un başı ele geçiyor. O tarihte Klaros kazısı Selçuk Müzesi’ne bağlı olduğu için baş Selçuk’a gönderiliyor. Daha sonra gövde ve başın aynı heykele ait olduğu ortaya çıkıyor ve 2000’li yılların başında iki parça yeniden buluşuyor. Heykelin MÖ 200-180 civarında yapıldığını biliyoruz. Apollon, Artemis ve Leto’dan oluşan üçlü kült heykeliyle aynı dönemde, büyük olasılıkla aynı atölyede üretilerek Klaros’a getiriliyor. Homeros’un burada diğer tanrılarla aynı sınıfta görülmesi, onun tanrısallaştırılması açısından da son derece önemli” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016’dan bu yana Klaros’ta Klaros kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün her yıl yenilenen izniyle sürdürülürken, kazı, koruma ve belgeleme çalışmalarına farklı kurumlar destek veriyor. Zunal, “İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 yılından bu yana Klaros’ta yürüttüğümüz arkeolojik kazı, restorasyon ve belgeleme çalışmalarının önemli destekçilerinden biri. Ayrıca 2025 yılından bu yana ana sponsorumuz olarak SAYA Holding ile iş birliğimizi sürdürüyoruz. Bakanlığımıza, Büyükşehir Belediyemize ve ana sponsorumuza sağladıkları değerli desteklerden dolayı, şahsım ve kazı ekibim adına şükranlarımı sunarım” dedi.

Sanat dünyasının gözü İznik'te! "Gölge Modu" filmine yoğun ilgi Haber

Sanat dünyasının gözü İznik'te! "Gölge Modu" filmine yoğun ilgi

‎Bursa'nın İznik ilçesinde çekilecek bilim kurgu-gerilim filmi Gölge Modu, daha çekimler başlamadan uluslararası sinema çevrelerinin dikkatini çekti. Kulislere göre birçok Avrupa ülkesinden yapımcılar projeyle yakından ilgilenirken, filmin Bursa ve İznik'in tanıtımına önemli katkı sağlaması bekleniyor. Film, 'İznik: Paradise on Earth' mottosuyla hayata geçirilecek. ‎BURSA (İGFA) - ‎Bursa'nın İznik ilçesi, uluslararası ses getirmesi hedeflenen yeni bir sinema projesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bilim kurgu ve gerilim türündeki Gölge Modu filminin senaryosu, projenin yapımcılarından Oğuzhan Üral tarafından kaleme alındı. Filmin yönetmenliğini Oğuzhan Üral ile Hakan Orhan üstlenirken, uygulayıcı yapımcılığını ise Bursa'nın ilk internet dizisinin yönetmeni Erkan İsa Şen yürütüyor. ‎‎"İZNİK: PARADISE ON EARTH" MOTTOSUYLA ÇEKİLECEK ‎‎'İznik: Paradise on Earth' mottosuyla hayata geçirilecek film, yalnızca gerilim dolu hikâyesiyle değil, İznik'in tarihi ve doğal güzelliklerini uluslararası izleyiciyle buluşturma hedefiyle de dikkat çekiyor. Projenin, Bursa ve İznik'in turizm potansiyeline önemli katkı sunacağı konuşuluyor. ‎‎YALNIZCA BİR FİLM DEĞİL ‎‎Filmin yapımcısı ve senaristi Oğuzhan Üral, Gölge Modu'nun yalnızca bir gerilim filmi olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Gölge Modu, bilim kurgu ve gerilim türünde hazırladığımız bir sinema filmi. Ancak bu proje yalnızca bir film değil; aynı zamanda İznik'in binlerce yıllık tarihini ve kültürel mirasını sinema aracılığıyla daha geniş kitlelere tanıtmayı amaçlayan bir çalışma. ‎Hikâyemizi İznik'in tarihi atmosferinde kurguladık. Lefke Kapısı, Dikilitaş ve Roma İmparatorluğu döneminden günümüze ulaşan tarihi yapılar, senaryomuzun önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu eşsiz tarihî doku, filmin dünyasına güçlü bir gerçeklik ve derinlik katıyor. ‎En büyük hedefimiz, izleyicilerin sadece Gölge Modu filmini izlemekle kalmayıp, filmin geçtiği bu tarihî mekânları da merak ederek İznik'i ziyaret etmelerini sağlamak. Sinemanın kültürel mirasın tanıtımında güçlü bir araç olduğuna inanıyoruz. Filmimizin başarısıyla birlikte İznik'in tarihî ve kültürel değerlerinin daha geniş kitleler tarafından keşfedilmesine ve kültür turizmine katkı sunmasına gönülden inanıyoruz. Dünyaya kazandıracağımız bu proje 'İznik: Paradise on Earth' mottosuyla hayata geçirilecek. İznik: Yeryüzündeki cennet. Söylemlere göre yurtdışından gelmek isteyenler varmış; setimizi ziyaret için. Buyursunlar, bekleriz. Nasıl öğrendiler bilmiyorum ama çok güzel mesajlar da alıyoruz. Herkese açık olan hesabımda da dört ayrı dilde açıklamalı hikaye paylaşımı yaptım zaten." Üral'ın birçok dilde yaptığı "Dünyadaki cennet İznik'e bekleriz. We welcome you to İznik, the Paradise on Earth. Мы ждём вас в Изнике — раю на Земле. Nous vous attendons à İznik, le paradis sur Terre. Vi aspettiamo a İznik, il paradiso sulla Terra" paylaşımı büyük ilgi görmüş durumda. ‎‎"BU BİR KÜLTÜR-TURİZM GÖREVİDİR" ‎‎İznik'te çekilecek Gölge Modu filminin uygulayıcı yapımcısı Erkan İsa Şen ise projenin hazırlık süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Yapımcı Erkan İsa Şen, filmin yalnızca bir sinema projesi olmadığını, aynı zamanda İznik'in tarihi ve doğal güzelliklerini ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtacak önemli bir kültür çalışması olduğunu söyledi. Projeye büyük bir titizlikle hazırlandıklarını belirten Yönetmen Erkan İsa, "Aylar süren planlama sürecinin ardından artık sahaya çıkmaya hazırız. Amacımız, güçlü hikâyesiyle izleyiciyi etkileyen, teknik kalitesiyle dikkat çeken ve İznik'in eşsiz atmosferini beyaz perdeye en doğru şekilde yansıtan bir yapım ortaya koymak" dedi. ‎‎"KENTİN KÜLTÜR MİRASI ENERJİMİZ" ‎‎Film ekibinin tamamen profesyonel bir anlayışla çalıştığını vurgulayan Erkan İsa Şen, çekimler boyunca yerel kurumlar ve vatandaşlarla iş birliği içerisinde hareket edeceklerini ifade ederek, "Bu proje, İznik'in ve Bursa'nın sinema sektöründeki potansiyelini gösterecek önemli bir adım olacak. Şehrimizin kültürel mirasını koruyarak, bu değeri sanat aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Gölge Modu'nun sadece bugün değil, yıllar sonra da konuşulacak bir film olması için var gücümüzle çalışıyoruz" diye konuştu. İznik'in doğal plato niteliği taşıyan yapısıyla sinema sektörü için büyük fırsatlar sunduğunu belirten Erkan İsa Şen, filmin tamamlanmasının ardından hem bölge turizmine hem de yeni sinema projelerine katkı sağlayacağına inandıklarını söyledi. ‎‎"BURSA'NIN SİNEMATİK GÜCÜNÜ DÜNYAYA GÖSTERECEĞİZ" ‎‎Filmin yönetmenlerinden Hakan Orhan ise ilk uzun metraj deneyimini Bursa'da gerçekleştirmenin heyecanını yaşadığını söyledi. "Kendi adıma ilk uzun metraj deneyimim olan 'Gölge Modu' projesini, tarihsel ve doğal zenginliğiyle Türkiye'nin en özel şehirlerinden biri olan Bursa'da hayata geçirmekten büyük heyecan duyuyorum. Hikâyemizi İznik'in medeniyetlere ev sahipliği yapmış dokusu ve Oylat Mağarası'nın büyüleyici atmosferiyle harmanlayarak, Bursa'yı kültürel anlamda hak ettiği sinematik değere kavuşturmayı amaçlıyoruz. 'Gölge Modu', hem şehrimizin saklı kalmış görsel potansiyelini sergileyecek hem de yeni nesil ekibimizin ortak emeğini perdeye yansıtacak. Yerel değerlerimizi evrensel bir dille anlatmak üzere çıktığımız bu yolda izleyicilerle buluşmak için sabırsızlanıyoruz." ‎‎Bilim kurgu ile gerilimi İznik'in binlerce yıllık tarihi atmosferinde buluşturacak olan 'Gölge Modu'nun, tamamlanmasının ardından ulusal ve uluslararası sinema platformlarında izleyiciyle buluşması hedefleniyor. Projenin, Bursa ve İznik'in kültür turizmine sağlayacağı katkı ise şimdiden merak konusu. Dünyaca ünlü film yapımcılarının hikayeyle ilgilenmesi dikkat çekerken, filmin yurtdışında vizyona girme ihtimalinin olduğu da edinilen bilgiler arasında.

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti Haber

İran’ın Hürmüz Boğazı'nda 2 bin yıllık hakimiyeti

Minab bölgesinde Eşkani dönemine ait stratejik bir kalenin kalıntılarının ortaya çıkarılması, İranlıların dünyanın hayati su yolları üzerindeki tarihî denetimini ortaya koyan güçlü bir kanıt olarak değerlendiriliyor. Bulgular, İran’ın yaklaşık 2 bin yıl önce deniz üsleri kurarak “Deniz İpek Yolu”nun en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda Doğu ile Batı arasındaki ticaret gemilerinin hareketini kontrol ettiğini gösteriyor. Bender Abbas, İRNA – Hürmüzgan Eyaleti Kültürel Miras Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre, Hürmüzganlı araştırmacı ve arkeolog Hüseyin Hüseyinzade Şehabi, söz konusu keşfin İran’ın deniz gücüne ilişkin tarihî bir belge niteliği taşıdığını belirtti. Şehabi, İranlıların Hürmüz Boğazı üzerindeki tarihî hakimiyetine değinerek “Yaklaşık 2 bin yıl önce dünyanın en önemli ticaret ağı ‘İpek Yolu’ olarak biliniyordu. Bu ağ, kara ve deniz olmak üzere iki ana güzergâh üzerinden antik dünyanın doğusu ile batısını birbirine bağlıyordu.” ifadelerini kullandı. Bu stratejik yaklaşımın, İranlıların söz konusu su yolunun uluslararası ticaret ağındaki jeopolitik önemini derinden kavradıklarını gösterdiğini ifade eden Şehabi, kara güzergâhının Çin’den başlayıp İran Platosu’ndan geçerek antik Raga (günümüzde Rey şehri) üzerinden batıya uzandığını, Mezopotamya ve Anadolu yoluyla Roma İmparatorluğu topraklarına ulaştığını belirtti. İranlıların Deniz İpek Yolu üzerindeki hakimiyeti Şehabi, Deniz İpek Yolu’nun da dönemin küresel ekonomik ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadığını belirterek “Bu güzergâh Çin ve Hindistan kıyılarından başlıyor, Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi’ni geçtikten sonra Basra’ya ulaşıyor ve oradan batı pazarlarına doğru devam ediyordu.” dedi. Minab bölgesinde elde edilen yeni bulgulara işaret eden Şehabi, Minab’daki Nahle İbrahimi sahasında Eşkani dönemine ait bir kalenin kalıntılarının tespit edildiğini ve arkeolojik kazı çalışmalarına konu olduğunu söyledi. Tarih ve arkeoloji araştırmacısı ayrıca, Minab’ın Tiyab bölgesinden başlayarak söz konusu kalenin yakınına kadar uzanan ve “Kehur Lenger-i Çini Koyu” olarak bilinen antik bir koyun da belirlendiğini, bunun denizcilik ve ticaret tarihi açısından özel bir önem taşıdığını ifade etti. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için stratejik deniz üssü Şehabi, saha araştırmaları, karşılaştırmalı incelemeler ve arkeolojik kazı sonuçlarının, bu kalenin sıradan bir yerleşim alanının ötesinde işlev gördüğünü ortaya koyduğunu belirterek “Bu yapı, İran donanmasının Hürmüz Boğazı bölgesine sevk edilmesi ve donatılması amacıyla kullanılan stratejik bir deniz üssü olarak hizmet vermiştir.” ifadelerini kullandı. Elde edilen verilerin, söz konusu üssün deniz yollarını denetlemek ve Deniz İpek Yolu üzerinde faaliyet gösteren ticaret gemilerinin geçişlerini kontrol etmek amacıyla kurulduğunu gösterdiğini vurgulayan Şehabi, bu gemilerin özellikle Çin ve Hindistan gibi Doğu’nun büyük ekonomik merkezlerinden Batı pazarlarına doğru seyrettiğini söyledi. Hürmüzganlı araştırmacı, bu bulguların İranlıların yaklaşık 2 bin yıl önce Hürmüz Boğazı’nın küresel ticaret açısından taşıdığı stratejik ve jeopolitik önemin farkında olduklarını ortaya koyduğunu belirtti. Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve küresel ticaretteki rolü Antik dönemin büyük güçleri arasındaki ekonomik rekabete değinen Şehabi, Roma İmparatorluğu’nun İran’ın en önemli ticari rakibi olduğunu ve doğudaki ipek, baharat ve değerli taş üretim merkezleriyle doğrudan bağlantı kurabilmek için İran topraklarını devre dışı bırakmaya çalıştığını söyledi. Şehabi ayrıca "Böyle bir ortamda deniz üslerinin kurulması ve stratejik su yolları üzerinde denetim sağlanması, İran’ın ekonomik çıkarlarını koruma ve uluslararası ticaret ağındaki konumunu muhafaza etme yönündeki genel politikasının bir parçasıydı.” dedi. Minab’daki arkeolojik bulguların yalnızca İran’ın denizcilik ve ticaret tarihine ışık tutmadığını belirten Şehabi, aynı zamanda İran’ın antik çağlarda dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birinin yönetimindeki rolünü ortaya koyan değerli bir belge niteliği taşıdığını ifade etti. Şehabi’ye göre bu durum, Hürmüz Boğazı’nı çok eski dönemlerden itibaren bölgenin en önemli jeopolitik ve ekonomik merkezlerinden biri haline getirmiştir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.